Sorunun kaynağı, soruna çözüm bulamaz

GİRİŞ: 22.08.2019 15:33      GÜNCELLEME: 22.08.2019 15:33

Türk dış politikasının en önemli iki sorunu, Doğu Akdeniz’deki enerji savaşı ve Suriye’nin kuzeyindeki Amerikan Koridoru inşasıdır. Türkiye bu iki soruna “doğru çözümü” bulamamaktadır. Neden? Çünkü dış politika uygulayıcıları, çözüm aradıkları sorunun aynı zamanda kaynağıdır da ondan... Açıklayalım: Jeoekonomik ve jeopolitik sorun Bugün Doğu Akdeniz’de ne oluyor, kısaca anlatalım: 2000’lerin başında Doğu Akdeniz’de doğalgaz olacağı öngörüldü. 2009’da İsrail’in Tamar ve Leviathan bölgeleriyle GKRY’nin Afrodit bölgesinde gaz bulundu. ABD ve AB, bu gazın Avrupa’ya taşınmasını istiyor, zira böylece Avrupa’nın Rusya’ya gaz bağımlılığı bir ölçüde kırılmış olacak.


Bu gazın nereden Avrupa’ya ulaştırılacağı ise önemli bir sorun. a) Ekonomik yol, Türkiye’ye denizden boru hattıyla, Türkiye üzerinden de Avrupa’ya taşınması. b) Diğer yol ise denizden Girit’e, oradan da Avrupa’ya taşınması. Tabii 3 bin kilometrelik boru hattının maliyetinin 10 milyar Avro olması ve Girit sonrası deniz tabanındaki jeolojik zorluklar, bu East- Med boru hattını ekonomik olmaktan çıkarıyor. Fakat İsrail ve GKRY, bu jeoekonomi problemini, Türkiye’yi siyaseten sıkıştırmak için aynı zamanda jeopolitik bir probleme dönüştürmüş durumdalar. ABD-Rusya çarpışması Aynı şekilde ABD de, Rusya’yı devre dışı bırakabilmek için konuyu jeopolitik bir problem olarak ele alıyor.


Zira Rusya, Şam yönetiminin davetiyle 2015 yılında Suriye’ye askeri olarak da gelince, aynı zamanda Doğu Akdeniz’in belli bir bölgesine de inmiş oldu. Üstelik üsleri, gemileri ve füze savunma sistemiyle bölgenin belli bir kısmını da rakiplerine kapatmış oldu. Şimdi ABD, Doğu Akdeniz gaz savaşları içerisinde aynı zamanda Rusya’ya karşı hamle kuruyor.


AKP’nin atmadığı adımlar Peki, AKP hükümeti ne yapıyor? Tamam, bölgeye korvetlerle destekli keşifsondaj gemileri yollayarak Doğu Akdeniz Gaz Forumu üyelerine (İsrail, Güney Kıbrıs, Yunanistan, Mısır, Ürdün, Filistin ve İtalya) “Beni dışlayamazsınız, Türkiye ve KKTC’nin haklarından vazgeçmem” mesajı veriyor ama yeterli mi? Daha doğrusu salt bu yöntemle sorun çözülür mü? Örneğin AKP hükümeti, Körfez ülkelerine karşı cansiperane savundukları, asker yolladıkları, Türkiye’de her türlü ticaret kolaylıkları sağladıkları Katar’ın Doğu Akdeniz’de bu ülkelerle işbirliği yapmasını neden engelleyemiyor? Örneğin AKP hükümeti, Doğu Akdeniz Gaz Forumu üyesi olmayan Doğu Akdeniz ülkesi Suriye ile bu düzlemde neden bir anlaşma yapmıyor? Örneğin AKP hükümeti neden hâlâ Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ilan etmiyor? Konunun uzmanı olan Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı Dr. Tümamiral Cihat Yaycı’nın hazırladığı kitapta “MEB’in tek taraflı ilan edilemeyeceğine ilişkin bir düzenlemenin olmadığı” önemle belirtiliyor. Nitekim Güney Kıbrıs, 2 Nisan 2004’te tek taraflı MEB ilan etmişti. İşte başlıkta belirttiğimiz konunun esasına gelmiş bulunuyoruz... ‘Annan Planı’ ile başlayan problem Güney Kıbrıs, 2 Nisan 2004’te MEB ilan etti, yani 24 Nisan 2004’ten sadece 22 gün önce. Peki, 24 Nisan 2004’te ne vardı? Annan Planı oylaması, yani Rauf Denktaş’a rağmen AKP hükümetinin desteklediği planın oylanması...


AKP o süreçte Denktaş’ı devre dışı bırakıyor, “o adam bitti” diyor ve ABD ile AB’nin geçmesini istediği Annan Planı’nı destekliyordu. Rum yönetimi o boşlukta hem planı reddetti, hem 22 gün öncesinde tek taraflı MEB ilan etti, hem de oylamadan 1 hafta sonra AB üyesi oldu! O gün ABD ve AB talepleri nedeniyle Rauf Denktaş’a rağmen Annan Planı’nı destekleyerek Rumların önünü açan AKP hükümeti, böylece sorunun kaynağı oldu! Bugün aynı soruna doğru çözümü bulması bekleniyor! Amerikan Koridoru konusundaki tabloyu da ikinci yazımızda inceleyeceğiz...


