Yeni Oyunlara Dikkat

GİRİŞ: 02.05.2019 10:09      GÜNCELLEME: 02.05.2019 10:09
Rasthaber -  Bismillahirrahmanirrahim

„O Allah`tır ki; ümmilere içlerinden bir resul göndermiştir de o, onlara Allah`ın ayetlerini okur, onları arıtıp temizler, onlara Kitab‘ ı ve hikmeti öğretir.“ (Cuma Suresi,2)

Müslümanların son dönemde gündemlerini oluşturan konulardan birisi de Yeni Zellanda`daki müslüman halka yapılan terör saldırısıydı. Bu saldırıya yönelik birçok yorum yapıldı müslümanlar tarafından ama bunlardan en ilgi çekeni şüphesiz ki, saldırı sonrasında Yeni Zellanda meclisinde Kuranı Kerim okutulması, ülke yöneticilerinin olay sonrasında takındıkları tavırlara yönelik sevinen insanların yorumları olmuştur. Başkalarına karşı saygı ve insanlar konusunda adaleti gözetmek elbette ki; takdir edilmesi gereken hususlardandır. Ama mecliste kuranı kerim okutulmasını duyduğumda aklıma şöyle bir soru takıldı; ‚Birgün gelir de Batılılar islamı kendi anayasalarına sokar ise; müslüman halkların durumu ne olur?‘

Bunun elbette ki; iki şekli mümkündür. Birisi islamı tamamen kabul etmeleri ve ona tabi olmalarıyla kendi yasa ve yönetimlerini de tamamen islamı olacak şekilde icra etmeleri.

Başka bir ihtimali de; islamı kendi doğrularıyla ters düşmeyecek şekilde yorumlayıp, kendi yasa ve yönetimlerinin bir bölümünde müslüman halklar için de ayrıcalıklar gözetmeleri.

Avrupalıların şimdiye kadar islami eğitime yönelik takındıkları tavıra baktığımızda; kendi üniversitelerinde, kendi profosorleri tarafından okutulan derslere iştirak etmeyip, bu üniveristelerden mezun olmayanların sahip oldukları ilim derecelerini kabul ve meşru görmemeleri olmuştur. Şimdiye kadar ki; siyasetlerini göze aldığımızda gelecekteki islama yönelik planlarının da ikinci olacağı ihtimali daha yüksek görünüyor.

Mutaharri, On Konuşma adlı eserindeki ilim farizası bölümünde; Unesco’nun müslüman ülkelerdeki okuma yazmayı artırma projesine yönelik açıklamada bulunurken; islamın ilk emri ilim öğrenmeyken elbette bir müslümanın dönüp tevhitten teslise yönelmeyeceğinden ama müslümanların yapması gereken bir projenin müslüman halkların islama olan ilgilerini de azaltabileceğini ifade ediyor.

Gelecekte batılıların da islam rengine bürünmesi bırakın yer yüzüdeki diğer inançlara mensup halkları, müslüman gençlik arasında bile islamın özüne yönelik birçok soru işareti açacaktır.

Geçmişte Sakifeye baktığımızda böyle bir durum söz konusuydu zaten. Müslümanlar peygamber saa.‘den sonra  islamın yasalar uygulansın da ilahi bir imam önderliğinde olmasa da olur şeklinde bir gidişatı benimsemiş ve islamın özünde de birçok tefrika ve değişikliğin oluşmasına neden olmuşlardır.

İnsan şunu da düşünmüyor değil; şu an İmam Ali as:‘ın zamanı değildir. Zahiren masum bir imamın yönetimde olmadığı İmam Mehdi as.‘ın gaybet dönemidir. Müslüman halkların batının islamı yanlı olarak ele alıp; kendi sistemlerinin rengine bürümemeleri için İslam alimlerinin ve müslüman halkın görevi nedir?

Şimdiye kadar müslüman halkın geçmişteki olsun, günümüzdeki olsun gidişatına bakıldığında rehberiyet neyi düşman ilan etmişse ondan beri olmaya çalışmadan öte bir gidişatları olmadı.

