HAMD

GİRİŞ: 13.04.2021 13:01      GÜNCELLEME: 13.04.2021 13:01
Rasthaber -  HAMD

BismillahiRahmanniRahim      

Hamd Alemlerin Rabbi Allah’a salatu ve salam O’nun Resulü ve temiz Ehli beytine olsun.

“Hamd, Âlemlerin Rabbi, Rahmân, Rahîm, hesap ve ceza gününün (ahiret gününün) maliki Allah'a mahsustur. (Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz. Bize doğru yolu göster. Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yolunu; gazaba uğramışların ve sapmışların yolunu değil” (Fatiha)

Bizler, her gün namazlarımızda Fatiha/Hamd süresini okumamıza rağmen, anlamı üzerinde durmadığımız, düşünmediğimiz çok önemli bir ilahi deklarasyonumuzdur. Her namazımızda Fatiha/hamd suresini okumamız farzdır ve onsuz bir namaz bizlerin ibadetini eksik/iptal etmektedir.

Neden namazlarımızda söylediğimiz/ ilan ettiğimiz bu ilahi deklarasyonumuzu hissetmiyoruz, manevi havasına giremiyoruz? Neden söylediklerimizi yaşayamıyoruz ya da o kadar zorlanıyoruz? Neden kendimizi Allah (cc) huzurunda olduğumuzu unutuyor ya da hissedemiyoruz?

Arapça okuduğum için manasını anlamıyorum da ondan mı?

Dil (lisan), bizlerin idrak ederek (görerek, dokunarak, yaşayarak) algıladığımız varlık &nesneleri ve hissiyatımızla, kalbimizle algılamış, kavramış olduğumuz duyguları tanımlamak ve tasvir etmede kullandığımız sesli bir iletişim aracıdır.

İnsanın ruh (manevi) dünyasında kullandığı tek bir dil vardır oda tüm konuşulan dillerin anası olan ilahi dildir. Eğer bizler ruhumuzla & kalbimizle yönelirsek lisan bir sorunu olmaktan çıkar.  Örnek; siz, güzel bir bayan görüyorsunuz ve âşık oluyorsunuz/ onu seviyorsunuz fakat siz, o kişi ile aynı dili konuşmuyorsunuz! ya da daha hiç konuşmadınız! nasıl oluyor da o kişiyi seviyorsunuz ve onunla olmaktan haz duyurusunuz ve onu o haliyle anlıyorsunuz? Veya başka örnek ilhamların veya rüya dili nedir?

Dil (lisan), hedef için bir amaç değil sadece çok önemli bir araçtır. Hedef; “Sözüyle özüyle ve amelle bir olmaktır”. “Şayet o inkârcılara, “Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı yasalarına boyun eğdiren kimdir?” diye soracak olsan, hiç tereddütsüz “Allah’tır” derler. O halde haktan nasıl yüz çevirirler?” (Ankebut-61) “Onlara, andolsun ki, gökleri ve yeryüzünü kim yarattı diye sorsan Allah derler mutlaka. De ki: Hamd Allah'a, hayır, onların çoğu bilmez.” (Lokman-31)

Düşüncelerime hâkim olamıyorum, aklım hep başka şeylerle meşgul oluyor, yaptığım ameli unutuyorum!

Asil sorunumuz burada, Namaz kılıyorum ama namazda değilim. Düşüncelerime hâkim değilim, aklım başka şeylerle meşgul, idrakim namazda değil, ruhumu & kalbimi madde vücudumun talepleriyle yalnız bırakmışım dolayısıyla vücudumun meta alışkanlıklarından ve taleplerinden kendimi soyutlamıyorum, Kalbim başka şeylerle meşgul oluyor, aklımda onu takip ediyor, düşüncelerim, kalbimin doldurduğum dünya sevgisiyle meşgul ederek ruhumu madde vücuduma hapis etmiş kendimi dünyevi taleplerime köleleştirmişim.

Daha önceki yazımızda bahsettiğimiz mükemmellik, “Vücut & ruh” dengesi ile oluşmaktadır. Bu mükemmelliğin üst seviyesi kalbi mutmainedir. Kalbi mutmain ise kalbin Allah sevgisiyle dolup taşmasıdır. Eğer kalbimizi dünya menfaat & sevgileriyle doldursak istene mükemmelliğe erişmemiz söz konusu olamaz. Bizlerin yaşadığı en büyük sorun; her zamanda her ortamda karşımıza çıkacak olan bir sürü dünyevi sorunlar, zevkler, üzüntüler, arzular bizlerin kalbini doldurmakta ve düşüncelerimizi daim olarak meşgul etmektedir. Bizler, hakikati bilmemize rağmen onu korumamız zorlaşmakta ve hata sapmamız sebep vermektedir. İnsan kendi düşüncelerin hâkim olamadığı için kendine gelen vesvese & vehimleri kendi düşünceleri sanarak hayatına yanlış yön vermekte. Kalbimizi doldurduğumuz dünya sevgi & korkusu bizlerde bencil egosantrik arzularımız oluşturmakta, tepiştirerek hakikati savunmamıza ve hakikate sahip çıkmamıza engel olmakta ve her şeyi/doğruyu BEN merkezli kılmakta. Kim Rah­man'ın zik­ri­ni gör­mez­lik­ten ge­lip on­dan uzak­la­şır­sa biz ona bir şey­tan mu­sal­lat ede­riz, o ona can yol­da­şı olur. Bu şey­tan­lar on­la­rı yol­dan sap­tı­rır­lar. On­lar­sa ken­di­le­ri­nin hâlâ hi­da­yet üze­re ol­duk­la­rı­nı sa­nır­lar.” (Zuhruf-36-37)

