İnancımıza ve Değerlerimize Ne Kadar Yakınız?

GİRİŞ: 03.06.2020 14:05      GÜNCELLEME: 03.06.2020 14:05
Rasthaber -  BismillahiRahmanniRahim   
Hamd Alemlerin Rabbi Allah’a, salatu ve salam O’nun Resulu ve temiz Ehli beytine olsun. 

Bizler, Müslümanlar inançlarımıza ve inanç değerlerimize nasıl bakıyoruz? Günümüz Müslümanları olarak inançlarımıza, bir hobi, bir entelektüel sınıf, benim İslami grubum, benim şeyhim, benim mezhebim, kısaca hepimiz değil ama çoğumuz İnancımızı egosantrik rekabet seviyesine indirerek baktık. Dolayısıyla İslami değerleri savunmak kendini daha çok medyatik ve popülarite (Reyting) seviyede bulmaktaydı. Çünkü sistemin sunduğu Terminolojini kalıplarıyla kendimize bir sistem oturturmuşuz vede bu sistemi kendi bakış açımız doğrultusunda İslami değerler üzerine kurulmuş gözüküyordu. Fakat bu kalıbın ürettiği ürünün, daha işin başında ne olduğu ve nereye kadar gideceği beliydi. Bu kalıp bizi ya kapitalist Müslüman! ya entegrist Müslüman! ya da marjinal Müslüman! ya tarikatçı Müslüman! ya da filanca Müslüman yaptı. Covid-19 sonrası yeni kurulan Dünya sistemine geçişle her şeyi daha da farklı bir hale gelecek kültürel ve inançsala değerler yok olacak ama ne yazık ki bizler bu değişikliği öngörmemekteyiz ve teslim mi olacağız? Sadece konuşuruz, benim yaptığım gibi anlatırız. Çünkü bizlerin kullandığı kalıptan ancak yukarda bahsettiğimiz şeyler çıkar ki kalıpları uygulatanlarda sonuçtan emin çünkü onlar sistemin kurucuları, çünkü onlar sistemi uygulatanlar, çünkü onlar sistemi kontrol edenler ve Bizler ise sadece sisteme- kuralara uyanlar ve uygulayanlarız. 

Bu arada şunu da ifade etmekte fayda görüyorum; Çıkan kanunları çiğnemek sadece o insanları sistem içinde marjinal eder. Hırsız, katil, dolandırıcı, anarşist, vb. yapar. Sistem kendisi için yabancılaşanlara zaten kabullendiği mevkileri var, hırsız, katil, işsiz, sorunlu insanlar kategorisi demiştir. Bunu en güzel şekliyle Avrupa'da yabancıların (Arap & Türk ve genel olarak Müslümanlar) ya da ABD siyahilerin hırsız, katil, mafya olması sistemin onlara sunduğu tek seçenek olarak görüyoruz. Bir Afrika ülkesi Arap baharı sürecinde kendi bünyesinde oluşacak gençlik hareketinin önüne nasıl geçti? Gençlere araba almak için araba kredisi dağıttı ve gençlerin 80% bu krediden faydalandı fakat bu gençlerin herhangi bir işi yoktu, yani krediyi ödeyecek ekonomik güçleri yoktu. Devlet bunu çok iyi biliyordu ama krediyi verdi. Çünkü bu krediyi alan tüm gençlere krediyi ödeyemeyeceklerini de çok iyi biliyordu ve gençleri suçlu duruma soktu vede gençlerde kendilerini devlete karşı suçlu hissediyor ve devletin istediklerini yaparak her türlü hareketten uzak duruyorlardı. Devlet ise para ile sükuneti satın almış oluyordu.  
Batının (beyaz koloniciler) «insan hakkı & hukuk» gibi güzle sözleri ve «insanların ırk, renk, din ayrıt etmeden eşit imkanlar» sunmak gibi lafalar var ama sadece söz ve laftır. Çünkü kurdukları yapı içinde diğer insanların yükselmesini önüne geçen birçok sosyal ekonomik mekanizma vardır. Bu mekanizmaları geçmek imkânsız başarmaktır. Fakat başarsanıza da yine neticede mekanizmanın bir uygulatıcısı olursunuz. 

