Türkler ve Araplar aynı mitlerden besleniyor

GİRİŞ: 03.02.2021 08:59      GÜNCELLEME: 03.02.2021 08:59

Rasthaber -  

Türkler ve Araplar kavgalı olduğu konularda birbirine karşı aynı malzemeyi kullanıyor. Türkiye’nin Orta Doğu ve Afrika’daki hamleleri Türkler için gurur vesilesi, Araplar için korku kaynağı. Bunun için çok fazla mit ve yalan tüketiliyor.


Türkiye, Osmanlı’nın küllerine üflerken Araplar arasında Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır’ın başını çektiği bir düşman cephe edindi. Türkiye’nin iddialı çıkışlarının birer başarı öyküsüne dönüştüğü söylenemez. Yine de birbirine hasım iki taraf Türkiye’nin atılımlarıyla ilgili aynı mitler ve yalanlardan besleniyor. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Lozan Anlaşması’nı tartışmaya açtığında, ‘Bereketli Hilal’i İngilizler ve Fransızlar arasında paylaştıran Sykes-Picot’a atıflar yaptığında, Libya ile anlaşmaları Sevr’in tersine çevrilmesi olarak yorumladığında, Lübnanlı Türklere pasaport vaat ettiğinde ya da Libya’da 1 milyon Türk olduğunu öne sürdüğünde bunların Arap hafızasındaki karşılığı şundan ibaret: “Türkler Musul, Kerkük ve Halep’e göz dikti; Kuzey Afrika, Kızıldeniz ve Aden’e dönüyorlar.”

Erdoğan’ın kontrolündeki medya ötekinin korkusu olan açılımları köpürterek pazarlıyor. Türkiye’nin sınırlarını müdafaa etmenin Akdeniz, Hint Okyanusu ve Basra Körfezi’nden başladığına dair tezler eşliğinde Ankara’nın üç kıtada savunma hatları kurduğu belirtiliyor. 

Türk ve Arap medyası Suriye, Irak, Libya, Lübnan, Filistin, Yemen, Somali, Cibuti, Etiyopya, Mali ve Senegal’e kadar geniş bir alanda Türkiye’nin kapasitesini çok aşan fetihçi bir portre çiziyor. Bunlara bakınca Türkiye bir Leviathan gibi her yere uzanmış gözüküyor. Aynı malzemeyle iki taraf da birbirine karşı husumeti kışkırtırken kendi halklarını da kandırıyor. 

Kuşkusuz Erdoğan Osmanlı coğrafyasını işlemekte çok hırslı. Kendisine yakın isimler “Büyük Türkiye” haritaları yayımlamaktan kaçınmıyor. Araplara sunulan malzeme büyük. 

Türk medyasına göre Sudan’ın Sevakin adasını 99 yıllığına Türkiye’ye vermesi “Kızıldeniz’de dengeleri kökünden değiştiren” bir gelişmeydi. Somali ve Katar’daki üslere Sevakin eklenince Kızıldeniz, Basra Körfezi ve Hint Okyanusu’nda “Türk üçgeni” oluşmuştu. Ortada henüz bir üs yokken! Hikâyenin devamını konuşmak istemiyorlar: Malum 2019’da Ömer el Beşir’in devrilmesiyle Sevakin sevdası Kızıldeniz’in sularına karıştı. Sudan Geçiş Konseyi Başkanı Abdülfettah el Burhan’ın “Sevakin, Sudan’ın ayrılmaz bir parçasıdır. Değeri ölçülemez, tarihi satılamaz” sözünün üzerine söz söylenmedi. Mısır medyasına göre Türkiye, Sevakin’i Devlet Başkanı Abdülfettah el Sisi'yi devirmek için kullanacaktı. 

The Arab Weekly 26 Ocak’ta mitlere yenilerini ekledi. Gazete Türk donanmasının korsanlara karşı Aden Körfezi, Somali suları ve Arap Denizi’ndeki görev süresini bir yıl daha uzatan tezkereyi, Türkiye’nin Yemen ve Afrika Boynuzu'nu istikrarsızlaştırma çabası olarak sundu. Gazeteye göre Türkiye, Körfez ülkelerini engellemek için Somali ve Cibuti'de pozisyonunu güçlendiriyor; Bab el Mendeb Boğazı’nda yer alan Somaliland, Cibuti ve Somali’de limanları ele geçirip Afrika Boynuzu'ndaki ithalat ve ihracatı kontrol altına almayı hedefliyor! 

