Ukrayna ve Rusya Arasındaki Gerginliğin Sebepleri

GİRİŞ: 21.04.2021 10:04      GÜNCELLEME: 21.04.2021 10:04
Rasthaber -  Aslında Rus ve Ukraynalılar aynı milliyet aynı din ve tamamıyla ortak bir tarihi geçmişe sahipler. Aralarında temel ayrılığı oluşturan sadece tarihi süreç içinde etkileştikleri başka milletler vesilesiyle değişen kültür farkıdır. Ukraynalılar daha çok Polonya Lehistan kültür ve medeniyetinin etkisinde kalmış Ruslar ise Hazar, Altınordu medeniyeti kültürünü barındırmışlardır. Her iki millette Slav ırkındandır. Ukraynalılar ve Rusların her ikisi de doğu Slavlarının kültürünün etkisindeydiler. Ancak Ukrayna uzun süre Lehistan kültürünün etkisinde kaldı. Lehistan ise kendi kültürel coğrafyası sebebiyle Polonya kültüründen çok etkilenmişti. Ukraynalılar bu yüzden uzun süre batı komşularının etkisinde kalarak Ruslara göre asimile olmuşlardır. Benzetecek olursak Türk medeniyetlerinin birbirlerine en uzak olan milletleri yani tıpkı Kazaklar ile Türkler gibidirler. Ukrayna Ortodoks kültürünü merkeze almış ve korumuş olmasına rağmen Katolik kültürün etkisi ile diğerlerine nazaran Batılılaşmıştır.  Dil ise yaklaşık %25-30 civarı farklılaşmıştır. Her iki milletinde ittifak ettiği üzere asıl Rus kültürünün merkezi Kiev’dir ki eski Rusya’nın başkentliğini yaptığı sıralarda Moskova küçük bir vergi toplama semtinden (kiez) ibaret idi. Ukrayna isminin anlamı ise terkedilmiş, metruk ve geride bırakılmış manasındadır ve 1600’lerden sonra buradan daha doğu ve güneye yani Moskova ve çevresine Slav milletlerinin yönelmesiyle buralar adeta boşalmış olduğu için bu isim kullanılmıştır.

Her şeyden önce Ukrayna Rusya açısından sahip çıkması gereken tarihi geçmişini temsil eden bir coğrafya ve üzerindeki kültür açısından önem arz etmektedir. Ama Ukrayna’nın Rusya açısından değeri sadece bundan ibaret değildir.

İkinci ve daha önemli olan ise bütün bölgenin hakimiyetini elinde bulunduran Rusya’nın Ukrayna’nın ayrılması sebebiyle Karadeniz’in güney ve batı kısımlarında kaybettiği hakimiyetini yeniden kazanma arzusudur. Kafkasya bölgesinin kontrol edilemez jeopolitik yapısı Rusya’yı endişelendirmekte ve Karadeniz’in kuzeyine sıkışmış olan etki alanının kontrolünü bu bölge üzerinden yapabilmesi de gün geçtikçe zorluğa girmektedir. Ama Ukrayna zaten Rusya’nın tarihi geçmişine ve teknolojik yapılanmasına ve ulaşım kolaylığına sahiptir ve Rus donanması yıllarca burada konuşlandırılmıştı. Bu yüzden tüm diğer ülkelere nazaran Rusya’nın Karadeniz ve sıcak denizlere inme hayalini gerçekleştirme arzusu Ukrayna üzerinden daha mümkün görünüyor. Bu ülkenin doğu bölgesinde ve Kırım’da yaşayan çok miktarda Rus’un varlığı ise bu mümkünatı oldukça artırıyor. Rusya kendi halklarının özellikle SSCB’den ayrılan ülkeler içindeki Rus ekalliyeti ve popülasyonunu her zaman önemsemiş ve bölgenin siyasi yapısının şekillenmesinde kendi lehine kullanmıştır. ABD ve Atlantik ülkeleri bundan rahatsız olup defalarca uyarılarda bulunmasına rağmen Rusya bu siyasetinden vaz geçmemiştir. Mesela Baltık Cumhuriyeti’nin AB’ye katılım sürecini bu ekalliyetleri kullanarak ötelemiştir.

