Talal El Atrisi: İran, Irak’taki ABD üslerini tekrar hedef alacak

GİRİŞ: 20.01.2020 11:02      GÜNCELLEME: 20.01.2020 11:02
Rasthaber -  Atrisi, post-Süleymani sürecinde bölgenin daha büyük istikrarsızlıklara sürükleneceği ve bölgede suların yakın zamanda durulmayacağı kanaatinde. Bu çerçevede bölgede rejim karşıtı gösterilere dış desteğin daha fazla olacağını belirten Atrisi, yabancı desteğin gösterileri güçlendirmek yerine zayıflattığı görüşünde. Gazete Duvar’a konuşan Lübnanlı araştırmacı, ayrıca önümüzdeki dönemde Irak yönetimini zor bir sürecin beklediğini ve İran’ın Irak’taki Amerikan üslerini yine hedef alacağını kaydetti.

Kasım Süleymani’nin Amerikan yönetimi tarafından suikast kararı, öyle görünüyor ki Ortadoğu’nun geleceğinde önemli bir dönüm noktası olacak. İran-ABD ilişkileri farklı bir aşamaya geçerken bundan sonrasına ilişkin şimdilik net bir öngörüde bulunmak zor olmakla birlikte, İran’ın ABD’ye başka misillemelerde bulunma ihtimali bütünüyle ortadan kalkmış değil. Yeni misillemeler ise gerek taraflar arasındaki ilişkilerde gerekse Başkan Trump’ın siyasi pozisyonunda önemli değişikliklere yol açacak. Bütün bu ihtimalleri, Lübnanlı araştırmacı Talal Atrisi ile konuştuk.

‘ABD’DE KURUMLAR ARASINDA SÜLEYMANİ SUİKASTINA İLİŞKİN BİR UZLAŞMA YOKTU’

Kasım Süleymani suikastı talimatını veren ABD ve ne yapacağını öngörmenin mümkün olmadığı tutumu nedeniyle bölge savaşın eşiğinden döndü. Her iki taraf sizce savaşı göze almışlar mıydı?

Kasım Süleymani’nin suikastından sonra savaş ihtimali mevcuttu. Her iki taraf ama özellikle de İran, savaşa hazırdı. Ancak İran’ın ABD üssüne yaptığı misilleme, bir savaşa yol açmadan gerilimin tırmanmasına yol açtı. Taraflar savaşı göze almış olmakla birlikte doğrudan bir çatışma arzusu yoktu. Çünkü böyle bir çatışmanın bütün Ortadoğu’yu ateşe atacağından endişe ediliyordu. İran, bir sonraki stratejisinin bölgedeki Amerikan varlığına son verilmesi olacağını ilan ettiği için bundan sonraki süreçte gerilim kolay kolay dinmeyecek demektir.

ABD’nin bölgedeki gerilimi bu kadar tırmandırması önceden planlanmış bir şey miydi yoksa Trump’ın şahsi bir kararı ve aniden yaşanan bir gelişme miydi?

ABD’nin gerilimi tırmandırması meselesinin ABD’deki bütün kurumların üzerinde anlaştığı bir mesele olduğunu düşünmüyorum. Bunun kanıtı, suikasttan sonra ABD Kongresi ve medya içerisinde birilerinin çıkıp olan biteni kınaması ve özellikle Kongre’deki Demokrat senatörlerin Trump’ın yetkilerinin budanmasını istemesidir. Bu da İran’a karşı Amerika içinde ve kurumlar arasında bir anlaşmazlığın olduğunu göstermektedir. Fakat aynı zamanda ABD savaşa girmek istemedi. Olan biten şu: Trump böyle bir operasyon talimatını verdi, çünkü ABD iç kamuoyuna oynayarak kişisel kazanç elde etmeye çalışıyordu. Bu yüzden suikasttan sonra müzakere çağrısında bulundu, İran’la pazarlık etmek istedi, IŞİD’in her iki tarafın da ortak düşmanı olduğundan dem vurdu. Öyleyse Süleymani suikastı, daha çok seçimlerin yaklaşması nedeniyle Trump’ın azledilme sürecinde son derece köşeye sıkışmış olduğu için tırmandırma politikalarını tercih ettiğini bizlere göstermektedir. Süleymani gibi büyük bir düşmanı öldürerek iç kamuoyuna ne kadar büyük bir başarı elde ettiği mesajını vermeye çalışmıştır. Trump’a göre Süleymani, Amerikan askerlerine karşı büyük bir operasyon planlamaktaydı. O, böylece Amerikan askerlerini ve halkını saldırılardan korumak için böyle bir suikast kararı aldığını ileri sürmektedir. Çıkardığım sonuç, suikastın stratejik bir plan çerçevesinde kararlaştırılmış bir eylem olmaktan daha çok Trump’ın ve çevresinin almış olduğu bir karar olduğudur.