Mogadişu Uluslararası Havalimanı ve Mogadişu Limanı’nı Türk firmaları işletse de Türkiye’nin Somaliland ve Cibuti’de limanlarla ilgilendiğine dair bilgi yok. Fransa, ABD, Çin ve Suudi Arabistan’ın üs edindiği Cibuti’de Türkiye birkaç yıl önce ticari bir üs kurmaktan söz ediyordu. Türkiye 2014’te Somaliland’in başkenti Hargeysa’da konsolosluk açsa da Somali’den bağımsızlığını ilan eden bu bölgeyle asıl ilgilenen BAE. Mısır da buraya el atma eğiliminde.

Yine The Arab Weekly’ye göre Türkiye, Yemen'de Riyad’ın barış planına karşı stratejik hedeflerine ulaşmak için kaosu besliyor. Arap Denizi’ne bakan petrol zengini Şebva’nın Müslüman Kardeşler’in kontrolüne geçmesinde Türkiye’nin parmağı var. Ayrıca Türkiye hareket kabiliyeti kazanmak için Kena Limanı projesini destekliyor. İstihbarat ağını genişletmek için İnsani Yardım Vakfı (İHH) gibi örgütleri paravan olarak kullanıyor. 

The Arab Weekly başka bir haberinde Türkiye ve İran’ın desteğiyle Husiler ile Müslüman Kardeşler’in Bab el Mendeb'i kontrol için ortak plan yaptığını öne sürüyor. Yine Müslüman Kardeşler’in Abyan’da Türk subayları tarafından eğitildiği ve saldırılarda Türk insansız uçaklarının kullanıldığı iddia ediliyor. 

Bütün bunlar olduysa Erdoğan kürsülerden bağıra bağıra anlatma fırsatını kaçırmazdı. Türkiye’nin hesabına fazladan yazılmış “başarılar” gibi duruyor. Kuşkusuz birbirine çelme atan çok sayıda girişimden söz edilebilir. Rekabetten husumete sert bir savrulma olduğu da sır değil. 

Mısırlı diplomat Remzi İzzeddin Remzi, Türkiye’nin Sudan, Somali, Katar ve Libya’da üs edinmesi ya da edinmeye çalışmasını Mısır’ı çevreleme hedefine bağlıyor. Sürekli olarak Türkiye Libya’da üs kurarsa diğer komşuların yanı sıra Sahra ve Sahel ülkelerine de nüfuz edebileceği korkusu paylaşılıyor. 

Şark’ul Evsat’tan Abdurrahman Raşid, İran ve Türkiye’nin 15 Arap ülkesini tehdit ettiğini savunarak “Libya'daki Türkler, Mısır için, Camp David Anlaşması’ndan bu yana en büyük tehdittir… Türkiye, Libya’yla Avrupalılara şantaj yapacak ve Mısır, Tunus, Cezayir ve Sudan'ı tehdit edecek. Türkiye’nin bir sonraki savaşı Yemen’de olacak” diyor. 

Gerilimi canlı tutan, Türkiye’nin Müslüman Kardeşler’e arka çıkması. Artık bütün meselelere bu zaviyeden bakılıyor. Şark’ul Evsat yazarı Salih Kallab’a göre “Erdoğan adeta Müslüman Kardeşlere biat etti.” Bizim tecrübelerimiz ise Erdoğan’ın sadece kendi çıkarlarına biat edeceğini söylüyor. 

Yine Şark’ul Evsat’tan Hanna Salih’e göre “Türkiye, Fars hilaline paralel olarak yeni Osmanlıcılıktan bir Müslüman Kardeşler hilali kuruyor.” Arap Baharı dalgasında Müslüman Kardeşler siyasal nüfuz aracı hâline geldi ama Erdoğan’ın pragmatizmi yarın bunlara kapıyı gösterme ihtimalini de içeriyor.

Müslüman Kardeşler’le bağlantılı hesaplaşmalar bir kenara Türkiye’nin ekonomik, siyasi ve askeri ilişkilerle coğrafi genişleme hedefi basitçe Mısır karşıtlığına indirgenemez. Türkiye’nin Beşir döneminde Sudan’la ilişkileri ya da Rönesans Barajı nedeniyle gerilimin sürdüğü bir sırada Etiyopya ile yakınlaşması, Kahire’de kuşatma hissi yaratabilir. Hakeza Libya’da Müslüman Kardeşler’in güçlenmesi Mısır için kötü çağrışımlar yapabilir. Yine de Mısır, Türkiye’nin uzandığı pek çok yerde ciddi bir ağırlığa sahip değil. Kesişme noktalarında ise Araplara hitap etme üstünlüğü olan Mısır’ı kuşatmak farklı bir kapasite ister.

