Kendini Tanı ki Düşmanını Tanıyasın

GİRİŞ: 22.03.2021 12:21      GÜNCELLEME: 22.03.2021 12:21

Rasthaber -  BismillahiRahmanniRahim    

اِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمْ عَدُوٌّ فَاتَّخِذُوهُ عَدُوًّاۜ اِنَّمَا يَدْعُوا حِزْبَهُ لِيَكُونُوا مِنْ اَصْحَابِ السَّع۪يرِۜ

“Gerçek şu ki, şeytan sizin düşmanınızdır, öyleyse siz de onu düşman edinin. O, kendi grubunu, ancak çılgınca yanan ateşin halkından olmağa çağırır.”

Hamd Alemlerin Rabbi Allah’a salatu ve salam O’nun Resulü ve temiz Ehli beytine olsun.

İslam ümmetinin bugün ki hali gerçekten içler acısı fakat bu hallerinin ana kaynağı ise yine İslam toplumlarının kendi elleriyle önlerine sunduklarıdır. Eğer yıkım, göz yaşı, zülüm İslam toplumlarında mevcut ve de kalıcı bir şekilde sürüyorsa, suçu ne şeytanda ne şeytanın grubunda nede kendi ekonomimizde aramamalıyız. Evet bunlar İslam toplunun (insanlığı) etkileyen önemli sosyal & ekonomik parametreler olmakla birlikte ana sebepleri değildir. Ana sebeplerimiz, bizler kişisel çıkar ve menfaatlerimiz hakikatten uzaklaşıyor, züllüme seyirci kalıyor dahası tasdik ediyoruz. Kısaca Adaleti ve hakkaniyeti “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” diyerek katlediyoruz. (Tevhit yaşamak & yaşatmak için mücadele verenler hariç)

Allah ayetinde açıkça diyor ki “şeytan sizin düşmanınız” buradan kendimize şunu neticeyi çıkarmayalım “sahip olduğumuz her negatif (kötü) hal şeytanın suçudur” Şeytan, Allah’a verdiği ahit yerine getiriyor ve o şeytanlığını yapıyor. İnsanlara yalan vaatler sunarak kendine çağırıyor, onun çağrısına cevap veren insanları doğru istikametlerinden saptırıp, alçaltıp karanlığa & zulme dahil ediyor ve de insanın halife makamına layık olmadığını Allah’a göstererek insanoğluyla alay ediyor, özet olarak Allah’a verdiği sözü “Onlardan çok az bir kısmi hariç hepsini saptıracağım” yerine getiriyor.

Allah (cc) bizi uyarıyor “(Ey Halife olan insan), şeytan sizi düşmanınız ve sizi birbirinize düşman ederek saptıracak ve halife olmanızla alay edecek dolaysıyla “sizde onu düşman edinin yoksa alçalırsınız kaybedenlerden olursunuz!!” Ama Bizlere ne oluyor? Hakikatin bizlere ilan edilmesine (bilmemize) rağmen göz göre göre şeytanı kendimize dost ediniyor ondan medet umuyoruz! (Kimileri de tapıyor), Allah (cc) ve O’nun zikrine (yoluna) sırtımızı dönüyoruz, bunu da bir takım kendi uydurduğumuz kelimelerle, tanımlarla, kavramlarla meşru kılıyoruz ve şeytanı üzerimiz bir elbise gibi giyiyor, dost ediniyoruz.  

Bunu nasıl yapıyoruz?

