Zaferi Görmek, Görebilmek !!!

GİRİŞ: 23.05.2021 19:33      GÜNCELLEME: 23.05.2021 19:33
Rasthaber -  Ramazan ayında Filistinli Müslümanların Aksa ve Kubbetü's-Sahra’da ibadetlerinin artması ile başlayan gerilim İmam Humeyni (ra)’nin Kudüs mücadelesine farkındalığı artırmak ve Müslümanların bu dava etrafında dünya küfrüne karşı birleşmesini sağlamak için ilan ettiği Ramazan’ın son cuması kutlanan Kudüs Günü’nün yaklaşması ile iyice artarak olaylar tırmanmaya başlamıştı.


Aynı zamanda İsrail’in bağımsızlığını ilan ettiği tarih olan 14 Mayıs 1948 tarihinin hemen ertesi günü 15 Mayıs gününün Filistinliler tarafından Nekbe (büyük felaket) günü olarak anılması İsrailli yerleşimciler tarafından ise kurtuluş günü olarak kutlanması her iki taraftan düzenlenen program ve protesto gösterilerinin Kudüs Günü ve Ramazan’ın hepsinin bir araya gelmiş olması olayların küçük birer çatışma olarak kalmayacağının ip uçlarını çoktan vermişti bile.

Protesto gösterilerinin başlaması ile oluşan çatışmalarda yüzlerce Filistinli sert müdahale neticesi ile yaralandı. Cuma namazı kılmak için Mescid-i Aksaya giden on binlerce Filistinli ve Kudüs Günü münasebeti ile düzenlenen   yürüyüş ve gösterilere İsrail polisi ve İşgalci yerleşimcilerden yapılan karşı müdahale ile olaylar seyrinden çıktı ve Kudüs Günü 500’e yakın Filistinli yaralanarak hastanelere kaldırıldı. Bunların içinde 10 kadarının durumu kritikti. Ertesi gün olaylar devam etti ve 100 kişiye yakın Filistinli daha hastaneye kaldırıldı. Bir İsrail Polisi yaralandı. Kudüs Günü münasebeti ile Mescid-i Aksa’da başlayan protesto gösterileri diğer şehirlere de yansıdı ve Ramallah ve Hayfa’da da Filistinli protestocular İsrail polisi ile çatıştı. Bunun üzerine İsrail artan gösterileri bahane ederek Gazze sınırındaki ve uluslararası hukuka göre Ürdün kontrolündeki Batı Şeria’da güvenlik güçlerini takviye ederek müdahalelerde bulunacaklarını açıkladı.  Ertesi pazartesi ise söylediklerini gerçekleştirmek için Kudüs’ü takviye askeri birliği ve İsrail Polisi ile geniş bir abluka altına aldı. Bu arada Haremi Şerif ve doğu Kudüs’te Şeyh Cerrah bölgesindeki Filistinlilerin evlerinden çıkartılarak Yahudi yerleşimcilerin yerleştirilmeleri sebebiyle çıkan çatışmalarda da 205 Filistinli ile 18 İsrail polisi yaralanması ile olaylar daha büyük bir ivme kazanarak artık iç savaş konumuna ilerlemişti.

Hem Şeyh Cerrah’ta hem Mescid-i Aksa’da Müslümanlar İsrail Polisinin bu bölgelere girmesini engellemek için nöbet tutmaya başladılar. 11/05/2021 tarihinde Gazze’deki direniş grupları ortak yaptıkları açıklama ile gelişen bu olaylar neticesinde ismine “Kudüs Kılıcı” verdikleri operasyonları başlattıklarını duyurdular.  Kassam Tugayları sözcüsü yaptığı açıklama ile İsrail’e Mescid-i Aksa’da uyguladıkları ablukayı kaldırmaları için 2 saat süre tanıdı ve ellerinde 120 km menzilli A120 model yeni bir füzeye sahip olduklarını duyurdu.

