Mükemmellikten Yıkıma Giden Yol

GİRİŞ: 02.03.2021 09:03      GÜNCELLEME: 02.03.2021 09:03
Rasthaber - BismillahiRahmanniRahim    
Hamd Alemlerin Rabbi Allah’a salatu ve salam O’nun Resulü ve temiz Ehli beytine olsun.
Hayatın güzelliklerini anlamak & yaşamak biz insanlara verilen en değerli bir nimettir. Varlığımızdan itibaren, yaşantımızı hep daha iyi ve daha güzel yapmak için uğraştık, çabaladık, çabalamaya devam ediyoruz ve edeceğiz çünkü bizlerin fıtratında mükemmelliğe yönelme arzusuyla yücelmek var. İnsan, üstün & mükemmel varlık olarak yaratılmıştır. “Hani rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, demişti.” (Bakara-30), "Onun şeklini tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim vakit siz de hemen onun için secdeye kapanın. (Hicir-29)
Asıl itibariyle, her yaratılan varlık kendi yaşam ortamlarına uygun olarak mükemmelle sıfatlarla yaratılmışlardır. Fakat insan, her şarta & ortama uyum sağlama kapasitesine sahip olan en mükemmelle yaratıktır. Örneğin İnsanın hayvanlar arasındaki en önemli farkı insan hür iradesiyle gelişime dayalı yaratılmış olmasıdır. Diğer yaratıklar fıtratı yaratışlarında sabit kalarak yaratılmışlardır. Mesela bir arı en mükemmelle şekliyle bal yapar bunu doğuşundan itibaren kimsenin ona öğretmesine gerek olmadan yapar ve hep bunu yapar. Bir öküz yavrusu doğduğu andan itibaren yürümeye başlar, bir ördek yavrusu doğduğu andan itibaren yüzmeye başlar, bir kuş hep uçar, doğuştan sahip olunan bir mükemmelliktir ve bu hep böyledir ne geri gider nede ileri gider.
İnsanoğlunun yapısındaki (fıtratı) sınırsız olan mükemmelliği keşfetme arzusu, varlığını sınırlayan çevrenin sunduğu şartlar mahkûm değildir. İnsandaki Keşfetme arzu, sosyolojik ve teknolojik olarak devamlı gelişen ve geliştikçe de çevresini yenileyen bir yaratık olmasını sağlamıştır. Bizlerde buna evrim teorisi adını vermişiz. Fakat Bazılarının dediği gibi “insan maymundan türedi ve evrim geçirdi insan oldu” teorisi katiyen evrim teorisi değil bir mitoloji hikayesidir. Morfolojik olarak insan, insan olarak yaratıldı. Asıl itibariyle Evrim teorisini atan Darvin, kendisi de bu teorinin mümkün olmadığını ilan etmiştir. Darvin, bir türden olan bir yaratık başka bir türden bir yaratığa evrimleşerek dönüşmesi tabiatın özüne aykırı olduğunu anlamıştı. Fakat yaşadığı devrideki kilisenin “ilme & değişime” karşı aldığı yobaz tavrını ilan etmek istemesi Darvin'in yanlış yöne çekilmesini sağlamıştır.
İnsanın evrimi teorisi; insan olarak yaratılan âdemoğlu, ruhun & vücuttun uyum & denge içinde kendi varoluş hedefini keşfetmek için geliştirdiği sürecin adıdır. Dengeyi & uyumu sağlaması, koruması ve İnsanı Kâmil mertebesine yükselmesi içindir ki o ilk başlangıç anıdır. Doyumsuz olan vücuttun tatmin olmasıdır. Ölmeden önce ölmek kendi özüne dönmektir.
İnanç, tabiatın özüyle ayrı değil eş güdümlüdür. Yaratılış yapısı, her yaratılan varlık için yaşadığı ortama uygun olarak farklıdır. Dolaysıyla hayvanların kendi türleri aralarındaki yapısal farklılıkları mevcuttur; Havada, Karada, Suda, Toprak altında yaşayanlar olarak ayrılırlar. Bitkilerde aynı şekilde kendi aralarında yapısal olarak ayrılırlar. Fakat insanın diğer canlılara (hayvan ve bitkilere) göre kendisini her ortama uygun hale getirebilme kapasitesinin olmasıdır. Buna örnek Tarzan filimdir. Tarzan, yaşam olarak maymunu özeliklerin taşımasına rağmen hiçbir zaman maymun olmamış yaşadığı ortama adapte olmuş ve kendine daha uygun yaşam ortamı sağlamayı aramıştır.  Maymunlar yaratılış yapısı itibariyle hayvan olarak yaratılmış olup kendi yaratılış konseptleri statüsü içinde sınırlı kalarak gelişmişler ve İnsan olmaları da mümkün değildir. (Fakat kendilerine has bizlerin saygı göstermesi ve koruması gereken bir dünyaları vardır.)
