Vatan Sevgisi ve Sömürgecilik

GİRİŞ: 19.08.2019 13:34      GÜNCELLEME: 19.08.2019 13:34
Rasthaber -  “Kalkın ey ehli vatan dediler kalktık
Bir de baktık ki yerlerimize oturmuşlar yersiz yurtsuz kaldık.”
Ya da
Güney Afrikalı yerli atasözünde olduğu gibi: İngilizler ülkemize geldiklerinde ellerinde İncil vardı bizimse vatanımız. Gözlerimizi açtığımızda gördük ki vatanımız işgal edilmiş ellerimizde İncil vardı.
Sömürgeci Müstekbir azgın zorba tağuti zalim güçlerin dinleri imanları kutsalları değerleri olmaz. Onların tek geçerli kutsalları vardır güç! Para ve silahla elde ettikleri güç! Bunun için durmak dinlemek acımak bilmezler çalışır tuzak kurar hileye baş vurur plan geliştirirler ve kitleleri nasıl sömüreceğiz onlara tanrılık taslayacağız da onları sömürmeye bize köle olmalarının devam etmesini  sağlayacağız hesabını yaparlar. Allah korkuları kuldan utanmaları olmadığından da insanları kandırabilecekleri hangi kutsalları varsa onu kullanırlar, sömürüye dayalı düzen(sizlik)lerini sürdürmek ve daha da geliştirmek isterler. Eğer toplum dinden anlıyor ona saygı duyuyor onla fedakarlık ediyor elindeki ekmeğini oturduğu mekanı feda ediyorsa dini kullanırlar, vatansa vatan, özgürlük hürriyetse o, haz zenginlik refahsa o! O azgın sömürgeci güçler için Allah korkusu yoktur. Tek korkuları halkın uyanıp da tuzaklarını sömürü düzenlerini fark etmesidir. Bunun için durmadan tedbir geliştirir, yanlarına din adamlarını çekerler. O sahte ama toplumun gerçek sandığı din adamlarına fetvalar verdirtirler, dini görüşlere dayalıymış ve dinin emriymiş gibi inançlar ve kutsallar ürettirirler. 
Sömürü düzenine en çok hizmet eden kavramlardan biri de vatandır. Vatan kişinin üzerinde yaşadığı toprak parçası, doğup büyüdüğü üzerinde anı hatıra acı tatlı günlerinin kazındığı ve bu yüzden benliğinde yer etmiş onu benimsemiş sahiplenmiş olduğu mekandır. Her insan doğduğu çocukluğunu geçirdiği ve yaşamını bir nevi borçlu olduğu topraklara sevgi hasret özlem duyar onları sahiplenir. 
İnsan sıcaklık hissettiği alıştığı çevre toplum ev sokak mahalle ve doğal yapıya genel anlamda vatan diyerek onları sahiplenir. Zor da olsa ondan ayrılmak ölüm bile olsa ona zor gelir. Onu değme şeyle değişmez ve sahiplendiği bu dünya malını kaybetmemek için çok şeyini hatta canını bile feda eder. 
Kimilerine göre bu bir zaaf noktasıyken kimine göre takdiri hak eden kutsal bir değerdir. Ve imandan kaynaklanır. Allah da bunu emretmiştir. Vatan sevgisinin ve onu canı pahasına da olsa korumanın dinin emri olduğunu iddia edenler, bu görüşte olmayanlar için de vatan haini tabirini icat etmişlerdir. Kendileri gibi vatanın uğrunda ölünecek bir dava olmadığını söyleyenler nankör dinlerine bağlı olmayan ve hatta Allaha asi kimseler olarak bakarlar.
Bir konu düşünce ve sorgulama alanından çıkıp tabu haline gelmiş, sloganlaşmış ve dinin kesin emriymiş gibi algılanmaya başlanmış mı artık o konuda farklı düşünenin vay haline. Tabusu olan böyle insanlar için, ön yargıları parçalamak atomu parçalamaktan zordur tespiti yapılmıştır. 
Çünkü konu artık akıl boyutunda birilerince düşünülmüş halledilmiş ve kesin uygulamaya konulacak bir aşamaya geçmiş görülüyor. Kimse artık buna karşı çıkmıyor bu normal insan olmanın gereği görülüyor. 
Ama biri de çıkıp bunun öyle olmadığını söyledi mi işte orada dananın kuyruğu kopuyor ve o insana eksik ve arızalı gibi bakılıyor. Sonra da toplumsal sayı ve güç üstünlüğü de kullanılarak sloganlaşmış ve tabu haline gelmiş kavramlar hakkında değişik düşünen kişi linç muamelesine maruz bırakılıyor. 
Bu düşüncenin altında yatan çok psikolojik sosyolojik algı vardır. Biz bunlara tam olarak değinemeyiz çünkü konu çok uzar. Ancak toplumun her kabulünün inancının doğru olmayabileceği, yeterli akıl ve iman süzgecinden geçirilmiş olmayabileceği Kur’an’ın en çok üzerinde durduğu, geçmişten örnekler verilerek anlattığı, ve insanları uyardığı bir alandır. Hiç düşünmez misiniz, ne de az düşünüyorsunuz, kalpleriniz mi mühürlendi, insanların çoğuna uysan seni doğru yoldan saptırırlar.. şeklindeki ayetler hep bu tür genel kabul görmüş ancak akla ve dine zıt oluşumlar hakkında uyarılardır. 
Akıl ve iman ehli nazarında hiç şüphe yok ki vatan kavramı da bu tür kavramlardan biridir. Üzerinde yeterince düşünülmemiş ayet ve hadislerle neliği ve değeri hakkında araştırma yapılmamış, ancak toplumlarca tabu haline getirilip bir dini inanç gibi topluma halka dayatılmış bir kavramdır. Allah’ın hakkında hiçbir ayet indirmediği, ancak onların kutsal görüp kendi üretip kendi taptıkları puttan başka bir şey değildir desek erken olmasından korkarız. Bu yazıda bu konuyu incelemekteyiz. 
Vatan sevgisi imandandır şeklinde nakledilen söz hadis değildir ve gördüğümüz kadarıyla hiçbir sahihlik ölçüsü ile bir kitapta yazıyor değildir. Bunun hadis olduğunu ve uğrunda ölünmesi gereken kutsal dini bir emir olduğu konusunda önce iddia sahibi olanlar ayet hadisle ispatlamalılardır. Şimdi karar verme zamanıdır, biz alışkanlıklarımız ve toplumdan aldıklarımıza göre mi doğruyu yanlışı tespit edeceğiz yoksa Kur’an ve Masumlardan (a.s) gelen hadislere göre mi? Eğer ikincisi ise sorumuz bellidir:
Vatanı sevmenin, onun uğrunda savaşmanın Allah emri olduğuna dair bir ayet ve sahih hadis var mıdır? 
Buna olumlu cevap verebilecek bir ilmi araştırmacı çıkamaz çünkü yok! Ama biz tersine ayet hadis ve Masumların yaşantısında örnekler gösterebiliriz. 
Ancak bir noktanın daha açıklığa kavuşturulması gerekir ki o da vatan için savaşmakla din yani Allah için savaşmak aynı şey değildir. Vatan insanın üzerinde doğup büyüdüğü yaşadığı toprak parçasıysa o zaman herkes için vatan farklıdır. Örneğin Amerika’da doğmuş bir Müslüman. Oranın yerlilerinden. Onun vatanı ABD’dir. Onun o zaman vatanı için savaşması demek büyük şeytani düzen olan ABD uğruna savaşması anlamına gelmektedir. Çünkü savaş barış kararını alan bireyler ya da toplumlar değil devletlerdir. O zaman amerikadaki Müslümanın vatanını koruması için savaşması gerektiğine birey olarak o değil ABD’dir. O halde Mehdi (a.s) taraftarı direniş ehli ABD’yle savaşırsa, vatanı ABD olan bir Müslümanın vatanı için savaşması dinin emri ise o zaman Mehdi (a.s) taraftarı direniş cephesi Müslümanlarıyla savaşması farz olur ki bu durumda da din kendi taraftarlarını savaşa tutuşturmuş olur. 