Ancak İsrail ablukayı kaldırmayarak baskıları artırdı ve buna ilave olarak Gazze’yi savaş uçakları ile bombardıman altına aldı. Bunun üzerine direniş güçlerinin İsrail topraklarına füze saldırıları başladı. Gazze direnişinin ardı arkası kesilmeyen ve birçoğu da İsrail’in meşhur demir kubbesini delik deşik edip yerleşim yerlerine düşmeye başlayan füzeleri göndermesi İsrail ile birlikte bütün dünya büyük bir şaşkınlığa uğrayarak direnişin sahip olduğu silah envanteri hakkında hayrete düştüler.


Öyle ki İsrail’in en meşhur tv kanallarından “tv 12” de analizciler “Kasım Süleymani, Mossad’ı aşarak 40 km'lik Gazze’ye bu kadar çok füzeyi nasıl soktu nereye sakladı? Netanyahu buna cevap vermelidir? “ diyerek şaşkınlıklarını ve hayretlerini itiraf ediyorlardı.

Şehid Kasım Süleymani bizzat kendisi bu işleri organize ederek yıllar süren bir çalışma ile İran’ın Bedir 3, Siicin-55, Fecr- 5 ve her seferinde 100 kadar füzeyi aynı anda atabilecek füze rampalarını Gazze’ye kadar sokmuştu.

Hamas ve İslami Cihad’ın yürüttükleri Kudüs Kılıcı operasyonu İsrail’in tüm savunma ve saldırılarına rağmen başarılı oldu ve İsrail yönetimi haddinden fazla zora soktu.

Neticede İsrail başta Mısır olmak üzere bazı ülkelerden ateşkes için arabulucu olmalarını ısrarla istemesine rağmen buna yanaşacak bir destekçi bulamadı kendine ve tek taraflı olarak ateşkes ilan etmek zorunda kaldı.

11 günlük savaş sürecinde İsrail tek taraflı ateşkes ilan etmesi ile birlikte Gazzeli direniş grupları bunu bir zafer olarak ilan ettiler ve buna ilişkin kutlamalar yapmaya başladılar. Uluslararası Ortadoğu uzmanları ve siyaset otoriteleri de bu gerçeği istemeyerek de olsa itiraf etmeye başladılar.

Direniş örgütleri ve Gazze halkı bu ateşkesi zafer olarak kutlarken içimizden bazıları aslında değişen hiçbir şey olmadı bunun neresi zafer? İsrail Kudüs’ten mi çekildi? İşgale son mu verdi? Niye bunu zafer olarak kabul edip kutluyorsunuz diye tepki vererek sorular soruyorlar.

Hamas Lideri İsmail Heniye. “Kudüs artık ümmetin hür Müslümanları ve hür Hristiyanların cephesidir.  Karşımızda bir işgal ve işgale karşı bir direniş var” diyerek direnişin kazanımını ilan etti.