1-) Kimlik (Kendi) tanımımızı net olarak yapamıyoruz ve dolaysıyla bizlerde,

2-) Hayatımıza yanlış terminoloji & kodlama kullanarak yön veriyoruz. Kavramların tanımın ilahi kodlamalarla yapmıyoruz “beşerî sistemlerle” oluşturulmuş kodlamalarla yapıyoruz ve dolayısıyla bizlerde,

3-) Taassup, nefsimizi ilah ediniyoruz. “En büyük benim bende başka büyük yok”

1-) Kimlik tanımı;

Bizler kendi tanımızı yaparken hangi (renk, ırk, cinsiyet, sosyal-ekonomik) yapı olursa olsun kendimizde “insan” tanımlamasını yapamıyoruz. Fakat tam aksine bizler buradan “Renk” üzerinden, “ırk” üzerinde, “cinsiyet” üzerinden “sosyo-ekonomik” statü üzerinden ihtilaf & üstünlükler çıkarıyoruz.  Bizlerin yaratılıştaki nüans farklılıklarını, ihtilaflarını düşmanlıklara dönüştürerek savaşlar, züllümler ve adaletsizlikleri var ediyoruz.

Allah (cc), bir ayetinde diyor ki “Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı; ancak (bu,) verdikleriyle sizi denemesi içindir. Artık hayırlarda yarışınız” (Nahl-93 ve Maid-48) 

Allah (cc), insanlığı farklı (renk, dil, ırk, cinsiyet) olarak yaratı fakat bu bizlerin birbirine düşman olması veya üstünlük taslaması için değil, tam aksine birbirimize sahip çıkmamız (korkularımızı yenmemiz), yakınlaşmamız (sevmemiz) ve ilerleyebilmemiz (varlığımız daim kılmamız) için insanlığı denge & uyum içinde yaratı. Bizlerin unuttuğu, kavrayamadığı bu sonsuz bucaksız evrende bizler bir atom tanesi kadar bile değiliz ve bu sonsuz bucaksız evrende de var olan (yaşayan) tek varlıkta (yaratık) değiliz. Bizler tek bir güç olup kâinatı keşfetmemiz ve insanlığın yüce değerini göstermemiz gerekirken, egosantrik arzularımızla oluşturduğumuz kavramlar ve tanımlamalarla farklıklarımızdan düşmanca kimlikler oluşturup var olan denge ve uyumu bozarak, şeytanı düşman edinmemiz gerekirken birbirimizi düşman edinmekteyiz. Allah (cc), denge & uyum içinde yaşamamız için yapısı bizden olmayan düşman varlığıyla bizlere, bireysel manada, toplumsal manada (sosyal), uymamız gererken “iyiyi ve kötüyü” ayırt eden kırmızı çizgileri belirtmiştir.

Yaratılıştaki nüans farklılıkları olan, tenin rengi, ırk, cinsiyet ve sosyo-ekonomik yapılarla bizler negatif görsel (gölge) değerler oluşturduk. Fakat Asıl değer, Ruhun “iyiliğini, güzelliğini, mükemmelliğini” her farklı ortamda koruyabilmek olduğunu unuttuk ya da önemsemedik. Daha önceki yazımızda belirtiğimi “Güzel Ahlak sahibi” / “Takva sahibi” olmak, maddi değerlerin sunduğu görsel değerlerin arkasında kaldı. “Ey insanlar! Sizi bir erkekle bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi soylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en üstününüz en çok takva sahibi olanınızdır.” (Hucurat-13) 

Neticede, Gerçek kimlik tanım cinsiyet, renk, ırk üzerinden yapılan bir tanımlama değildir. Kimlik olarak hepimiz insanız. Var olan farklılıklar yaratılış dengesi & uyumunu oluşturan, bizlerin bir arada korkularını yenmek, sevgi & huzur içinde yaşamak için gerekli olan doğal zenginlik ve özeliklerdir. Fakat asıl kimlik tanımı; Hayırda yarışan, güzel Ahlaka sahip olan, Takva elbisesini giyen Allah’a teslim olmuş (Müslüman) Kâmil İnsan olmak ve o topluluğa dahil olanlarla birlik olmaktır.


