İstanbul Anlaşması İstanbul'un Konstantin Olması mı! Siz İsterseniz Ayasofya'yı Cami Yapın

GİRİŞ: 05.07.2020 21:03      GÜNCELLEME: 05.07.2020 21:03
Rasthaber -  BismillahiRahmanniRahim    
Hamd Alemlerin Rabbi Allah’a, salatu ve salam O’nun Resulü ve temiz Ehli beytine olsun 
“Ey iman edenler! Eğer sizler kafir olanlara (Yaşantınızla, hal ve hareketlerinizler, referanslarınızla) benzerseniz/uyarsanız. Sizi gersin geriye küfre (şirke, putperestliğe, müşrike) çeviriler ve (sizler) büsbütün hüsrana uğrasınız.” (Al Imran-149)  
 
İstanbul anlaşmasının hedefi ve de AB, kayıtsız şartsız girmeye çalışmak Al Imran süresi-149 ayetini açıklamasıdır. Eğer siz onlara uyarsanız onlar sizi dininizden dönderiler ve en çok kaybedenler olarak Allah huzuruna çıkarsınız. Tabi Allah’a ve Kitabına inanıyorsanız. Yoksa zaten sizin böyle bir sorununuz ve de derdiniz yok demektir. Fakat Medyalarda temcit pilavı gibi sık sık gündeme gelen bir konu var ki İstanbul anlaşmasından hiç uzak değil o ise; «Toplumuzdaki kadına yönelik şiddet» Yazıma devam etmeden vurgulamak istediğim ve okuyanlarımın anlamasını istediği bir konu var. Benim bu konudaki düşüncemi birçok yazımda işledim. Ben, Kadın ve Erkek eşitliğine inanmıyorum. Çünkü öyle bir eşitlik yok, fakat benim inancım o dur ki; Kadın & Erkek arasında bir uyum vardır (harmoni). Uyum, Kişilerin birbirlerine karşı Hakkaniyetli, Dürüst ve Adil davranmalarıdır. Bu uyumu sağlayan çiftlerin arasında ki ilişkide üstünlük/aşağılık kompleksini ortadan kalkmaktadır. 
Konumuza gelirsek, Dünya toplumlarında kadına yönelik şiddet doğrudur ve her zaman olmuştur. Ama toplumlarda genel manada şiddet, kadına yönelik şiddetten kat kat daha fazla olmaktadır. Bu şiddetini sebepleri aslında aynıdır. Dolaysıyla «Kadınlarımız neden şiddete maruz kalıyorlar» sorusundan çok «Neden toplumuzda şiddet yolu seçilmektedir» Araştırılıp bunu iyileştirilmesi gereken asıl konu olmalıdır. 
Her şeyden önce toplum olarak kendimizi tanımlamalıyız! Biz kimiz? kültürel yapımız nedir? İnanç yapımız nedir?  Bizleri diğer toplumlardan ayıran farklılıklarımız ahlaki (sosyal ve inançsal) nedir? ve neyi yaşamaya çalışıyoruz? 
Tahmin ediyorum ki bu ülkenin erkin bilginleri benim düşündüklerimi mutlak düşünmüştür. Fakat bununla birlikte gördüğümüz gelişmeler toplumumuza empoze edilen ve arkasından kanunlaştırılan bir takım transfer kültür & inanç değerleri mevcuttur. Zaten sosyal medya, TV dizileri bunu fazlasıyla yapmaktadır. Harama giden yol, hayayı ortadan kaldırmakla başlar. Yaşadığım bir vakayı aktaracağım; benim Afrika ülkelerinde birinde bulunduğum sırada, o ülkenin bir vatandaşı Türk olduğumu duyunca yanıma geldi ve dedik; «Sizin TV dizleriniz kadınlarımızı tarafından özellikle kaçırılmayan TV serileri oldu. Bilmek istiyorum, Türkiye'de siz o dizlerde ki gibi mi yaşıyorsunuz?  Ben ise; Nasıl yani? O ise; Kadın kocasını, kocasının kardeşiyle rahatlıkla aldatıyor ve çok basit şekilde gayri ahlaki ilişkiler giriyor sanki Avrupalıları geçmişsiniz!»  Ben ise; hayır onlar sadece film dedim. O ise; Tahmin ediyordum zaten dedi ve devam etti fakat bu TV serileriniz kadınlarımıza gayri ahlaki çok kötü örnek oluyorlar birde 
Türkiye sevdiğimiz Müslüman ülke, böyle gayri ahlaki sahneleri görmek o daha kötü bir etki yapmakta. Kültürümüzü kötü yönde etkilemekte zaten bizler aile içinde çok kalabalık yaşıyoruz. Bu tip filmler bizlerdeki aile içi huzuru tam anlamıyla hem ahlaki hem güven olarak bozmakta» 
