TSK, İdlib’de kuşatma altında mı?

GİRİŞ: 29.08.2019 09:32      GÜNCELLEME: 29.08.2019 09:32

Türkiye hududuna yakın köy ve yerleşim yerleri hariç, İdlib ve büyük çevre kasabaları, Hama’nın kuzeyinde İdlib sınırında olan kasaba ve köyler Mayıs 2015’e kadar Suriye devleti denetimindeydi. Mayıs 2015’ten itibaren Türkiye’nin desteği ve teşvikiyle ÖSO ve benzerleri, El-Nusra ve benzerleri ile Türkistan İslam Partisi ve birçok yabancı savaşçıyı barındıran terör örgütlerinin de içinde yer aldığı Şam Fetih Cephesi, İdlib şehrini işgal etti. Burasını merkez olarak kullandı ve buradan İdlib vilayetine komşu Halep, Hama ve Lazkiye vilayetlerine doğru genişlemeye başladı.


Bu aşamaların tümünde Türkiye faaliyetlerin yakın takipçisi ve operasyon merkeziydi. Bu aşamada Rusya, Şam hükümetinin talebi üzerine olaylara askeri olarak müdahale etti ve Suriye’ye ordu gönderdi. Rusya’nın hava desteği terör örgütlerinin ve onlara destek veren ülkelerin tüm planlarını alt üst etti. En nihayet Davutoğlu’nun “Emri ben verdim” dediği Rus uçağını düşürme hadisesinden sonra Rusya-Türkiye ilişkileri tehlikeli bir hal aldı. En nihayet Vatan Partisi üyesi emekli askerlerin müdahalesiyle Moskova, Davutoğlu, FETÖ ve uluslararası mahfilin olaydaki sorumluluğu anlatıldı. “Erdoğan’ın oyuna getirildiğine” Rus tarafı ikna oldu. Bir müddet sonra Türkiye-Rusya ilişkileri yeniden düzene girdi. En nihayet 15 Temmuz 2016 terör kalkışması hâsıl oldu.


ŞAM BÖYLE İKNA EDİLDİ


Washington merkezli Foreign Policy dergisinin ABD’nin “Ankara’daki adamı” olarak sunduğu ve gidişine çok üzüldüğü Sayın Davutoğlu’nun hükümetten tasfiye edilmesi, ABD’nin Türkiye’deki en önemli iki silahlı örgütü FETÖ ve PKK’ya karşı devletin aldığı kararlı tutum Ankara-Moskova yakınlaşmasının daha etkin sürmesini sağladı. Bu aşamadan sonra Suriye merkezli Türkiye-Rusya ilişkilerinde hızlı bir uzlaşma ve işbirliği süreci yaşandı. Moskova Şam’ı da ikna ederek Suriye sorununun çözümüne Ankara’nın dâhil edilmesinin önemi ve anlamı izah edildi. Şam ikna oldu. Zaten sahadaki askeri durum ve tablo bu işbirliğinin neticesinde hâsıl olmuştur. Beklenen tam olmasa da, siyasi galiz küfürlere, tehditlere ve Şam’dan gelen “Eyy Erdoğan”, Ankara’dan yükselen “Eyy Esed” hasmani ve hamasi söylemlere rağmen Suriye’de Moskova-Şam-Ankara-Tahran arasında sağlanan uzlaşma devam etmektedir. Suriye Silahlı Kuvvetlerin sahada yeniden etkin olabilmesi ve Halep dahil birçok önemli kasaba ve köylere yeniden egemen olabilmesi Moskova’nın askeri müdahalesi ve Moskova-Ankara yakınlaşması sonucu olmuştur.


Türkiye’nin İdlib’te 12 askeri gözlem noktası var. Bu gözlem noktaların inşa edilmesini Rusya-Türkiye-İran Astana Mutabakatı sağladı. Astana görüşmelerinde garantör ülkeler olarak Türkiye, Rusya ve İran ateşkes ortamının gözlenmesi ve sürdürülmesi ile Suriye’nin bağımsızlığının ve toprak bütünlüğünün korunması konularında ilkesel olarak uzlaşma sağladı. Suriye’de devam eden savaşa çözüm bulmak için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2254 (2015) sayılı çözüm önerisini kabul eden üç ülke bu kapsamda 14 maddelik bir dizi karar aldı.


