Tartışılması Gereken Sadece İstanbul Sözleşmesi Mi?

GİRİŞ: 07.04.2021 17:04      GÜNCELLEME: 07.04.2021 17:04
Rasthaber -  Bugüne kadar İstanbul Sözleşmesi üzerinden çok şeyler yazıldı ve söylendi. Kısacası lehte ve aleyhte bir hayli tartışmalar yapıldı. İstanbul Sözleşmesi iptal edilmesine rağmen gündemden düşmüyor ve tartışmalar devam ediyor. Aile içi şiddet olaylarının ve kadın cinayetlerinin önlenmesi adına oluşturulduğu iddia edilen İstanbul Sözleşmesi aslında içeriği ve maddeleri tek tek incelendiğinde geniş kapsamlı ve uzun vadeli çok sinsi (Avrupa merkezli) bir proje ürünü, bir "paket-program" olduğu görülmektedir. Mesele kadına şiddeti ve kadın cinayetlerini önlemekten öte Avrupa yaşam biçimine, Avrupa'nın yerleşik kültürüne özgü hazırlanmış son derece sofistike/yanıltıcı ve bizim Müslüman kimliğimizle örtüşmeyen, ahlâkî hassasiyetlerimize tezat davranış kalıpları olarak karşımıza çıkmaktadır.

Ayrıca içeriğinde çok önemli bir yer tutan "üçüncü cins" adı altında Lût kavmine özgü davranış bozukluğunu ve onun ötesindeki sapkınlıkları legal hâle getirmemiz istenmektedir. Mütedeyyin diye tanımladığımız bizim kesim baştan beri,  "değerlerimiz bize yeter" diyerek bu sinsi projeye karşı çıkıyordu. Biz bu konuda şöyle bir soru sormuş olalım! Karşı geldiğimiz bu proje bir başlangıç mıdır, bir sonuç mudur? Bu projenin "siyâk ve sibak" olarak (öncesi ve sonrası) var mıdır? Bu ve bugüne kadar uygulanan projeler madem ki bizim toplumumuzu "muasır medeniyet" seviyesine ulaştırmayı amaçlıyordu şu hâlde sormamız lâzım, bu projeler bizi çağdaş uygarlık seviyesine ulaştırdı mı?

Biz her konuda olduğu gibi bu hususta da olaya Kûr'ân perspektifi ile "maruf-münker" zaviyesinden bakmak durumundayız. (Al-i İmrân:110; Tevbe:71), Ayetlerde belirtildiği üzere, Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar bireysel ve ailevî yaşamlarında olduğu gibi kamusal alanda da iyi olan, olumlu olan, birey ve toplumun faydasına olan her kural ve olguyu tesis ve muhafaza için çaba harcarlar. Yine aynı şekilde olumsuz olanı, yani birey, aile ve toplumun huzurunu ve insicamını bozacak, birey, aile ve topluma zarar verecek her türlü kötülüğü bertaraf etmek için mücadele verirler.

Şu bir hakikat ki bizim toplumumuza dayatılan ve on yıl dolayında uygulamada kalan İstanbul Sözleşmesi amacına ulaşamamış ve uygulamalar başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Üstelik birçok mağduriyetlere, birçok olumsuzluklara, birçok aile facialarına sebebiyet vererek.

Bizi kendilerine benzetmek istediler, beceremediler. Veya biz beceremedik! Çünkü bu gömlek bize uymuyor! Tamam çok fire verdik ama genel anlamda toplumumuzun ezici çoğunluğu bunca taarruz ve tahribata rağmen aile kutsiyetine inanıyor, ahlâkî değerlere önem veriyor, "namusum için, kutsalım için ölürüm" diyor.

Halkımız net bir şekilde gördü ki, İstanbul Sözleşmesi "sadra şifa" olmadı, aksine zarar verdi. Bizi kendilerine benzetmek için bizden istedikleri tek şey değerlerimizi hafife almamız ve zamanla değerlerimizden soyutlanmamızdı. "Siz onlardan olmadıkça onlar sizden razı olmazlar." (Bakara:120)

Sözleşmenin dört ayrı yerinde, "sözde namus" ifadesi geçiyor. Bu demektir ki namus olgusu onlar için bir değer, bir anlam ifade etmiyor. Bizden de böyle bir bakış açısına sahip olmamızı bekliyorlar.

Kopenhag Kriterleri ve Avrupa Uyum Yasaları'na istinaden zinanın suç olmaktan çıkarılmasının asıl nedeni namus olgusunu hafife almamızın istenmesine ilişkindi.. Bir başka ifade ile 100 yıla dayanan Avrupa kültürüne adaptasyon çalışmalarının son halkası olan İstanbul Sözleşmesi ve bunun türevi olan 6284 sayılı kanun metni ile bize zerk edilmeye çalışılan ahlâkî değerlerimizden soyutlanma ameliyesinden başka bir şey değildir.

Şunu bilmiş olalım ki, bize çekilen her türlü operasyon karşısında gardımızı çok iyi almalıyız. Evet, başta medya kuruluşlarımız, diğer taraftan STK'larımız olmak üzere bütün bir kamuoyumuzdan gelen tepkiler sonucunda bizzat Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan'ın almış olduğu kararla İstanbul Sözleşmesi'nden ayrıldık. Ancak bu yetmez. Çünkü İstanbul Sözleşmesi referans alınarak hazırlanmış olan 6284 sayılı kanun metni de sonlandırılmalı ve zina suç sayılmalı.

İstanbul Sözleşmesi'nin iptal edilmesinin hemen akabinde bir takım hükümet yetkililerimize "Ankara Sözleşmesi" ifadesini kullanması kamuoyumuz açısından manidar olmakla birlikte bir takım endişeleri de beraberinde getirmektedir. Bu hazırlanması tasarlanan yeni sözleşme bizim örf, anane ve kültürümüzle örtüşecek mi? Bizim aidiyet değerlerimize, bizim toplumsal dokumuza uyum sağlayacak mı? Kamuoyumuz böyle bir beklenti içerisinde bulunmaktadır.  Sözleşme isminin de "Anadolu Sözleşmesi" olmasını istemektedirler. Ayrıca şu hususa da temas etmiş olalım. Bugünlerde bir "Anayasa" tartışmasızdır gidiyor. Bizim yeni sözleşme için beklentilerimiz neyse yeni Anayasa için de beklentilerimiz, arzu ve temennimiz odur. Ahlâkî savrulmalarda ne kadar fire vermiş olursak olalım yadsınamaz bir gerçeğin altını çizmiş olalım ki, bu toplumun % 99'u Müslümandır. Şu hâlde bizim aidiyet değerlerimiz ölçüdür. % 1'lik gayri müslim vatandaşlarımızın hak ve hukukunu korumak yine o Anayasa'nın içerisinde mündemiç olacaktır. Bunda kimsenin kuşkusu olmasın.

(Mümtehine:8)

YORUMLAR

REKLAM