Türkiye’nin Libya savaşı ‘yokluk’ dinlemiyor

GİRİŞ: 07.04.2020 11:55      GÜNCELLEME: 07.04.2020 11:55
Rasthaber -  

"Savaş öngörüldüğü gibi iyi gitmese de bunun bir mali yükü var. İlginç bir şekilde Türk kamuoyu ne Suriye ne de Libya’daki savaşın maliyetini konuşmaya hazır değil. Muhalefet partilerinden çıkan sesler de hükümetin politikalarını sorgulama boyutuna varmıyor."

Korona virüs krizi küresel çapta sürerken aktif cephelerde silahların susacağını umanlar yanılıyor. Korona virüs’e karşı mücadelede “Kasam tam takır” dercesine banka hesabı açıp devletten yardım bekleyen, halkı yardım seferberliğine çağıran Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Libya’da sürdürdüğü savaş için bütçeyi sorun etmiyor. Suriye’de etmediği gibi!

Erdoğan’ın Türk ekonomisinin içinde bulunduğu krize ilaveten COVID-19 salgını nedeniyle sınır ötesi maceralardan geri adım atacağına dair herhangi bir işaret yok.
25 Mart’tan beri Trablus ve civarında savaş yeniden kızışırken Türkiye’nin rolü bir kez daha öne çıktı. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır, Suudi Arabistan ve Ürdün’ün desteklediği Mareşal Halife Hefter’in liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu’na karşı başlatılan askeri harekâtın adı müstehzi bir ifadeyle “Barış Fırtınası” olarak konuldu. 

Türkiye’nin Suriye’de Kürt özerk yapılanmasını dağıtmak için düzenlediği askeri harekâtlarından birinin adı “Barış Pınarı,” diğerinin adı yine barışa atfen “Zeytin Dalı” idi. Bu isimlendirme bile Libya savaşındaki Türk etkisine dair az çok fikir veriyor. Halihâzırda Mitiga Askeri Akademisi’ndeki operasyon merkezinde Türk askeri komutanlar ile Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) unsurları belirleyici. Erdoğan da Libya seferberliğini başlatırken Türk ordusunun komuta-koordinasyon rolünün ağırlık kazanacağını vurguluyordu.

Türkiye’nin desteklediği Trablus ve Mısrata merkezli İslamcı güçlerin hedefi, Hefter’in Ağustos 2014’ten beri kontrol ettiği El Vatiyye Hava Üssü’nü ele geçirmekti. Zuvara’nın güneyinde, Trablus’un ise güneybatısında yer alan El Vatiyye, Mitiga’dan sonra gelen ikinci stratejik üs.

Türk insansız uçaklarının etkin bir şekilde katılarak dengeyi değiştirdiği operasyonun ilk gününde, Hefter güçleri ağır kayıplar verdi ve üssü kaybetti. Feyyaz Serrac başkanlığındaki Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin desteklediği Trablus-Mısrata hattındaki güçler eş zamanlı olarak Trablus yakınlarındaki Ahya Bariya, Nakliya Kampı ve Raşfana’nın yanı sıra Sirte’nin batısındaki Abugreyn ve Veşka’da da Hefter güçlerine karşı taarruza geçti. 

26 Mart’ta Libya Ulusal Ordusu karşı hamleyle El Vatiyye’yi geri aldı. Trablus güçleri bu üssü, Nisan 2019’da da kısa süreliğine ele geçirmişti. Ancak Hefter güçlerinin karşı hamlesi El Vatiyye’de durmayıp kuzeyde Zuvara ve civarındaki yerleşim merkezlerine, oradan da Tunus sınırına kadar devam etti. Trablus’un batısında Ziltin, Rikdalin, El Asse, El Cumeyl ve Ebu Kemaş’a giren Libya Ulusal Ordusu, Tunus sınırındaki Ras El Cedir kapısını da ele geçirdi. Trablus’taki hükümet ve İslamcı güçlerin Tunus’la bağlantısının kesilmesi büyük bir darbe olarak görülebilir. 

Sahil hattında ise Zuvara güney ve batıdan kuşatma altına alındı. Zuvara’nın düşmesi halinde Hefter güçleri, kuşatma altındaki Trablus’u sahil tarafından daha fazla baskı altına alabilir. Zuvara’dan sonra Trablus istikametinde kalan Zaviye kenti de çok fazla dayanmayabilir. 

Karşı hamlede ele geçirilen yerler arasında Sirte’nin batısındaki Vadi Zemzem de var.

Türkiye’nin dahliyle ilgili Hefter tarafından da çok sayıda iddia geliyor. Libya Ulusal Ordusu’nun iddiasına göre 30 Mart’ta Türkiye’nin gönderdiği Bayraktar TB2 tipi insansız hava aracı Mitiga Havaalanı’ndan havalandıktan sonra Trablus yakınlarında düşürüldü. Yine Libya Ulusal Ordusu’na göre 1 Nisan’da Türk savaş gemisinden El Eceylat’a füzeler ateşlendi ama can kaybı olmadı. Bu tırmanış sırasında bir Fransız fırkateyninin silah ve hava savunma sistemleri taşıdığı şüphesiyle bir Türk kargo gemisini önlediği haberi geldi.

Fransız önlemesi, Avrupa Birliği’nin Libya’ya silah ambargosunu denetlemek için Yunanca “İrini” (Barış) adını verdiği ve 1 Nisan’da başlayan operasyondan önce yaşandı.