‘IRAK’TA AMERİKAN ÜSLERİNE VE ASKERLERİNE SALDIRILAR DEVAM EDECEK’

Bölgede bundan sonrası için neler söylenebilir? İran’ın misillemesinden sonra ABD’nin karşılık vermemesi nedeniyle savaş ihtimali ilanihaye ortadan kalkmıştır diyebilir miyiz? Bu aşamayı atlattık mı sizce?

Önümüzdeki süreçte gerilimin daha da tırmanacağı söylenebilir. Özellikle Irak’ta Amerikan üslerine saldırılar devam edecektir. İran, askeri ve diplomatik yollarla ABD’ye Irak’tan çıkması noktasında ya bütünüyle üslerden geri çekilme ya da bazı askeri üslerinden vazgeçmesini sağlamak için baskı uygulayacaktır. En azından ABD’nin, Irak’ın farklı yerlerindeki üslerinden Kürdistan’a çekilmesini sağlayacaktır. Bu, bölgenin bir savaşa sürükleneceği anlamına gelmiyor, gerilimli bir atmosfer ve krizler yaşanacaktır. Ancak ABD Başkanı’nın seçimlerden önce bir savaşa gitmesi beklenmiyor.

‘İRAN, ALDIĞI SON KARARLARLA NÜKLEER SİLAH SAHİBİ OLMANIN ÖNÜNÜ AÇTI’

Yaşanan gerilim, sizce zaten oldukça hırpalanmış olan nükleer anlaşmayı nasıl etkiler?

İran, nükleer anlaşması ve uranyum zenginleştirmesi konusunda kararını Kasım Süleymani’nin öldürülmesinden önce vermişti zaten. Öyle görünüyor ki İslam Cumhuriyeti, uranyum zenginleştirmesi konusundaki kararını daha da ileri noktalara götürecek. Bundan sonraki süreçte herhangi bir sınır belirlemeksizin açık uçlu olarak uranyum zenginleştirmeye devam edecek ve bu konuda nükleer anlaşmada belirlenen sınırlamalara uymayacak. Bu, İran’ın uranyum zenginleştirme noktasında yüksek seviyelere ulaşacağı ve en azından teorik olarak nükleer silah elde edeceği anlamına geliyor. Böylelikle İran, “nükleer belirsizlik” denilen bir duruma ulaşacak. ABD ile yaşanan bu gerilimin ışığında mevcut duruma baktığımızda İran bu yönde ilerleyecek. İran’ın şartları belli. ABD, yeniden nükleer anlaşmaya dönüşü kabul ederse İran, daha önce imzalamış olduğu anlaşmanın maddelerine dönerek anlaşmaya bağlılığını sürdürecek.

İRAN MİSİLLEMESİNE ABD’NİN KARŞILIK VERMEMESİ, İRAN HANESİNE YAZILACAK BİR DURUM

Bu son süreçte hangi taraf kazançlı çıktı sizce ABD mi İran mı?