Hamas’ın sürpriz füzeleri ile şaşkına uğrayan İsrail kara harekatı yapmaktan vaz geçti. Daha önceki Gazze İşgallerinde en büyük sivil halk kaybı kara işgallerinde verilmişti. İsrail’i korkutarak bundan imtina ettirmiş olmak bir zaferdir ve Yüzlerce Filistinlinin hayatı bu sayede kurtarılmıştır. İsrail bu savaş ile birlikte ilk defa korkuyu hissetti ve savaş ve yenilme korkusu ile karşı karşıya kaldı. İsrail’in en çok önem verdiği ve varlığını üzerine kurduğu esas İsrail’in güvenlikli olmasıydı. Bunu iyi bilen Filistin direnişi de savunma stratejisini bu esas üzerine kurmuştur ve İsrail halkının güvenli ortamını hedef alarak onu yıpratmaya ve aslında bu güvenin ne kadar yok olmaya yakın olduğunu göstermeye çalışmaktadır.  Artık İsrail Kudüs’e saldırmaya devam ettiği müddetçe rahat edemeyeceğini, güvende kalamayacağını anladı. İsrail’in şimdiye kadar ki stratejisi Filistinlileri bölüp ayrı ayrı saldırmak üzere kurgulanmıştır İran tüm direniş örgütlerinin hepsini ayrım yapmadan destekleyerek ve silahlandırarak aynı zamanda onların senkronize hareket etmelerini ve birbirlerine güvenmelerini de sağlayarak bu denklemi de kırdı. Kudüs’e saldırırsanız artık Gazze ayağa kalkacak. Gazze’ye saldırırsanız Batı Şeria ve 1948 de işgal edilen bölgedeki Filistinliler ayaklanacak denildi. Elbette bunun strateji ve planlamasını da Ayetullah Hamaney 2018’de “Batı Şeria silahlanmalıdır” beyanı ile yapmıştır.  Yani İsrail’i kara harakatından vaz geçirmek bir zaferdir. Aralarında çeşitli itilafları barındıran Filistin direniş örgütlerinin birlikte hareket etmelerini sağlamak ve bunun önemini onlara uygulama ile göstermiş olmak büyük bir zaferdir. İsrail halkının Kudüs’ün ve çevresinin güvenli bir vatan olduğu inancını yıkmak bir zaferdir.


Gözünü Filistin ile Kudüs ile açan bir neslin çocuklarıyız biz.  Daha “Ali top at” cümlesini öğrenmeden “İsrail Kudüs’ten çık” cümlesini kuran nesiliz. Çocukluğumuz Kudüs masalları ile gençliğimiz “Kahrolsun İsrail”, “Free Palestene”, “ve Kudüs’e özgürlük” sloganları ile geçti. İsrail bayrağı yaktığımız için jop yedik tutuklandık damga yedik. Saltanatı sevmeyiz Osmanlıya ağır eleştiriler getiririz ama artık muhafazakar camianın amentüsü haline gelen Abdülhamit’in toprak talebine “Kılıçla alınan ancak kılıçla verilir” sözü ile itiraz ederek Theodor Herlz’i huzurundan kovduğu rivayetine masalda olsa inanmak isteriz.  Öyle ya Abdülhamit’in tahta geçtiği 1876 yılından 5-6 yıl Filistin’e en büyük göçlerin yapıldığını 1882’de Siyonist yerleşim yerlerinin kurulduğunu ve 1890 yılında da göçlerin hız kazandığını iyi biliriz ama yine de bu ona olan sempatimizi etkilemez. 

Biz Filistin mücadelesini sapan taşları ile verildiği ilk günlerine aşinayız. Dilimizden Kudüs özgürlük şarkıları hiç düşmedi.


“Yokuşlar kaybolur çıkarız düze

Kavuşuruz sonu gelmez gündüze

Sapan taşlarının yanında füze

Başka alemlerden farkımız bizim “



gibi mısralarımız şarkıları ezgileri dilimizden düşürmezdik. Abbas Musavi bizim Che Guevara’mız Yahya Ayaş Fidel Castro’muz, İmad Mugniye ise Mc.Gyver’imizdi bizim. Kudüs davası ile ilgili her adımı her gelişmeyi takip etmişiz. Her yeni haber müjdeli muştu olmuştur. Her şehid ve sivrilen lider odamızın duvarlarını süslemiştir. Hasan Nasrullah’ın gençlik fotolarını bulup birbirimize göstermek en büyük ikramımızdır. Hizbullah posterleri çıkartmaları şehitlerin resimleri kartpostallarımızdı bizim. Bizim için İsrail’e atılan her taş zaferken İsrail’in öve öve bitiremediği demir kubbesini delik deşik ederek çeşitli hedefleri harap eden füzelerin elde ettiği bu sonuç mu zafer sayılmayacak? Aylarca yıllarca İran’a karşı psikolojik söyleme girişen İsrail’in uluslararası kamuoyunu etkilemek için yaptığı İran’ı bombalarız şöyle ederiz böyle yaparız söylemleri ile üstünlüğünden dem vururken İran’ın gölgesinin gölgesi olan Hamas ve İslami Cihad ile bile yenik düşmüş olması ve aslında kağıttan bir devlet olduğunu anlamamız ve bütün dünyanın da anlamış olması açısından bizim için bir zaferdir.


