Hakikatın Hakkını Vermek

GİRİŞ: 23.12.2019 08:54      GÜNCELLEME: 23.12.2019 08:54
Rasthaber -  İslam dünyası toplumları olarak, maruz kaldığımız tarihsel olayları, gelişmeleri, müdahaleleri, ötekileştirmeleri, her tür tahakkümü, madunlaştırmaları, eleştirel ve ahlaki bir öfke zemininde, entelektüel-siyasal sorgulamalar yaparak, korkunç bir haksızlık ve adaletsizlikle karşı karşıya bulunduğumuzu, en yüksek, en güçlü, en etkili sesle, kültürel bir direnişin sesiyle, kamusal gündemin merkezine taşıyarak, sürekli olarak orada tutarak, varoluşsal bir mesele haline getirmediğimiz, getirmek için mücadele etmediğimiz için, tarihin nesnesi olmaya devam ediyoruz. Batı’nın doğal üstünlüğü iddiasına dayalı kuramların evrenselleştirilmesiyle birlikte, Batı dışı dünya, özelikle de İslam dünyası toplumları, halkları ve kültürleri her alanda, bugün de, ırkçı kibirle tanımlanıyor, yargılanıyor.

Müslümanlar olarak, varoluşumuzun pragmatik yanı-boyutu, bütün ilkesel-ahlaki tercihlerin, hassasiyetlerin önüne geçtiği için, ahlaki-kültürel direnişin nemenem bir şey olduğunu hatırlamıyor, hatırlamak istemiyoruz. Konjonktürel/konformist tercihlerimiz, hepimizi sahicilikten uzaklaştırıyor.

İdeolojik ve ırkçı “otorite” ve “meşruiyet”, hayatın her alanında İslami varoluşu değersizleştiriyor. Modern-seküler-liberal otoritenin nasıl, kimler tarafından, hangi tarihsel koşullar içerisinde tesis edildiğini, bu otoritenin dini-İslami otoriteyi nasıl etkisiz hale getirdiğini, getirebildiğini, modern-seküler otoritenin nasıl, hangi yollarla evrenselleştirilebildiğini, nasıl dokunulmaz ve ayrıcalıklı kılındığını, kaybettiğimiz İslami otoriteyi yeniden nasıl, hangi kadrolarla, hangi birikimle tesis edebileceğimize ilişkin, düşünsel, kültürel, felsefi akademik çalışmalar yapmıyoruz. