Korona Günlerinde Evde Kalmayı Fırsata Dönüştürmek

GİRİŞ: 10.04.2020 08:44      GÜNCELLEME: 10.04.2020 08:44
Rasthaber -  Koronavirüsün neden olduğu yeni tip "kovid-19" salgın hastalığına maruz kalmamak için siyasi erk, mülki amirler ve tıp uzmanlarının tavsiyesine uyarak mücbir sebep olmadıkça evlerimizden çıkmıyoruz. Bu sosyal izolasyon olayı birçoklarının canını sıkıyor olabilir. Oysa bu olağanüstü hâl durumunu, bir takım aktiviteler için iyi değerlendirebilme fırsatımız var.  Şöyle bir örnek vermiş olalım. İster tek parti diktatörlüğü döneminde olsun, ister sonrasında dini faaliyetlerde bulunan insanlarımız sürek avına maruz kalıp hapsedilirlerdi. Hapishanede yapacakları bir iş olmayınca boş vakitlerini kitap okumakla, ilim tedris etmekle geçiriyorlardı. Ziyaretçilerine, (zindanda yatmış olan Yusuf aleyhiselama atıfta bulunarak), "Biz burasını 'Medres-i Yuzufiye'ye dönüştürdük, biz burada iyiyiz" diyorlardı. Bu olay adeta bir darb-ı mesele dönüşmüştü. Diyeceğimiz o ki, bugün bazıları, "ya evde hapis gibiyiz, canımız sıkılıyor" diyebiliyor. Oysa ev Yuzufiye ve hapishaneye asla benzemez; evde aile bireylerinin bulunması başlı başına mutluluk kaynağıdır. Ne güzel bir fırsat. Eğer baba iseniz eşiniz ve çocuklarınızla geçireceğiniz hoşça vakti bir düşünsenize? Eskiden çocuklarınıza zaman ayıramayışınızdan belki de dert yanıyordunuz. Bir taraftan eşinizle, çocuklarınızla eğitici hoş sohbetler yapmaya ve diğer taraftan ilim tedris etmeye vaktinizin olması bir nimettir. Bakınız, belki de uzun süre önce alıp da bir türlü okumaya fırsat bulamadığınız kitaplarınızı alın elinize, aile bireylerinizle birlikte okuyun. Şu bir gerçek ki maişet derdi, iş hayatı birçok aktivitenin ertelenmesine neden olmaktadır. Fakat şimdi iyi bir fırsat elimize geçmiş bulunmaktadır. Haklı olarak koronavirüs tehlikesinin farkındayız. Kendi sıkı yönetimimizi kendimiz oluşturmak zorundayız. İzolasyon ve karantina, tehlikeyi savmanın en mantıki yoludur. Uzmanlar ve siyasi erk ısrarla buna riayet etmemizi önermektedir. Her vakit ezanının akabinde minare hoparlörlerinden zorunlu bir sebep olmadıkça evlerimizden çıkmıyalım diye uyarılarda bulunmaktadır. Şu hâlde bu uyarı ve ikazları dikkate alarak, sağlığımızı tehlikeye atmamak için evde kalalım. Elbette ki bu geçici bir süredir. Bu süreyi insanın evinde eşi ve çocukları ile geçirmesi fırsattan öte bir nimettir. Yüce Rabbimiz'in bizlere bahşetmiş olduğu en büyük nimet hayat ve zamandır. Biz böylesi bir zaman diliminde sınavımızla başbaşayız. Biz bu geçici hayat yolculuğumuzda zamanımızı nasıl değerlendiriyoruz? Bunun muhasebesini yapmak zorundayız. Yüce Rabbimiz, "Sizi her nimetten hesaba çekeceğiz" (Tekâsür:8) diye buyurmaktadır. Aslında evde bulunmamız nefs muhasebesi için de bir fırsattır. Eskiden insanlar nefislerini eğitmek, yüce erdemlere erişmek ve takva hususunda donanım sahibi olmak için belirli zaman dilimlerinde inzivaya çeklirmiş. Ramazan aylarında mescidlerin bir köşesinde itikafta bulunmak da aynı amaca mebnidir. Şu hâlde zorunlu olarak evlerimizde bulunduğumuz şu günleri de "inziva" ve "itikaf" olgularına ilişkin değerlendirmede bulunalım. Muhasebe en çok ihmal ettiğimiz hususlardan biri olsa gerek. Şu bir gerçek ki "mead" (ahiret) âlemine inanan insanlar olarak dünya hayatında bütün yapıp ettiklerimizden ve yapıp etmekle mükellef olduğumuz hâlde yapmayıp terk ettiklerimizden Rabbimiz'e hesap vereceğiz. İşte yapacağımız muhasebe buna ilişkin olmalı. Geçmişin muhasebesi ve geleceğe yönelik plân ve projelerimiz üzerine etüt ve analizlerde bulunmak..
