Türkiyeli Şiilerin Birlikte Hareket Kültürüne İhtiyacı Var

GİRİŞ: 30.12.2020 12:44      GÜNCELLEME: 30.12.2020 12:44
Rasthaber -  Kasım Süleymani'nin Şehadet yıl dönümü Programları vesilesiyle bir öz eleştiri...

Dini bir, mektebi bir, Rehberi bir, Müctehidi bir, Şehidi bir, Türkiyeliler; "bir şehitlerinin" birinci şehadet yıl dönümünde bir olup, bir programda birleşemiyorlar! 

Birlik ilahi emir değil ve güç birliği için şart değilse ben bir şey bilmiyorum demektir. Diğer alanlarda da birlik gerekmiyor demektir, o halde kimse birlik peşinde olmasın...

Bu birliksizliğin sorumluları kimlerdir? İmamet inancı birliğe vurgudur, İmam'ın tek oluşu güç birliği içindir. Ali İmran 103: "Toptan Allah'ın ipine sarılın, dağılmayın." buyurur. Yok, ihtilafta rahmet varmış gibi dağılmak neden?

Birileri yönetici belirlemede ehil değil, ya da birlik için itaatte nefsini terbiye etmiş değilse, onun peşine takılıp üç kişi bir cemaatçik oluşturmanın neresi İslami mücadeledir, İslami harekettir. Sorgulamanın zamanı gelmedi mi?

"Zaten gücümüz yok, sayımız ne ki diyenlerin, bari var olanları birleştirme projeleri neden olmaz.? Yoksa onun peşinden gidilir mi? Bu samimiyetsizlik mi çaresizlik mi rantçılık mı? Küçük olsun ama benim olsun hesabı mı?
 
Birlik için artık başımızdaki lokal öncülere isyan bayrağı açmanın, onları İmamet, Velayet, Kur'anî emir çerçevesinde birlikte hareket etmeye vahdete zorlamaya zamanımız gelmedi mi?

Birlik olmak için ne eksiktir, bilgi mi? Çalışma mı, samimiyet mi? Kimseyi kendimden daha az samimi göremem, ancak bildiğim kesin akli doğrular var ki o da birlik olmanın zorunlu ve aynı zamanda Masumane sünnet olduğudur. 

Örneğin, İki İmam, ikisi de İmamete  ehildir, ikisi de aynı zamanda yaşarlar, ama biri İmam değil, diğerine tabidir, İmam Hüseyin (a.s) ile İmam Hasan (a.s) örneğini bilmeyen kimse mi var camiamızda?

Onlar neden ayrı ayrı oluşuma gitmediler? Birbirinden ayrı programlar düzenlemediler, ayrı kuruluşlar dernekler TV’ler basın, site grup vs. oluşturmadılar? 

Bu şekilde dağınıklık çoğu zaman lokal cemaatçiklerin birbirlerine rakip olup birbirlerini eleştirmeleri, birbirlerinin yaptıklarını tekrar etmeleri, var olan potansiyelin çok azını kullanmaları, dışarıya açılacak enerjiyi içeride birbirlerine karşı kullanmaları anlamına gelmiyor mu?

Bu işin sorumluları kimlerdir? Düşünmenin akletmenin ve buna göre adım atmanın zamanı gelmedi mi? Ama niçin?

Sen ey falanca grubun abisi, neden ayrı oluşuma gittin? Gerekçen ihtiyacın İmam Hüseyin (a.s)’dan daha mı büyüktü ki o gitmedi de sen ayrı oluşuma gittin? Ya da becerin gayretin ondan daha mı ileriydi? Tabi ki önünde İmam Hasan (a.s) gibi bir masum yok ama onların yöntemleri ilahi değil midir ki seni de bağlasın? Eğer ayrı oluşumlar gerekseydi hiç şüphe yok, yerel peygamberler gibi İmamlar da yerel ve aynı anda birden çok olurdu, dolayısıyla bununla açıklayamazsın!

Sen daraltmışsın! Bakış açını faaliyet alanını tahammül ve hoş görü sınırlarını, algı dünyanı, anlama kapasiteni vs daraltmışsın ki var olan oluşum içinde çalışma alanı bulamamışsın, gitmişsin ayrı oluşum kurmuşsun. Şimdi birilerinin, senin bu dar yapın içinde hapis kalmasını mı bekliyorsun! Onlar da senden ayrılıp başka oluşuma gittiğinde neden hayal kırıklığı yaşıyorsun neden onları eleştiriyorsun! 

