İNTİZAR’IN YOLU TAKVA

GİRİŞ: 04.04.2021 09:13      GÜNCELLEME: 04.04.2021 09:13
Rasthaber -BismillahiRahmanniRahim    

Hamd Alemlerin Rabbi Allah’a salatu ve salam O’nun Resulü ve temiz Ehli beytine olsun.

“Ey insanlar! Sizi bir erkekle bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi soylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en üstününüz en çok takva sahibi olanınızdır.” (Hucurat-13)

Takva, Hepimizin bildiği ve sıkça kullandığı bir kelimedir. Etimolojik tanımını, Arapça wḳy kökünden gelen taḳwāˀ تقواء "günahtan sakınma" sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük waḳā وقا "koruma, sakınma" fiilinin mastarıdır. Bu bağlamda Takva; Allah’a yakiğin olma, Allah’ın korunması altında olma, Allah’ın bizden istediği sınırlar & kurallar içinde yaşama.

Takva tanımını daha önceki yazılarımın devamı olarak farklı bir açıdan ele alacağım. Özelikle seçtiğim Hucurat suresi ayet 13 hepimizin bildiği ve şıkça kullandığı bir ayettir. Takvanın oluşumunu sağlayacak şartlar nedir? ve “intizar” (İmam-i zamanı Bekleme) ile olan bağlantısını açıklamaya, işlemeye çalışacağım.

Öncelikle ayet, kime, nasıl, neden ve ne için hitap etmiş? kullanılan öznelere kimdir? Ayet İnsanlara, Cinsiyetleriyle; “Erkek”, “Dişi” ve oluşturdukları sınıflarıyla; “soy”, “kabile”lerine hitap etmiş. Nedenine baktığımızda, “yaratmak”, “ayırmak” için olduğunu görüyoruz ve ne içine dediğimizde “Takvaya sahip olmak” için olduğunu görüyoruz.

Çok ilginçtir ki Allah (cc), insan türünün kendi bünyesinde barındırdığı “cinsiyet”, “sınıf” farklılıklarından bahsetmiş fakat “din / inanç” olarak ayırt etmemiş ve sadece en üst makamı “Takva” sahibi olmak demiştir. Bu açıdan ayeti kısaca özetlersek; Ey insanlar, en üstününüz takva sahibi olanınız ne cinsiyetiniz nede sınıfınızdır. Bu cümlede tanımlamamız gereken iki anahtar kelim İnsan ve Takvadır.

Ayetinde Allah (cc) açıkça Takva sahibi olmanın ilk temel şart “insan olmak” olduğun belirtmiştir. Bazılarının övündüğü gibi Cinsiyetin, Irkın, Milet'in İNSAN olmaktan daha önemli olmadığı görülmektedir. Takva makamı, ırkımız (Avrupalı, Afrikalı, Asyalı, Kızılderili, ne Baltık ...), cinsiyetimiz (Erkek & Kadın) ve milletimiz (Türk, Kürt, Arap, Fransız, Amerikalı, İranlı, İngiliz, Çinli...)’den daha üstün bir makamdır. Allah’ın muradı bizlerin tek bir övgü şahnesi olan takvaya sahip olmamız istemektedir. Çünkü “Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı” * Fakat “Ancak (bu,) verdikleriyle sizi denemesi içindir.” ** demezdi. Dolayısıyla Takvaya erişmenin ilk şartı İNSAN olmaktır.  📎*(Nahl-93), **(Maid-48)

Daha önceki yazılarımızda insan tanımını yapmıştık, insanı insan yapan ruhun mükemmelliğe erişmesi demiştik çünkü insanın madde vücudu yaratılış itibariyle mükemmelle yaratılmış olup insanoğlu vücudunun mükemmelliği & kimliğine sahip olmak için hiçbir güç sarf etmemiştir. Buna karşın insanoğlu, ruhun mükemmelliğini keşfetmesi, ortaya çıkarması için çaba göstermesi gerekmektedir ki bunu ancak hayırda yarışan, güzel Ahlaka sahip olan, Allah’a teslim olmuş (Müslüman) Kâmil İnsan olmakla erişir demiştik. “Artık hayırlarda yarışınız” (Maid-48) Dolaysıyla insanlar sahip oldukları sınıf çeşitlileri (irk, makam, cinsiyet, statü) hayırda yarışmak içi kullandığı araçlardır. Takvaya erişiminin ikinci şartı GÜZEL AHLAK sahibi / İnsani kâmil olmaktır.