Türkiye’nin dahliyle ilgili bir diğer çarpıcı gösterge Suriye’den Libya’ya götürülen paralı askerlerin verdiği kayıptı. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne (SOHR) göre Libya’da ölen Suriyelilerin sayısı 156’yı buldu. Libya Ulusal Ordusu ise Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin saflarında savaşırken ölen yabancı savaşçıların sayısını 500 olarak veriyor.

Suriyelilerle ilgili bir başka gelişme gidenlerdeki pişmanlık. SOHR’a göre Libya cephesine gönderilen Suriyeli askerler 2 bin dolar civarındaki maaşlarını artık alamıyor. 

SOHR’un ulaştığı bir ses kaydında bir Suriyeli savaşçı, “Türkiye maaşlarımızı sadece bir aylığına ödedi. Bize hiçbir güvence vermedi. Sigarayı bile zar zor buluyoruz. Bir evde kalıyoruz ama Hefter’in hücreleri bütün bölgede konuşlandığı için dışarı çıkamıyoruz” diye yakınıyor. 

SOHR’a göre, Suriye’den Libya’ya taşınan paralı askerlerin sayısı 4 bin 750’ye ulaştı. 1900 kişi de Libya’ya gönderilmek üzere Türkiye’de eğitim alıyor. 

Ses kaydındaki paralı asker Libya’ya gönderilmeyi bekleyen Suriyelilere şöyle sesleniyor: “Hey millet, artık Libya’ya gelmeyin. Türkiye bizi aldattı. Hepimiz dönmek istiyoruz. Feylak El Şam aracılığıyla Suriye’ye dönmeye hazır parçalar var.”

Erdoğan, Libya’da konuşlanacak Türk askeri sayısını sınırlı tutmak için önemli ölçüde Suriyeli paralı askerlere bel bağlamıştı.

Savaş öngörüldüğü gibi iyi gitmese de bunun bir mali yükü var. İlginç bir şekilde Türk kamuoyu ne Suriye ne de Libya’daki savaşın maliyetini konuşmaya hazır değil. Muhalefet partilerinden çıkan sesler de hükümetin politikalarını sorgulama boyutuna varmıyor.

Erdoğan, 27 Kasım 2019’da Ulusal Mutabakat Hükümeti ile askeri işbirliği ve münhasır ekonomik bölge sınırlarını belirleyen iki anlaşma imzaladıktan sonra 2 Ocak’ta meclisten askeri harekât için tezkere geçirmişti. Ancak Türk unsurları, Libya sahnesinde artan oranda görünür hâle gelirken askeri malzeme sevkiyatının nasıl bir anlaşma zemininde gerçekleştiği meçhul. Bu bir ticaret mi yoksa hibe mi? BMC Kirpi zırhlı araçların yanı sıra Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar’ın şirketi BAYKAR tarafından üretilen Bayraktar TB2 tipi insansız uçaklar da Libya savaşının en önemli unsuru haline geldi.

Hiç kimse bunların hibe olduğunu düşünmüyor. Ancak bunların karşılığında Serrac hükümetinden ne alındığı bilinmiyor. Diğer askeri faaliyetlerin maliyeti bilinmediği gibi Suriyeli savaşçılara ödenen paranın kaynağı da meçhul. İktidar Libya bütçesi konusunda son derece ketum. Cumhurbaşkanlığı makamı bu konuda muhalefetin verdiği soru önergelerini yanıtsız bırakıyor.

Erdoğan 25 Aralık 2019’daki bir kararname ile 2020’de dost ve müttefik ülkelere silah ve mühimmat dahil verilecek mal ve hizmetin parasal sınırını 20 milyon TL olarak belirlemişti. Bu rakam, bir HAWK Hava Savunma Sistemi’nin de konuşlandırıldığı Libya’ya gönderilen askeri malzemenin parasal karşılığı olarak fazla bir anlam ifade etmiyor.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Ünal Çeviköz, kararla ilgili aralıkta bir önerge vererek Cumhurbaşkanlığı’ndan izahat istemiş ancak yanıt alamamıştı. Çeviköz, 3 Nisan’da bu kez Dışişleri Bakanlığı’nın yanıtlaması talebiyle meclise bir önerge daha sundu. Yanıtı aranan sorular şunlar: Türkiye, Libya iç savaşına ne kadar harcama yapmıştır? Bu harcamalar kim için yapılmıştır? Dost ve müttefik ülkelere sağlanan 20 milyon TL hibenin ayrıntıları nelerdir? İnsansız hava aracı ve Kirpi gibi envanter için Ulusal Mutabakat Hükümeti’nden ne kadar ödeme alınmıştır? Suriye’den Libya’ya gönderilen unsurlara ne kadar harcama yapılmıştır? Bu harcamalar bütçenin hangi kaleminden karşılanmıştır? Libya’da toplam kaç asker bulunmaktadır? Şehit olan askerlerin sayısı kaçtır? 

Hükümet kanadı Libya dosyasında şeffaf olmak yerine soru ya da eleştiriler karşısında BAE’nin Hefter güçlerine kesintisiz olarak yaptığı askeri sevkiyatı hatırlatıp Türkiye’nin de kendi stratejik çıkarları için gerekeni yaptığını söylemekle yetiniyor.

Al-Monitor

YORUMLAR

REKLAM