Mehdeviyyet ve Tekfirizm

GİRİŞ: 07.05.2020 17:34      GÜNCELLEME: 07.05.2020 17:34
Rasthaber -  Bu günlerde Siyonist sözde eski başbakan itiraf etmiş: Hizbullah için her yolu denedik ama onu ortadan kaldırmada muvaffak olamadık!
Sizce Hizbullah ve İslam İnkılabı gücünü Mehdi (a.s) gibi bir kaynaktan almasa, dünyanın süper gücü ABD’yi elinin altında tutup her konuda onu kullanan Siyonist Rejim bu ikisini yok etme çabasında başarısız kalır mıydı? ABD’den korkmayan ülke mi var dünyada! ABD’den korkup diğer şer güç Rusya’ya sığınmadan ondan yardım almadan hiçbir ülke ayakta duramıyor. Ancak İslam inkılabı 40 yıldır acımasız dünya ambargosuna maruz. Hizbullah için her yol denendi yine başarısızlar. 

Gücünü Mehdi (a.s)’dan almak gibi bir tabir tabi ki Şiiler arasında soruna yol açmaz. Ama Mehdeviyyet inancına sahip olmayan Sünni rey ehli dostların aklına hemen; “Ne yani Allah’tan almıyor da gücünü (olmayan) Mehdi (a.s)’den mi alıyor? Bunlar Mehdi (a.s)’ye mi tapıyorlar! Allah’ın vasıflarını ona yüklemişler!” gibi tonla soru gelir.

Sünniler dediğim Sufi kesim değil, radikal ve rey ehli kesim. Yoksa Sufilerde şeyhlik sistemi Şia’daki İmamet anlayışına çok benzer... Hatta bazı yerlerde Sufiler bu konuda bire bir Şia’yı taklit etmişlerdir. 

“Peki, Şiiler bu söylemleri nasıl anlıyor, bu konuda nasıl bir inanç taşıyorlar ki bu şirk olmuyor?” Sorusuna gelince…

ŞİA İMAMLARI BÜYÜK DEĞİL; VAHHABİ TANRISI KÜÇÜK!

Aslında bu inancı açıklamadan önce Sünnilerdeki tanrı inancının nakıslığını itiraf etmek zorundayız. Yani Şiilerin tanrı inancıyla kıyaslandığında… Yoksa kendi içlerinde mükemmel tanrı inancına tabi ki sahip her insan. 

Şiilerde tanrı inancı çok yüce olduğu için, Peygamberler ve İmamlardan oluşan Masumların, Sufiler hariç Sünni dünyada karşılığının olmadığını görmekteyiz. Örneğin ölünün dünyadan duyumlar aldığını iddia etmek, bazılarının aklına sonsuz görme ve duyma kapasitesi ya da tanrısal duyuya sahip olma özelliği olarak algılanabiliyor. Diyor ki mealle din oluşturmuş sığ zihin: “Sonsuz duyma özelliğine sahip sadece Allah’tır. Ve hemen de: “Sen ölülere duyuramazsın.” ayetini de yapıştırıveriyor! 

Doğru mu? Tabi ki bu akıl yürütme yanlış! 

Mezardaki bir kişinin dünyaya dair bilgileri alması dünyadan yapılan duaları ve seslenmeleri işitmesi sadece Allah’a ait olması gereken bir vasfı yüklenmesi manasına mı gelir? 

Tabi ki hayır!

Kur’an’a baktığımızda biz bu akıl yürütmenin, Kur’an’a bile uyarlansa, Kur’an ayetlerinin tekfire sebep olduğu, yani insanı haşa küfre götürdüğü sonucuna ulaşıyoruz. Örnek:

“Elhamdulillah demek, ‘Hamd sadece Allah’a mahsustur.’ demektir. 

Bir insana hamd etmek o zaman şirktir.”

E.. Muhammed ne demek?

Hamd edilen!