Mesela kuşlar doğuştan yer çekim kanunlarına karşı gelerek uçmaktadırlar, Ari, varoluş anı itibariyle bal yapabilmektedir, su altında yaşayan hayvanlar hiçbir araca ve gerece gereksinme olmadan su altında yaşayabilmektedirler, kuşlar öz yapılarıyla uçarak kendi rotalarını bulmaktadır. Bu onların çok akıl olduklarından dolay değildir. Çünkü onların beyin yaşadıkları ortama bağlı sınırlı stakne (sabit) bilgilerle donatılmış ve yapıları da yaşadıkları ortam & çevreye göre elverişli yaratılmıştır. Biz, insanların uçmayı gerçekleştirmesi zaman almıştır fakat insan uçmayı başardığı gibi birde uzay gitmiş sadece uçmakla kalmamıştır.  Balıklar ve benzeri canlılar doğuştan su içinde yaşayabilme kabiliyetleri vardır. İnsanoğlu zaman içinde deniz altlarına inmeye ve kalmayı başardığı gibi deniz içindeki zenginliklerin su yüzüne çıkararak kullanmayı başarmıştır. 
İnsan, sahip olduğu bilgileri “isimleri” zaman ve mekân göre keşfedip kullanarak daha ileriye “mükemmele” gitmektedir. Daha açık özetlersek; İnsan tüm yaratıkların mükemmeliyetlerine sahip olmadan sahip olabilen ve geliştiren tek varlıktır. Deniz hayvanların özeliklerine sahip olabilir, Uçan hayvanların özeliklerine sahip olabilir, çok güçlü hayvanların özeliklerine sahip olabilir, çok vahşi hayvanların özeliklerine sahip olabilir, maymunu özeliklerine sahip olabilir hata insanoğlu, hayvanlardan ve tüm canlı yaratıklardan da daha “alçak ve adi” özeliklerde sahip olabilen tek varlıktır. 
Statü “halife”; İnsanoğlu kendisinin sahip olamadığı yapısal özelikleri, özünde var olan “düşünebilme & akıl edebilme” yeteneğini hür iradesini kullanarak her türlü canlı & cansız varlıkların özeliklerini kavrayarak araç ve gereçlerle kendine adapte etmesi, hükmetmesi, geliştirmesi ve de sahip olduğu duygularıyla kendinden sonraki nesillere “Tarihini yazması” aktarmasıdır. Bu gelişmeyi sağlayan mihenk taşı alfabeyi keşfetmesidir. Harfleri (alfabe) icat etmesiyle iletişim dilleri geliştiren ve her bir nesneye ve oluşuma isimler vererek (İnanç, bilim, teknoloji, tarih, edebiyat...) keşfetmesi insanın mükemmelliğe giden yolunu oluşturmuştur. “Alfabe= Oku=Öğren”
İnsan, sahip olduğu hür iradesiyle kendindeki mükemmelliği keşfetmesi, kullanma, gelişme süreci aynı zamanda insan olma sıfatıdır. Fakat bu mükemmellik insani gerçekten “Kâmil İnsan” yapabilmekte midir? “Kâmil insan” ile “Mükemmel insan” arasındaki fark nedir? Her iki kelimede Arapça kökenlidir.  İki kelimeni anlamları birbirine yakın olmasına rağmen aynı değillerdir. Kâmil olmak için evelen mükemmel olmak gerek ve sonra ateşte pişip yoğrulduktan sonra kâmil olunmaktadır. 
Bizlerin sahip olduğu halife statüsü “mükemmellik” nasıl hazmedebiliyoruz? Vücut bu gücü nasıl kaldırabiliyor?  Bir tarafta, sonsuz bilgi hazinesi gücüne sahip olma, uygulama ve geliştireme. Diğer tarafta, bu gelişime sosyal (toplumsal) olarak ayak uydurma ve kontrol edebilme. Ne yazık ki insanların bu dengeyi her zaman sağlamayı başaramadığından “mükemmellik” özeliğimizi yıkıcı, yok edici ve hayatı kaossa dönüştüren bir silaha dönüşmekte. İnsanoğlu kendinde var olan mükemmelliği keşfederek gelişmeye çalışıyor, fakat o mükemmellik, insanın kendisini yok eden bir silaha da dönüştürmekte.