Özetle, herhangi bir ticari, insani ya da siyasi temastan bir taraf “işgal” diğer taraf “fetih” destanı çıkarıyor. Bu tür bir denklemde düello kaçınılmaz hale geliyor! Türk medyası herhangi bir terör saldırısı ya da gemi korsanlığında Türkiye’nin önünü kesmeye çalışan Suudi-BAE ikilisinin parmağını arıyor. Erdoğan’ın gözde gazetelerinden Yeni Şafak 18 Haziran 2020’de “BAE Somali’de Türkiye’ye saldıracak” başlığı altında “Libya’da ağır yenilgi alan BAE gözünü Somali’ye dikti. Hedef, Türkiye’nin desteğiyle istikrara kavuşan Afrika ülkesini yeniden kargaşaya sürüklemek. Böylece Türkiye’den de intikam alınacak. 2018’de Somali’de darbe girişiminde bulunan Abu Dabi, şimdi de Somaliland ve Puntland üzerinden terörü kışkırtıyor” diyordu.

Hatta Türk medyasına göre Beşir’den sonra Sudan, Mısır ve İsrail Kızıldeniz’deki Türk varlığını kısıtlamak için güç birliği de yapıyor. 

“Yeni Osmanlı” fikri Erdoğan için bir motivasyon kaynağı olabilir. Aynı zamanda bu, temelini yitirmiş bir fantezidir. Erdoğan’ın coğrafi genişleme hamleleri iki tarafın da medyasında resmedildiği kadar iyi düşünülmüş, imkân ve kapasiteyle desteklenmiş bir stratejinin ürünü sayılmaz.

Erdoğan’ın sarayında tarihteki Türk devletlerini temsilen dizdiği mankenlere bakıldığında ne denli bir yön karmaşası olduğu görülüyor. Nitekim “güçlü devlet” mefkûresinde sermaye tükenince Avrupa Birliği yeniden kıymete bindi.

Uzak coğrafyalar bir kenara Türkiye askeri yığınak yaptığı Suriye’de çıkmazda; Libya’da askeri ortaklık ve deniz yetki alanlarını belirleyen anlaşmaları garanti edemiyor; Sudan’da ilişkileri sıfırdan almak zorunda. Katar komşularıyla barışırken üssün önemi azalıyor. Somali’deki üs iç siyasi kamplaşmaya malzeme olmaya başladı. Yemen’de Erdoğan askeri müdahalenin sözcülüğünü yapacak kadar Suudi çizgisindeyken ilişkilerde Veliaht Prens Muhammed bin Selman odaklı bir bozulma yaşandı. Yine de Erdoğan, Kral Selman’a karşı hürmetini korudu ve Yemen’i demeçlerinden çıkardı. Yemen’le ilgili bütünlüklü bir siyasetten söz edilemez. 

Afrika Ülkelerinden Sorumlu Devlet Bakanlığı olan Suudiler ise Afrika’da geniş bir ağa sahip. Kral Selman 2019’da Eritre-Etiyopya barışının öncüsüydü. Suudilerin Kızıldeniz ve Aden kıyısındaki ülkeler üzerindeki etkisi de tartışılmaz. 

Ankara, Afrika’da kendini daha çok Fransızlara karşı konuşlandırmayı tercih ediyor. Üstelik sürekli hata yapıyor. Somali’de tartışmalı seçim kuruluna destek vermek; Mali’de bölge dışından darbecileri ziyaret eden ilk ülke olmak gibi.

Türkiye kıtalar arası çekim merkezi olma iddiasındaydı ama sorunlu unsurlar, kaçanlar ve kaçakların üslenme alanına dönüştü. İşte Türk efsanesinin tükendiği nokta burası. 

Kurduğu üsler ev sahibi ülkelerin çaresizliğinin hediyesi. O çaresizliğin nedenleri ortadan kalkınca Türk varlığı tartışmalı hâle geliyor. İhtiraslar ile kapasite, söylem ile fiiliyat arasındaki uçurum büyüyor. Kocaman laflar edilmesine rağmen Afrika ile ticaret hacmi 21 milyar dolar civarında.

Al-Monitor

YORUMLAR

REKLAM