Sosyal medyayayı da bu amaçla kullanmalıyız. Dinimizin en önemli vecibelerinden biri de "emr-i maruf ve nehy-i münker"dir. Özellikle koronavirüsün tehlikesi ve yayılma potansiyeli üzerine
uyarıcı ve farkındalık sunma hususunda sosyal medya kamu spotu gibi işlevi görebilecek niteliktedir. Fakat bu bilgilendirme ve uyarı işi yapılırken dozajı da kaçırmamak gerekir. Bazı kişiler bu konuda insanları endişe ve korkuya sevk edici nitelikte paylaşımlarda bulunmaktadır. Reel gerçekliğin dışına çıkılmamalı. Felaket tellallığı yapmak hoş bir davranış değildir. İbn-i Sina'nın da ifade ettiği gibi yersiz, endişe ve kaygı insan bünyesinde tahribat yapmaktadır. Bir de bunun zıddını yapanlar var. Sanki bu koronavirüs denilen illet hiçbir tehlike arzetmiyormuş gibi dışarı çıkmalar ve insanları yanlış bilgilendirmeler, hiç de etik ve uygun bir davranış değildir. Tehlikenin farkında olmak durumundayız. Bu hengâmede en güvenli iş evde kalmaktır.
Evimizde bulunduğumuz süre içerisinde yapabileceğimiz çok yönlü aktiviteler var. Eğer vaktimizi iyi değerlendirirsek canımız asla sıkılmaz. Bu izolasyon günlerinde yarınlara ilişkin çok güzel anılar biriktirebiliriz. Evde bulunduğumuz bu zaman dilimine ilişkin özlemle anacağımız günlerimiz olacaktır.
Şu gerçeği de itiraf etmiş olalım ki, genel anlamda Müslümanlar olarak çoluk çocuğumuzu, evlad-ü îyalimizi ihmal etmekteyiz. Onların okul - eğitim hayatı ile yetinmekteyiz. Oysa her şeyi öğretmenlerden bekleyemeyiz. Çocuklarımızdan öncelikli olarak kendimiz sorumluyuz. Onların kişilik ve şahsiyetlerinin gelişiminde ve toplumsal hayatlarında birer erdemli insan olmaları hususunda ebeveynler olarak biz mesulüz, biz sorumluyuz. Yüce Rabbimiz şöyle bir uyarıda bulunmaktadır: "Ey iman edenler, yakıtı taşlarla insanlar olan cehennem azabından evlad-ü îyalimizi koruyunuz." (Tahrim:6)
Sevgili Peygamberimiz de şöyle bir ikazda bulunmaktadır: "Allah Teâlâ, çocukların ahlâkî eğitim hususunda ihmal edilişlerine gazaplandığı kadar hiçbir şeye gazaplanmamıştır." İşte bugünler bizim için bir fırsattır. Bakınız yüce dinimiz âlimin mürekkebi ile şehidin kanını bir tutmaktadır. Dinimiz ilme böylesine önem vermektedir. Evlerimizi her hâlükarda ilim yuvasına dönüştürmeliyiz. Okuyan çocuklarımız "online" eğitim alıyorlar. Bu konuda da onlara yardımcı olmalıyız. Eğitimden geri kalmamaları da bir avantajdır. 
Sonuç itibariyle Kovid-19'a maruz kalmamak için sosyal izolasyon maksadıyla evlerimizde kalıyor olmamız  sağlığımız açısından bir zorunluluk olsa da evde oluşumuz başlı başına büyük bir avantaj. Şu hâlde bu avantajı fırsata dönüştürmek bizim elimizde. Yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim'in ilk emri "oku" olduğuna göre bu süre içerisinde bol bol okuyalım, ilim tedris edelim ve bunu sonraki dönemler için alışkanlık hâline getirelim. 
Ali Erdem Koral

YORUMLAR

Nazım tokgöz 1 ay önce
Çok haklısın kardeş ama bizlerde nerdeee bu duyarlılık

REKLAM