Yolculuk-7

GİRİŞ: 26.10.2020 18:50      GÜNCELLEME: 26.10.2020 18:50
Rasthaber - BismillahiRahmanniRahim   
Hamd Alemlerin Rabbi Allah’a, salatu ve salam O’nun Resulü ve temiz Ehli beytine olsun;
Bölüm-7: Hakikat-i Muhammediye
Bu yolculuğun ana merkezi insanın (ruhu) kendisidir. Boyutlar arası açılan kapısı kalbidir. Boyutlar arası bağlantısı Düşünme/akıl etmedir ki O ise boyutlara açılan hayal gibi görüne gerçek dünyasıdır. Akıl, hayal dünyasındaki gerçekleri zaman ve mekân göre madde dünyadaki var oluşunu organize edip pratikte uygulamasını yapan bir araçtır.  İnsanoğlu aklıyla Hayal dünyasındaki var olan her şeyi madde dünyasında şekillendirmekte, keşfetmektedir. Evet bu bir keşiftir çünkü öncesinden var olmuş her şeyi zaman ve mekâna mefhumuna göre sırasıyla kapalı dosyaları açıp keşfetmektir. «Yoktan hiçbir şey var olmaz, var edilmiş hiçbir şeyde yok olmaz». Dolaysıyla daha öncede var edilmiş bir şeyin Madde dünyamızda görünmemesi onun Görünmeyen dünyamızda yok olması demek anlamına gelmez. 
İnsan, Madde dünyasında «Geçmiş-Şimdiki-Gelecek» zamanı olarak 3 böler fakat yaşadığı ama görünmeyen dünyasındaki zamanın kavramı çok farklıdır. Görünmeyen (Ruh) dünyasından madde dünya bakmak dünyaya uzaydan bakmak gibidir o an zaman tek boyuta iner.
Bu bağlamda kendimize şu soruları soralım, İnsan, nasıl olurda Hayal edebilir? Rüya görebilir? Kısaca madde dünyasına paralel görünmeyen bir dünyada (ruhlar alemi) bir yaşantısı olabilir? Hafıza dediğimiz şeyle yaşanmışları nasıl stoklayabilir? Sizce etten olan kalpte veya kıvrık lapa yapılı beyinde nasıl bunların hepsi oluşabilir? Bizlerinde görünmeyen «externe» dış hafıza stoklama depoları (yaşantımızın hikayesi) varda biz zamanla bunların keşfini yaşayarak yapıyoruz! (Amel defteri, kader, kendi organlarımızın bize karşı şahitlik etmesi, vb.) “Her insan topluluğunu önderleriyle birlikte çağıracağımız o günde kimlerin amel defterleri sağından verilirse işte onlar amel defterlerini okuyacaklar ve en küçük bir haksızlığa uğramayacaklar. Bu dünyada kör olan ahirette de kördür.” (Isra-71-72) “Biz, her insanın kuşunu (işlediklerini, yaptıklarını) kendi boynuna doladık, kıyamet gününde onun için açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız.” (Isra-13)
Bir başka açıdan, Gözümüz, hiçbir fiziksel bağlantısı olmadan cisimleri görmesi ayırt etmesi ve de renklendirmesi. Burnumuz, algıladığı kokuları ayırt etmesi ve tanımlaması. Sesimiz, boğazımızda farklı tonlar alarak çıkıp harfleri oluşturup buna anlamlar yüklediğimiz kelimelerin oluşması…vb. Asıl itibari ile yaşantımıza değer katan şey, gözlerimizin göremediği, algılamadığı ve ellerimizle dokunmadığımız fakat bir koku gibi, bir renk gibi hissedip/kavrayıp anlam/duygu yüklediklerimizdir. Bizim hayat dediğimiz o hisler (şeyler) hayatımızı anlamlı kılmaktadır. Açıkça insanın fiziksel (madde) olarak görünmeyen (inkâr ettiği) kısmı hayatımızı değerli ve yaşanır kılmaktadır. Genel manada, serbestçe hareket edebilmemiz hürriyetle anlam kazanıyor, hür seçebilmemiz bağımsızlıkla anlam kazanıyor. Hayatımızın tüm Safalarına anlam veren vücudumuzdaki Hissiyat organları (5+1) ana kaynağı Ruhtur. Kısaca Bizlerin görünmeyen kısmı, hayatımıza anlam veren, yaşanır kılan ve bizi insan yapan en önemli faktörlerdir ki insanoğlunu yapay zekâ Androite ayıran en önemli şeydir. 