Allah insan türünü yaratırken doğal olarak farklı ve çeşitli yapılara, sınıflara büründürerek yaratmıştır ki bu Allah’ın sünnetidir. Doğal farklılık, belirli bir uyum, dengenin gerekliği için şarttır. Denge & uyumu, Allah (cc), bizlerin birbirimizi sevmemizi & yakınlaşmamızı, türümüzü güçlendirmemizi, korkularımızı birlikte yenmemizi istemesi için bizlere verdiği zenginlikler & güzelliklerdir. Bu güzellikler bizleri yükseltmek için bir merdiven olacağı gibi alçalmamız için bize karşı bir tuzakta oluşturabilmektedir.

Takva sadece Muhammed ümmetine mi ait midir?

Aşır uç bir örnek vereceğim, bir Yahudi Kadın/Erkek, eğer Takva sahibi ise Türk/Arap/Acem bir kadın/Erkekten üstün olabilir mi?

Bana diyeceksiniz ki bu nasıl bir soru! nasıl olurda bir Yahudi kadın/erkek takva sahibi olur? Filistin'de ve dünyada “Yahudilerin” insanlara yaptıkları züllüme bakarsan olmayacağı anlaşılır değil mi! Ama birde kendine Müslüman diyenlerin yaptıkları “ihanete”, “kalleşliğe”, “züllüme” bakarsak ne diyeceğiz?

İSLAM dinine hangi açıdan bakıyoruz? Daha önceki yazımızda “Kendini tanı ki düşmanını tanıyasın” başlığı altında “Kimlik”, “Terminoloji & kodlama” ve “Taassup” konularını işlemiştik ve yazımızda asıl düşmanımızı ne siyonistler ne şeytan ABD ne de bizzat şeytanın kendisi demiştik çünkü onlar görevlerinin tanımını harfiyen uyguluyor demiştik. (Siyah renge neden her yeri karalıyorsun diyemeyiz çünkü siyah her yeri karalar) Asıl olan biz kendi görevimizi yapıyor muyuz diye sormuştuk. Çünkü Allah (cc) diyor ki “Şüphesiz ki iman edenler, Yahudi olanlar, Sabiîler ve Hristiyanlardan her kim Allah’a ve Ahiret Günü'ne inanır, salih amel (Takva) yaparsa onlar üzerine korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.” (Mâide-69) Allah (cc), insanoğlunda aradığı tek şey “her kim Allah’a ve Ahiret Günü'ne inanır, salih amel (Takva) sahiplenirse” Allah (cc) onlar için korku ve üzüntü yok diyor.

Yaptığımız bu açıklamalardan sonra asıl konuma giriyorum, Neden Allah (cc) “Hucurat-13” ayetinde İslam'a sahip olan demedi de “Takva” sahibi olan en üstündür dedi? Buradan anlaşılan o ki İslam inancına sahip olmakla direkt Takvaya sahibi olunmuyormuş. Bunla beraber, İbrahim (as), Musa (as), İsa (as) veya diğer Peygamberlerin inancı Tevhit bağlı olmak & yaşmakla Takvaya sahip olunabiliyormuş. Dolaysıyla Peygamberimizin amcası Ebu Talip, Takva sahibi üstün bir şahıs (Müslüman) olduğunda böylece anlıyoruz.