Birçok İslam ülkelerine baktığımızda ne görüyoruz? Dünya Müslümanlarına baktığımızda ne görüyoruz? Bizim kendi gerçeğimiz görüyoruz, yaptıklarımızı görüyoruz, kalıbın ürettiği İslami ve yaşantısını görüyoruz. «Bu, kendi ellerinizle yapmış olduğunuz şeylerin karşılığıdır.» (Âl-i imran: 182) 
İnsanoğlu, çeviresinde, hayatında oluşturduğu her şey, kendi düşünceleri ve asıl niyetlerini yansıması ve şekil almasıdır. Bizlerin bildikleri gerçekler, yaptığı tanımlamalar ve yaşadıkları belirli bir senkronizasyon içinde değildir. Demek istediğim çelişkili yaşantımız bir uyum olmuştur. Bir ata sözümüz var der ki «Her şey dışardan göründüğü gibi değil!» Sebebi, kişilerin bildikleri, tanımlamaları ve yaşantısı bir uyum içinde değil demektir. «Her gün Filistin'de & Yemende & Kaşmirde & Myamirde yapılan zulmün haberini duyacağız ve buna karşı neticede bağışıklık kazanacağız ve El Hamdullah ben iyiyim, hayatın bir cilvesi diyerek sadece seyredeceğiz» Kısaca bizler kendi yaşantımızdaki en basit bir anomaliyi değiştiremediğimizden toplumsal değişiklik yapmamız mümkün görünmemekte. O zaman herkesi de (tüm insanlığı) içine alacak daha beter bir imtihanı bekleyeceğiz.

Bizlerin bu kabullenmişi hali ya da duyarsızlığımızın sebebi nedir? 
Kullandığımız terminoloji kalıbı içinde bizlerin bu tavrı kaçınılmaz, biz istediğimiz kadar samimi olalım. Çünkü varlığımız, bizim kullandığımız terminolojiyi beslediği sürece ve kendimizi popüler (reklamımızı) yaptığımız sürece vardır ki o ise bizi asıl hedefimizden çıkarıyor. Medyatikleşmek, popülarite, instgram, facebook, twitter, linkdin vs… «Diğer insanların hakkınızda ne düşündüğünü kafanıza takarsanız, daima onların kölesi olursunuz» (Bir düşünür.) 
Bizlerin İslami bilgi veya değerlerinde bir eksikliğimiz yoktur, tüm bilgiler ve değerler elimizin altında ve birçok alimden daha çok bilgilere sahip olabiliyoruz. Ama lakin kendi yaşantımızda bizim kullandığımız kalıplar bizleri sadece görünüşümüzle, sözümüzle göstermekte bu da bizleri popüler & medyatik kılmakta. Ne yazık ki bizim kullandığımız terminoloji kalıbının tek sunduğu seçenektir. 

Kendimize şu soruları sorup samimi olarak cevaplayalım! inanç senkronizasyon dediğim elek. Bizlerin takıldığı yer neresidir ve gerçekten bu takıntıyı gidermek için ne yapıyoruz? (Herkes kendi iç gerçeğin daha iyi bilir) 
1- Gerçeği bilmek. 
2- Bildiği gerçeğe samimi olarak inanmak. 
3- Samimi (ihlas) olarak inandığı gerçeği yaşamak. 
4- Yaşadığı gerçeği aynı ihlasla ilan etmek, talep etmek. 
5- İhlasla İlan ettiği, talep ettiği gerçeğe hiçbir özniteliği (Maddi & manevi egosunu) ortak etmemek. 
Ne yazık ki Biz Ümmet Muhammed öylesine bir çelişki yaşamaktayız ki o çelişkiyi kendimize İslami değeri kılmışız. Bir topaç misali, kendimiz merkez kılarak kendi etrafımızda dönmekteyiz ve dünyanın merkezini oluşturduğumuza inanmaktayız. «Şüphesiz onlar bunları yoldan alıkoyarlar, bunlarsa kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.» (Zuhruf-37) 
Bizlerin en büyük sorunu; Egomuz, o ise kaybetme Korkusu: Rızkı, mevkii, zenginliği, ünvanı, idareciliği, tekelciliği, tayfacılığı, benciliği. Ne yazık ki içinde bulunduğumuz yapı bu egomuzu aşırı derecede kışkırtmaktadır. Bizler, isteyerek ya da istemeyerek, bilerek ya da bilmeyerek işimize gelen şekliyle farklı terminolojileri kullanarak egomuzu tatmin etmenin peşindeyiz. Allah biz bu konuda kitabında uyarmıştır. «Ve emrolunduğun gibi doğru bir istikamet tuttur. Onların heva (istek ve tutku)larına uyma.» (Şûrâ: 15), (Hud-112) 
İşte bizlerin görmek istemediği ya da unuttuğu nüans; «Ey Allah’ım, Sen tavsiyen (Dini İslam) gerçek ve benim için çok değerli Ama Benim egomun tavsiyesini yapmak bana daha kolay» direk & endirekt olarak diyoruz, yapıyoruz ve yaşadıklarımızda bunu gösteriyor.  