Kur’an şimdi hem; “Hamd sadece Allah’a mahsustur.” diyor hem de ‘Muhammed’ diyerek bu vasfı bir insanla paylaşıyor mu?

Görünüşte öyle.

Bir başka konu secdenin kime yapılacağı konusu:

ALLAH’TAN BAŞKASINA SECDE ŞİRK Mİ?

“ De ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.”  En’âm Suresi 162.  ayetlerden yola çıkarak bu tekfirci zihin Allah'tan başkasına secdeyi şirk sayar!

Bunun kesin Kur’ani ilke olduğunu iddia ederler. 

Oysa Kur'an'ın kendisi en az 2 yerde Allah'tan başkasına yani insana secdeden söz eder. Adem’e (a.s) secdeyi emreden bizzat Allah’ın (a.c) kendisidir.

Yine Yusuf (a.s)'a kendisi gibi Peygamber olan babası Yakup (a.s) ve annesiyle 11 kardeşi bizzat secde etmiştir. 

Şimdi Yusuf (a.s)'a secde eden Yakup Peygamber, oğlunu, Allah’a haşa şirk mi koşmuş oldu!

Bu konuda örnekler o kadar fazladır ki ya sizin Kur'an'da çelişki olduğu iddiasındaki ateistlerle bir olmanız onlara katılmanız gerekiyor ya da bu tekfirci anlayışı değiştirmeniz!

ŞİİLER NASIL İNANIR?

Yaşayan İmam Mehdi (a.s)'ca denetlenen ve korunan Şia'nın Allah’a  dair inançlarındaki vasıflar çok üstündür. Örneğin Allah'a edilen hamdta hamd emrinin kaynağı yoktur. Allah hamda layık olduğu için O’na  hamd edilir. ve hamdta sınır yoktur. Ama Muhammed’e (s.a.a) hamd'ın sınırları vardır. Örneğin ona hamd ondaki vasıflardaki sınırsızlık nedeni ile  değil, Allah’ın ona hamdi emretmesiyle yapılır. Ondaki hamda layık oluşla ilgili vasıflar Allah'ın sahip olduğu vasıflarla hiç kıyaslanamaz bile. Tıpkı Allah da duyar biz de duyarız. Ama biz duymak için belli araçlara ve frekans aralığına muhtaçken ve duyma yetimizin bize verilmesiyle mümkünken Allah hiç bir şeye ihtiyaç duymaksızın ve sınırsız duyma vasfına sahiptir. 
Diğer özellikler de buna kıyaslanabilir.

Örneğin secde Allah'a kendisindeki üstün vasıflar nedeniyle ibadet kastıyla yapılırken, Yusuf (a.s)'a yapılan secde ibadet ve tapınma kastıyla değil, onun Allah katında yüce makamını itiraf anlamında yapılır. Yusuf (a.s) bu yüce makama kendi becerisiyle değil Allah’ın lütfuyla ulaşmıştır. Sonuçta yine ona yapılacak secde bir nevi Allah’ı yüceltmektir. 

Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için Ehlibeyt kaynaklarında geçen şu hadise dikkat edelim:

Davud (a.s) Allah’a bir münacatında der ki: “Allah'ım her ne zaman iyiyle kötünün yol ayrımına gelsem, yaşamımda hep iyiyi tercih ettim.” 

Allah buyurur: “Doğru ey kulum Davut! Ama hele bir düşün, iyiyi tercih etmedeki kazandığın beceri ve güç sana kimden? İyiyi kötüyü ayırt etme becerin Allah’ın verdiği akıl ile değil mi? iyiyi sevip onu seçebilmeni sağlayan irade gücünü sende kim yarattı? İyiyi seçenek olarak karşına kim koydu? ...iyiyi seçip uygulayabilecek bedeni, onun içinde bulunduğu dünyayı vs. var eden kim... Yani Allah her konuda nihai hamdın övgünün kendine aiti olduğunu hatırlattı ona. Zaten: “Başına hangi iyilik gelse o Allah'tan, hangi kötülük gelse o da nefsindendir.” Nisâ Suresi 79.  ayetinin anlamı bundan başka nedir ki?

