Yemen savaşı ve İhvan zihniyeti

GİRİŞ: 13.09.2019 09:41      GÜNCELLEME: 13.09.2019 09:41
Rasthaber -  Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) öncülüğünde Yemen Arap Cumhuriyeti’ne karşı süren yıkım ve işgal savaşı Mart 2015’ten beri devam ediyor. Suriye için savaş Mart 2011’de vuku bulmuştu. Suriye, Arap âlemi ve Akdeniz denkleminden çıkartılmadan, ABD, İsrail ve bölgedeki taşeron Arap hanedanlıkları projelerini Yemen’de sorunsuz hayata geçirmeleri çok zor ve hatta olanaksızdı. İsrail, genelde Filistin özelde Kudüs ve Golan konularında bu kadar ceberrut, patavatsız ve keyfi adımlar atamazdı. Akdeniz’in altındaki zengin enerji kaynaklarını hoyratça istismar edemezdi. Güney Kıbrıs Rum Bölgesi, Yunanistan ve Mısır’la Akdeniz için tasarladığı projelerini bu kadar kolay uygulamaya koyamazdı.

Mısır’dan gaz ithal eden İsrail “Arap Baharı” sayesinde Mısır’a gaz satan ülke konumuna yükselemezdi. 2010’da Irak sınırından Akdeniz sahillerine kadar uzanan yeni keşfedilmiş Suriye doğal gazının İsrail gazına karşı yaratacağı ciddi rekabeti bertaraf edemezdi. Mısır’dan Kızıldeniz üzerinden Ürdün’e buradan Suriye’nin Halep kentine ve Gaziantep’e doğalgazı taşıyacak şebekeyi engelleyemezdi. Bu şebekenin Mısır, Suriye ve Türkiye arasında sağlayacağı muazzam ekonomik işbirliğine çomak sokamazdı.

TÜRKİYE, YENİ YOL HARİTASINI BELİRLEDİ

Bu şebeke ile örülecek İran, Irak ve belki de Katar doğalgaz ve petrol hatları ile inşa edilecek bölgesel enerji şebekesine darbe vuramazdı. Merkez ülke Suriye’ye vurulan bu darbenin bir başka stratejik boyutu da İran, Çin ve Rusya ile ilgilidir. Asya ve Afrika’da sahnelenen oyunlar ve yaşanan savaşlar, bu coğrafyadan İsrail, bazı petro-dolar Körfez Arap ülkeleri ve Türkiye’nin işbirliği sayesinde bu umutları kabusa dönüştürebildi.

Suriye ve Mısır’ın denklemin dışına çıkartılması sayesinde ABD-İsrail bloku Şam, Anadolu, Irak ve Akdeniz’deki hedeflerine uygun adım yürüyorlardı. Ancak Rusya, Suriye denklemine girerek oyunbozanlık yaptı. İran, esas hedef ülke olduğunun idrakiyle Irak, Suriye ve Yemen’e aktif dahil oldu. Türkiye, 15 Temmuz 2016’dan sonra geleneksel işbirlikçi rolünden çıkarak kendine özgü yeni bir yol haritası belirledi.

Lübnan Hizbullahı, Netanyahu’nun tüm tehditlerine rağmen, Netanyahu, bir seçim yatırımı ve ekonomik çıkarları için hayati önemde kabul ettiği savaş konseptine rağmen, ciddi bir tehdit altında. Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, İsraile ait bir tankın Lübnan sınırında Hizbullah tarafından vurulmasının ardından yaptığı açıklamada Netanyahu’yu bir kez daha Lübnan ve dost ülkelere karşı düşmanca tavrından dolayı uyardı. Her saldırıya karşılık daha sert bir saldırı ile cevap verileceğini ifade etti. İsrail, ABD ve PKK/YPG işgalindeki Suriyenin Kuzeyini üs olarak kullandığı ve buradan gönderdiği SİHA’ların, Irak’ta IŞİD’e ağır darbeler vuran ve Musul ile birçok bölgeyi kurtaran Lübnan Hizbullah’’ın yoldaşı olan Haşdi Şabi karargâhlarını vurduğu iddia edilmişti. Lübnan Hizbullah’ı İsrail tankını bu eyleme cevaben vurmuştu.