2-) Kullanılan Terminoloji ve kodlama:

Terminoloji ve kodlama; insan hayatının yönünü belirleyen temel inancına bağlı olarak kavramların tanımlamaları için kullandığı ve “iyi & kötü”, “doğru & yanlış” tanımını yapan açıklama sözlüğüdür. Bizler kendimizi kimlik olarak Allah’a itaat eden (Müslüman) olarak tanımlamaktayız, dolaysıyla Tevhit terminoloji ve kodlaması kullanmamız gerekmektedir. Fakat ne yazık ki Allah’a karşı ve ortak koşanların (müşrikler) terminoloji kodlamalarını kullanmayı tercih etmekteyiz, onlara benzemeye çalışmaktayız. Bizler Müslüman kimliğimizle çelişkili bir yapıya bürünüp, bizleri saptıranların kölesi ve gerisinde olmaktayız. Benzetme yaparsak; içi çürümüş, her türlü haşerelerin yuvası olan bir ağaç gövdesine benziyoruz, dolaysıyla “Doğru & yanlış”, “iyi & kötü”, “Dost & düşman” tanımlarını net yapamıyoruz, kullandığımız bize ait olmayan terminoloji kodlamalarıyla “Laiklik, çok seslilik, eşcinsellik, eşitlik, simetrik, Asimetrik, konjonktürle, vb.” tanımlarla inançsızlar gibi yaşayan inançlılar olmaya çalışıyoruz ve de daha önceki Musa (as) kavmi, Isa (as) kavmi vb. kavimlerin düştüğü hataya düşerek ilahi hakikaten çıkmış oluyoruz. 

“Sana da (Ey Muhammed,) önündeki kitap(lar)ı doğrulayıcı ve ona 'bir şahid-gözetleyici' olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) indirdik. Öyleyse aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların heva (istek ve tutku)larına uyma. Sizden herbiriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık.” (Maid-48).

Neticede; Müslüman, İlahi terminoloji olan Kuranın kodlarıyla yaşantısına yol, yöntem tanımlayarak itaat eden demektir. İlahi terminoloji ve kodlamasını yaşantısında belirleyici olarak kullanmayan bir toplum, sadece kimlik “isim” olarak Müslüman olması o toplumu yüceltmez tam aksine fitneden & nifaktan, sapıklıktan, bölünmekten, kutuplaşmaktan kendini kurtarmaz. Toplum, gücünü kendine ait olmayan kullandığı terminolojiyle her zaman düşmanına köle olarak kendini alçaltmak için harcar. (Hırsız, hırsızlığını yapar, fakat bizler evimizi soyması ve içini boşaltması için hırsıza yardımcı oluyoruz.)

3-) Taassup:

Bir düşünür demiş ki; “Her taassupta yıkıcı, öldürücü bir mahiyet vardır; tarihin taassubu hakikati öldürür, felsefenin taassubu fikri öldürür; dinin taassubu inancı öldürür.”

Taassup, bireyi, toplumu, ülkeyi, inancı yok eden ve büyük darbe indiren tehlikeli bir sıfattır. Taassup, Müslümanların içine düştüğü ve İslam düşmanlarında devamlı alttan suladığı öldürücü bir bataklıktır. Günümüzde ve de geçmişte de Müslüman toplumlarının yaşadığı yıkım, kaos ve parçalanmaların en önemli etkenidir.

- Irkçılık taassubu, insanlığın önüne geçmiştir, (insanlığı öldürmekte)

- Mezhepçilik taassubu, dinin önüne geçmiştir, (Tevhit inancı öldürmekte)

- Bencilik taassubu, Allah’a itaatin önüne geçmiştir. (Nefsi ilah edinmekte)

Dolaysıyla taassup, İslam düşmanlarının Müslümanlara karşı kullandığı atom bombasından da kimyasal bombadan da büyük bir silah olmuştur. 

