İntiharlar Üzerine

GİRİŞ: 22.12.2019 20:35      GÜNCELLEME: 22.12.2019 20:35
Rasthaber -  Devam edeceğimizi vadettiğimiz Sekülerizm konusunu yazacağız ancak acil bir konu nedeniyle farklı yazı yazmak zorunda kaldık…
Son zamanlarda intihar vakaları çoğaldı ve intihar edenlerin geriye bıraktığı neden hep aynı: yoksulluk!
Ne gariptir ki adaleti yaymak için gelmiş ve insanlığın son ümidi olması gereken dinin coğrafyasında insanlar yoksulluk ve borçlar altında çaresiz kalıp intihar ediyorlar. 
Hal böyleyken Şii Sünni Selefi tüm çevreler, en aydınından en mukallidine kadar derin bir vurdumduymazlık ilgisizlik görmezlik içindeler. Biri çıkıp da bu olaylara dur diyelim demiyor, diyeceğe de benzemiyor!
Biz bu tabloya yabancı değiliz. Dr. Ali Şeriati’nin “Mazlum” adlı belgeseli internette hala mevcut. Onu izleyenler göreceklerdir ki tarih boyunca kölelik düzeni hep var olagelmiş, yoksulluk hiç eksik olmamış. Yazar Şeriati’nin eserlerinden derlenen bu yapıtta; tarih boyunca kölelik düzeni nasıl kurulmuş, nasıl sürdürülmüş, köleler neler hissetmiş, hangi inançlara nasıl bakmış çok nefis bir biçimde işlenmiş. Dünyaya bakış açınızı kökten değiştirecek bu eseri izlemediyseniz acilen izlemenizi öneriyorum. Dr. Şeriati tarihin seyri içinde yüzyıllar boyu süren sömürü sisteminde; kölelerin bizzat firavun düzenlerine destek sunan din adamları vasıtasıyla, nasıl zulüm düzeninin kaderi olduklarına ikna edildiğini anlattıktan sonra şöyle der:
Birden, dağlardan Peygamber olduğunu söyleyen birinin indiğini duydum. Adı Muhammed’miş. Merhameti bol olan Allah beni kölelerin ve yoksulların kurtulması için gönderdi diyormuş. Hayret, nasıl da şaşırmıştım. Allah kölelere sesleniyordu, kurtulacaklarını, her yüzünün varisleri olacaklarını söylüyordu. Hala inanamıyordum. Doğru olabilir miydi? O da tarihin azgın güçlerine yamanacak bir sahte din adamıdır diye düşündüm. Çevresine baktığımda hep kölelerden oluşuyordu. Evini inceledim şaşırdım. Sarayda değil basit duvarlarla çevrili üstü hurma dallarıyla örtülmüş odalarda oturuyordu…
Şeriati köle bakışıyla incelediği son şefkat Peygamberi Muhammed s.a.a’a yoksulların inanarak koştuğunu ve onunla huzur dolu kısa bir yaşam sürdüklerini anlatır.  Ancak Muhammed s.a.a’in ölümünden sonra yeryüzünde bu dine uyduklarını söyleyenlerin yeniden bozularak saraylar ve büyük mabedler diktiklerini dile getirir. Kölelik yine eski muharref dinlerce getirildiği gibi bu kez Müslümanlar adıyla geri getirildi der. 
Kur’an ve Masumların yaşantıları ortadadır. Şiddetle vurgularlar: Sade yaşayın, lükse alışmayın, dünya mallarından daha büyük fitne yoktur! Sakın dünyaya aldanmayın burası ancak oyun ve eğlenceden ibarettir. Mal yığanlar helak olmuştur. İhtiyaçtan fazlasını infak edin. Yoksulları gözetin. Kendinizi seçkin görmeyin, seçkinler sınıfını oluşturmayın onun bir üyesi olmayın, bu sınıfın oluşmasına karşı duyarsız ve ilgisiz kalmayın. 
Neden?
Kur’an neden lüks yaşamı malı mülkü sevmeyi şiddetle kınar, tarihte malı mülkü çok olanların helaklarına dair birçok örnekler verir? Peygamberlerin ve Masumların yaşamları neden hep yoksulluk içinde geçmiştir. Peygamberimizin örneğin Hendek savaşında karnına açlıktan taş bağladığını duymayan kalmamıştır! Onun evinde çoğu zaman bir öğün bile yiyecek olmadığı neredeyse mütevatir denecek kadar çok sayıda ravilerce aktarılmaktadır. 
Neden?