Bilim, teknoloji, vicdan, aşk, insan Ruhunun madde yansımasıdır. Açarsak; İnsanoğlu, akıl telefonun (yapay zekâ) keşfetmesi, teleportasiyon (insanın bir noktadan diğer bir noktaya ışınlanması) üzerinde ve birçok bilinen ve bilmeyen teknolojik çalışması olduğu gibi, İnsanoğlu, nefret ettiği, madde hayatının sonunu getirebilecek herhangi bir şeyi koruyabildiği gibi, çok sevdiği bir şeyden de vaz geçebileceği insanoğlunun gerçekleridir. Yani Aklının ret ettiği şeyin aklın yapması. Nefsin istediği bir şeyinde aklın ret etmesi. Siyah & Beyaz insanın doğasıdır. 
İnsanın görünmeyen içi dünyasındaki kurallar ile Madde dünyasını kurallar bir değildir. Çünkü Ruh ve vücut farklı boyutlara aitlerdir. Ruh, kendi bünyesindeki nefsi ve Akıl, madde vücutla olan bağlantısıdır. Ruhun ana kaynağı ile olan bağlantısı tefekkürdür, düşünmesidir. İnsanın bu bağlantılarını koruması dünyasını ve Ahiretini dengede tutması ve mükemmelleştirmesidir. Bu denge, eşitlik üzeri bir denge değildir. Uyum üzeri bir dengedir. İnsanın vahşi nefsine hâkim olması (eğitmesi) hem iç dünyasına hem de madde dünyasına hem de ahiretine hakimiyetini sağlamaktadır.
İnsanın görünmeyen dünyası (varlığı) Ruhunun «...ve ona ruhumdan üflediğimde hemen ona secde ederek (yere) kapanın.» (Hicr-29; Sad-72) var ettiği hisler & duygular bizlerin Allah ile olan bağlantısıdır. Bu bağlantı her insanda var olup, biz insan oğlunun sahip olduğu ve olacağı her şeyi vermektedir. Ruhumuzun madde boyutu yoktur fakat bize kozmostaki varlığımızı sağlamaktadır. Fakat Madde vücudumuza anlam & can veren ise ruhumuzdur. Ölüm dediğimiz şey sadece ruhumuzun madde vücuttan ayrılıp boyut değiştirmesidir. Fakat İnsan ölmeden de bu iletişimi paresiyle olarak sağalmaktadır. Her gece uykularımız bizlerin birer paresiyle ölümüdür. Yani kendimizi Ruhlar aleminde bulmaktayız. Kimilerimiz dönüyoruz kimileri ise geri dönmemektedir.
Bazı ise insanlar, aklını tek çıkış kapsı olarak kullanmakta, Kalbini servis dışı bırakmakta ve de her şeyini akılın emrinde olduğunu düşünmektedir. Akıl sadece madde dünyada planlayıcı & uygulayıcı olarak etkindir. Kalbinin düşünmediğin ve hafızasının olmadığın sanarak kalbi dışlayan bir bağlantı, şeytan ve dış parazitleri “interfaz” ve “interaktif” yolla düşüncelere dahil oldukları bir bağlantıdır. Böyle bir ortamda, insan görünmeyen dünyasının yansıtmasında (okunmasında) aklını kendi kullanamaz. Şeytan, insan fikrini (düşüncesini) kendi isteği doğrultusunda etkinleştirerek, düşünceleri kontrolüne alır, vesvese yollu ile kişiye şüphe-tereddüt vererek kendisine has olan özelikleri verir ve geri kalanı ise insan kendisi (şeytanın yönlendirmesiyle) akıl yolu ile yapar. “...sinsice kalplere vesvese ve kuşku düşürüp duran vesvesecinin şerrinden, ki o insanların göğüslerine vesvese verir.” (Nas 4-6) 
İnsanoğlu, Hayat otoyolundaki yolculuğunda, Allah’ın rızasını arayarak kendi niyet & düşüncesiyle gitmesi gerekirken, şeytanın iradesiyle gider, şeytanın oluşturduğu bifurkasiyon (saptırma tabelası) ile yönünü değiştirir. Hakikat GPS’in uyarılarına rağmen iradesi şeytanin elindedir. Çünkü direksiyon kendi elinde olduğu için kontrolünde kendinde olduğuna inanır. Bu insanlara Kara Cahil İnsanlardır. Çünkü bilgisi olmayan bir insan, hakikati öğrenebilir ama bu kişiler katiyen hakikati kavrayamazlar ve de göremezler çünkü kendilerini hakikatin yerine koyarlar. Sonuçta dalalete sapmış bir gafil olarak ilk çıkış noktası olan aynı zamanda da son varılacak yere gelirler. « İnne lillah wa inne ileyi rajioun »