Müslümanlar (Ümmet) olarak varlığımız, Dünya Müslümanlarının içinde bulunduğu bu Kaostan ve birbirlerine düşman olmaktan çoktan kurtarmış olmalıydı. Fakat tarihten gelen hırs ve arzular neticesi katmerlenmiş ihtilaflar, bizlerin doğru istikameti ümmet olarak almamıza engel olmaktadır. «Onlara bunca açık deliller geldikten sonra da gene ancak ihtirasları yüzünden (egolarını) tuttular da ihtilafa düştüler.» (Bakara-113) «Ama onlar (dünyalık menfaatleri için) birbirleriyle tartışmaya devam edeceklerdir. Yalnız Rabbinin rahmetine mazhar olanlar bunun dışındadır.» (Hud 118). Sadece Rabbimizin Rahmetine Mazhar olanlar bu söylediklerimiz dışındadır. Bizlerin O, değerli şahısların yaptıkları ile övünmemiz, gurur duymamız doğaldır ve hakkımızdır. Fakat sadece onların sunduğu iftar soflarından karınımızı doğurmak için faydalanmak ve onlarının verdiği iftar sofraları vermemek veya da onların sunduğu iftar sofralarına katkıdan bulunmamak bizleri ne kadar samimi kılar. 

Netice olarak; Yukarda anlattıklarımızın bir anlamı çok yakında pek kalmayacak. Yeni Kurulacak Dünya sisteminde artık Irk, Renk, İnanç, cinsiyet, Aile tanımları olmayacak. Çünkü Asıl hedef her zaman vurguladığım HÜR İNSANIN YOK ETMEK olacak. (TEVHİDİ yok etmek). Sistemi elinde tutan güç yeni bir din icat etti ve onunda sahte peygamberi (önderi/imam) yakından kendini ilan edecektir. Kendini ilah ilan edecek gücü ister bizler kabul edelim veya etmeyelim itaat etmeye mecbur bırakılacağız. Çünkü kurulacak sistemde artık bizlere seçim hakkı kalmayacak.  

ANCAK Bizleri bu halinden Allah’ın emri ile insanları doğru yolla ileten, Allah’ın seçtiği, yeryüzündeki hücceti çıkaracak. Çünkü Âdem atamızdan yaşadığımız günümüze kadar ve O beklenen hidayet eri Peygamberin varisinin geleceği güne kadar zaten insanlık kendini şeytani düzenler ile bilerek / bilmeyerek yok etmeye adamış. Allah (cc) elbette buna müsaade etmeyecektir. Allah’ın iradesi, Allah kendi seçtiği önder (imam) ile koruduğu ilahi Nuru yer yüzünde yine o kendi seçtiği önder ile, kafirler, müşrikler, zalimler istemese de hâkim kılacaktır. Kim bu İlahi önderi takip ederse kurtuluşa erecektir. O beklenen gün ise çok uzak değildir. 
Mustafa Kemal TASPINAR 
31 Mayıs 2020 

Mustafa Kemal TASPINAR

YORUMLAR

REKLAM

İLGİLİ BAŞLIKLAR

REKLAM