Geçen yazımızda Türk dış politikasının en önemli iki sorununun, Doğu Akdeniz’deki enerji savaşı ve Suriye’nin kuzeyindeki Amerikan Koridoru inşası olduğunu belirtmiş ve ilk sorundan başlayarak Türkiye’nin neden bu soruna “doğru çözümü” bulamadığını incelemiştik... Rauf Denktaş’ı devre dışı bırakan, ABD ve AB taleplerine uygun olarak Annan Planı’na destek veren AKP’nin “ilk düğmeyi yanlış iliklediğini” belirtmiştik. Bugün, ikinci sorunla, Suriye’nin kuzeyinde Amerikan Koridoru inşası sorunuyla devam edelim... ABD’yle anlaşan, PYD koridorunu tanır Önce tabloya bakalım: Türkiye Suriye’de ne istemiyor? ABD’nin denetiminde bir Kürt koridoru. Peki, Türkiye’yi yöneten AKP hükümeti koridora karşı ne yapıyor? 1. Askeri operasyon düzenleyip -ÖSO için güvenli bölgeler kurarak- koridoru kesiyor. 2. ABD’yle anlaşarak PYD ile Türkiye arasında tampon görevi görecek bir güvenli bölge kurmaya çalışıyor. Peki, ABD ile anlaşarak ABD’nin denetimindeki Kürt koridoru engellenebilir mi? Irak örneği yeterince açık değil mi? PYD ile Türkiye arasında tampon bölge kurmak, fiilen PYD bölgesini de tanımak anlamına gelmiyor mu?


Öte yandan ÖSO bölgeleri kurmak, Kürt koridorunu önlüyor mu? Tamam, bazı noktalarda koridoru kesiyor, ama PYD bölgelerini ortadan kaldırıyor mu? Tersine, Suriye’yi böldüğü için son tahlilde aynı kapıya çıkıyor. Çünkü Suriye’nin bölünmesi, diğer devletçiklerden önce bir PYD devletçiği kurulması demektir! Koridor istemeyen Suriye ile anlaşır Peki, AKP hükümeti Suriye’nin bölünmesinden vazgeçti mi? Çünkü resmi açıklamalarda “toprak bütünlüğü” diyor ama uygulama tersini gösteriyor! ÖSO bölgeleri de, PYD ile Türkiye arasında tampon bölge de fiilen Suriye’nin bölünmesi demektir...


Kaldı ki Suriye’nin bölünmesini istemeyen, ABD ile değil, Suriye ile “müşterek operasyon merkezi” kurar! Oysa tersine AKP hükümeti fiilen Esad yönetimi karşıtlığını sürdürüyor; değişen tek şey “6 ayda yapacağını” sandığı rejimi devirme işinden -zorunlu olarakvazgeçmesidir. AKP’nin İhvan hattı Zaten AKP hükümeti açısından Suriye meselesi neydi? İç karışıklık üzerinden İhvan’ı Şam yönetimine monte etme meselesiydi. Böylece Ankara’dan başlayan ve Şam, Gazze, Kahire’den Tunus’a uzanan bir hat üzerinde İhvancı rejimler oluşacaktı. Esad, Erdoğan’ın verdiği, Davutoğlu’nun götürdüğü İhvancı isimler listesinin hükümete alınması “dayatmasını” kabul etmedi ve “kardeş Esad”, “düşman Esed” oldu! Ve AKP hükümeti sınırları açarak dünyanın dört bir tarafından cihatçıların Suriye’ye girmesini sağlayarak, söndürülebilecek bir yangına benzin dökmüş oldu. AKP’nin PYD’ye verdiği söz Öte yandan AKP hükümeti, aslında Suriye’de oluşacak bir PYD özerk bölgesine de kesin karşı değildi. Bunu bizzat Ankara’ya ve İstanbul’a davet ederek birkaç kez görüştükleri PYD lideri Salih Müslim’e de söylediler! “Yeter ki bizimle birlikte Esad’ı devirme cephesinde yer al, özerkliğinize karışmayız” dediler!


Bu sözlerin verilmesi ve PYD liderlerinin Türkiye’de kırmızı halılarla karşılanması, daha sonra “PYD teröristtir” söylemine inanmak istemeyen dünya başkentleri için “mazerete” dönüştü haliyle! İki sorun Sonuç olarak ortada iki büyük sorun duruyor ve Türkiye o sorunlara “doğru çözümü” geliştiremiyor: 1. AKP hükümetinin “PYD’nin özerk bölgesine karışmayız” diye başlattığı yanlış süreç, “biz de fırsattan yararlanır ÖSO bölgesi kurarız” diye ilerledi ve maalesef ABD’yle anlaşarak PYD bölgesini tanımaya götürecek bir çizgiye girdi. 2. AKP hükümetinin sınırları açıp cihatçı transfer ettiği için yangını büyütmesi ve 5 milyon sığınmacı gelmesine neden olması ile başlayan sorun, Şam yönetimi karşıtlığı nedeniyle hâlâ sürüyor. Kısacası Doğu Akdeniz’de olduğu gibi Suriye’de de sorunun kaynağı olan AKP hükümeti, soruna çözüm bulamıyor!

cumhuriyet

YORUMLAR

EBU HUSEYIN 25 gün önce
GUVENLI BOLGE SURIYENIN BOLUNMESIDIR. CUNKU ORDA SURIYENIN HAKIMIYETI OLMAYACAK DOLAYSIYLA SURIYE TOPRAKLARINDAN KOPARILMIS OLACAK. (KIM IÇIN? NEDEN?)POLITIKA YALANIN POLITIK ADIDIR. YANI; YALAN KARE.

REKLAM