Bu son gelişmelerden kazançlı çıkaran tarafın hangisi olduğu göreli bir durum. Hangi açıdan baktığınıza göre değişir. İran tabii ki büyük bir komutanı olan Kasım Süleymani ile birlikte Irak’ta kendisine yakın bir ismi Ebu Mehdi el Mühendis’i kaybetti. Bu ikisi, İran açısından telafi edilemez ve büyük bir kayıp. Ancak öte yandan Kasım Süleymani’nin cenaze töreni için milyonların alanlara çıkması da İran için bir zaferdir ve İran rejiminin hesabına yazılacak bir durumdur. Sokaklara çıkan milyonlar, Süleymani’nin kişiliğini seven, ona büyük muhabbet duyan ve onu ulusal bir kahraman olarak gören insanlar. Süleymani, Devrim Muhafızlarının ve rejimin bir parçası. Öte yandan İran yönetimi, kendisine olan desteği yinelemiş oldu.

Bir başka husus, İran’ın açıkça hedef alacağını ilan ettikten sonra, Amerikan üslerini vurması oldu. Bu da İran’ın hanesine yazılabilecek bir nokta. Çünkü İran, zamanını söylemese de Amerikan üslerini hedef alacağını ilan etti ve vurdu. Bir diğer nokta ise ABD’nin Irak’taki en büyük askeri üssünü hedef alarak büyük bir hasar meydana getirmesine rağmen ABD’nin buna karşılık vermemeyi tercih etmesidir. Ancak can kaybı var mı yok mu bunu bilemiyoruz. Öyleyse bu da yine İran hanesine yazılacak bir nokta ve İran, suikastın ardından zedelenen itibarını yeniden kazanmış ve hasmına okkalı bir tokat atmış oldu. İçerideki durumunu düzeltmek için Süleymani suikastına yapmış olduğu yatırım nedeniyle Trump, belki de yeniden başkan olma hayallerinin suya düşmesine neden olacak bir savaşa girmeyi istemedi. Sonuç olarak, İran’ın birçok konuda kazanım kaydetmekle birlikte özellikle Süleymani gibi önemli bir kahramanından olması da onun eksi hanesine yazılacak önemli bir kaybı olmuştur.

İran ayrıca İslam dünyası, bölge ve genel olarak dünyanın tamamında bir güven elde etti ve Amerikan saldırısı karşısında aciz ve suskun bir duruş sergilemeyen devlet olarak büyük bir itibar kazandı. Bu durum sürekli olarak savaşla ya da saldırı düzenlemekle tehdit eden İsrail için de ciddi bir korku oluşturmuştur. Artık İsrail, İran’a saldırırken bin türlü hesap yapacaktır. Öte yandan İran’ın kullandığı füzelerin üssü vurması nedeniyle isabet oranının yüksek olduğu ve Amerikan üssünde yarattığı tahribattan da belli olduğu üzere yıkıcı bir güce sahip olduğu ortaya çıktı. Aynı şekilde, Körfez ülkeleri de ciddi rahatsızlık hissetmiştir ve bundan sonra da hissedecektir. Çünkü İran’ın saldırılar karşısında sessiz kalmayacağı ve misilleme yapacağı netleşmiştir. Bu yüzden Körfez ülkeleri, kendilerini tehdit altında hissetmektedir. Bu nedenle Körfez ülkelerinin söylemi, gerilim yaşandığı sırada akıllı hareket etmeyi ve herkese sükûneti tavsiye eden bir söyleme sahipti.

‘SİVİL UÇAĞI DÜŞÜRMESİ, İRAN’IN BAŞARISINA GÖLGE DÜŞÜRDÜ’

Ukrayna sivil uçağının düşürülmesi sizce İran’ın ABD üssüne yapmış olduğu misillemeye gölge düşürdü mü?

Ukrayna sivil uçağının düşürülmesi, İran’ın aleyhine olmuştur. Bu meşum olay, İran’ın elde etmiş olduğu zafere gölge düşürmüştür. İran’ın şanssızlığı, uçakla ilgili anlaşılmayan bazı durumların olduğunu ifade eden ya da içinde başka bazı birtakım araç gereçler olduğunu ileri süren yorum ve analizleri bir kenara bırakırsak, başardığı onca şeyden sonra böyle bir kaza yaşamasıdır. Savaşla ilgisi olmayan ve masum sivillerin bulunduğu bir uçağın düşürülmesi, onun için büyük talihsizlik olmuştur. Ancak İran, konuyla ilgili açıklamayı yaparak özür dilemiş ve sorumluluğu üstlendiğini beyan etmiştir. Yine de bu durum, uçağın düşmesi nedeniyle meydana gelen prestij kaybına engel olamamıştır.

