Hangi Şeyden Yaratıldı, Bir Düşünsün İnsan!

GİRİŞ: 27.01.2021 13:32      GÜNCELLEME: 27.01.2021 13:32
Rasthaber -  BismillahiRahmanniRahim    
Hamd Alemlerin Rabbi Allah’a, salatu ve salam O’nun Resulü ve temiz Ehli beytine olsun
“(İnsan) Bir düşünse, Allah onu hangi şeyden yarattı?”, “Omurga kemiği ile göğüs bölgesi arasından çıkan (bir damla necis sıvı)” (abese-18), (Tarık-7)
“O Allah ki, yarattığı her şeyi en güzel bir şekilde yarattı; insanı yaratmaya da çamurdan başladı.”1. “Gerçekten biz insanı pişmemiş kuru çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattık.”2. “Hani Rabbin meleklere demişti ki: “Ben çamurdan bir insan yaratacağım.”, “Ben ona güzel ve düzgün bir şekil verip rûhumdan üflediğim zaman, siz de hemen onun önünde secdeye kapanın!”3. ”dediğinde onlar: “Orada fesat çıkaracak ve kanlar dökecek birini mi yaratacaksın? Halbuki biz, seni övgüyle tesbih ve takdis ediyoruz” demişlerdi.”4. “Muhakkak ki biz insanı en mükemmel biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların en aşağısına indirdik. Ancak iman edip Salih ameller yapanlar müstesna! Onlar için hiç eksilmeyen ve tükenmeyen bir mükâfat vardır.”5 (-📎1Secde-7, 2Hicr-26, 3Sad-71,72, 4Bakara-30, 5Tin-4,5,6)
” Sizi önce toprak sonra nütef (sperm) sonra alaka (yaratılış) safhalarından geçirerek yaratan O’dur. Sonra sizi bir bebek olarak hayat alanına çıkarır. Ardından güçlü çağınıza ulaşıncaya, sonra da yaşlılar hâline gelinceye kadar sizi yaşatır. İçinizden bazıları daha önce vefat eder. Böylece her biriniz kendisi için belirlenen belli bir vakte erişirsiniz.”1, “O, sizi bir tek nefisten yarattı, ondan da eşini var etti.”2, “Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan eşini var eden, bu ikisinden de birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının.”3, “O, insanı küçücük bir nutfeden (sperm) yarattı. Ama insan, yaratıcısına karşı apaçık bir düşman kesilivermiştir”4. (- 📎 1Mumin-67, 2zumer-6, 3Nisa-1, 4Nahl-4)
“Ey insanlar! Öldükten sonra dirilme konusunda en küçük bir şüpheniz varsa, şunu bilin ki, biz sizi başlangıçta topraktan, sonra bir nutfeden, sonra rahim cidarına yapışan bir hücreden, sonra esas unsurlarıyla yaratılışı tamamlanmış ama bütün azalarıyla henüz tamamlanmamış bir çiğnem et görünümünde bir ceninden yarattık ki, size kudretimizi gösterelim. Dilediğimizi rahimlerde belli bir süreye kadar bekletir, sonra sizi bir bebek olarak dünyaya çıkarırız. Sonra güçlü kuvvetli çağınıza ulaşmanız için sizi besleyip büyütürüz. İçinizden kimi erkenden, hatta çocuk yaşta ölür. Kimi de ömrün en düşkün çağına kadar yaşatılır da daha önce bazı şeyler öğrenmişken artık hiçbir şey bilmez hâle gelir. Ayrıca yeryüzünü de kupkuru ve ölü bir halde görürsün; fakat biz üzerine yağmur indirdiğimizde o, kıpırdanır, kabarır, her türden göz alıcı, gönül açıcı bitkiyi erkekli-dişili bitirir.”1 “O, ölüden diriyi çıkarır, diriden ölüyü çıkarır ve kışta ölümünün ardından baharda yeryüzünü tekrar diriltir. İşte siz de öldükten sonra böyle diriltilip, kabirlerinizden çıkarılacaksınız.”2 “Sizin için bir müddet emanet olarak kalacağınız, bir de sürekli kalacağınız bir yer vardır.”3 (- 📎 1Hac-5, 2Rum-19, 3Enam- 98) 
Kuranın açıklamasıyla insanın tanımladıktan sonra söylenecek başka bir söz kalmıyor. Fakat insan, kibirli, cahil ve o denlide meraklı, düşünen bir varlık olduğu için her zaman ekleyecek bir şeyleri buluyor, işte bu halimiz bizi meleklerden ve cinlerden üstün kılıyor ya da hayvanlardan da daha aşağı.
