Velayet ve Keramet Diyarına Ziyaret

GİRİŞ: 04.01.2020 14:10      GÜNCELLEME: 04.01.2020 14:10
Rasthaber -  Allah’ın Adıyla
Allah nasip etti, Meşhed ve Kum ziyaretlerini gerçekleştirdik.
Dolu dolu geçen ziyaretlerin yazılabilecek miktarını sizlerle paylaşmak istedim.
İlk vardığımız yer yıllarca ekmeğini yediğimiz, tuzlu suyunu içtiğimiz Kum şehri idi. Havası, suyu cazip olmasa da kokusu bir bambaşkadır Kum şehrinin.
Kum şehrinde bereket ve keramet kaynağı Kerimeyi Ehlibeyt (as) Fatimeyi Masume’nin (sa) türbesini ziyaret etmeye muvaffak olduk.
Hz. Masume‘nin (sa) bir masumun kızı, bir masumun bacısı, bir masumun halası olmasının yanısıra “Kerime“ lakablı olmasına dair kerametleri onun değerini bir kat daha artırıyor. Bu sıfatı Kum şehrini değerli kılıyor olsa gerek.
Hz. Masume'nin (sa) varlığıyla bereket ve keramet diyarına dönüşen Kum, bütün dünyaya ilim, irfan, maneviyat, bereket sunmaktadır. Kum sahip olduğu İslami maarif zenginliği ile Necef havasının kendisine imrenmesine sebep olmuştur.
Keramet şehrinden Velayet diyarına yolculuk….
Bir kaç gün sonra Meşhed şehrine müşerref olduk; bedenin cana teslim olduğu, ruhun kendisini azad olduğunu hissettiği Velayet Haremine.
Velayet hareminde binlerce ziyaretçinin büyük bir aşk ile ziyarete koştuğunu görürsünüz. Kışın soğuğunda haremin sıcaklığı bütün benliğinizi ısıtıyor.
İmam Rıza‘nın (as) haremini dolduran binlerce ziyaretcilerden bazıları türbeyi ziyaret ediyor, bazıları da İmam Rıza'yı (as).
Velayet diyarında iki kısım ziyaretçi vardır; türbeyi ziyarete gelenler, İmam Rıza’yı (as) ziyeret edenler. Türbeyi ziyaret edenler ellerinde ziyaretnameler okuyarak hacetlerini, dertlerini dile getiriyorlar. Bazıları da canlarıyla canana selam veriyorlar. İmam Rıza‘yı (as) ziyaret edip ruhlarıyla varlığını hissedenler imrendiriyor insanı. “Tesmeu kelami, teruddu selami / sözlerimi duyuyorsun, selamımın cevabını veriyorsun“ cümlesinin derinliğine ulaşmak, temiz bir kalp, ihlaslı bir yakarışı gerektiriyor.
İşte ruhun dünyadan sıyrılıp özgür olduğunu hissettiği an, o andır sadece.

