Her Şey Kime Mahsus

GİRİŞ: 11.05.2020 01:14      GÜNCELLEME: 11.05.2020 01:14
Rasthaber -        Bakanlığın yayınladığı '' Zorunlu izin sebebiyle daha fazla çalıştırma çağrısı!'' nı okumaya ara verip üniversitenin bahçesine yöneldi. Üniversiteden çıktığında kafeye takılacak ya zamanı yoktu ya da parası. Belki İkisi birden yoktu. Gerçi olmuş olsa da verir miydi umarsızca canavarlaşmış kapitalist yırtıcılara! Hayır hayır cimri olduğu için değil. Cimri olmaya bile hakkı yoktu çünkü. Çünkü cimri olmak için bile belli bir miktar paraya sahip olması gerekiyordu. Ya da kendisine ait bir zamana...
Öyle ki korona sebebiyle kafelerin kapatılmış olması hayatının salisesinin sonsuzda birini bile etkilememişti. Bilemedi buna üzülse mi sevinse mi? Evde kendisini karantinaya alması söylendiğinde bir etkisi olmadı hayatında. Çünkü şehrin ücra köşelerindeki kitapçıların işçisinin ya da havalimanı hastanesi inşaatındaki işçilerin sağlığı ne sarayın umrundaydı ne de kitleri iç edenlerin. Tıpkı emeğinin sömürülmesinin Ekonomi Bakanlığı' nın umrunda olmadığı gibi... Ya işe gitmeye mecburdu ya işten çıkarılmaya. Başını sokacak bir yer bulmak için Boğaz' daki araziyi yıllık 3.100 liraya kiralayacak kadar şanslı da değildi hani. Aslında referanssız cv' sini boyun bağı made in saraylı patronlara sunmaya alışkındı... Düşünmemeye çalışıyordu okulun kütüphanesindeki işi saraydan bir tanıdığı olmadığı için kaybettiğini. Yapmak zorundaydı. Çabalamak zorundaydı. Ama şimdi diğer tüm her şeyi gibi insanî yaşam hakkı, sağlık hizmetleri hakkı, adam yerine koyulma hakkı, konuşma hakkı, hayata pozitif bakma hakkı (!) , evrene olumlu mesaj gönderip iyilikleri çağırma hakkı (!) - ki bunu yapmadığı için hayatının yolunda gitmediğini söyleyen kapitalizmin şapşal ve entelektüel hizmetçilerinin yüzüne tükürme hakkı... Sahi siz ne aptalsınız. Ben saraydan nemalanan burjuvanın şımarık çocuğu değilim ki tek problemim evrene mesaj göndermek olsun. Ama helal olsun iyi hipnoz yöntemi...
Ben sabah uyandığında ‘ Bugün her şey daha güzel olacak' deme hakkımı dün akşamın ihale kaldırmış bakanının oğluna içki servisi yaparken kaybettim. Tıpkı ‘ hayata pozitif bakma' hakkımı yıllarca çalışıp kazandığım Yl hakkım ümmetin ''ojesiz''  kızlarına peşkeş çekilirken kaybettiğim gibi. Her şey onlara mahsustu nasılsa...
Virus sebebiyle akrabalarınızla görüşemiyorsunuz ve özlüyorsunuz, mubabbetlerinden mahrum kalmak can sıkıyor değil mi? İşte ben bu nimetten sırf Fetö' nün yurtlarında bir gün kaldım diye mahrum bırakıldım. Üstelik o zamanlar adı Hoca Efendi idi. Ama yan sınıfta bir arkadaşımın 2002 den beri maklube yiyen babası hâlâ oturuyor makam koltuğunda . İşte şimdi virüs eşitledi durumları ne dersiniz? Tabi bazı adaletsiz politikaları da beraberinde getirmedi değil. Zorunlu ücretsiz çalışma izni gibi...
Fonda bulunan 132 milyardan layık görülen aylık 1168 lira! Üstelik bu para işsizlik maaşından kesilecek. İşverene ise 43 milyar lira destek! Yaşasın burjuva ölsün proletarya...
İtiraz hakkımı kullanmalıyım değil mi aslında! En azından ''Hayır yapmak Akp' ye mahsustur.'' diyen anlayışa karşı haykırmalıyım. Çakıcı' yı ‘İnfaz Paketi' ile affeden ama tek suçu gerçekleri yazmak olan Barış' ları affetmeyen sistem beni affeder mi acaba hakkımı arama suçundan(!) Ailem mi ? Ailem için her şey aynı kaldı sadece bir tabak yemeğin yokluğu dışında. Annemin ne Hermes çantasını takıp doya doya gezmeye vakti vardı ne de salonlarda; Tanrılarının gönderdiği kitabı anlamadan okuyup, tıka basa yiyip içip şımaran ve sonunda duasını ‘ Yiyiniz, içiniz, israf etmeyiniz! ' diye yapan tektaşlı bebeklerin saraylı annesinin mevlit toplantısına gitmeye. Çünkü o ya eve ek gelir olsun diye emeğini satardı ya da emeğini satıp gelmiş ailesinin huzurunu sağlamak için didinip durur, masraf çıkarmamak için otobüse binip sahile inmeyi bile kendisine yakıştıramazdı. Akşama kadar üç beş kuruş kazanmak için - bizi kıskanan ülkelerin mesai saatlerinin çok çok üzerinde mesai yapanka- kalitesi saraylının yemeğinin onda biri bile olmayan yemeğini yedikten sonra birkaç dal sigara, bir bardak demli çay eşliğinde, havuz medya propagandası ile tüm gün sömürüldüğünü unutup narkozlanan işçi babam ise zaten ömrü boyunca sömürü karantinasında yaşamıştı. Neyi değiştirirdi ki bu ‘’korona virüslü'' günler. Aklıma gelmişken, sanırım iktidar için kabullenmesi en zor şey cuma namazlarının kısıtlanması olmuştur. Her hafta; aslında yaşadıklarının bir imtihan olduğunu, sabredip şükretmek gerektiğini, cennette envai çeşit nimetlerin, burada yiyemedikleri saraylı yemeklerinin, burada içemedikleri saraylı içkilerin, burada sahibi olamadıkları bin odalı sarayların , dolarlık kol saatlerinin , küçük gemiciklerin, yangın ile yok olmuş ormanlık alana yapılan villaların kendilerine ahirette verileceğini vaaz ettiği cumalar...
Tanrısı devlet, peygamberi güce tapan neo-liberal siyasal İslamcı - ki çıktığı televizyon yere koyulmaz, dokunulması ibadettir. - kutsal kitabı istihbarat mektupları, ihaleler, Ergenekon ve Balyoz raporları, Fetö' nün siyasi ayağının araştırılmasını reddedenlerin oluşturduğu Fetöcü listeleri olan bu nev zuhur dinin cuma vaazları ile tüm halk din ile afyonlanıyordu.  
Düşüncelerinden sıyrılıp etrafına baktı. Evi geçmiş olmaktan korktu. İslam Caddesi'ndeydi henüz. Evine ulaşmak için Alkış Sokağı geçip Hükümet Bulvarına girmesi gerekiyordu. Her zaman kullandığı bu asfaltlı temiz yoldan daha kestirme bir yol vardı aslında evlerinin arka kapısından Hükümet Bulvarına çıkan. Ama çakıllıydı biraz Eylem Sokak. Kim bilir belki koronalı günlerden istifade evlerinin arka sokağını keşfe çıkardı. 

YORUMLAR

REKLAM

İLGİLİ BAŞLIKLAR

REKLAM