Diğer bir nokta ise tüm yer yüzü Allah’ın yarattığı hem de her milimetre karesini özenle yarattığı bir varlıktır. Allah yaratmaya değer gördüyse değerlidir. Her yerin ayrı güzelliği ve ihtiyaca cevap vermesi söz konusudur. Siz bir toprak bölgesini burası benim diye sahiplenip cennet vatanım derseniz Allah’ın yarattığı öteki yerleri küçümsemiş olursunuz. Diğer yandan ölüm gerçeğini ve varlıkların bize emanet olduğu gerçeğini kavramamış olursunuz. Bu bedenimiz bile bize ait değildir emanettir, ona nasıl sahip olduğumuzdan sorgulanacağız, iyiye mi kullandık yoksa bize emanet olduğunu unutup hiç bizden alınmayacakmış gibi onun üzerinde hak iddiasında bulunmak yanlıştır. Mesela hiçbir kimse bu beden benim, istediğim zaman bunun yaşamına son veririm ya da ona zarar veririm diyemezsiniz. Üzerinde yaşadığınız toprak parçası da öyledir. Onu sahiplenemezsiniz o en çok size emanettir. Emaneti de sahibinin emirleri doğrultusunda kullanmanız gerekir aksi halde sonundaki sorgulamadan geçemezsiniz. Mesela burası benim toprağım kimseye veremem diyemezsiniz. O zaman Allah sen muhtaç kulumdan esirgediğin toprağı nasıl yarattın sorusunu soracaktır. Yine Allah’ın yarattığı başka yerleri küçümseyip kendi yaşadığı yeri cennet diye nitelemek de doğru bir davranış olmasa gerektir. 
Görüldüğü gibi vatan kavramı insanı hakikatten saptıran, emanet olarak geçici sahiplendiği yerler üzerinde despotluk yaparak asılmış gibi sapmaya girdiği bir alan olmaktadır. Dini naslara baktığımızda dünyaya bağlanmanın ve orada ebedi gibi algıda bulunmanın yanlışlığı ve bir çok kötülüğün çıkış noktası olduğu anlatılır. Sakın dünya hayatına aldanmayın denir. Yer yüzünde gezin bakın yurtlarında azgınlık yapanların sonlarının nasıl olduğunu görün yerlerinde yeller esiyor denir. Yine İmam Ali (a.s) bir kabristana vardığında oradakilere seslenerek ne oldu biriktirdikleriniz, evlerinizde başkaları oturuyor karılarınızı başkaları nikahladı mallarınızı başkaları yiyor gibi… Çocukluğumuzdayken hatırlarız tarla sınır kavgasından nice insanlar birbirlerinin haklarına girmişler ve hiç ölmeyecekmiş gibi tavırları onları sahip olduklarıyla övünmeye götürmüştür. Ancak şimdi baktığımızda o tarlalar dağ olmuş gitmiştir. 
O halde bu kadar abartılan ve uğrunda ölmenin dini emir gibi gösterildiği vatan kavramının aslı nedir? Bu emperyalistlerin sömür düzenlerini diğerlerinden korumak için toplumları kandırdığı içi boş bir sözcüktür. Şimdi örnek verelim. Amerika’da kurulu bir zulüm düzeni var. Dünyanın kanını emiyor. Vatandaşlarına hayali düşmanlar üretiyor. Diyor ki sizin vatanınızı işgal etmek sizi vatanınızdan etmek istiyorlar! 
Oysa Amerika’nın kendisi dünya için en büyük tehdit ve düşmandır. Nice toplumları vatanlarının üzerinde katletmiş özellikle Müslümanlardan milyonlarcasının kanını dökmüş bir o kadarının da mallarını ırzlarını yağma etmiştir. Şimdi bir ABD vatandaşı ve vatanı orası olan Müslümanı düşünün. Bu kişiyi diğer milletlerle savaşta nasıl ikna edecektir? Vatan için savaşmak kutsaldır ülküsüyle! Eğer siz de vatan için savaşmak kutsaldır dini bir emirdir diyorsanız buna vereceğiniz cevap olamaz! Çünkü vatanı için tehditleri yok etmek zorundadır. 
Oysa İslam savaşı ve uğrunda ölüme gidilecek noktayı Allah için kaydına bağlar. Allah yolunda savaşın diye emirler vardır. Allah yolunda savaş da açıklanırken din düzeninin korunması ve haklının yanında haksıza karşı savaş kastedilir. Din yeri geldiğinde vatanını satıp gitmeyi de emreder. Örneğin Peygamberimiz Mekke’de doğdu büyüdü, orası vatanı idi. Ancak oradaki sömürü şirk düzeni onun adalet düzeni kurma çalışmalarına engel oldu. O hazrete orada yaşamayı zindan etti. Birileri ya sev ya terk et diyordu. Vatanınsın bölücülük yapma kardeşi kardeşe düşürme, halkı inanan inanmayan diye ayırma aynı gemide yaşıyoruz bak Mekke’yi ikiye böldün, Bizans İran gibi dış güçler fırsat bekliyorlar sen bizi vatanımızdan ediyorsun diyorlardı. O hazret tüm bu itiraz ve vatan haini suçlamalarına vahiyle cevap veriyor onların sömürü düzenlerine ve halkı nasıl sömürdüklerine zulümlerine dikkat çekmeye devam ediyordu. Nihayetinde vatanındaki kurulu şirk düzenini ve müşrik Mekke halkını sevmedi vatanını terk ederek Medine’ye göç etti. Bu günkü tabirle vatanını sattı vatanına ihanet etti!