Oysa düşünün; iki kişi olsun. İkisi de ben islamın hakikatını söylüyorum demesi halinde; islam önderini tanımanın tek mümkün yolu velayetin özünü tanımaktan başkası olmadığı muhtemeldir.

Velayeti tanımak, velayet eksenli yaşamak konusunda günümüz müslümanlarına baktığımızda;  Lübnan Hizbullahı olsun, Suriyedeki yönetim olsun, Yemen olsun hergün ilerleme katederken; Türkiye‘ deki müslümanlar velayet penceresini yeniden analiz edelim düşüncesini yanlış anlamış, bu  daveti yapan islam alimlerini basiretlerini, takvalarını görmezden gelerek ‚Onlar rehbersiz bir velayetten söz ediyorlar şeklinden fitne çıkarmışlardır.

İşin hakikati İmamı Zamanın gaybeti göz önünde bulundurulup, batının Yeni Zellandayla yaymaya çalıştığı iki yüzlülüğü göz önünde bulundurulduğunda, gelecekteki müslüman halklara yönelik tehlike dikkate alındığında daha iyi anlaşılacaktır. Hak olan İmamı anlamanın yolu, onun kelamını anlamakla, düşüncesini analiz etmekle mümkündür. Düşmanla yeri geldiğinde aynı safla oturup, şu konuda benim görüşüm yetmiyor, dur bakayım bir şimdi Turkiye’de baş örtü yasağı geldi, bu şartlar altında kızımın başını açıp mı okula yollamalıyım diye işine geldiği yerde ‚Rehberiyetin görüşü budur‘ diye bazı durumlarda kaçış yolu aramak değildir.

Sorulması gereken soru şudur; ‚Siz kaç yıl islamı okudunuz, günümüzü niye şimdi analiz edemiyorsunuz? Neden Velayet eksenini sadece nakilde kaldınız ve analiz etme liyakatına vakıf olamadınız?

İlahi önderlerin kıymetini ve kim olduğunu nakilde kalmışbir nesil değil, düşünen nesil bilir. Zira onlar ayaklarına pranga olan düşünceleri kimin kırdığını iyi görürler.

İlahi önderle onun rengine bürünmüş olanı ayırt etmenin zorluğu ve önemi Hz Fatıma’nın hayatına bakıldığında daha iyi anlaşılacaktır.İslam ümmeti peygamberden sonra öyle bir hale geldi ki; peygamberin kendi ciğerparesi hz Fatıma sa’ın ölümüne yine peygamberin eğitmeye çalıştığı ümmet neden oldu. Çünkü bazıları yıllarca saadece peygamberin vur dediğine vurmuş, geride bıraktığı emanetlerin değerini, önemini analiz edememişlerdi. Onlar için hz Fatıma vardıysa; onu yeterince tahlil edemedikleri için benzerlerinin de var olduklarını düşünüyorlardı. Fatıma sa.‘ın elden gitmesi, ona zulmetmelerinin islamın fatihasını okumak olduğunu anlayamdılar.

Hz Fatıma sa.ı tahlil etmek, günümüzde velayeti tahlil etmek gibidir. Hızbullah’ın bir değil yeri geldiğinde on oğlunu seve seve şehit veren annelerine bakıldığında; yemende açlıktan ölmek üzere olan,gözünün önünde kıvranan çocuğuna rağmen yıne haktan taviz vermeyen anneyi gördüğümde bu fazilet sahibi annelere rağmen yine de hz Fatıma kimdir, neden hak katında bu kadar önemlidir, anlamak güçtür.

Bunu anlamamızı sağlayan yine Kuran’dır; Tahrim suresinde Allahu Tealanın iman edenlere örnek verdiği şu ayetlere nazar ettiğimizde;

 ‚Allah, iman edenlere ise, Firavun'un karısını örnek gösterdi. Hani o, "Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap. Beni Firavun'dan ve onun yaptığı işlerden koru ve beni zalimler topluluğundan kurtar!" demişti.‘