Peygamberlere zekat farz değildir. Çünkü onların değil zekat verecek kadar ve üzerinden bir yıl geçmiş malları, gelecek öğün yiyecek yemekleri bile yoktu. Biriktirmiyor var olanı dağıtıyorlardı. Çünkü onları Allah gönderildikleri insanların doğal ilahi liderleri olarak atamıştı. İlahi lider ise Allah’ın yarattığı malı mülkü parayı Allah’ın kulları arasında adil eşit şekilde pay etmesi için atanmıştır. Baş görevi budur. Eğer Peygamberlerin baş görevi adaleti kurmak değil de namaz oruç gibi fıkhi kuralları öğretmek olsaydı, onlar toplumlara egemen olup onları sömüren onları yoksul bırakan zalimlere karışmasalardı hatta seçim zamanlarında onlara destek de verselerdi asla sıkıntı yaşamaz memleketlerinden sürülmez şehit edilmezlerdi. 
Yoksulu itip kovan, onlara ilgisiz kalan, onları intihara sürükleyen din adamları nasıl Peygamberin varisleri olabilir! Eğer üniversite mezunu (dini bakımdan cahil) gençlere böyle insanları alim diye sunarsanız bu dine ve Ehlibeyt mektebine en büyük ihaneti yapmış olursunuz. Onları ateist ya da deist yaparsınız. En azından dine karşı uzak dururlar. Onların sorunlarını ele almaz, onlarla aç, onlarla işsiz onlarla dertler arasında boğuşuyor değilseniz onları Cuma hutbelerinde karşınızda bulamazsınız. Yakında muharremliklerden de elini eteğini çeker bu gençler. (Allah korusun) Çünkü zenginlerle zengince yaşayarak, onların iktidarlarının gerçekte yoksulluk ve sefaletin nedeni olduğunu, onların dine ve dini yaşantıya saygılı olduklarını iddia ederek yoksulluk yüzünden intiharlara kör sağır kesilirseniz Kur’an’ın deyimiyle zenginlere meyletmiş olursunuz. Muaviye sofrasına oturmak demek sadece zahiren gidip onun yanına oturmak demek değildir. Muaviye gibi sofra donatmış, çağdaş Muaviyelere eleştiri getirmiyor kendinizi ve toplumu bunlardan beraete (uzaklaşmaya) çağırmıyor tersine onlara biata oy vermeye çağırıyorsanız siz de Muaviye sofrasına oturmuşsunuz demektir. Çünkü hiçbir Masumun ya da Peygamberin bu şekilde toplumun sorunlarına ilgisiz kaldığını söyleyemezsiniz. 
İşte bu büyük bir sorumluluktur, büyük bir kavga demektir, büyük bela musibet ve maddi kayıplar demektir. Belki de zindan, hapsedilme ve şehadet demektir. Kurulu saraycıkların modern lüks arabaların klimalı salon ve iş yerlerinin kaybedilmesi, şan şöhret ve “hacı ağa” makamlarının sarsılması demektir. 
Kur’an’ın sade ve yoksul yaşantıyı tavsiye edip mal mülk dünya sevgisini şiddetle sakındırması, bu mücadeleye girebilmek içindir. Tuzu kuru saraylarda yaşayan konforlu arabalara alışmış kimseler bunları kaybetmeyi göze alabilir mi? Ama zaten yaşantısı yokluk ve yoksulluk olan bir alimin kaybedecek nesi vardır? Belki zindan bile onun yoksul yaşantısına nazaran daha konforludur!
Bu yüzden çoğu din adamı görünümlü kimseler bu riski göze alamazlar. Alim adındaki nice kimseler Kuran ve Masumların çizdiği yaşam biçimini çok aştıkları açıktır. Onlar gibi yoksul yaşamadıklarından dünyayı malı makamı sevmiş durumdadırlar. Bir Müctehid’i taklit ettiğini iddia ederler hatta onun fetvalarını yaymak iddiasındadırlar ama Müctehid’in evinin arabasının olmayıp çok yoksul bir hayat sürdüğünü kendi yaşamlarıyla kıyaslamazlar kıyaslatmazlar. 
Bu yüzdendir ki ümit olan son din İslam toplumlara ulaşmaz. İnsanlar seküler yaşama taraf olurlar. ABD ve Avrupa gibi şer odaklarını daha adil daha medeni sanırlar. 
Artık uyanmanın vakti gelmedi mi? “Sen hakkı tanı, sonra insanları tanırsın, yok eğer önce insanları tanırsan hakkı bulamaz yitirirsin” şeklindeki İmam Ali (a.s)’ın bu mükemmel sözünü acilen yaşama geçirmemiz lazım. Tüm mukallitlerin, “alim kimdir?” sorusuna: “Peygamberin yoksulluk yokluk ve açlığının mal mülksüz oluşunun mirasçısıdır şeklinde cevap vermelidir. Günümüz Ehlibeyt alimlerinin kimler olduğunu bu ölçüye göre belirlemelidir. Yoksa eğer alimi önceden tanır da doğru nedir diye yola çıksa asla hakikati bulamaz…

YORUMLAR

REKLAM