İHVAN ÇOK KOLAY TAŞERON OLDU

Bütün bu gelişmelerde Müslüman Kardeşler Örgütlerinin (İhvan hareketleri) durumu iç açıcı değil. Zira hata üstüne hata yapıyor ve ibret almıyorlar. Bunun en bariz örneklerini Gazze’yi yöneten HAMAS, Mısır’ı kıssa bir dönem idare eden İhvancı Muhammed Mursi, Suriye İhvanı ve özellikle Yemen İhvanı’dır. Mezhep kaygısı ve refleksleri ile hareket eden bu örgütler sarhoşluk gider akıl başa gelir misali at Üsküdar’ı geçtikten, Basra, Halep ve Sana-Aden harap olduktan sonra yaptıklarına hayıflanmaları abesle iştigaldir. Zira mezhepçi ve dini-dar olmaları sebebiyle Siyonist-Emperyalist oligarşinin stratejik amaçlarında çok kolay taşeron olabilmektedirler.

Bunun en bariz örneğini Mısır ve Yemen’de gördük. Muhammed Mursi ve İhvan Hareketi’ni teşvik edip destekleyenlerin başında Suudi Hanedanlığı vardı. Mübarek karşı görev tamamlanınca Mursi’ye karşı darbeyi en çok alkışlayan. Milyarlarca dolar yardımla Sisi’yi baştacı eden ve Müslüman Kardeşler Örgütü’nü terörist ilan eden Suudi Hanedanlığı oldu. Sudan’da da aynı tezgahı Ömer El-Beşir’e karşı kurdu.

Yemen’’de Husilerin iktidardan uzaklaştırdığı İhvancı Abd Rabbo Mansur el-Hadi hükümeti meşrudur diyerek koruma sağladı. Husilere karşı asker ve silah verdi. Ardından Suudi ordusu Yemen’e girdi. Yetmedi Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Bahreyn ile ortak operasyonlar yaptı. BAE Yemen’in ikinci büyük liman kenti Aden’i ve Yemen’in en stratejik adalarını işgal etti. Kızıldeniz’i Aden Körfezine bağlayan, Arap yarımadasını Afrika kıtasından ayıran, Kızıldeniz’i Süveyş ve Akdeniz’e giden denizyolunun ilk kapısı olan Mendeb Boğazının Afrika yakasına Somali’den Eritre’ye kadar uzanan sahil hattında üç askeri üs kurdu.

KİM KİMİ OYALIYOR?

Hemen üstünde İsrail, ABD ve İngiltere’nin askeri üsleri var. Şüphesiz ki bu bölgeye yoğunlaşan İsrail, ABD, İngiltere, BAE ve Suudi Hanedanlık, Çin, İran ve rakip gördükleri ülkelerin ticaretini ve askeri hareketlerini akane uğratmayı hedeflemektedir. Ancak burada ablukaya alınan ülkelerin arasında Türkiye liste başıdır. Ve maalesef Türkiye ve İhvan hareketleri bu projelerin hayata geçmesinde ve mevcut durumdan birinci dereceden sorumludur. Bu projenin Yemen’de uygulanmasında Suudi ve BAE hanedanlıklarindan medet uman, koruma isteyen ve meşruiyeti sağlamak isteyen Yemen Ihvanı BAE’nın bombalarına maruz kaldı. Aden’i keyfimce yönetirim diyen BAE’nın bu tavrına itiraz eden Hadi ve İhvan hareketi efendileri tarafından terörist ilan ediliyor.

Türkiye’yi, bizim çok ciddi hatalar sayesinde sadece Kızıldeniz’de, Akdeniz’de, Mısır’da, Libya’da boğmak istemeyen ayrıca Suriye üzerinden Anadolu’nun kalbine hançer saplamak isteyen, birilerinin halen “stratejik müttefik” dediği, tüm sorunların müsebbibi efendiler ile sorun çözmeye hevesleniyor. Hem de Çavuşoğlu’nun “ABD sadece kozmetik adımlar atıyor” gerçeğinin idrakinde olduğu bir zaman diliminde bekleyip göreceğiz, ABD mi bizi oyalıyor yoksa biz mi ABD’yi oyalıyoruz. Zira Yemen’den Suriye’ye Kızıldeniz’den Akdeniz’e uzanan sorunların düğümünü çözecek olan bu oyalamanın sonucudur.

aydınlık

YORUMLAR

REKLAM