Rusya’nın Ukrayna’da var olan birçok enerji ve boru hatları vardır ve Rusya bunları yitirebileceği ihtimali üzerine daha büyük iki projeye girişerek Kuzey Akım ve Güney Akım boru hatlarını uygulamaya koymuş ve bunları büyük oranda da bitirmiş ve bu süreç içinde de Almanya, Fransa, İtalya, Türkiye gibi önemli ülkeleri de bu projeye katarak dünya kamuoyu nazarında meşruiyetini artırmıştır. Geçen süreç içinde Turuncu Devrim’in etkisini yitirmesi ve Ukrayna yönetimini Rus yanlısı Yanikovic’in kazanması ile Ukrayna’daki boru hatlarını tamamen gözden çıkarmaktan da vaz geçmiştir. Hem Ukrayna’daki boru hatları ve hem de Güney ve Kuzey akım boru hatları Rusya’nın Avrupa üzerindeki hakimiyetini artıracağı gibi ekonomik getirilerinin artması teknolojik ve askeri üstünlüğünü ABD ve dünya hegemonyasına göre üstünlük kazanmasına sebep olacaktır. İşte daha çok ABD’yi rahatsız eden en önemli problem budur.

İtilafların tarihi süreci:

Ukrayna ile Rusya arasındaki itilaflar 1930’ların başına yani Stalin dönemine dayanır. Ukrayna’nın Sovyet Rusya’sına katılma süreci çetin geçmiş ve yapılan baskı toplu idam, katliam ve uygulanan ambargolar neticesi oluşan kıtlığında etkisiyle 3,5 - 4 milyon insanın ölmesine sebep olmuştu. Bu ölümler “Holodomor” (Açlıktan ölme) trajedisi ve katliamı olarak Ukrayna’nın özellikle SSCB’den ayrıldığı dönemden sonra her yıl Kasım’ın son haftası resmi olarak anılmaktadır.

Ukrayna, 1980’lerde Gorboçov’un başkanlığı döneminde demir perde yönetiminin sebep olduğu daralan ekonomik durumdan kurtulabilmek için Sovyet Rusya’sında uygulanan Glasnost ve Perestroika diye adlandırılan açılım ve yeniden yapılanma politikasının getirisi ile bu günlerdeki Arap Baharı gibi o zamanlar milliyetçi hareketlerin ortam bulması neticesinde SSCB’den ayrılarak bağımsızlığını ilan etmiştir. Ancak bu ayrılma neticesinde o zaman Sovyetlerin büyük teknik ve nükleer yatırımları ve en önemlisi de Karadeniz’deki dev Sovyet donanması iki ülke arasında en büyük itilafı doğurmuş ve çatışmalara sebep olmuştu. 1990’da Ukrayna Parlamentosu bir karar alarak içinde meşhur Amiral Kuznetsov uçak gemisinin de bulunduğu Karadeniz filosunun kendilerine ait olduğunu ilan etti. Bir süre sonra Rusya’da aynı şekilde bu filonun kendilerine ait olduğunu açıkladı. Artan gerginlik 1992’de filonun ortak güvenlik için kullanılması yönünde alınan karar ile tatlıya bağlansa da geçen süreç içinde oluşan gerginlikler ve çeşitli ihlaller tartışmayı artırdı ve 3 yıl sonra filonun paylaşılmasına karar verildi. Ancak Amiral Kuznetsov uçak gemisi için bir türlü anlaşamadılar ve gerginlik bu yüzden tekrar arttı. Netice 1997’de yapılan anlaşma ile yeniden anlaşarak Karadeniz filosunun Kırım’da 2017 yılına kadar konuşlandırılması kararlaştırıldı. Aynı anlaşmayla birlikte Ukrayna ve Rusya karşılıklı olarak birbirlerinin sınırlarını tanıdıklarını ilan ettiler. 2018 yılına gelindiğinde bu anlaşma 10 yıllığına uzatıldı.

ABD’nin devrim ihracatı ya da Turuncu Devrim:

Renk veya çiçek simgeli devrimler, SSCB dağılma sonrası Orta ve Doğu Avrupa’ya ve hemen akabinde Orta Asya’ya kadar yayılan bölgede cereyan eden bir seri hareketleri toplu olarak ifade eden isimlerdir. Bu devrimlerin katılımcıları, yerleşmiş otoriter hükümetleri protesto etmek, demokrasiyi, liberalizmi ve ulusal bağımsızlığı savunmak için çoğunlukla şiddet içermeyen devrimci yöntemler kullanırlar. Bu tür hareketlerde Sivil Toplum Örgütleri ve özellikle öğrenci protestocuların etkileri büyüktür. Şimdiye kadar Sırbistan’da (2000 yılında Miloseviç’in devrilmesi), Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) ülkelerinden Gürcistan’da (2003 Gül, Karanfil Devrimi), Ukrayna’da (2004 Turuncu Devrim) ve (daha öncekilerden daha şiddetli olmakla birlikte) Kırgızistan’da (2005 Lale Devrimi) yapılan bu milliyetçi devrimler başarılı olmuştur. Her defasında tartışmalı seçimleri büyük çaplı sokak protestoları izlemiştir. Bu protestolarda rakipleri tarafından otorite olarak kabul edilen liderlerin istifa etmesi ya da düşürülmesi hedeflenmiştir. Sırbistan’da bu direniş hareketi “Otpor” ismini almış. Gürcistan’da “Kmara” (yeter!), Kırgızistan’da “Kelkel” ve Ukrayna’da “Pora” almıştır. Azerbaycan’da ise “Makam” ismini almıştı. Tüm bu hareketler bir tek elden yani Amerika Birleşik Devletleri merkezli Açık Toplum Enstitüsü tarafından finanse edilmiştir. (OSI).