Bu yaşadığım olay aslında kendi ülkemizin de bir gerçeği. Toplumumuzun yapısı (Ahlaki, kültürel, inançsal, ekonomik) göz önüne alınmadan bizlere ait olmayan ahlaki değerleri empoze etmek ne kadar sağlıklı olur!? Bu sadece toplumu infial eder ki olanda o oluyor zaten. 
Toplumuzdaki bu ahlaki değişikliğin getirdiği o kadar büyük yıkımlar var ki onun bedelleri toplumuz tarafından çok ağır bir şekilde ödeniyor. Fakat bu tip gayri ahlaki zorlamalara karşı olanlar ise ne yazık ki toplumdan bilinçli olarak dışlanıyor. Özelikle son zamanlarda oluşan kapitalist Müslümanlar «görüntüleri yeşil türbe içleri ise estağfurullah tövbe» ya da yönetimi temsil eden İslami kılık altında olan İslam düşmanı yazar çizerler toplumdaki inanç ve ahlaki anlayış kökten saptırdılar.  
2005 yılında, o zaman baş örtüsüne ağır baskılar vardı, Müslüman olmak suç idi, Filistin'e özgürlük demek hapisse gitmeye yetiyordu. Bahsettiğim kardeşim, «Filistin'e özgürlük kahrolsun Siyonist-terörist İsrail rejim» dedi ve hapisse gitmişti. Bu çok sevdiğim kardeşime şunu demiştim; «Düşün ki Türkiye'ye İslamcı, Baş örtüsünü serbest bırakan ve de Filistin davasına sahiplendiğini savuna bir yönetim gelirse ne olur?» Tabi o kardeşim için o sadece biz olurduk ama her şey çok farklı şekilde oldu. İslam, Türkiye'de asıl olan manevi dinamizmini kaybetti avamın derdi her zaman ekmek oldu ve o zamanların radikalci Müslümanları çoğu kapitalist oldu kimileri kabul etmese de yaşantıları o oldu. 
Bunla birlikte, Toplumumuzun insanları tarafından kabul görmeyeceği biline bazı değişikliklerin geçmesi / kabul görmesi için bizlere yön vermeye çalışan üst akılın toplum sosyologları tarafından projeler hazırlanıp sunulmakta, bunlar ise sosyal medya ve görsel medya ile toplumsal kışkırtmalar ile olmakta.  
Gayri ahlaki değerler masumlaştırılıyor. Nasıl mı? Toplumun katiyen kabul etmeyeceği şekliyle giyinen bir bayan tıka bas haldeki bir dolmuşa bindiriliyor ve orda tacize uğratılıyor. Ve arkasından medyatik yaygara başlıyor.  Ya da Allah’ın evi camiye girmesi isteniyor ve orda tacize uğruyor, insanlar doğal olarak karşı çıkıyor. Ve tekrardan arkasından medyatik yaygara başlıyor ve buna benzer bir sürü programlar ve yönlendirmeler, Bunların hepsi bir projenin ürünüdür ve İstanbul anlaşmasıyla direkten bağlıdır ve rasgele olan olaylar değildir. Daha kötüsü yeni yetişen nesil tam anlamı ile ahlaki erozyona uğratılmış bir şekilde yetişiyor ki sadece «Allah sonumuzu hayır etsin» diyebiliyoruz. 
Neden böyle oluyor?  
Size bitişikte 2013’te OMS (Dünya sağlık örgütü) tarafından yayımlanan bir eğitim program raporu var onu sadece bir kısmını paylaşacağım hedefleri açıkça ortada. Eğer biz bu oyuna gelirsek ki geliyoruz toplumumuzun tüm değerleri yok olduğu gibi ülke olarak özgürlüğümüzde yok olacak. (Zaten Özgür müydük diyenler var ama daha berbatı desek nasıl olur) 
**** 
OMS (Organisation Mondial Sante/ Dünya Sağlık Örgütü)*1 Birleşmiş Milletlere bağlı tüm ülkelerde uygulanmak için hazırladığı «Seks Eğitimi için Standart / doğalık.» 
1- Formel ve Formel olmayan seks eğitim. 
2- Avrupa'daki okullarda seks eğitimi tarihçesi. 
3- Seks eğitimini okullarda geliştirilmesi. 
4- Farklı seks eğitim modelleri. 
5- Genel Bakış açısı 
6- Uluslararası seks eğitimi girişimleri. 
- Seks eğitimini yapılmasının gerekliliği. 
- Okullardaki seks eğitiminin ana düşüncesi. • Çocuğun psikolojik olarak seks hazırlanması. 
Seks eğitiminin amacı: Toplumda sosyal olarak seks için uygun hava oluşturmak, karşılıklı her türlü farklı yapı ve düşüncedeki seksi yapılarına karşı toleranslı olmak. 