TERÖRİSTLERİN ETKİSİZLEŞTİRİLMESİ


Kazakistan’ın Başkenti Astana 2017’nin başında başlayan toplantıların ardından Eylül 2017’de Astana Mutabakatı ilan edildi. Buna binaen İdlib dâhil birçok bölgede çatışmasızlık ilan edildi. Çatışmasızlık bölgelerinin hiçbir koşul altında Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenliğini, bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü zayıflatma amacı olmadığı vurgulandı. İdlib ve çevresinde oluşturulan çatışmasızlık bölgesinde görevlendirilecek güçlerin görev dağılımının ve güvenlik bölgelerinin 8 Eylül 2017’de Ankara’da yapılan toplantıda alınan kararlar doğrultusunda gerçekleştirileceği ifade edildi. Üç garantör ülke tarafından çatışmasızlık sürecinin takip edilmesi amacıyla ortak merkez kurulacağı belirtilerek “Ortak İran-Rus-Türk Koordinasyon Merkezi’nin amacının çatışmasızlık bölgelerinde konuşlu çatışmasızlık kontrol güçlerinin aktivitelerinin koordine edilmesi olduğunu ilan eder” denildi.


Bu mutabakata binaen Suriye’de siyasi sürecin başlaması ve seçimlerin yapılması amaç edinildi. Bu amaca uygun ElKaide, onunla ilişkili veya benzeri terör örgütlerin silahsızlandırılması veya etkisiz hale getirilmesi kabul edildi. Diğer bölgelerde sağlanan çatışmasızlık veya uzlaşma sonucunda o bölgeleri terk eden ılımlı veya radikal terör örgütleri mensupları ağır silahlarını teslim etti, İdlib’e gitmeyi kabul etti. İdlib’in hassas konumu, Türkiye’ye sıfır noktada olması, birçok bölgeden gelen sığınmacıların toplandığı mekan olması, idlib’te mevcut olan örgütlerin Türkiye’de yaşayan yandaş Suriyelilerle, STK’larla ve örgütlerin siyasi ve mali baronlarıyla yaşadığı ticari, sosyal ve finansal ilişkileri hasebiyle kırılgan ve üstlenilen sorumlulukların yerine getirilmesini zorlaştırmaktadır. Ayrıca Türkiye’nin ilk seneden itibaren idlib’te faaliyet gösteren örgütlerle kurduğu ilişkiler meselenin hallini daha da zorlaştırmaktadır.


HUKUKİ OLAN


Ancak Moskova-Şam-Ankara-Tahran arasında sağlanan Astana mutabakatı ve BM kararları bağlayıcıdır ve yürürlükte kalacaktır. Hukuki olan budur. Bunun dışındaki çözümler BM ve Astana kararlarıyla bağdaşmaz. Taraflar bu konunun idrakindedir. İdlib meselesi Astana ruhuna uygun olarak sonuçlanacaktır. İdlib’te mevcut olan 8.ci ve 9.cu askeri gözlem noktalarımız Suriye ordusu tarafından kuşatılmıştır, tehdit altındadır her an bir saldırıya maruz kalabilir iddiaları gerçeği yansıtmamaktadır. Son Erdoğan-Putin Zirvesi ve Suriye ordusunun devasa hoparlörlerinden Türk askerinin olduğu askeri gözlem noktalarına hitaben “Size yönelik hiçbir saldırı olmayacaktır” ilanı anlamlı ve önemlidir. Ayrıca İdlib’te yer alan ve hızlıca çözülen terör örgütlerin ve borazanlarının “Türkiye bize ihanet etti. Türkiye artık meşru hedeftir” ve benzeri tehditlerle Ankara’ya saldırmaları Astana sürecinin ve Moskova-Ankara-Tahran-Şam işbirliğinin, taktiksel hilafetlere rağmen, stratejik konularda devrede olduğuna delildir.


aydınlık

YORUMLAR

REKLAM