VESİLE EDİNMEK KURAN’A AYKIRI DEĞİLDİR

Allah'tan gayrisini çağırmak, tevbe ve duada başka vesileler edinerek Allah'a gitmek, gayb bilgisine sahip olmak gibi olaylar da bunlardan farklı değildir.  Dünyanın ta öteki ucundan her şeyini feda ederek gelmiş hacıları bile; Peygamber mezarının başında durdurmayıp, “Yallah şirk şirk hacı.” diye kovdurtan Vahhabi Selefi tekfirci zihin! “Muhammed ölmüştür, kim ona tapıyor idiyse o artık yoktur, ama kim Allah'a tapıyorsa o bakidir ve ölmez. İstiğfarınızı ve duanızı direk ona yapın!” der. Ve ekler: “Kullarım sana beni sorduklarında, (bilsinler ki) ben şüphesiz yakınım. Benden isteyenin, dua ettiğinde duasını kabul ederim. Artık onlar da davetimi kabul edip bana iman etsinler. Umulur ki kemale erişirler.” Bakara Suresi 186. Ayet  Şüphesiz insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu da biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız. Kâf Suresi 16. Ayet

Halbu ki gerçek öyle midir? Eğer öyle dersek o zaman yine Kur'an'da çelişki var demiş oluruz. Çünkü günah işleyenlerin Peygambere gelereke itirafta bulunmaları ve istiğfar etme ricasında bulunmalarını emreden de Allah'ımızın kendisidir. “Biz her peygamberi ancak, Allah'ın izniyle, itaat olunması için gönderdik. Onlar , kendilerine zulüm ettiklerinde, sana gelip Allah'tan mağfiret dileseler ve peygamber de onlara mağfiret dileseydi, mutlaka Allah'ı tevbeleri kabul edici, merhametli bulurlardı.  “ Nisâ Suresi 64.  Yine başka bir ayette “Derken Âdem, Rabbinden bir takım kelimeler aldı da Rabbi bunun üzerine tevbesini kabul etti. Şüphesiz O, tevbeleri daima kabul edendir, merhameti bol olandır.*” Bakara Suresi 37. ayetinin tefsirinde bu kelimelerin dua sözcükleri değil başka isimler olduğu geçmektedir. 

Maalesef tekfirci Selefi Vahhabi Harici zihinli sığ insanlar bu konularda Kur'an'a bakıp akledip anlayışlarını derinleştireceklerine, kolaycılığa kaçmakta, kendilerini eleştirilmez merkeze koyarken diğerlerini tekfir hastalığına saplanmaktadırlar. Tekfirci zihin Suud sahte kutsallığı ve sermayesiyle tüm dünyada aşırı reklam edilmekte ve bu şer zihnin hastalığı her tarafa yayılmaktadır. 

Tabi ki konunun başka boyutları da var. Örneğin müşriklerin de; “Biz günahkarız, direk Allah’a gidemeyiz, bu taptığımız putlar bizim kulluklarımızı Allah’a taşır. Biz onlara, bizi Allah'a yakınlaştırsın diye tapıyoruz,” iddiasıyla buradakilerin benzeşmesi durumu. Biz bu konuları daha önceki yazılarımızda bu köşede ele aldık. Yine Vahhabi Selefi Tekfircilerin Mehdevi cephe olan direnişin karşısında ABD büyük şeytanının safında konumlanması konusu da tekfirde önemli etkendir. Lütfen o yazılarımıza bakınız. 
Yazının boyutu hayli uzadığı için sizi; derin anlayış sahibi olma temennisiyle Allah’a emanet ediyoruz efendim.

ALİ MERT

YORUMLAR

REKLAM

İLGİLİ BAŞLIKLAR

REKLAM