KASIM SÜLEYMANİ GİZLİCE YOLCULUK ETMİYORDU

Öyle görünüyor ki ne İran ne de Kasım Süleymani’nin kendisi böyle bir saldırıyı beklemiyordu ve bu yüzden de gerekli önlemleri almadı. İran’ın, ABD’nin böyle bir saldırıyı gerçekleştirmeye cesaret edemeyeceği yönündeki düşüncesi sizce büyük bir hata değil mi?

Kasım Süleymani’nin Bağdat’a yolculuğu bence öyle çok gizli bir yolculuk olmamıştır. Kasım Süleymani, Irak’ta ordunun resmi bir parçası haline gelen Haşdu’ş Şabi lideri Ebu Mehdi el Mühendis tarafından resmi olarak karşılanmıştır ve söylenene göre Irak Başbakanı Adil Abdülmehdi’ye bir mesaj getirmekteydi. Doğrudur, İran’ın ya da Süleymani’nin ABD’nin böyle bir şeye cesaret edemeyeceğini düşünmüş ve belki de yanlış bir hesap yapmıştır. Belki de bütün hesap, ABD’nin zaten sürekli olarak açık bir şekilde bir yerden bir yere intikal eden Süleymani’ye suikast düzenlemeyeceği üzerine kurulmuştur. Aslında her yerde ona suikast düzenlenebilirdi. Belki de böylece ABD’ye de Trump’a da güvenilemeyeceğini öğrenmiş bulunmaktadır. Aslında İran ve Süleymani’nin Trump’a güveni olmadığını biliyoruz. Sorun şu ki, ne Amerika içinde ne de dışında hiç kimse, ABD’yi tıpkı eskiden olduğu gibi bölgede güven içerisinde olmamasına yol açan bu suikastın meydana geleceğini tahmin edip öngöremedi.

‘İRAN-SUUDİ ARABİSTAN İLİŞKİLERİ DAHA DA GERİLECEK’

Peki İran’ın Irak, Filistin, Yemen ve Körfez ülkeleriyle olan ilişkileri bu süreçten nasıl etkilenecek?

Elbette bölge bu eylemin sonuçlarından ve önümüzdeki dönemde İran ve Direniş ekseninden müttefikleriyle ABD arasında meydana gelecek gerilimlerden etkilenecektir ve doğal olarak bu gerilim, Filistin, Lübnan, Yemen, Irak ve İran gibi ülkeleri etkileyecektir. Anladığım kadarıyla kesintili bir şekilde de olsa, taraflar arasında yer yer çatışmalar olacaktır. İran ve müttefikleri, hem Amerikalıların hem de onun müttefiklerinin askeri varlığı üzerinde kurduğu baskıyla, onun bölgedeki varlığını hedef alacaktır. Her şeyden önce bölgede barışa dayalı çözüm projeleri rafa kaldırılacak, gerek Yemen gerekse Suudi Arabistan’la İran arasında diyalog ve müzakere süreçleri ertelenecektir. Buna karşın ABD, bu durumu sonlandırmak için, belki de Kasım ayında yapılacak seçimler öncesinde Yüzyılın Anlaşması’nı hızla uygulamaya koyacak ya da süreci hızlandıracaktır.

Peki Suudi Arabistan-İran ilişkileri bu süreçten nasıl etkilenir?

Suudi Arabistan’la İran arasındaki gerilim, halen durumunu korumakta. Suudi Arabistan, Süleymani suikastıyla meydana gelen gerilim sürecinde son derece itinalı davranmış ve bu operasyonda hiçbir rol oynamamaya özen göstermiştir. Suudi yetkililer, ABD’nin böyle bir operasyon yapacağından haberi olmadığını ifade ederek İran’la doğrudan bir çatışmaya girmek istemediğini belli etmiştir.