Günümüzden örnekleyerek açıklarsak; Mükemmelle İnsan, öldürücü hastalığı yok eden, iyileştirici bir aşı üretebildiği gibi aynı Mükemmelle İnsan, insanlığı yok etmek için biyolojik silahlarda üretebiliyor. Mükemmel insan, nasıl oluyor da hem “iyi” aynı zamanda “kötü” olabiliyor? Aradaki farkı oluşturan kırmızı çizgi veya nüans / ton farkı nedir?
İnsanın doğasında da hayvanlarda göreceğimiz canlı yaratık iç güdüsü vardır. Kendi varlığını & türünü koruyarak yaşamaktır. (Tabiat kanunu). Fakat insanoğlunu ekstra özeliği varlığını korumakla birlikte ihtiraslarıyla, açgözlülüğünle, hırsıyla, egosantrik arzularıyla midesinden ve ömründen daha büyük lokmalar, projeler hedefleyerek daha iyi yaşamayı sağlamak istemesidir. “Korunma & güçlü olma” arzusunu tetikleyen korku, “iyi yaşama ve her şeye sahip olma” arzusun tetikleyen sevgi, fakat bu duygularımız, hükmetmeye, kıskançlığa ve bencil ihtiraslara dönüştürerek dünya hayatına aşırı bağlanmamız, bizleri adaletsiz, vahşi ve acımasız bir yapıya dönüştürmekte. Korku insanı güçlü kılar, sevgi insanı sahiplenmeye sevk eder. (Dünya sevgisi bizleri dünyaya sahip olmaya, kaybetme korkumuzda bizleri zorba/zalim kılmakta.)
Her yaratılışın temeli iyilik & güzelliktir, kötülük ve çirkinlik bizlerin iyilik ve güzellik üzerinden var ettiği çıkarcı bir kavramdır. Kötü dediğimiz hal, korkumuzun bize verdiği kaybetme duygusu neticesinde sevgiyi benciliğe ve kıskançlığa dönüştürmemizin sonuncunda oluşan hallerimizdir. İyiliği & güzelliği sadece kendimize sahiplenme arzumuz (ben merkezli düşüncelerimiz) neticesinde iyiliğin kontrasını kötülüğü oluşturmaktayız. “Hep bana, hep bana, sana kalan gölgesi olsun” (Yalanının türeten korku ve sahiplenme duygularıdır) 
Çok basit bir örnek verelim; siz sütçüye gidip 5 litre süt alıyorsunuz. Fakat sütçü size yanlışlıkla 7 litre süt veriyor. Yani size “2” litre fazla süt almış oluyorsunuz. Sütçü sizden fazla olan 2 litre sütü geri istediğinde size ona “- 2” litre süt geri veriyorsunuz. (Ya da fazla aldığınızı yalanlıyor inkâr ediyorsunuz) Ama siz dürüstsünüz ve fazla olan “2” litre sütü geri veriyorsunuz.  Geri verilen “-2” litre süt alınan sütten farklımı dır? Tabii ki hayır. Fazla alınanda geri verilende de aynı süttür. Fakat biz alırken “+2 litre”, verirken de “-2 litre” diyoruz. Gerçekte “eksi” (negatif) diye bir farklı yapı (yaratılış) yoktur. “Eksi” (negatif) değer, virtüel (gölge) bir değerdir. Var olan yapının aynadaki yansıması gibi veya ışık altındaki gölgemiz gibi. 
Eksi “negatif”; Var olan gerçek değer üzerinden sahip olduğumuz pozisyondaki ortamda, herhangi bir şeyi kullanım amacına göre “duygularımıza” dayalı oluşturduğumuz ve algıladığımız gölge değerdir. Asili (var) olan pozitif değerdir. Negatif değer rölatif / değişken değerdir. Bir camcının kazancı kırılan camların çokluğudur. Fakat camları kırılanların ise zararınadır. Bununla birlikte “Eksi” dediğimiz değer hayatımızın iler safsında Artı değerde dönüşebilir. Yani iyi olan kötü, kötü dediğimizde iyi olabilir. 