Allah (cc) her şeyi bir uyum & denge & gereklilik yapısı içinde, insanların “sosyal & ekonomik” farklı dünya yaşantılarını Adalet & Hakkaniyet temeli üzerine özgür ve eşit yaşamaları için var etmiştir. Fakat kendi sevgisine (aşkına) sahip olabilmemiz için hiçbir sınır koymamıştır, öylesine ki ne cehennem korkusu ne cennet sevgisi Allah sevgisinin önünde hiçbir anlamı yoktur. Eğer dünyevi korkularımız & sevgilerimiz Allah sevgisi önüne geçerse ne namazlarımız nede yaptığımız “güzel” amellerimizle övünmek bizleri kurtarır. Allah (cc), insanın kendisini koruması ve hayata kalabilmesi için korkuyu yaratmıştır. Korku bizleri koruyan bir nevi kalkandır. Fakat bu korku dünya mal & mülk sevgisini kaybetme korkusu olmamalıdır, çünkü bu korku, bizleri bencil arzularımıza ve insanlara köle yaparak hakikaten ayrılmamızı sağlamaktadır. Dünya sevgisi & korkusuyla Allah’ın huzuruna çıkarsak ne söylediklerimizden ne de yaptıklarımızdan bihaber halde Allah'ın huzuruna çıkmış olmak için çıkarız, Kalbi selim/ kalbi mutmain çıkamamış oluruz.

“Bismillahi Rahmani Rahim;” Her şeyi bir “nokta”dan var eden, Af edici ve hoş görülü Allah'ın adıyla

Nokta “” dedir. Bu öylesine bir “noktadır” ki bilip bilemediğimiz, görüp göremediğimiz ve varlığından bile haberdar olmadığımız, bizler dahil her şeyi “Bé” deki noktadan var eden, Af edici (yüce), hoş görülü (Lütufkar) Allah'ın adı ile var olmuş / başlamıştır.

“Hamd, Âlemlerin Rabbi, Rahmân, Rahîm, hesap ve ceza gününün (ahiret gününün) maliki Allah'a mahsustur

Her şeyi en mükemmelle şekliye, bizlerde bu mükemmelliğin kaymağı olarak her şeyi bize boyun eğdirtilerek, emrimize sunarak yaratmış. Buna rağmen, O’na yönelmemizdeki hatalarımızı, eksikliklerimizi, aşırılıklarımızı, cahilliklerimizi yanlışlarımızı görüp, bizlere lütfeyle hoş görülü davrana ve yüceliğinle af eden, cezasını rahmetine mahkûm eden her şeyin sahibi yüceler yücesi Allah şükre layıktır. O öylesine kâmil bir şükürdür ki hem madde vücudun hem de ruhun & kalbin hamd etmesidir. Allah kadrini gereği gibi anlayarak; cismen (itaat etmek), ruhen kalbin aşkı (iman etmek), lisanla, (Allah velilerini/ aşıkların sözleriyle övmek) ibadet etmek marifetullah teslim olmaktır.

(Allah'ım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz

Sana olan hamdı senamızla (ibadet/ itaat/iman), bizleri her şeye karşı yücelten, bizleri kendi halifesi kılan, bizlere hür irademizi veren ve buna rağmen her sıkıntımızda, başımıza her bela geldiğinde, her zora düştüğümüzde ya da sapıttığımızda sadece Sen, her türlü vesileleri aracı kılarak yardımımıza koşansın, kurtarıcısın, af edicisin.

Bize doğru yolu göster. Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yolunu; gazaba uğramışların ve sapmışların yolunu değil”:

Bizler, Kalbimize dünya sevgisiyle & korkusuyla doldurup, ruhumuzu vücudumuza hapis edip, seni unutanız, Sen’in affına ve hoş görüne güvenerek hata & yanlış yaparak hakikati göremeyenleriz. Sen, Lütfü kereminle her defasında bizlere doğru yollu gösterensin.  O yol öylesin bir yol ki senin seçtiğin, sadece ve sadece senin emrine itaat eden, Ruhlarını her türlü pisliklerden arındırdığın, kalplerini sadece seni aşkınla pak kıldığın, her türlü züllüme & zorluğa göğüs gerdirdiğin buna rağmen bizleri sana yönlendirmesi için emir verdiğin, her türlü hikmetli (ahiri, batini, zahiri gayibi) ilminle donattığın senin hüccettin, velin, rehberin olan önderlerin/imamların yoluna ilet ki bizlere tuzak kurup, nefsimize köle edip vesvesesiyle bizleri saptıran, Sana karşı isyankar olan zalimlerin, müşriklerin münafıkların liderliğindeki gazabına uğramış şeytanın yoluna değil.

Âmin ya Rabbel alemin.

Mustafa Kemal TASPINAR

6 Nisan 2021

YORUMLAR

REKLAM