Ben yıllarca bu ayeti okuduğumda; hz Asiye’nin faziletinin maddi her imkana sahip olmasına rağmen cennetin bu dünya olmadığına, elinin altındaki tersiyle itip Allah’tan cenneti istemesinde olduğunu düşünmüştüm. Oysa şimdi düşünüyorum ki; elbette bu da fazilettir ama hz Asiye cenneti istediğinden değil, bu dünyanın inananlar için bir cehennem olmaması gerektiğini savunduğu, zulme ve mazlumları ezmeye hayır dediği için fazilet sahibidir. Yeryüzünde hak ile batıl olabildiğince birbirine karışsa da insan yer yüzünde işlenen zülümlere baktığında; ‚Zülüm gören kimdir, hangi zülümünden dolayı bu ona reva görülmektedir.‘ buna bakıldığında insan hz Fatima sa.‘ın peygamberden sonraki hüznünü ve hz Ali as.‘ı savunmadaki çabasını idrak edecektir. İnsan imamını tanır, onu ve düşüncelerini iyice analiz eders;,  velayete bağlılık yeri geldiğinde zalimlerle el ele tutup, onları desteklemek değil; onların sahip olduğu ideoloji ve hakka ne kadar balta vurdukları hakikati doğrusunda eylemde bulunulmalııdır.

‚Allah, bir de iffetini sapasağlam koruyan ve bizim de kendisine ruhumuzdan üflediğimiz, Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını doğrulayan İmran kızı Meryem'i de (inananlara) örnek gösterdi. O itaat edenlerdendi.‘

Hz. Fatime sa.‘ın tüm alemdeki kadınlardan üstün olduğu hakikati göz önünde bulunduğunda; ben bu ayetinde bir hanımı en faziletli kılan şeyin iffeti olduğunu düşünürdüm. Oysa ayette bir şey dikkat çekicidir. Biz yıllarca hz Reesulullah saa. Için Cebraiil as. gelip, oku emrini verdiğinde  peygamber Cebrail as. dan korktu ve hz Hatice sa. Onu teskinleştirdiği masalları ile büyüdüğümüzden; zannediyoruz ki; hz Meryem meleği tanımadı, ondan korktu.

Oysa işin gerçeği şudur; ilahi önderler hakkı her an batıldan ayırt etme kapasitesine sahiip idiler. Hatta melek onlara insan kılığında görünse bile; yine onun melek olduğunu biliyorlardı. Allahu Tealanın bu ayette anlatmak istediği incelik; ortada bir haram olmasa dahi, insana gölge edecek bir günah olmasa dahi; insanı faziletli kılan yine vazifeye amel demeyeceğim, zira böyle bir durumda vazife bile kalmaz ama insanın hakkı taleb etmesidir daha doğru bir tabir olacaktır diye düşünüyorum.

 Ne hz. Fatıma sa.‘ın canını ölüme verecek kadar Ali‘ as. ın mazlumiyetini savunması vazifesiydi, ne Kerbela şehitlerinin İmam Hüseyin as.‘ın onlara gitmeleri emrini verdiği halde; onunla kalıp şehadete ulaşmaları vaziifelerindendi. Onların durumu ve hz Meryem sa.‘ın ayette anlatıılan durumu vazifeye amel değil, hakkı taleb edip, en faziletl, olanı tesbitti.

Şimdi bu sorularla sorulması gereken budur; rehberiyet izin verse gidin bir siyasetçinin elinden tutun, onu destekleyin, bu size helaldir ama yapılması gereken bu mudur? Helal olsa bile insan bile bile mundar yer mi? Ya bu siyasetçinin elinin bulaştığı zulümler? Ben iyileri görüyorum ama kötülükleri görmezden geliyorum.

Birgün islam Batı’dan dünyaya yeni bir yüzle yayılmaya çalışırsa; eminim ki buu şiarla yayılacaktır. İyilikleri görün, kötülükleri görmezden gelin. Tıpkı gökküşağı gibi rengarenk olsak da; her birimiz farklı görüşte olsak da; birbirimize zarar vermeğimiz ölçüde bizlerin birlikteliğidir esas olan.

Oysa biz deriz ki; Allah birdir, sayıyla değil, şeriati bölünüp parçalamaz olandır.

Hakikat güneşinin doğacağı sabahın özlemi ile…

YORUMLAR

REKLAM

İLGİLİ BAŞLIKLAR

REKLAM