Bu halimizle düşman gelip bizi ortak savunmaya mahkum edip, birleşmemizin öyle sağlanmasını mı bekliyorsun! Hayır bu boş hayal! Çünkü;

Düşman nerede? Bu halimizle o kadar güçsüzüz ve düşmanımızı tanımlamakta, ona düşman diye işaret etmekte o kadar ümitsiz ve çekingeniz ki, Düşmana biz sana düşman değiliz diye o kadar yaltaklık yapıyoruz ona biat etmişiz ki, 

Düşmanın gelip bize düşmanlık etmesi bize zarar vermesi bindiği dalı kesmesi anlamına gelir ve o hiçbir zaman bunu yapmayacaktır! Çünkü mücadele edilmeye değer ne bir birlik ne bir oluşum ne bir güç ne de kendine bir alternatif vardır! 

Mektep bu mu olmalıydı! Bir avuç olan Resuller devasa siyasi sistemlerce nasıl ciddiye alınıp tehdit unsuru görüldü ve yok edilmek için tüm okların hedefi oldu! Şimdi? Tek başına bir İbrahim (a.s) bile koca imparatorluğu zorluyordu! Çünkü o tek başına bir milletti, vahdet içindeydi, çokluk değildi. İmkanları yoktu ama sahip olduklarını aynı merkez etrafında toplamıştı. Çünkü biliyordu ki Allah’ın eli cemaatin (birliğin) üzerindedir.

Lübnan Hizbullah’ı Türkiye Şiilerinin de gözdesi, ikide bir örnek verdikleri harekettir. İyi de ediyorlar. Ancak hani nerede onu örnek aldıkları yön? Tek Veliyyi Fakihe bağlı olan Türkiye Şiileri bloku, birbirlerine, Lübnan Hizbullah’ının Hristiyan, ya da Filistinli Selefiler kadar da mı yakın değil! Hizbullah onlarla devamlı iş birliği ve vahdet içinde de Türkiyeli Şiiler birbirlerinden ayrı programlar düzenliyorlar! 

Bir programda salonda bir avuç Şii, yarısı alim! Alimler konuşma yapmak için birbirleriyle yarışıyorlar! Bana söz hakkı verilmedi diye küsenler mi dersin, sen az konuştun ben çok konuştum tartışması mı dersin! Konu Gadiri Hum! Salonda bir avuç Şii zaten bu konuları yıllar yılı duy duy ezberlemiş! Oysa dışarıda 82 milyon Türkçe konuşan insan daha var! O günlerde bir başkaları aynı paralel programı burun farkıyla farklı saatte ayarlamaya çalışıyor!

Yapmasan ne olur? “Senin adamların”ı onun programına göndersen ne olur? Nasıl olsa konuşulacak şeyler aynı değil mi! Amacın hakikatin söylenip yayılması mı yoksa hakikatin senin dilinden dökülmesi mi? İşte bu nokta çok önemli!

Hani kardeşlik! Hani kendini kardeşi için feda etmek ve öne geçirmek, hani Allah’ın (a.c); birbirine kenetlenmiş tuğlalar gibi saf saf savaşanları sever, deyiminin görüntüsü, hani insanlar arasındaki ihtilafı gidersin diye gönderilen kitabın oluşturduğu birlik!

Birileri bizi, “Sanki birliğe engel olanları tanımıyor musun.” şeklinde suçlayabilir! Ben olanı değil ideal olanı anlatıyorum! Eğer sen de bu düşüncedeysen buyur bunun yolunu bulalım! Sabahlara kadar uykularımız bu yöntemi ve ikna yolunu keşif için kaçsın! Bize katılmıyorlarsa biz onlara katılalım! 

Biz nefsaniyeti tavan yapmış, birinin cemaatini güçlendirmekle sadece o cemaati kötü bir kaptana mı teslim etmiş oluruz! 

Kaptan kim? İmamı Zaman a.f, Rehber Veliyyi Fakih, Müctehidler, 

Yolcuların tamamı neredeyse bunlara bağlılar, ortada bir kaptan farklı istikamete götürmeyi becerebiliyorsa vay o cemaatin haline! İslam İnkılabını, Hizbullah’ı onca güçlü oluşumlar neden farklı yöne götüremiyor? Farklı yön mü yoksa başka kaygılar mı var? Acaba senin nefsin abi olmamayı göze mi alamıyor yoksa?!

Türkiye’deki Şiilerin hiçbir şey yapamıyor hiçbir ağırlığının bulunmuyor oluşunun sorumluluğunu tek tek şahısların imanıyla ölçmek ona indirgemek tam doğru sonuç vermeyebilir. Tabi ki hiç alakasız demiyorum, ancak, bu başarısızlık ondan öte bir şeydir. Cemaat olamamanın getirdiği bereketsizliktir. 