Diyorlar ki kaç İsrail askeri öldürdünüz de böyle seviniyor zafer kutluyorsunuz. Bunu söyleyenlere düşman kafası saymak faşistlerin işidir. Biz davamızı onurumuzu duruşumuzu zaferimizi buna bağlamadık. Biz şehitlerimizi sayarız ki bütün kutsiyet ve yücelikler onlardadır ve onların varlıkları zaferin ta kendisidir.

Biz biliyoruz ki bize bu soruyu sonarların amaçları aslında var olduğunu düşündükleri bir realiteyi bize hatırlatmak değildir. Aslında bu soruları soranlar İran’ın bölge direniş güçlerine sağlamış olduğu bu imkanları küçümsemek hafife almak ve en azından kamuoyunun önünde önemsizleştirmek gayretlerinden kaynaklanıyor. Baştan beri sudan bahaneler ile direnişin tarafından uzak kalmış olmalarının acayipliğini gafletini örtbas etme çabalarıdır. Öyle ya birçoğu Sünni camiadan olup İslamcı geçinen, ümmetçi geçinen ve İran’ı ise mezhepçilik ve ümmet içinde bir fitne olmakla suçlayan bu kimselerin hiçbiri ve Sünni ülkelerden herhangi biri kendi mezheplerinden olan Filistin direnişine yardım etmezken Şii İran’ın onlara yardım etmesi onların bugüne kadar söyledikleri iftiraların yalan olduğunu ortaya dökmüş oldu.

Bugün İran’ın aslında Ümmetin tüm dertleri ile dertlendiği ve bunu yaparken hiçbir mezhebi ve kavimsel bir hesabın içinde olmadığı sadece dünya küfrüne karşı Siyonizme karşı mazlum ve müstaz’af tüm halkların din ve mezhep ayrımı yapmadan yanında yer almış olduğu 4. Gazze savaşı ve direnişin bu savaşta kazanmış olduğu zafer ile tescil olmuştur. Birbiri ardına İran’a teşekkür edip sağladıkları lojistik ve füzeler dolayısı ile minnetarlıklarını ileten kuruluş örgüt ve direniş gruplarının yaptıkları bu açıklamalar ile ve ortada bizzat İran menşeli füzelerin uçuşuyor olması ile de artık kesinlik kazanmış ve bugüne kadar yapılan itiraz, karartma ve görmezden gelmeleri de bertaraf etmiştir.

Herşeyden önce Hizbullah lideri Hasan Nasrullah’ın ikibin yılında söylediği “artık yenilgi dönemi bitmiştir” sözünün ispatıdır Gazze direnişinin başarısı.

Neresinden bakarsanız bakın son Gazze savaşı hem direniş açısından hem de muvahhit Müslümanlar açısından kutlamaya değer bir zafer ve bundan sonrası için yeni umut ve getirileri sağlayacak büyük bir kazanımdır.

Zafer yukarıda saydığım ve daha da sayılabilecek birçok sebebe bağlı olarak açıktır ve görmek isteyen görmesi için hiçbir engel taşımayan insanların kolaylıkla görebileceği bir olgudur. İstek arzu ve ilgiye dayalıdır. Belki birazda taraf olmak gerekir. Ancak Kudüs davasına taraf görünüp Siyonist ve emperyalizmin propagandalarına kanan ya da mezhebi ve kavmi histerilerle kanmaya baştan meyilli insanların göremeyeceği ve görmek istemeyecekleri bir olgudur aynı zamanda. Onlar zaten tüm Ortadoğu da emperyalizmin kendilerine sundukları senaryolara ve sergiledikleri oyunlara aşinalar ve baştan beri hep onların zavilerinden bakmaya alışmışlar.