‘AMERİKAN ASKERLERİNE SİLAHLI EYLEM GERÇEKLEŞİRSE, TRUMP İLK KAYBEDENLERDEN OLACAKTIR’

Bu suikastla birlikte Amerika içerisindeki siyasi dengelerin değişeceğini düşünüyor musunuz?

Bu son eylemin ABD içerisindeki dengeleri etkileyeceğini sanmıyorum. Bunun tek istisnası, Irak’ta Amerikan askerlerine yönelik silahlı eylemlerdir. Evet bu durum, gerek ABD içerisindeki dengeleri gerekse Başkan Trump’ı olumsuz etkileyecektir. Böyle bir saldırı gerçekleşirse Trump ilk kaybedenlerden olacaktır. Bu durumda bir daha ABD başkanlık koltuğuna geçmesi zorlaşacaktır. Hatta bu durum, Demokratların Trump’ı azletmeleri noktasında çabalarını teşvik edecek, bu azil gerçekleşmese bile başkanlık şansı oldukça düşecektir. Bu dediklerimiz tabii Amerikan askerlerine dönük askeri bir eylemin gerçekleşmesi durumunda geçerlilik kazanacaktır.

İran toplumunun hem Süleymani’ye sahip çıkıp hem de Ukrayna sivil uçağının düşürülmesi nedeniyle düzenledikleri protestoları nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu bir çelişki değil mi?

Millyonlarca İranlı, Süleymani’yi desteklemek ve öfkesini dile getirmek için sokağa çıktı. İran içinde ve dışında önemli görevler yerine getiren böyle bir insan yetiştirdiği için gurur duyan İran toplumunun kimliği ve yapısı bu şekilde tezahür etmiş oldu. Birçok kentte sokaklara çıkmış olan İran toplumunun ortak sloganı intikamdı. Ancak buna karşın İran’ın talihsizliği, Ukrayna uçağının düşürülmesi oldu. Ardından İngiltere Büyükelçisi yeniden sokaklara dönüp uçağın düşürülmesi nedeniyle hükümeti kınayan ve onun aleyhinde slogan atan kitleleri tahrik etti. Süleymani’nin defnedilmesinden sonra sokağa çıkanların durumu ise farklıydı, öncelikle bunların sayısı yüzlerle ölçülebilecek nitelikteydi. Bu yüzden son gösteriler, İran halkının daha önce vermiş olduğu desteğin boyutunu değiştirecek değildir. Trump’ın bu süreçte sokağa çıkan halka her türlü desteği vermiş olması, kanımca bu protesto gösterilerinin zayıf geçmesine neden olacaktır.

‘ABD, GÖSTERİLERİN KALDIĞI YERDEN DEVAM ETMESİNİ İSTİYOR’

Peki Irak’taki protestolar bundan sonra nasıl bir seyir izler sizce?

Irak bundan sonra kompleks bir süreçten geçecektir. Irak’ta bugün yabancı kuvvetlerin ve ABD güçlerinin ülkeden çıkarılması gerektiğini düşünenlerle bunun tersini savunanlar arasında bir bölünme olduğu bir gerçek. ABD, Irak’ta askeri varlığının bulunmasını kendisine güç sağlayacak bir şey olarak görüyor. Bu durumun tabii ki Irak’ta özellikle de bir hükümetin bulunmadığı, geçici hükümetle işlerin yürütülmeye çalışıldığı ülkedeki siyasi sürece olumsuz yansımaları olacaktır. Muhtemelen gösteriler yeniden başlayacak ve protestocuların yolsuzluğun sona erdirilmesi ve reform talepleri aynı şekilde devam edecektir. Öyle görünüyor ki ABD, bu gösterilerin İran, Lübnan ve Irak’ta devam etmesini istiyor, çünkü bu gösteriler sayesinde bu hükümetler üzerinde baskı gerçekleştirebilir. Bu sayede Amerikan güçlerinin bölgeden çıkarılması istendiğinde ya da bölgede Amerikan karşıtı bir siyaset izlediklerinde ülkeleri rahatsız etme fırsatını yakalamış olacaktır. ABD ile İran arasındaki olaylar sona erer ermez protesto gösterilerinin nasıl başladığını, Irak’ta da benzeri bir sürecin nasıl hayata geçirildiğini gördük. ABD’nin amacı, suikasttan önceki duruma yeniden dönülmesini sağlamaktır.