Sırbistan’daki devrimci hareket Otpor’un üyeleri Gürcistan’daki Kmara hareketini eğitmiş ve organize etmiş ve Gürcistan’da ve Ukrayna’da yaşanan sivil devrimlerin sonucunda ortaya çıktığı düşünülen Sarı Devrim (Lale Devrimi), Kırgızistan’daki Kelkel hareketini etkileyip yönlendirmiştir. Hatta dönemin Devlet Başkanı Askar Akayev (27 Aralık 2004 tarihinde, Gürcistan ve Ukrayna’daki devrimlerin Batılı sponsorlarını ülkesindeki direniş hareketini finansa etmekle itham etmiş ve benzer devrimlerin görünmez kahramanı ABD ise beklenildiği gibi Kırgız muhalefetini açıkça desteklemişti. Kırgız sivil toplum örgütlerinin aktiviteleri tamamen ABD kuruluşları ve ABD’nin Uluslararası Gelişim Ajansı (International Development Agency) tarafından finanse edilmişti.

Saros’un yönlendirmesi ve finansı ile varlık bulan bu hareketlerden Azerbaycan'da 2005 yılı başlarında kurulan Makam, Ukrayna'daki genç devrimciler gibi turuncu rengi kullansa da Soros ya da başka hiçbir yabancı kişi ya da kuruluşla hiçbir bağı bulunmadığını savunuyor. Hareketin 25 yaşındaki lideri Emin Hüseyinov Milliyet'e, Pora ve Kmara ile sadece bilgi alışverişinde bulunduklarını, bu arada Türkiye'den Arı Hareketi'nin bir temsilcisi ile tanıştıklarını söylüyor. Hiçbir partiyle bağlantılarının bulunmadığını belirten Hüseyinov, "Sadece, petrol zenginliğini halkın paylaşmasını istiyoruz" diyor.

 IDA (Uluslararası Gelişim Ajansı) altmışlardan beri çoğu üçüncü dünya ülkesinde ve Türkiye’de de güvenlik görevlilerini, yüksek rütbeli personeli ve sivilleri Amerikan değerleri çerçevesinde eğitmiştir ve burs sağlamıştır, emniyet genel müdürlüğünü yeniden örgütlemiştir. Türkiye sınai kalkınma bankasını kurdurmuştur.

Sözde demokrasinin tanıtım ve gelişimini sağlamakla sorumlu 170 kadar sivil toplum örgütü ya ABD’nin kurduğu ya da finansal olarak desteklediği örgütlerdi. Bu örgütlerin çalışmaları Orta Asya’da sivil devrimleri bir bir etkileyip planlayarak domino etkisi yapabilecek senaryolar ürettiler ve neticede Sırbistan, Gürcistan, Ukrayna, Kırgızistan ile Özbekistan’daki son siyasî hareketler, bölgedeki ABD ve Rusya rekabetinin de ABD lehine ivme kazandıran renkli devrimlerde ABD ve Sivil Toplum Örgütlerinin ve bilhassar Sarkozi’nin ting teng kuruluşları ve rolü de çok büyüktür.

ABD'li ünlü spekülatör George Soros'la bağlantılı tüm bu gençlik hareketi gibi Ukrayna’daki gençlik hareketi de sözde demokratik barışçı devrimleriyle itici güç olarak faaliyet gösteriyordu

Ukrayna’da Pora diye şekillendirilen sivil toplum ve gençlik hareketi tarafından desteklenen “Turuncu Devrim”, 2004 yılında başkanlık seçimlerinin tartışmalı geçen ikinci turunu takiben oluşmuş ve seçim sonuçlarının iptaline yol açmıştır. Turun tekrarında Viktor Yushchenko başkan ilân edilmiştir.

