Siyasi Çıkmaz ve İmam Hüseyin’nin (as) Kıyamı

GİRİŞ: 29.08.2020 19:25      GÜNCELLEME: 29.08.2020 19:25
Rasthaber -  Resulullah (saa) sonrası değişen siyasi eksen bütün sorunların çıkış noktası oldu; İslam‘ın siyasi sistemi İlahi eksende Risalet olarak tayın edilmişti. Risaletin devamı olan İmamet bu eksen doğrultusunda İslam ümmetinin müdüriyetini devam ettircekti. Ama Resulullah (saa) sonrası siyasi eksen kabile reisleri ve ileri gelenler tarafından değiştirildi; Sakife senatosunda siyasi eksen değişikliğine gidildi. Yani toplumun siyasi otoritesi ilahi eksenden beşeri eksene dönüştürüldü.

İslam ümmeti 25 yıl bu siyasi eksel ile yönetildi. Üçüncü halife Osman’ın öldürülmesinden sonra hz. Ali (as) müslüman halk tarafından halife seçilince siyasi ekseni eski haline döndermek istedi. Hz. Ali (as) siyasi otoriteyi tekrar ilahileştirmek, beşeri eksenden ilahi eksene döndermek istese de malesef 25 yılın tahribatını onarmak kolay olmamıştır.

Hz. Ali’den (as) sonra kabile reisleri ve 25 yılın kalıntıları tekrar sahneye çıkıp bu beşeri siyasi ekseni değiştirmeye karar verirler ama bu defa daha keskin ve daha net olmasını istiyorlardı. Müslümanların kabul ettiği halifeliği saltanat/hanedan siyaset eksenine çevirmeyi başladılar.

Resulullah (saa) sonra 25 yıl beşeri siyasi eksende yönetilen İslam ümmeti 5 yıllık hz. Ali (as) hükümetinden sonra yeniden 80 yıl sürecek Emevi siyaset eksene kaymış oldu.

61. hicri yıla gelince tam bir dini tahrifler, kültürel ve ahlaki yozlaşma, ekonomik yolsuzluk ve toplumsal kaos yaşanıyordu. Bunların kaynağı siyasi eksen değişikliği idi. Siyasi eksen ilahi eksenden, beşeri eksene dönünce toplumu idare eden, yöneten, yönlendiren siyasi eksenin bütün öğretileri beşeri oldu.

Hz. Ali’nin (as) 41. Hicri yılda şehdetinden 61. Hicri yıla kadar İslam ümmetinde yeni bir eksen kayması daha yaşanmıştı, bu eksen değişikliği suyu taşıran son damla olmuştu, bu ikinci eksen değişikliği, İmam Hüseyin‘e (as) kıyamdan başka seçenek bırakmıyordu.

O eksen değişikliği şuydu; siyasi eksen değişikliğinden sonra bu yönetim ve siyasi otoritede hüküm ve kanunlar iktidarın istediğine göre yorumlanmalı ve tefsir edilmeliydi. Muhammedi şeriat, Emevi şeriata dönüştürüldü, Kur’an eksenli din, Emevi cahiliyet inancına kaydırılıdı.

Bir taraftan siyasi eksen değişikliği, diğer taraftan Kur’an eksenli dinin değiştirilmesi bütün müslümanların dikkatini çekmiş ve itirazlar başlamıştı.

Ama kimse bu soruna çözüm bulamıyordu; artık ok yaydan çıkmıştı, yeni siyasi eksen dinin tamamen yok olmasını sağlayacak ortamı hazırlamıştı.

Kur’an eksenli dinin ve Muhammedi şeriatin değiştirilmesinin yolunu açan siyasi eksen değişikliğinin önü alınmazsa İslam’ın fatihası okunacaktı.

Peki bu duruma nasıl gelindi?

50 yıl zarfında bu duruma üç aşamada gelindi;

Sulta; Önce İslam ümmetine din adına musallat oldular, ekonomik olarak besledikleri kabile reisleri aracılığıyla nüfuzlarını artırıp baskı kurdular, yaptırım güçlerini artırdılar.

İstila; Daha sonra İslam toplumunu istila ettiler; her yeri ele geçirdiler, ekonomi kaynakları, askeri güçleri, idare mekanizmasını, neticede yönetim kadrosunun aracılığıyla bütün İslam bedelerini istila ettiler.