Cemaat olmak demek birbirine güvenmek demektir, elinden ve dilinden emin olmak cemaati oluşturacak fertlerin taşıması gereken en asgari şarttır. Bunun ilerisinde birbirine güvenerek adım atmak, gözü arkada kalmadan yolda ilerleyebilmek bu şartın ilerisindeki niteliklerdir. Özgürlük getiren ayaklardır. Ancak Türkiye Şiileri en asgari olan, ‘diğerinden emin olma’ niteliğine kavuşmuşlar mıdır?! Maalesef ki hayır! Bugün gruplar birbirinden emin değildir ki! Gerçekte ortak düşmanın gücünden güç alarak malına ya da canına kastedilmeyeceğinden hangi Şii emindir? Bu birbirini tekfire kadar varan Sünni camiadakilerden farklı bir hastalık mıdır?! Ölümcül hastalık! Böylesine kendinden emin olunmayan Şii kimin Şiisidir?! Mehdi (a.s) Şiisi mi; geleneklerin Şiisi mi, Milliyetçiliğin Şiisi mi yoksa “Fir’avunun Şiisi” mi! Tek Mehdi (a.s) Şiisi olunsa, aynı Mehdi (a.s)’a inanılsa, O’na biatlı olunsa, değer yargıları, inanç ve yaşam ilkeleri O’ndan alınmış olsa bu hastalık herkesi bu kadar sarar mıydı dersiniz?

Tabandan tavana tüm Türkiye Şii Camiasının dikkatine sunulur. İyice düşünmek dileğiyle…


YORUMLAR

İlke 8 gün önce
Ayrı program yapmak çokda önemli değil ama herzaman alimlerin bir araya gelmesi önemlidir
Ebu Enes 13 gün önce
İslam dinine giren her fert, islama adanmaya hazır olmalı. tüm maddi ve manevi putlarını bir kenara koyup islama hizmet etmelidir. FİRAVUN'NUN SİHİRBAZLARI 5 DAKİKALIK MÜLÜMAN OLDUKLARI HALDE , HAKİKATİ ANLADIKTAN SONRA FİRAVUNUN EL VE AYAKLARINI ÇAPRAZLAMA KESECEĞİNİ,KÜTÜK GİBİ ASACAĞI TEHDİDİ KARŞISINDA , OLSUN EN ÇOK DÜNYA HAYATIMIZI ALIRSIN DEMİŞLERDİ. YA BİZ? laik cumhuriyet hem şia'yı ve hemde sunniyi çok güzel birşekilde hizaya getirdi.hemde gönüllü asker olarak. ırk toprak bayrak adına insanlar katledilirken,toprakları işgal ederken,şehid ve şehadet kavramlarını kullanarak Allahı kabul etmeyen bu sistem için kurbanlarını adıyorlar. bir anektodu paylaşayım,hatırladığım kadarıyla mehdi bezirgani hükümeti kurulmuş YASA tüm denetimlerden geçtikten sonra,imam humeyniye gidiyor.imam bakıyorki bu yasada milli cümlesi geçiyor imam: bu milli cümlesini kaldırın yoksa onaylamam diyordu. devrim böyle olur aziz canlar.devrim her renge bürünmekle gerçekleşmez. YANİ BİZ İSLAM İÇİNİZ,İSLAM BİZİM İÇİN DEĞİL!. ırk putu,menfaat putu,makam putu,milli putularını bir kenara koyup Allaha kul olmadıkça tevhid vahdet hikayedir asla gerçekleşmez.ya putlarımıza tapalım islamı bırakalım ,ya da tüm putlardan arınarak inkılabi bir bakış açısıyla birbirimize yaklaşalım ve vahdeti oluşturalım. mesele budur.belki biraz kaba oldu ama gerçek budur.nefsimiz hoşlanmasada.
Abdurrahman 20 gün önce
Vahdet herkesin bir çatı altında bulunmasından ziyade ortak hedefler doğrultusunda hareket etmeleridir. Bazı dağınık oluşum ve aktiviteleri vahdet karşıtı olarak görmemek gerekir. İdeal olan bir merkezden koordine edilmesidir, ama herşeyin ideal olmasını beklemek de biraz fazla gibi.
Süleyman Eski 20 gün önce
Yazı genel olarak iyi bir teklif, ama bir anma programı konusunda yazılmış olmasını uygun bulmadım. Çünkü bu gibi anma programları bir merkezden değil halk arasında yaygın bir şekilde kutlanmalıdır.

REKLAM