Tekrar Kum’a dönüyoruz…..
Kum’a tekrar döndüğümüzde ilk iş olarak Kum’da İslami eğitim alan çok değerli Türkiyeli alim ve talebe kardeşleri ziyaret ettik. Teveccühleri ve sıcak karşılamaları bizi son derece memnun etti.
Bazı önemli konuları istişare ettik, bizden bir sohbet etmemizi istediler. Sohbetin ana başlıklarını ve kısa özetini arz edeyim.
“Allah, insanı halifetullah olsun diye yaratmıştır. Kur’an‘ın tamamı Bakara suresinin 30. ayetini tefsir etmek ve tahakuku için gelmiştir denilebilir. Diğer bütün hedefler ara hedef ve basmak hükümdedir.
Evrensel adalet devletini dünyaya hakim kılacak Hz. Mehdi (af) gelecek neslin ihtiyaçlarına cevap verecek tek inanç esasıdır. Gelecek nesle bu hedef verilmelidir.
Dünyada olduğu gibi Türkiye‘de de nesil hızla değişiyor, yeni nesilin eskiler gibi düşünmedikleri için ihtiyaçları, sorunları ve soruları aynı değildir; Yaşam tarzı, düşünme tarzı, dünyaya bakış açısı çok farklıdır.
Bizler kendimizi gelecek nesle göre ayarlamalıyız. Geleceğe yönelik en önemli konu Mehdiliktir. 
Diğer bir konu yeni neslin sorunlarındır. Bunlardan bazıları; Ateizm, Deizm, Eşcinsellik, Dine ihtiyaç var mıdır? Dinin hayat modeli var mıdır? İmamet sadece itikadi olarak mı vardır yoksa yaşamımızın her alanında olmalı mıdır? Bu konular ve benzeri konular genç nesil velayet inancı ile doyurulamadığı için ortaya çıkmaktadır.
Değindiğimiz diğer bir konu ise alimlerin ekonomik sorunlarının nasıl çözülebileceği yolları idi. Tartışmalı bir konu olan alimlerin yaşam tarzları ve ekonomik durumları tekrar gözden geçirilmelidir. Halkın örnek alacağı, güvenli dayanağı olacağı, ümit beslediği kanaat önderleri olmalıdırlar. Halktan uzak, halkın içinde olmayan onların dertleriyle dertlenmeyen alim başarılı olamaz. 
Son olarak değindiğimiz konu, gelecekte Türkiye’de yapacakları çalışma ve faaliyetler alanında oldu.
Bu konuda şimdilik kendilerine ihtiyaç olmadığını, kendilerini gelecek neslin taleplerine, sorunlarına, ihtiyaçlarına göre yetiştirmeleri gerektiğini arz ettik. 
Sizler gelecek nesilin alimlerisiniz, kendinizi gelecek nesle göre yetiştirin, mevcut alimlerden daha ileri olmanız gerekir, daha donanımlı, daha bilgili, daha ufku geniş olmanız gerekir.
Daha sonra soru cevap şeklinde uzun bir istişare sohbetimiz oldu.
Think Tank kuruluşu...
Kum şehrinde bir think tank/düşünce kuruluşunu ziyaret ettik.
Daha doğrusu düşüncelerin serbest söylendiği, tartışıldığı düşünce kuruluşunu andıran bir kütüphane.
Üst seviyedeki  devlet yetkililerinden, Cuma İmamlarına kadar buraya gelen giden oluyormuş. 
Yöneticisi seyyid bir molla. Aydın, görüşlere açık, yurt dışında görevler üstlenmiş tecrübeli bir alim.
Büyük bir kütüphane oluşturmuş, insan kitapları görünce konuşmaya korkuyor, sanki bilgi dolu kitaplar seni izliyor ve konuşmalarını tartıyor.
Tanıştıktan sonra anliyoruz ki bu zat bu ilmi, özgür düşünceyi ve itibarı biraz da babasından almış.
Konuşmalar başlıyor, Avrupadan geldiğimizi bildikleri için Avrupayı soruyorlar; Müslümanların durumunu, İslamın ilerlemesini, batılıların inkılaba ve islama bakışını, islamafobiyi vb.
Biz de haber anlatır gibi bildik cevaplar veriyoruz.
Ama benim ilgimi çeken başka bir nokta vardır; acaba gerçekten düşünce kuruluşu gibi bir yapıya sahip miydi?
Kum'da özellikle de bir düşünce merkezinde konuşmak, görüş belirtmek cesaret ister, biz de dinleyici olmayı tercih ediyoruz.
Konu dönüp dolaşıp İran'da vuku bulan son olaylara geliyor; benzin zammı, ekonomik sıkıntılar, ambargo vs.
Bana sordular dıştan siz nasıl görüyorsunuz?
Dedim benim cevaplarım hoşunuza gitmez ama sordunuz söyleyeyim.
"Bu ekonomik sorunların sorumlusu Kum havzasıdır". Şaşkınlıklarını gizleseler de yüz mimiklerinden anlaşılıyordu.
40 yıldır İnkılab olmuş, havza; Mercei taklidler, Ayatullahlar, Müctehidler bu inkılabın beyni ve lokomotifidirler. Bu inkılap bu merkezden beslenmeli, sorun ve problemleri burası çözmeli değil midir?
Fıkıh ayatullahı var, usulu fıkıh ayatullahı var, ahlak ayatullahı var, irfan ayatullahı var, tefsir ayatullahı var, felsefe ayatullahı var, tarih ayatullahı var ama malesef “ekonomi ayatullahı“ yok. Bu dalların herbirinde havza var ama malesef “iktisat havzası/medresesi“ yok. 
İslam İnkilabı dine, şeriata dayalı bir devlet olarak ortaya çıkmıştır; herşeyi şeriat belirlemesi gerekmez mi? İbadeti, ahlakı, eğitim-öğretimi, siyaseti, ekonomiyi...
Kum ilim havzalarının devletin ve toplumun sorunlarını çözmesi gerekmez mi?
Yani Kum ilim havzaları Harvard, Oxford, Cambridge olamadı. Batı ülkelerinin ilmi, siyasi, kültürel, ekonomik temel ilke ve sistemini bu üniversiteler hazırlıyor, hükümetler sadece icra ediyor, yani kapitalist liberal ekonomi sistemini uyguluyorlar. 
Hz. Ali’nin (as) velayetinin ekonomik yönü var mıdır yok mudur? Havza, İslam ekonomi öğretilerini doktrin halinde beyan edip bir sistem sunamadı, bu dalda bir ayatullah yetiştiremedi.
İşte “ekonomi ayatullahı” olmazsa bu sorunlar çözülmez. Kum’daki havzaların hepsi aynı dalda, aynı şeyleri tedris ediyorlar. Tek bir tane “iktisat havzası” yok, İmam Hamenei "direniş ekonomisi" derken bunu kast ediyordu. Batı emperyalizmi de bu durumu kullanıyor ve kargaşa çıkarıyor.”
Sözüm bittiğinde, havzaya, alimlere dil uzattık diye tepki beklerken, evet haklısınız havza ekonomi ayatullahı yetiştiremedi, bu konuda havza tıkanmış çözüm üretemiyor.
Kum’da kaldığımız sürede son olarak Ayatullah el- Uzman Cevadi Amuli’yi ziyaret ettik. Çok faydalı görüşmemizin kısa özetini bir dahaki yazımızda sunarız inş.

Sabahattin Türkyılmaz
 

YORUMLAR

Kızılbaş 20 gün önce
Devamıni sabirsizca bekliyorum ve sizi kiskamada kendi alamıyorum oralari ziyaret bizede nasip olurmu acaba ey dunya duş yakamdan

REKLAM

İLGİLİ BAŞLIKLAR

REKLAM