Hegemonya; sulta ve istila gerçekleştikten sonra son darbe hegemonya kurmaktı. “Hegemonya“ bir topluma üzerinde dini, siyasi ve ekonomik baskı kurup üstünluk sağlamaya denir. Hegemonya kaçış yolu bırakmayacak şekilde hakim olmak, teslim olmaya mecbur etmektir. İstediklerini karşıdakine kabul ettirmektir. Yani bu mutlak teslimiyet manasına geliyordu.

61. hicri yılında İmam Hüseyin (as ) zamanında Emeviler İslam toplumunu istila etmiş Emevi hegemonyasını kurmuşlardı. Bütün araçlardan yararlanarak toplumu teslim almışlardı. Dini, gücü ve parayı her vesile ile ele geçirmişlerdi.

Çözüm neydi?

Bu durum karşısında; siyasi çözüm bulmada ve fitneyi yok etmede Sahabe aciz kaldı; bir çokları Mekke’de Kabe’ye sığınıp ibadetle meşgul oldular, bazıları Medine’ye gidip Resulullah’ın (saa) haremine sığındılar.

Kabile reislerinin siyasi şuuru yoktu; kabile devletinden başka siyasi sistemden haberleri yoktu, siyasi şuurları ancak kabilelerinin büyüklüğü kadardı.

Müslümanlar siyasi basiretten yoksundu; imametle saltanatın farkını anlamayan, Allah’ın tayin ettiği imam ile insanların seçtiği halifenin farkını anlamayan müslümanlardan siyasi basiret beklenemezdi.

Masum imamların bunun karşısındaki stratejilerini üç şekilde, üç model olarak beyan etmek mümkündür;

Quud/oturmak yani Susmak

Kıyam

Takiyye

İmamların üç stratejisinin (Susmak, Kıyam ve Takiyye) pratize edilişi toplumun durumuna göre değişir. Toplumun sosyolojik ve siyasi yapısı hangi stratejinin uygulanacağını belirler. İslam toplumuna şu dört durumdan biri hakimdir;

1-Hak-batıl ayırt ediliyor; insanlar hakkın ne olduğunu ve batılını ne olduğunu biliyor. Hak- batıl toplumda bir birinden net çizgilerle ayrılmıştır.

2-Hak-batıl birlikte yaşıyor; birbirlerine tolerans gösteriyorlar, bir birlerini kolluyorlar, bir birinin işine karışmıyorlar. Barış içinde yaşıyorlar.

3-Hak-batıl karışmış; hak-batıl biririne öyle karışmış ki ayırt etme imkanı kalmamış, neyin hak neyin batıl olduğunu belirleyecek ölçü yok.

4-Hak-batıl yer değiştirmiş; hakk, batıl olarak görülüyor, batıl ise hakkın yerinde oturmuştur.

İmam Hüseyin (as) öncelikle toplumun sosyolojik yapısına bakıp bu dört durumdan hangisinin olduğunu tesbit etmiştir. 3 ve 4. durumlarda Susmak ve Takiyye stratejilerini uygulamak asla düşünülemez. Fitnenin başlamasıyla 3. ve 4. şıklar topluma hakim olmuştu.

Böyle bir siyasi çıkmazda ne yapılmalıydı?

Yapılması gerekenler belliydi;

- Tağutun yüzündeki nifak maskesini düşürmek,

- İnsanları cehaletten kurtarmak ve gaflet uykusundan uyandırmak,

- Müslümanları delalet karanlığından çıkarmak,

- Ve İslam ümmetini tekrar İslami siyasi eksene döndermek, Kur’ani din ve, Muhammedi şeriat eksenine dönüş gerçekleşmeliydi.

Siyasi eksen 10. hicri yılda Sakife’de değiştirildi, Dini eksen de 61 Hicride değiştirildi.

Resulullah’tan (saa) 50 yıl zarfında hem Siyasi eksen ve hem de dini eksen ikisi de değişince "Alel İslam Esselam"

İmam Hüseyin (as) En azından dini eksen korunmalıydı.

İmam Hüseyin (as) bu siyasi çıkmazda KIYAM stratejisini kullanıyor; Tağutu devirip İslam devletini kurmak istiyordu. İslam ümmetinin yönetimini İslami ekesene dönderemese de en azından dini eksen korunmalıydı.

Çünkü 61. Hicri yılda bütün ilahi kırmızı çizgiler çiğnenmiş tek seçenek olarak kıyam kalmıştı.

Bunu yapmak da Fedakarlık ve Şehadet ile mümkündü...

“Eğer peygamberin dini, benim şehadetimdan başka yolla ayakta ayakta kalmayacaksa ey kılıçlar alın beni“.

 

 

YORUMLAR

REKLAM