Yukarda bahsettiğimiz gibi takvaya sahip olma şartı “Güzel Ahlak sahip İnsan” olmaktır. Fakat bu tanımlamayı hangi kimlik & terminoloji kodlamasıyla yapmalıyız?  Allah (cc) diyor ki; “Kuşkusuz Allah katında din İslâm’dır. Kitap verilenler, ancak kendilerine ilim geldikten sonradır ki, aralarındaki hak tanımazlık yüzünden ayrılığa düştüler (sapıttılar)” (Al-i imran-19).

Gelmiş geçmiş her Peygamber, Tevhit inancı (Hanif din) üzeri ilahi kitapla gelmiştir. Tevhit inancına uyan her ırk, millet, cinsiyet, Allah katında “Müslüman / müslima”dır. Peygamberimiz Muhammed Mustafa (sav) efendimizle tevhit inancı en son güncellemesini gerçekleştirmiş ve Tevhit inancı “İslam dini” olarak isim almıştır.  Peygamber Efendimizin bir hadisinde “Ben Güzel ahlakı tamamlamak (güncellemek) için gönderildim” demiştir.  Dolaysıyla Gelmiş geçmiş bütün peygamberlerin tevhit inancı evrenselleşerek İSLAM dini olmuştur.

Allah (cc), Peygamberimizden önceki Tevhit inancı toplumlarına “Ehli kitap” olarak hitap etmiştir. Fakat Tevhit inancı her kavimler tarafından “mistik, gizlemli, mitolojik, egosantrik arzular ve inançsızlık” inanç yapılarına bürünerek unutturulmuş, saptırılmış, değiştirilmiştir ve ne yazık ki günümüze dek saptırma zihniyet hala devam etmektedir.

Tevhit inancı, “Hristiyanlık”, “Yahudilik”, “Deistlik”, “Laiklik”, “Demokrasi” vb. insanlar tarafından saptırılarak farklı isimler altında kendi inanç terminoloji ve kodlamalarını oluşturmuştur. Dolaysıyla, Allah (cc), “Al-i İmran süresi 19” ayetinde gelmiş-geçmiş-gelecek tüm ümmetleri/kavimleri (Yahudiler, Hristiyanlar, Sabiiler ve Muhammed ümmeti) muhatap almıştır. Ve referans “şahit” olarak Muhammed & Al-i Muhammet'i seçmiştir. “Her ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onların üzerine bir şahit yaptığımız zaman bakalım kâfirlerin hali ne olacak!..” (Nisa-41)

İnsanoğlunun sapıklığı, hak tanımazlığı, zulmü, her zamanda her ortamda (her mekânda) daima ön plana çıkarmıştır ki buna Muhammed ümmeti de dahildir. Fakat böyle bir ortamda Muhammed ümmetinin ve diğer ümmetler gerçeği, hakikati tanıması, yaşaması ve Takvaya erişmesi nasıl ve kim tarafından yönlendirilecek ve Referans ne olacaktır?

Allah (cc), bize yol göstermiştir “Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım, sizin için din olarak İslâmiyet’i beğendim.” (Maid-3) belirtilen “Bugün, size nimetim tamamladım” deki “tamamlama” sebebini takvaya erişmemiz için referans ve yol göstericidir. Çünkü Allah (cc), Peygamberimize hitaben “Ey resul! Rabbinden sana indirileni (olduğu gibi) tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O'nun Risalet'ini (sana gönderdiğini) tebliğ etmemiş olursun.” (Maid-67) demiştir. Şimdiye kadar çekinmeden & korkmadan Allah'ın her mesajını tebliği etmesine rağmen Peygamberimizi bu kadar çekindiği neydi ki Allah kendisini o konuda ciddi bir uyarıda bulunmuştur. “Allah seni insanların (kirli propagandasından koruyacaktır.” demiştir. Daha önceki kavimlere gelen her peygamber kendinden sonraki gelecek Peygamberi/önderi işaret etmiştir. Fakat her defasında insanlar büyük çoğunluğu o işaret edilen peygamberi takip etmemiş, tam aksine düşman kesilmişler ya da öldürmüşlerdir. Peygamberimiz Muhammed Mustafa (savs) en son Peygamber oluşu ve ilahi kitap Kuran'ı Kerimin de en son ilahi kitabın olmaması, insanları Tevhit inancından sapmalarının önüne geçmek ve doğru yolu temsil etmek için ilahi mesajın koruyucusunu tanıtması (işaret etmesi) sünnetullah gereği şarttır. Bu nasıl olacaktı? (Gadri Hum vakası & Veda Hutbesi bkz.)

