Küresel Barış ve Adalet

GİRİŞ: 18.09.2019 09:21      GÜNCELLEME: 18.09.2019 09:21
Rasthaber - Adalet ve barış kelimelerini daha önce hiç düşünmediğimi, günlük konuşmalarda bile ben dahi herkesin sıkça kullandığı bu kavramları hiç sorgulamadığımı fark ediyorum.
Adalet nedir, kaynağı nedir, herkes adil olabilir mi, adaletsizlik neden olur gibi sorular uçuşuyor kafamda. Adalet ve yalnızca gerçek adaletin sağlayabileceği barışı derinlemesine tahlil etmek için ilk önce bu kavramların ne olduğunu ve ne olmadığını netleştirmemiz gerekir.
Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre adalet “yasalarla sahip olunan hakların herkes tarafından kullanılmasının sağlanması”dır. Bu tanımın biraz daha ayrıntıya ihtiyacı var bana göre. Yasaların ve tanınan hakların da adil olduğundan emin değilsek bu yasalar ve bu yasaların tatbiki adaleti sağlayabilir mi mesela?
Mantık yürütebilen herkesin hayır diyeceği, günlük hayatımızda da birçok yerde karşılaştığımız sorunların bir parçası olan soru bu aslında. Eminim ki sokaktan rastgele çevirdiğim insanlarla konuşmaya başlasam adaletsizlikle ilgili yakınmalarını duymam uzun süremi almaz.
Bir yerde adaletsizliğin varlığını o sistemde yaşayanların refah düzeylerinden anlayabiliriz çünkü gerçek adaletin sağlanamadığı yerde kötü standartlar, eşitlikçilik anlayışı vardır ve hak eden hak ettiğini hak ettiği kadar alamaz. Böylece hak eden kişi mutsuz olur, yaptığı işin kalitesi düşer; çünkü hak etmeyenle aynı kefede tutulmuştur. Bu durum hayatın her alanına yayılınca toplum düzeni de bozulur, refah seviyesi de düşer, bu durumda zaten barış gerçek bir barış olamaz. Barışın ön koşulu adalettir, bunun sağlamasını barışın tam zıttı olan savaşların çıkma ve çıkarılma nedenlerini göz önüne getirerek yapabiliriz. Barışın küreselleşmesinin teminatı adaletin küreselleşmesidir ki bence bu süreç de belli adımlardan meydana gelir. En temelde bireysel adalet anlayışının sağlamlaştırılması sonrasında güvenilir ve gerçekçi adalet kanunlarının seçilmesi ve en son olarak da bu kanunların tatbikinin sağlanması gelmektedir.

Bireysel adalet anlayışının yozlaşması, toplumsal ve dolayısıyla küresel adaletin bozulması arasındaki ilişki iç içe geçmiş bir ilişkidir. Adalet kavramını sistemine oturtamamış toplumlarda dünyaya gözlerini açan bireylerin adaleti yanlış anlaması çok garipsenemez ama toplumun bireylerden oluştuğunu düşününce bireysel adalet anlayışının kaybolması bu ilişkide daha önemli bir yer tutuyor benim gözümde.
Bu tahrifatın önüne geçilmesinin en gerçekçi yolu da bireyin doğuştan getirdiği hassas vicdan terazisini sağlamca İslam akidesinin üzerine yerleştirmesi yani bu terazinin değerini, var olma amacını, nasıl kullanılması gerektiğini ve yanlış kullanım durumlarında olabilecekleri bildiren kullanma kılavuzunu içselleştirmesidir. Çünkü İslam gerçek adalettir, Kur’an da gerçek adaletin anayasasıdır. En güvenilir anayasanın adalet mefhumunu yaratanın oluşturduğu anayasa olmasından doğal ne vardır?