İnsanın “2’isi 1’in” içinde olan interaktife (yapıların birbirleriyle etkilenmesi) ve interfaz (yapıların etkileşme sınır) yapısı ile gelişen, Allah'ın çamurdan var edip en güzel suret verdiği, doğarak dünyaya gelen ve zaman mefhumuna muhatap olarak büyüyüp ölen bir insan. Ve de aynı anda balçıktan oluşmuş ve şekil almış, çamura hayat veren ve zamandan etkilenmeyen daim kalıcı insan. Evet “Balçıktan oluşmuş çamura hayat veren insan” yanlış okunmadı. Biz diyeceğiz ki her şeye hayat veren Allah’tır. Doğru bu sözüm o ilahi güce karşı değil tam aksine Allah'ı inkâr edenlerin görmedikleri en ince nüanstır. İlahi güce ait olan “Ruh” insanın özüdür. Ruh, balçık çamurdan yaratılıp şekil alan vücuttan önce var edildi” Ben sizin rabbiniz değil miyim? "Elbette öyle! Tanıklık ederiz" dediler.” *  ki “Sonra onu 'düzeltip bir biçime soktu' ve ona ruhundan üfledi.” ** O balçık çamura hayat verdi. (-📎 *Araf-172, **Secde-9, Sad-71)
İnsanın Ruhunun “limiti” (boyutsal) ve “kuralı” (kanunları) yoktur. Fakat ruhu insanının balçık çamurdan şekil almış bedenine girdiği andan itibaren balçık çamurdan var edilen vücudun fiziksel yapısına bağlı olarak birtakım sınırlarla ve kurallarla karşı istese de-istemese de muhatap olmuştur ve daim kalıcı ruhuna sekil vermiştir.
Bulunduğumuz boyutta Ruhun dünyası vücuttur. Vücudunda dünyası yaşadığımız yeryüzü ve daha geniş kainattır. Ruhun varlığı vücuda geçicidir, bendenin varlığı ise yeryüzünde geçicidir. Çünkü insan ruhu bir su gibi girmiş olduğu sürahinin şeklini almış ve de insanın madde bedenine hayat vermiştir. Sürahi dolar ve boşalır, su sürahide, sürahide kendi yapısıyla kalıcı değildir. 
Başak örnek verirsek, Allah rızk konusunda buna benzer bir benzetme yapmaktadır; Rızkını Allah’tan bilmeyip de onun mahlûkundan beklemek, insanı Cenâb-ı Hak’tan uzaklaştırıp, halka muhtaç eder. “Nice canlı var ki, rızkını (yanında) taşımıyor. Onlara da size de rızık veren Allah’tır. O, her şeyi işitir ve bilir.” (Ankubet-60) dolaysıyla Rızkın yaratılandan (mahlukattan) bekleyen bir kişi, eğer Allah, o yaratılan (mahlukatın) rızkını keserse! o zaman her ikisine riki kim verecek? “Allah, size rızkını kestiği taktirde size kim rızık verecek?”  (Mülk-21). Neticede suyunda sürahinin de sahibi ve onu dolduranda ve boşaltan Allah’tır.
İnsanoğlu, madde vücudu ile bu dünyasında nasıl bir takım “uyum, denge ve gerekliliklere” muhatap ise, Ruhta madde vücuda aynı uyum, denge ve gerekliliklere muhataptır.