Bundan sonraki süreçte Rusya bu sonuca razı olmayarak Donbas ve Kırım bölgesinde açık olmamakla birlikte üstü kapalı fiili müdahalelerde bulunmuş mesela yüz kişilik bir ordu askeri bir birlik göndermiş ama bunların üniformalarında hiçbir millet, kuruluş aidiyeti bildiren işaret vs yokken önemli yerlere baskın yapıp kontrol altına alarak halkı çeşitli operasyonlar yapmışlardı. Halk arasında “yeşil adamlar” diye anılan bu grup Donbas bölgesinin işgali ve Kırım’ın referandum ve sonrası ilhak sürecini oluşturmuşlardı. 

2004 yılında seçimler dönemine kadar artık iyece belirginleşen Ukrayna halkı arasında milliyetçiler ile Rus yanlılarının arasındaki kutuplaşma özellikle ABD’nin el altından müdahaleleri ile görevlendirilmiş toplum mühendislerinin yoğun çalışmaları netice vermeye başladı ve Turuncu Devrim diye adlandırılacak sokak gösterileri ve meydanlarda yönlendirilmiş kitle hareketleri başlayarak Ukrayna’nın kaderini belirlemeye başlamıştı.

Rus nüfus ve Rusya yanlılarının ağırlıkta olduğu Donbas bölgesinde (Donetsk ve Lugansk) tek taraflı bağımsızlık ilan edilmesinin ardından, Rusya yanlısı ayrılıkçılar ile Ukrayna ordusu arasında çatışmalar 2014'ten bu yana aralıklı olarak devam ediyor. Çatışmalar son dönemde şiddetlenmişti.

Ukrayna Parlamentosu, yedi yıl önce Kırım'ın ilhakı ve Donbas 'ta ki gelişmeler sonrası Rusya'yı "saldırgan" ülke olarak nitelendiren yasayı onaylamıştı.

Donbas krizinin çözümüne ilişkin müzakereleri Rusya, Ukrayna ve Avrupa Güvenlik ve İş birliği Teşkilatı'ndan (AGİT) oluşan Üçlü Temas Grubu yürütüyor.

Taraflar arasında Temmuz 2020'de sağlanan kapsamlı ateşkes son dönemde sık sık ihlal ediliyor.

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, iki hafta önce Kırım'ın kurtarılmasını amaçlayan Askeri Güvenlik Stratejisi'ni onaylamıştı.

Türkiye Rusya arasında Ukrayna meselesi:

Rusya, Türkiye'nin Kırım meselesine bakış açısını değiştirmesini istiyor.  Putin'in resmi sözcüsü Dmitry Peskov, RIA Novosti' in haberine göre Kremlin'in Türkiye'yi Kırım konusundaki tutumunun yanlış olduğuna ikna etmeyi umduğunu söyledi. Rusya, Türkiye'nin Kırım meselesine daha farklı bakmasını istiyor Peskov, Moskova'nın eninde sonunda Türk tarafını Kırım meselesindeki Rus tutumunun doğru olduğuna ikna edebileceğine dair iç kamuoyuna umut verdi. Putin'in sözcüsü, "Bu anlaşmazlıklar Ukrayna tarafıyla zor çözülebilir, ancak tutarlı çizgimizin Türk ortaklarımızı Kırım konusundaki mevcut tutumlarının tamamen yanlış olduğuna ikna edeceğini umuyoruz." dedi. Aynı zamanda Türkiye'nin Ukrayna dahil komşularıyla ilişki kurma egemenlik haklarını koruma hakları olduğunu da işaret etti. 15 Nisan'da Dışişleri Bakanlığı Başkanı Mevlut Çavuşoğlu, Rusya ile Ukrayna arasında Donbass' ta yaşanan krizde Türkiye'nin hiçbir tarafa destek vermediğini söyledi. Ukrayna Cumhurbaşkanı Vladimir Zelensky, 10 Nisan'da İstanbul'da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bir araya geldi. Buna rağmen görüşmeler sırasında, Rusya'nın Kırım'ı "ilhak" ettiğini ifade etti. Erdoğan ayrıca Ukrayna’ya NATO’ya katılma arzusunda destek verdi.

Geçen hafta Türkiye Ukrayna ile arasında 20 maddelik ortak bir bildiri yayınladı. Aslında bu bildiri ile Türkiye Rusya ve Ukrayna arasındaki tarafını belli etmiş yerini oluşturmuştu. Bu bildiriye göre Ukrayna ile ticari, siyasi ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesini ve pekiştirilmesinden ziyade Ukrayna’nın Dombass bölgesi ve Kırımın işgal altında olduğunun teyit edilmiş olması ve bu bölgelerdeki olayların giderilmesi ve işgalin sonlandırılması için Agit, Avrupa Konseyi,BM Minsk ülkeleri, vs uluslararası kuruluşların desteğinin alınması Ukrayna’nın Nato’ya katılma sürecinin desteklenmesi gibi önemli hususlara değinildiği gibi Kırım’ın ilhakı probleminin giderilmesi için “Kırım konseyi” kurulması teklifi de yapılmış olması açısından önemli bir bildiridir.

Türkiye’nin Rusya ile Suriye’de yaşadığı problemler malumdur. Ama gelinen süreç nazarında Soçi, Astana gibi anlaşmalarda Türkiye Rusya ile yürütülen bir projenin ortağıdır.

Bunun yanında Karadeniz’de Kuzey ve Güney akım boru hatlarında çok önemli bir ortaklıkları söz konusudur ve her iki ülkenin de ekonomisinde büyük açılım ve rahatlamalara sebep olacak ciddi bir projedir bu.

Daha da önemlisi. Rusya'dan gelen Mavi Akım, Azerbaycan'dan gelen Bakü-Tiflis-Ceyhan hattı, Rus gazını Avrupa'ya taşıyacak Türk/Yunan boru hattı, İran boru hatlarıyla Enerji Koridoru haline gelen Türkiye şimdi de Rus gaz ve petrolünü Ortadoğu'ya uzatmak için kolları sıvadı. Türkiye ile İsrail Akdeniz'in altından 4 ayrı boru hattı döşeyerek, Lübnan, Filistin Ürdün ve İsrail'in enerji ihtiyacını karşılamayı planlıyor. Projeye Ruslar da sıcak bakıyor.

Bir başka açıdan Rusya ve Türkiye arasında ticaret yükselen ticaret hacmi ve bilhassa turizm iki ülke açısından önemli boyutlardadır ve sekteye uğraması ekonomilerinde ciddi sarsıntılar oluşturabilmektedir.

Tüm bunlara rağmen Türkiye’nin Ukrayna politikası uluslararası ilişkilerinde bilhassa Rusya ile ilişkilerinde yerini bulmayan ikircil bir hal almıştır ve neticeleri tam olarak kestirilememektedir.

Türkiye Ukrayna’da ne yapıyor. Öngörülebilecek tespitler şunlar olabilir.

1-Türkiye Kırım Tatarlarının durumunu tüm ekonomik ve siyasi politika ve ilişkilerden üstün mü görmektedir ve tek amacı Kırım’ın ilhakının sonlandırılarak Kırım özerk Cumhuriyeti olarak eski statüsüne kavuşması ve Tatar Türklerinin zulümden kurtulup refaha ulaşmadır.

2-Türkiye aslında memnun olduğu ABD-AB -Nato potasında varlığından memnundur ancak elde olmayan çeşitli sebeplerle bilhassa 15 Temmuz darbe girişimi ve İsrail ile ilişkilerin sekteye uğraması ile bu kutuptaki varlığının sarsıldığına yerinin tehlikeye düştüğünü düşünerek bunu yeniden sağlamlaştırmak için bulunduğu ekseni çok yönlü geliştirmek amacıyla Rusya ile tehlikeli oynaşmalara girişerek ABD ve Nato nazarında kendi cazibesini artırmaya çalışıyor.

3-Ukrayna’nın enerji ve boru hatlarının yeniden Rusya açısından önem kazanması ile Rusya’nın Karadeniz ve Akdeniz’de Türkiye ile girdiği boru hatlarının önemini yitirip pasifize edilmesinden endişelendiği için Ukrayna’nın Rusya etkisinden kurtulması ve aralarındaki gerginliğin derinleşerek kalıcı hale gelmesini sağlamaya çalışıyor.

Türkiye’nin ikircil ve belirsiz politikaları bu ve benzeri birçok uçuk dahi olsa ihtimalleri akla getiriyor çünkü izlenen politikaların tutarlı bir izahı yok.

Gelişen siyasi olaylar ve artan gerginlik netice olarak güçlü ülkelerin çıkarları doğrultusunda muhakkak yön bulacaktır ve Türkiye her zamanki gibi bu karmaşık durumdan ve fırsatçı siyasetinden zarar görecektir. Umarım yanılırız ve Türk siyaseti ve yönetimi bizi bu konuda olsun haksız çıkarır.

 

YORUMLAR

REKLAM