Meselenin özüne gelecek olursak! Din ve Allah için savaşmakla vatan için savaşmak aynı şey değildir aynı sonucu gerçekleştirmez aynı kişi ve düzene hizmet etmez. Nasıl mı? 
Vatanı savunmak demek oradaki kurulu düzeni savunmak demektir. Vatanda kurulu olan düzen zenginlere ve zalim yöneticilere hizmet ediyorsa o zaman sizin vatanınızı savunup onun uğrunda savaşmanız ve oradaki düzene başkalarının müdahalesini engellemeniz sizi yönetenlerin işine gelir. Onların kurulu zülüm ve sömürü düzenlerinin sürmesini sağlar. Oysa haklıyı ve Allah’ın dinini savunmak onun uğrunda savaşmak demek hiçbir zaman sömürgecilerin ve zalimlerin kurulu düzenini korumak anlamına gelmez. Ezilen fakir halkın yönetimin değişmesinden, bir zalimin gidip başka bir zalim yönetim düzeninin gelmesinden kaybedeceği çok şeyi yoktur. Hangi zalim adı ne olursa olsun gelse, kendine köle halk isteyecektir. Bu yüzden kimsenin kuşkusu olmasın ki hiçbir zalim yönetim halkın tamamını yok etmek üzere gelmez. Doğru işgaller durumunda bir çok katliam olmuştur ama bu katliamlar oradaki zalim eski düzeni koruma direncinden kaynaklanmıştır. 
Bir işgal durumunda bir evi ve birkaç aylık yiyeceği olan bir insanın mı kaybı çok olur yoksa çaldığı malı bankalara menkul gayri menkullere yığmış birilerinin mi!
Bu vatanın kutsallığına oranın kaymağını yiyen yönetici kesimi inanmaz. Eğer halkına vatan uğrunda savaşmak kutsal dini bir emirdir diye dediklerine kendileri inansaydı, vatan uğruna ölenler hep yoksulların garibanların değil kendilerinin de çocukları olurdu. Ama hiçbir zalim yöneticinin çocuklarının vatan uğruna savaşıp yaşamını feda ettiğini göremezsiniz. Öyleyse mesele nedir:

“Kalkın ey ehli vatan dediler hep birlikte kalktık
Bir de baktık ki yerlerimize oturmuşlar yersiz yurtsuz kaldık. “
Gerçek bundan başkası değildir. 
Vatanı savunan ve onun üzerindeki yönetim Allah’ın düzeni mi yoksa tağuti düzen mi hiç ilgilenmeden vatanı merkeze alarak onu korumaya odaklanan ve bu uğurda savaşabilen bir kişiyi düşünelim. Bu kişi tağuti bir düzende yaşıyor. Onun vatanını savunmak için girdiği savaştan zafer kazanılsa, bu savaşı kimin hangi düzenin işine gelmiş olur hangi düzeni korumuş olur? Tağuti düzeni. Ama Allah’ın hükümleriyle yaşanan ve onunla yönetilen bir ülkeyi düşünün orada vatanını savunan birisinin savaşı aynı sonucu vermeyecektir. Demek ki burada söz konusu olan vatanı değil dini merkeze almaktır. Dini merkeze alan birisi başkasının vatanını korumada ona yardımcı olsa bile Allah’ın dinine hizmet etmiş olacaktır. Onun savaşı yer yüzüne Allah’ın istediği düzenin kurulmasına adaletin yerleşmesine hizmet etmiş olacaktır. 
Müslümanca tavır Allah yolunda alınan tavır vahye göre düşünme tavrıdır. Vahyin emretmediği hiçbir şeyi dayatmama tavrıdır. Allah kendi yolunda savaşmayı tağut yolunda savaşmaktan farklı tutmuş ve inananların Allah yolunda kafirlerinse tağut yolunda savaştığını vurgulamıştır. Bu uyarıya dikkat çekmek her Müslümanın görevidir. 
Müslümanın savunacağı uğruna öleceği değerler ancak ayet ve hadislerle belirtilen değerlerdir. Bunların arasında Allah uğruna ve hak uğruna savaşmak geçer ama hiçbir yerde vatan diye geçmez.

YORUMLAR

REKLAM