Çoğu insanın sandığı gibi, Akıl insanın patronu değildir. Sadece düşüncenin verdiği emirleri uygulatıp, takibini sağlayan bir mekanizmadır. Akıl ve nefsi kullana yönlendiren düşünce & Niyettir. İnsan oğlunun yaptığı bütün buluşlar görünmeyen dünyamızın (hayal dünyamızın) bağlantısı olan Fikir & Düşüncedir. Dolaysı bu yolculuğumuzda aklımız, bizlerin yaptığı seyahatin neticesinin nasıl olduğuna bakmaz ve de önemsemez. Aklımız sadece düşünce ve niyetlerimizin talepleri doğrultusunda uyumlu bir şekilde değiş mi sağlayacak “olumlu” ya da “olumsuz” diyebileceğimiz ortamı hazırlarlar. Ne yazık ki çoğu insanlar yaptıkları işleri aklın emiri ile yaptıklarını düşünürler ki öyle değildir. Örnek verirsek bir hoparlörden çıkan sesi hoparlör mü konuşmaktadır? yoksa konuşulan ya da kayıt edilen bir sesin duyulmasını sağlayan bir mekanizmamımdır. Tabii ki sesin daha gür çıkmasını ve duyulmasını sağlayan mekanizmadır. Siz bu hoparlörden kuranda dinlersiniz ya da pop müzikte dinlersiniz, hoparlör bunla ilgilenmez ve de “niye kurandır” ya da “niye pop müziktir” diye de sormaz. Başka bir deyişle, Bir kişinin hipnoz edilmesi, hipnoz edilen kişi, hipnoz eden kişini emrini uygular, neden? çünkü düşüncesi artık servis dışıdır. Hipnozu edenin düşüncelerini & taleplerini uygular. Dolayısı ile Akıl ise hipnoz edenin emrin girmiştir. İnsan hayat yolculuğunda birçok kere ya da devamlı şeytanın hipnozuna girmektedir. Şeytanın oluşturduğu birfukasyonla yön değiştir fakat kendini hakikat yolunda olduğunu zanneder. 
Hayat yolculuğunda ilahi bağlantılarını (düşüncelerini) koruyup gerçekleştiren insanların sayısı azıdır. İnsan, ruhunu hiç hesaba katmamaktadır sadece madde vücudunu taleplerine cevap vermektedir ve kurulan her sistem ise madde vücudun istekleri doğrultusundadır. Allah yakın olan insanlar vardır ki Halk arasında, “Allah dostu” diye anarız. Bu kişilerin ne dünyalık makamları nede dünyalık bir etiketleri vardır. Öyle bir makamları olsa bile onlar için önemi yoktur. İlahi bağlantıyla hayat yolculuğunu gerçekleştiren kişilerin artık, dünyalık etiketlerin, makamların ve mal mülkün gerçekten bir hiç anlamının olmadıklarını görmekte ve bilmektedirler. Kendi varlıklarını dünyadaki var olan ve bilmediğimiz her şeyin sahibini hakikat okyanusunda bir damla oldukların görmektedirler ki o öyle bir damla ki Kâinat (Ünver) o damla içinde barınmaktadır.
Musa (as) tura dağında Allah (cc) görmek istemesi gibi. Musa (as) kalbindeki ilahi nurun dağa tecellisi ve neticesinde bayılması. Bu tecelli eden nuru bile kaldıramayan vücudu! ama gel gör ki bu nuru taşıyan ise yine bu vücut. Öyle ki Yüksek hat kablosu düşünelim, öldürücü gücüyle bir şehir aydınlatacak çok yüksek elektrik gerilim hattı. Bir kablo ki iç-içe girmiş metal teller ve onu çevreleyense basit plastikten bir kılıf. Fakat bu basit plastik kılıf, o yüksek gerilim elektrik akımını içinde barındırmaktadır.
Gerçek Allah dostları veya Allah velileri için ve de buna karşın bu dünyaya ait olmayan yaratıklardan bazılarına madde dünyamızdaki bilgilerin bulunduğu, bizlere saklı olan tüm dosyalar, görünmeyen dünyamızda onlara (kozmik boyutta geçebildikleri) için açıktır. İlim onlara saklı değildir. Allah dostları/velileri İnsanın yüceltmek için önder vasfı ile bu bilgileri kullanır, Şeytanin hizmetkârları ise insanı alçaltmak için önder vasfı ile bu bilgileri kullanır. 