‘İRANLILARIN TÜKETİM ALIŞKANLIKLARININ SINIRLI OLMASI, YAPTIRIMIN ÖNEMİNİ AZALTIYOR’

İran toplumunu yakından tanıyan biri olarak İran toplumunun yaptırımlar sürecinde geçirmiş olduğu dönüşüme ilişkin neler söylemek istersiniz?

İran toplumu, ekonomik yaptırımlar nedeniyle zor günler geçiriyor. Bunu açıkça görmek mümkün: Fiyat artışı, yerel paranın dolar karşısında gerilemesi vs. Ancak diğer taraftan İran halkı tüketimci bir toplum değil, büyük bir bölümü mütevazı bir yaşam sürmekte. Halen İran’da mağazalar ve çarşılar, gıda, tekstil ve diğer malzemelerin yanı sıra buzdolabından çamaşır makinesine kadar birçok elektronik araç gereçle ağzına kadar tıka basa dolu. Bu durumu açıklayan ikinci bir nokta, İranlıların tükettiği şeylerin büyük bir bölümünün İran’ın kendi ürettiği ürünler olmasıdır. Bütün bunlar, ürünlerin fiyat artışlarında ve yerel para biriminin gerilmesinde ortaya çıkan ekonomik yaptırımların önemini azaltmaktadır.

İran gençliği de diğer Müslüman toplumlar gibi değişim istemektedir, başarılı bir model olarak gördüğü Batılı ülkeleri kendisine örnek almaktadır. Yaptırımların İran’da mevcut yönetimi zorladığı doğrudur ancak öte yandan, İran da son süreçte zihinlere, nükleer anlaşmadan cayan tarafın kendisi değil ABD olduğunu kazıdı. İran, hem yaptırımların kalkması hem de nükleer alanında ortak bir nokta bulabilmek için ABD ve diğer AB ülkeleri ile müzakere yapmayı kabul etti. Geçmişte İran yönetiminin müzakereye yanaşmadığı ya da masaya oturmayı kabul etmediği için yaptırımların sorumlusunun İran yönetimi olduğu ileri sürülüyordu. İki yıllık sürece baktığımızda İran yönetiminin en tepe noktasındaki ismin müzakereleri kabul ettiğini görüyoruz. Anlaşmayı da imzaladılar. Normal şartlar altında İran’a yaptırımların kalkması, İran’ın paralarını geri alması ve petrol ihracatına başlaması gerekiyordu. Ancak cayan taraf Amerikan Başkanı oldu ve bunların hiçbiri hayata geçirilmedi. Artık kimse yaptırımların sorumlusunun İran İslam İnkılabı lideri Ali Hamaney olduğunu düşünmüyor, tersine ABD olduğunu düşünüyor. Öyleyse mesele birkaç açıdan değerlendirilebilir: İranlıların yaşam tarzı, ekonomik ve günlük yaşamın zorlukları vs. gibi.

TALAL EL ATRİSİ KİMDİR?

Doktorasını Sorbonne Üniversitesi Sosyoloji bölümünde yapan Talal el Atrisi,  Lübnan Üniversitesinde öğretim üyeliği görevini sürdürmektedir. Lübnan Genelkurmay Akademisi’nde dersler vermektedir. Farklı araştırma merkezleri ve akademik kurumlarda danışmanlıklar yapmaktadır. Şu ana kadar farklı alanlarda kaleme aldığı onlarca kitap ve makale bulunmaktadır. Bir dönem, şu an kapanmış olan “Şuunu’l Evsat” adlı uluslararası akademik bir derginin Genel Yayın Yönetmenliğini yapmıştır.

gazeteduvar

YORUMLAR

REKLAM

İLGİLİ BAŞLIKLAR

REKLAM