Kişilerin kendi vücutlarını ve yapılarını tanımasını sağlamak. Doğumdan itibaren gelişen vücutlarının yapısını tanımasıyla gelişen arzularını tanıması ve tatmin edilmesi. 
…….. 
**** 
Toplam 70 sayfa olan bu öngörü, Asıl itibariyle toplumumuzu ahlaki değerlerini yok etmek, her türlü ahlaksızlığı toplumda banallaştırmak, çocukların üzerinde uygulanan seks istismarını normalleştirmek, yapanları ise resmi olarak kanun yolu ile korumak. 
Homo seksüellerin resmi olarak evelenmesini sağlamak ki bu Avrupa'nın birçok ülkesinde geçerli, Kurulan sapık yapılanmaya (homoseksüel evlilik) sahip olanların çocuk adapte etmesini sağlamak. Çocuk kaçırıp seks istismarı yapanların hukuk yolu ile korunmasın sağlamak. Çünkü artık «çocuk kandırma» olarak algılanmayacak "karşılıklı anlaşma" olarak lanse edilecek ve burada çocuğun arzusu ile oldu diyerek Pedofillerin her türlü istismarları normalleşip, toplumun yapısına entegre edilecek. 
Artık, Toplumumuz Kendi Dini ve kültürel yapılarında tama anlamıyla soyutlanıp şekil olarak kalan kur bir ağaç misali yok olmaya mahkûm edilmek üzeridir. 
Bizlerin Asıl düşmanı; sapık TV dizileri, Okullarda verilen yanlış ve ahlaksız eğitimlerdir. Bizim yıkımımızı gerçekleştirecek olan savaşlar değildir. Bizleri kendi kimliğimizin temel direği olan inancımızdan, kültürel ahlak değerlerimizden, dinimizi yozlaştıran ve uzaklaştıran sapık eğitimlerdir. 
Bizlerin okul eğitim tedrisat programlarını ve içeriğini hazırlayanlar ne yazık ki eğitim tedrisat programların bu tip kuruluşlardan almaktadır. (AB girmek için feda etiğimiz ve daha henüz 
giremediğimiz ama bunun yanında ahlaki ve inançsal değerlerimizi kaybetmemizi sağlayan, yok eden fasıllar nelerdir?) 
Acaba Kendi kimliğimizi ve Benliğimizi yok etmek için Avrupa Birliğine gireceğiz diye Her şeyi kabullenmemiz ne kadar doğru?  
Bu konuda bakın Kitabında Allah diyor ki; «Sen, onların dinine uymadıkça, Hristiyanlarla Yahudiler senden asla razı olmazlar.» (Bakara-120) «Ey iman edenler! Sizden olmayanları sırdaş edinmeyin, onlar size kötülük yapmaktan geri durmazlar, sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların ağızlarından nefret taşmaktadır; kalplerinin gizlediği ise daha büyüktür. Gerçekten size delilleri açıklamışızdır, eğer düşünüyorsanız! Size gelince, bakın siz onları seviyorsunuz, ama onlar sizi sevmiyorlar. Siz kitabın tamamına inanıyorsunuz; onlar sizinle karşılaştıkları zaman "inandık" diyorlar; yalnız kaldıklarında ise size karşı öfkelerinden parmaklarını ısırıyorlar.» (Al İmran 118-119) 
Avrupa'yı aydınlatıcı bir ışık görenler aslında insanı yakacak ateşin saçtığı ışığı görmekteler. İnsanın Ruhunu ve bedenini aydınlatıp, bizi aydınlığa çıkaran ışık kendi içimizde, sadece, bizler O’nu görmek isteyelim. Allah biz inananlar Tevfik ve Basiret versin Sonumuzu hayır getirsin. 
———— 
*1- (alttaki Linkte detaylı olarak tüm açıklamaları bulabilirsiniz) 
Mustafa Kemal TASPINAR 

YORUMLAR

EBU HUSEYIN 29 gün önce
Turk gençliği kendi kimliğinden soyutlanmış ve dini yaşantı olarakta yozlaştırılmıştır. Annesin&Babasinin yaşamadiği dini, Okulda verilmeyen ve batılaştırma kompleksiyle eğitilen nesiler. Teknolojinin sosyal kontrolü ve yönlendirilmesi ile gençlerimiz bilgileri ve enerjileri ile boşlukta yaşamakta. o ise tam anlami ile ne olduğu belirsiz ama bir bilinçli olarak bir güçe hizmet ettirilen kimliksiz ve inançsız toplum. Ruhusuzlaştırma politikasi çok hizil bir sekilde devam etmekte, sonunda bizler artık ne olduğumuzu düşünemeyecek bir yapıya sokacaklar.

REKLAM