« وَجَعَلْنَاهُمْ اَئِمَّةً يَدْعُونَ اِلَى النَّارِۚ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ لَا يُنْصَرُونَ ; Böylece onları, halkı ateşe çağıran önderler yapmış olduk. Kıyamet gününde onlar yardım görmeyeceklerdir.» (Kasas-41) ya da «وَجَعَلْنَا مِنْهُمْ أَئِمَّةً يَهْدُونَ بِأَمْرِنَا لَمَّا صَبَرُوا وَكَانُوا بِآيَاتِنَا يُوقِنُونَ ; Sabredip âyetlerimize kesin olarak inandıkları zaman, içlerinden emrimizle doğru yola ileten önderler çıkardık » ve «وَجَعَلْنَاهُمْ اَئِمَّةً يَهْدُونَ بِاَمْرِنَا وَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِمْ فِعْلَ الْخَيْرَاتِ وَاِقَامَ الصَّلٰوةِ وَا۪يتَٓاءَ الزَّكٰوةِۚ وَكَانُوا لَنَا عَابِد۪ينَۙ; Onları, emrimizle hidayete vesile olan (ibadet ve istikamet yoluna çağıran) imamlar (ve önderler) kıldık ve onlara hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı, zekât dağıtmayı vahi edip (uygulattık). Onlar (sadece) bize ibadet eden (seçkin kullarımızdı.)» (Secde-24 ve Enbiya-73)
Dikkatimizi bir gerçeğe çekmek isterim, bu yolculuk, sadece ilim bilmek, bir etikete sahip olmak, mal-mülk zenginliğine sahip olmak, hükümdar olmak veya «vur patlasın çal oynasın bir kere geldik bu dünyaya» demekle gerçekleşen bir yolculuk değildir. Nefsimiz ve şeytan, Dünya sevgisiyle ki; Mal-mülk, Mevki, Para-pul, Eş-kadın, Çoluk-çocuk sevgisi ve Rızk korkusuyla kalbimizin içini doldurarak, kara bir hicap (virüslerini bırakıp) bizlerin Allah’a sırtımızı dönmemize sağlamaya çalışıp, yolculuğumuzu Allah’a karşı isyankâr ve (virtual reality) sanal gerçek dünyaya köle olmamızı için uğraşmaktadır. İnsanoğlunun nefsine & şeytana köle kılmış bir sistem içinde yaşadığında dolayı bu yolculuğu kazası belasız gerçekleştirmesi de çok kolay değildir. Ama şeytan her zaman vardı! nefsimizde ruhumuzun ayrılmaz her zaman bir parçasıdır.
Allah (cc), İlahi Kitapları ve Peygamberleri insan vücut taleplerinin sınırlarını belirlemek ve Ruhun Madde dünyada kılavuzu (GPS) olarak yolladı. O zaman bizlerin yapacağı tek şey şeytan ve dostlarının bizlere sunduğu kirli bataklıktan, saptırmalarından kurtaracak olan kapıya gitmek ki o kapı Müminlerin velisi, Emir el Mümini velayetine girmektir. ”أنا مدينة العلم و عليّ بابها فمن اراد العلم فليأت الباب“; Ben ilmin şehriyim ve Ali onun kapısıdır.» (Hadis). Dolayısıyla bizler, her şeyin yaratılış sebebi, Alemlere Rahmet, hayat yolculuğumuzda ki karanlığı aydınlatan ve kitap-ı Kuran ile yol haritamızı gösteren, Habibullah Muhammed Mustafa (savs) efendimizin rızasını kazanmamıza vesile olacaktır ki bizleri, her şeyi yoktan var eden Allah (cc) rızasına layık olmamızı O’na (cc) itaat etmemizi sağlayacaktır.
O zaman, Sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa (savs), Müminlerin velisi Ali Ebu Talip (as) ve Pak Ehli beyti (as) kalbimizin ve aklimizin kapısını açarak tam bir teslimiyet ve aşk ile severek tevessül edip, her şeyin sahibi olan Allah (cc) yönelmektir. Bizlerin hayat yolculuğunu tamamlamamız için gerekli olan olmaz ise olmazlardandır.  
Sonuç olarak; İkisi bir arada tek olan yolculuğumuzu Özetlersem; “Hamd, Alemlerin Rabbi, Rahman, Rahim ve din gününün maliki olan Allah’ındır. Bizler yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca senden yardım dileriz. Bizi hakikat olan yolunda sabit kıl, kendilerini pur ve pak kıldıklarının yolunda, gazabına uğrayan sapıkların yoluna değil.”
TASPINAR MK
21 Ekim 2020

YORUMLAR

EBU HUSEYIN 26 gün önce
Akli Akil yapan dusuncenin kendisidir. Her yaratik dusunebildigi kadar akil eder.

REKLAM