Bugün bölgemizde yaşadığımız can alıcı ana sorunların sebebi Taassup’ tan kaynaklanmaktadır. Arap, Türk, Kürt, Acem, Sünni, Şii diyerek bölge ülkeleri bölük pörçük olmaları sağlanarak bir araya gelmeleri, güçlü ve bağımsız olmaları engellenmiş ve taassup silahıyla ülke halkaları birine düşman ederek aralarına kin ve nefret tohumları hala ekilmektedir. Şayet Bölge ülke yöneticileri kendilerini taassuptan kurtaramazlarsa ne yazık ki bölgemizdeki “Müslüman” tarafından dökülen Müslüman kanları daha da güçlü akacaktır. 

Taassubu kendimize yaşam inancı edinmemiz, Allah (cc), bize gönderdiği Kuran & Resulü (ilahi terminoloji & kodlamalarına) egosantrik arzularımız doğrultusunda tevil ettiğimizden, saptırdığımızdan ötürü bir türlü birleşmiyor, vahdeti sağlayamıyoruz. “Onlara, ‘Allah’ın indirdiğine uyun.’ denildiği zaman onlar, ‘Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız.’ derler. Ya ataları hiçbir şey anlamamış, doğruyu da bulamamışlarsa?” (Bakara-170.) 

Bizler, kimlik tanımını yanlış terminolojilerle ve kodlamalarla yapmaktayız. Çünkü taassup bataklığı içine gömülüp, gerçek manada dost & düşman tanımı bile yapmaktan aciz kalıp kurtarıcı olarak yılana sarılıp, düşmanlarımız müttefik, dost edinip onların arkalarından yol almaktayız, buda bizlerin hep geride olmamıza (kalmamıza) sebep vermektedir. Bizler, baş (lider) olacağımıza her zaman bir kuyruk (arkada) olmaktayız. Bir Arif derki “Baş olan her şeyin güzelliklerine muhatap olur, kuyruk olansa başın tükettiği her türlü güzelliklerin posası olan pisliklere muhatap olur”

Bölgemize gelirsek; Bölgemizdeki barışı ancak bölge ülkelerini Tevhit bayrağı altında (aynı terminoloji ve kodlama) kullanarak birleşmesiyle mümkün olacaktır. Aksi takdirde Müslüman, Müslüman kanını akıtmaya devam edecek, düşman sevinecek, bizlere hâkim olacaktır. Bu vahim olay ne Amerika'nın nede Siyonist İsraillin nede Rusya'nın suçudur. Bazıları diyebilir ki hırsızın hiç mi suçu yok! hırsızın suçu senin evini soymak değil hırsız olmaktır. Eğer evin soyuluyorsa senden kaynaklana bir hatandandır.

Bizler, kendine Müslüman diyerek, yaşantımızı, inancımızı, kimlik tanımızı, düşmanlarımızın yalan vaatlerine (demokrasi, laiklik, adalet, eşitlik, hürriyet, insan hakları) tabi olarak yapıyor ve onlara benzemeye çalışarak kendimiz hakir görüyoruz, dolaysıyla hep alçalıp, kendi gücümüze bir türlü erişemiyoruz. 

Netice olarak; “Allah’ın hükmü yerine getirilince şeytan şöyle der: "Şüphesiz Allah size gerçek bir vaatte bulunmuştu; ben de size bir söz verdim ama yalancı çıktım. Aslında benim sizi zorlayacak gücüm yoktu; benim yaptığım size çağrıda bulunmaktan ibaretti, siz de benim çağrıma uydunuz. O halde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Ne ben sizi kurtarabilirim ne de siz beni kurtarabilirsiniz. Ben daha önce, beni Allah’a ortak koşmanızı kabul etmemiştim." Doğrusu zalimler için elem verici bir azap vardır.” (Ibrahim-22)


Mustafa Kemal TASPINAR


YORUMLAR

EBU HUSEYIN 22 gün önce
Güzel bir tesbit ve müslümanların halini iyi yorumlamışsınız.

REKLAM