Allah dinini nasıl koruyacaktır?

Hz. Muhammed (sav) ümmeti de kendilerine gelen ilime rağmen kendinden önceki diğer kavimlerin egosantrik arzularıyla hakkı tanımama, isyan etme, iktidar (gücü) elinde tutma hırsı peşine düştüler. Allah’ın emrine karşı gelerek ayrıştılar ve İslam tarihimiz kan gölüne çevirdiler. Fakat buna rağmen Allah dinin koruyacağın teminat altına almıştır “Hiç şüphesiz, zikri (Kur'an'ı) biz indirdik biz; onun koruyucuları da gerçekten biziz.” (Hicr-9)

Allah kitabını (zikrini) mutlak olarak aslının değiştirilmeyeceği, her türlü sapıklıklara rağmen korunacağını, saptırılmayacağını (Takva üzeri kalacağı), kendisi bizzat teyit etmiştir. Fakat insanlardan çok az bir kısmı hariç aynı korunmayı teyit/taahhüt etmemiştir. Bütün Ehli kitap sahipleri, Muhammed ümmeti dahil, her türlü sapıklıklar & günahlar karşısında korunacağına, saptırılmayacağına dair ilahi bir taahhüt yoktur. “İblîs, “Rabbim! Benim sapmama imkân verdiğin için yemin olsun ki ben de yeryüzünde onlara (günahları) şirin göstereceğim ve -aralarından senin takvalı kulların hariç- onların topunu kesinlikle yoldan çıkaracağım” *, “Sen de onların çoğunu şükrünü (kulluğunu) yerine getirenlerden bulmayacaksın.” dedi.” **, Allah (cc), “Şüphesiz, sapmışlardan sana uyacak isyankârlar dışında kullarım üzerinde senin hâkimiyetin olmayacaktır. Oysa şeytanın onlar üzerinde hiçbir hâkimiyeti yoktu. Ancak ahirete inananları, onun hakkında şüphe içinde bulunanlardan ayırt edelim diye (ona bu fırsatı verdik) ***. /📎*(Hicr-40-42), **(A’raf-17), ***(Sebe-21)

Şeytan, insanların az bir kısım hariç geri kalanların hepsini saptıracağını söylemekte ve de Allah (cc) bunu teyit etmekte. Fakat Allah (cc), Kendimizi her ortamda her zaman korunmamız için bizlere yol gösteren kullanma kılavuzları ve önderlerini yollamıştır. En bariz ve basit örneği; Kıldığımız 5 vakit namazlarımızda devamlı söylediğimiz bir sözü “…Bize doğru yolu göster. Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yolunu; gazaba uğramışların ve sapmışların yolunu değil” (Fatiha 6,7)

Müslüman olarak Allah’tan “bize doğru yolu göstermesini” talep ediyoruz. Çünkü sapıtmamız çok büyük bir olasılık. Artık peygamber ve ilahi kitap gelmeyeceğine göre doğru yolu Kuran’ın bekçisi olacak, aynı zamanda da seçtiği hidayet kapısı ilahi kılavuzlar kim olacak?