Merhum Aliya İzzetbegoviç’in de değindiği gibi Kur’an edebiyattan ziyade hayattır dolayısıyla yalnızca bir düşünce tarzı değil bir yaşama tarzı olmalıdır. Kur’an bize hiçbir sebebin sonuçsuz kalmayacağını, yaptıklarımızın silinmez şekilde kayıtlı olduğunu, adil sıfatının yeryüzündeki tecellisi olmamız gerektiğini ve aksi halde karşılaşacaklarımızı defalarca söyler.
İşte bu idrak bireysel dolayısıyla toplumsal ve küresel adaletsizliğin önüne geçebilecek en gerçekçi güçtür. Bu gücün küresel alana yayılabilmesi de ancak günümüz Müslümanlarının külahlarını önlerine koyup Kur’an ışığında adalet kavramını düşünüp içselleştirmeleri ve bu ilimle mesul oldukları ameli yapmaya başlamalarıyla mümkündür. Diğer yandan küresel adaletin bozulmasından şuur sahibi her Müslüman gibi her Müslüman olmayan birey de sorumludur.Çünkü yetki ancak sorumluluğu alana verilir, akıl ve vicdan yetkisi verilen her canlı da bu aygıtların bir sorumluluğu olan adaleti uygulamalıdır.
Adalet din, dil, ırk, cinsiyet fark etmeksizin her yaşayan için murat edilmiş bir hak ve sorumluluktur; adaletsizliği yapanın 5 ya da 50 yaşında olması yaptığının adaletsiz olduğunu değiştirmez ve karşılığında bir bedel ödemesi gerekir, çünkü adaletsizlik herkese verilmiş olan vicdan terazisine karşı yapılan bir zulümdür ve karşılığının verilmemesi gelecekte olabilecek benzer davranışların önünü açmaktır. Bu sessizlik diğer yandan da mazlumları oluşturmaktır.
Her şeyin zıttıyla var olduğu şu sistemde zalimin varlığı mazlumun varlığının delilidir. Buna kişisel hayatımızdan bakacak olursak  ya adaletsizliği yaparak karşımızdakilere zulmediyoruzdur ya da yaşanan adaletsizliğe karşı elimizden geleni yapmamakla kendimize zulmediyoruz. Bu sebeple her zulümde zalim gibi mazlumun da payının olduğunu aklımızda bulundurmamız, adaletsizlik söz konusu olduğunda ilk önce dönüp kendi vicdanımızı sorgulamamız ve sonrasında cesurca bize düşeni yapmamız lazımdır.
Burada adaleti tesis etmek ve intikamcılık arasındaki farkı iyi anlıyor olmamız gerekir çünkü adalet tesisinin zulme dönüşmesi işten bile değildir. Bundan sakınmak ise sağlam bir adalet anlayışı, hassas bir vicdan terazisi ve adaletin de aslen bir amaca hizmet etmesi gerektiğinin akılda tutulmasıyla mümkündür. Sürekli olarak vicdani sorgulamalar yapmak, adaletin manasını tefekkür ederek unutmamaya çalışmak ve en önemlisi zulmetmekten ve zulme uğramaktan yüce yaratıcıya sığınmak gerekir.

Düşüncelerimi toparlayacak olursam bana göre adalet geniş kapsamlı, evrensel ve nazenin bir varlıktır. Bu yüzden tek kelimeyle tanımlanması zordur; ama farklı yönlerden bakacak olursak bence adalet hak edene hakkını hak ettiği biçimde teslim edebilmektir, dolayısıyla mutluluktur, huzurdur, güvenlik hissidir. İhtiyaçlar hiyerarşisinde fiziksel ihtiyaçlar kadar önemlidir. Adalet insan olabilmenin ve insan kalabilmenin ölçüsüdür. Adalet merhamettir ve merhametten kaynaklanır. Adalet barışın üzerine bina edildiği ana yapıdır çünkü refah adaletin çocuğudur.


 

YORUMLAR

REKLAM

İLGİLİ BAŞLIKLAR

REKLAM