Neden iyiliği kötüleştiriyoruz? 
Daha önceki yazılarımda bahsettiğim temel konu; her yaratılan varlık “canlı & cansız” bir uyum, denge ve gereklilik üzerine yaratılmıştır. İnsanoğlu, doğanın (tabiatın & hayatın) varoluş ayarı (denge & uyumu & gereklilik) olan yapımızı, korkumuzun & sevgimizin benciliğe, kıskançlığa dönüşmüş olan ihtirasımızla bozmamızdır. Daha açık şekliyle, Elimizdekini kaybetmemek ve de daha fazlasına sahip olmak, mümkünse her şeye sahip olmak için verdiğimiz amansız mücadeledir. 
Açıklarsak; Yaşantımızın temel ihtiyacını sağlamak, arkasından normal yaşantıyı sağlamak, normal yaşamdan lükse yaşantıya, lüks yaşamdan acizliğe doğru gitmekteyiz. Vücudumuzun bencil taleplerinden dolayı oluşan doyumsuzluğumuz, bizlerin devamlı olarak artıları eksi yapmamız sağlamaktadır. Bir ata sözümüzle açıklarsak “Gözümüz ancak kara toprak doyuracaktır”
“İyi & kötü” ayırt eden kırmızı çizgi nedir?
İnsanoğlunun bulunduğu ortamdaki gelişmelerden (etki, tepki ve yan etki) kendini korumak veya isteklerine sahip olmak için korkuyla & sevgiyle verilen tepkiler oluşturmaktadır. Temel varlığımızı tehdit eden ve elimizdeki sahip olduğumuz yaşam araçlarını ve alanını kaybetmek “kötüdür”. Hayatımızı kolaylaştıran ve kendimize huzur & güven verene yaşam araçlarına sahip olmak “iyidir”. Bu canlı fıtratında sahip olunan temel doğal bir tanımlamadır. Ama ne derece geçerlidir? Eğer bizlere sadece bu tanımlamaları tek yönde alırsak “hep bana! hep bana! yaşasın ben! geri kalanlara ölüm” olmaktadır.
Mesela, ABD, kendi mükemmeliyetini (iyiliğini) dünyaya hâkim olmakta görmekte, Dünya hükümdarlığa sahip olmak için ilim & teknoloji en yüksek seviyeye getirmek arzusuyla mücadele etmekte, elindekileri kaybetmek istememekte dolayısıyla bünyesindeki insanların en mükemmel şekilde çalışmasın sağlamakta, bu onlar için “mükemmellik” (İyilik) tanımıdır. Ama Onların bu mükemmellik sahip olmak için verdikleri mücadeleye muhatap olanlar içinse bir kötülük ve zülümdür. Siyonist Israil kendini mükemmel tür olarak gördüğü için diğer insanları ve özellikle “Filistinli halkını” köle olarak görmekte ve Filistinlilere yaptıkları züllümü de bir mükemmellik görmektedir.
Bu tip örnekleri çoğaltabiliriz, Bizler Ruh & vücut dengesini nasıl sağlıyoruz? “Mükemmellik” tanımlaması ruhumuz ve bedenimiz için aynı anlamamı geliyor? İyi tanımlama birimiz için iyi anlamı verirken karşımızdakine neden kötü anlamını vermektedir. Hayat terminolojimiz hangi temel dayanmaktadır? “Kâmil olmak” ile “mükemmel olmak” arasındaki farkları biradaki yazımıza bırakalım, yoksa yazımız çok uzayacak... 
Mustafa Kemal TASPINAR


YORUMLAR

EBU HUSEYIN 1 ay önce
"SIZIN SER SANDIGINIZ SIZIN IÇIN HAYIRDIR HAYRI SANDIGINIZ SIZIN IÇIN SERDIR" BURDAN ANLASILAN DOGRU TEK BIR GERÇEGIN OLDUGU DUR. FAKAT BIZ INSANLARIN GERÇEKLERDEKI VERSIYONALAR FARKLIDIR. ASLINDA MUKEMMELIGIN SINIRI KAOSTUR KAOSUNDA SINIRI MUKEMMELIKTIR. DAIRENIN ÇIZIMINDE KI BASLANGIC VE BITTIS YERI. MUKEMMEL VE KAMIL !! YAZINIZIN DEVAMINI BEKLIYORUM.

REKLAM