Allah (cc), bizim talebimiz ardından cevabında bize söylettiriyor “Kendilerine lütufta ve ikramda bulunduğu kimseler.” Bununla birlikte Allah (cc) kendi seçtiği “lütuf ve ikramda” bulunduğu kullarının varlığını ve tanımını farklı ayetlerde de bildiriyor ve de bizlerin O yüce şahıslara yönelmemizi istiyor. “Onları, emrimizle hidayete vesile olan (ibadet ve istikamet yoluna çağıran) imamlar (önderler) kıldık ve onlara hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı, zekât dağıtmayı vahyedip (uygulattık). Onlar (sadece) bize ibadet eden (lütufta ve ikramda bulunduğumuz) kullarımız." (Enbiya 73) “(Nefsin kötü arzularına ve hayatın zorluklarına) Sabrettikleri ve ayetlerimize yakinen (kesinlikle ve şüphesiz) iman ettikleri zaman, onların içinden emrimizle hidayet rehberi olan önderler/İmamlar tayin ettik (çıkarmıştık).” (Secede-24) ve “Sizin dostunuz, sahibiniz, ancak Allah'tır ve Peygamberidir ve inananlar, namaz kılanlar ve rükû ederken zekât verenlerdir” (Maid-5)

Aksi takdirde, Allah’ın seçtiği Hidayet önderlerinin yolunu ret edersek & inkâr edersek ne olacaktır?  Hakikati saptıran, gerçekleri tersyüz edenlerin yoluna tabi olacağımız kaçınılmaz olacaktır.  Bu konuda Allah (cc), bizleri uyarıyor; “Biz onları (inkâr ve isyanları nedeniyle) ateşe çağıran önderleri kıldık; kıyamet günü ise (ne kendileri ne de peşlerinden sürükledikleri) yardım görmeyeceklerdir.” (Kasas-41)

Netice olarak; Allah kendi dini İslam'ı “İnsanlığa Doğru yola /hidayet yoluna/Takva yoluna illetten, Allah’ın seçtiği, Kendilerine lütuf ve ikramda bulunarak, yücelttiği, Zahiri ve gaybi ilimlere sahip olan, pak kıldığı” Peygamberler ve İmamlar (ilahi önderler) vasıtasıyla koruyacaktır. Bizlerde onların yoluna tabi olarak, itaat ederek kendimizi Allah (cc) koruması altına alıp her türlün günahlardan sakınacağız, kendimizi koruyacağız ki insanı kâmil olmamıza/takvaya bürünmemizi sağlayacaktır. Allah dinini kendi seçtiği Yüce şahısların varlığı ile her zamanda her ortamda her mekânda koruma altına almıştır. Bizlerde kendimizi o yüce şahısların yolunu ihlasla, intizarla takip ederek koruma altına alacağız. “Allah seçtiği önderlerle (lütufta ve ikramda bulunduğu kimseler) kitabini koruyacak, insanlarda Allah tarafından seçilmiş önderler tabi olarak kendilerini koruyacaklar”, “söyle bana dostunu söyleyim sana kim olduğunu”

İntizarın yolu Takvadır;

•             İnsan olmak & Güzel Ahlaka sahip olmak; Ruhun & vücudun mükemmelliğini her türlü pisliklerden, parazitlerden korumak, saklamak. Her türlü ortam & makamda adil olmak, hakkaniyetli olmak, dürüst olmak, rahmetli ve lütufkar olmak.

•             Tevhit (Hanif dini) inancına sahip olmak; “Allah (cc) ortak koşmadan, bilmek, inanmak, itaat etmek, ibadet etmek Allah'ın kadrini gereği gibi bilmek”

•             Peygamber (sav) ve Pak Ehli beyti kendine şahit ve önder almak. Önder/veli/imam doğru yol gösterici kabul etmek, onlar gibi inanmak & yaşamak ve onları severek takva üzeri kalmak.

Sözün özü; “Kendini tanımak & Ruhunu keşfetmek, Ruhunu eğitmek, Takva sahibi kalmak”.

Bu sıralamayı yukardan aşağı alırsanız “Takva sahibi” tanımlamasını aşağıdan yukarıya alırsanız “insan olmak” tanımlamasını yapabilirsiniz.

Mustafa Kemal TASPINAR

3 Nisan 2021

 

YORUMLAR

EBU HUSEYIN 11 gün önce
Kalemine sağlık, çok güzel bir yazı. Maşallah.

REKLAM