Biz bunu şu şeklide tasvir ediyoruz; İnsanın “dış dünyası” ve İnsanın “iç dünyası” ne yazık ki insan kendi iç dünyasını umursamamakta dahası varlığına inanmamakta. Madde vücudun besleyen, eğiten insan, ruhunun madde vücuda ki uyumunun & dengesini sağlamayı ihmal etmekte çevresini(sosyoekonomik) etkisiyle kendine yön vermekte. Dolaysıyla insan kendini olgunlaştıramayıp, bencil, egosantrik arzularının kölesi olarak tek yönlü gelişmektedir.
İnsanın güç kaynağı (Hür irade, düşünme & akıl etme), insana ruhundan üfleyen Allah’a aittir. Eğer Allah (cc) verdiği o gücü ondan çekip alırsa o insanın hiçbir şey yapmaya, en basitinden bir nefes bile almaya muktedir (gücü) olamaz. Ruhunun hayat verdiği insan vücudu ruh ile interaktif & interfaz etkileşimden oluşturmuş olduğu “Nefse” hitaben, Allah (cc), “Arzularını (nefsini) kendine ilah edinmiş olanı gördün mü?” (Furkan-43 ve Casiye 23) diye buyurmakta. Ne yazık ki insanoğlu, ona bu gücü veren yatırıcısını görmekten aciz kalmakta veya inkâr etmekte. Kendi madde vücuduna tapan (Maddeci insan) bu inceliği/nüansı göremediği için çok cahil, nankör ve zalim olmaktadır.
Madde vücudun oluşturduğu özelikler vardır ki bunlar, bizlerin yaşayıp gördüğü her türlü “Biyolojik, sosyolojik, tarihsel ve coğrafik” oluşumlardır. Ruhun kendine has fıtratı vardır ki onlarda fabrika ayarlarıdır o sadece “sevgi ve inanç” dayalı hür iradedir. Vücudun tüm talepleri bu temel üzerine gelişmektedir. Fakat insan kendisinin hangi şeyden, nerden, nasıl yaratıldığını, balçık çamur ve de bir damla necis sıvıdan var edildiğini unutup, ruhunun madde vücuda sunmuş olduğu gücü egosantrik arzuları ve benciliği ile sadece geçici madde vücudunu tatmin etmek için hayatına yön vermektedir. İnsanoğlunun kavramak istemediği gerçek; Allah (cc), yaratığı insan oğlunu başıboş burkamamıştır. Daha anlayacağımız dilde söylersek Allah bizlere, “kullanma kılavuzu” ve de “satış sonrası hizmet” veren uzmanlar yollamıştır.
Eğer Allah (cc) Peygamber ve İlahi kitaplar yollamasaydı yaşantımız nasıl olurdu? Bir çoğumuz diyecek ki şu an ki inançsızların yaşadığı bir hayat olurdu! Acaba gerçekten insanların egosantrik arzularını tatmin eden bir yaşantı mı olurdu?
Düşünelim; Peygamber ve ilahi kitapların yollanması beraberinde Din, İnanç, düşmanlık, ihanet, ahlak tanımlarını oluşması ve bununla beraber ve de buna rağmen insanların birbirini vahşice katleden, zülüm eden, gaddar ve nankör olması (şu an ki halimiz). Eğer Allah peygamber ve kitaplar yollamasaydı insan vahşi, gaddar, cahil, nankör olmayacak mı idi?  Allah (cc), o zaman Peygamber ve kitapları neden yolladı? 
Mesela, Sadece Peygamber yollayabilirdi ya da sadece herhangi vasıtayla bir kitap yollayabilirdi ya da hiçbir aracı kullanmadan da yapabilirdi. Ama yapmadı! Peygamberleri ve ilahi kitapları yolladı neden?
Gelecek yazımızda bu konuyu haddimizi aşmadan ya da olmadan yazmaya çalışalım.
Mustafa Kemal TASPINAR

YORUMLAR

REKLAM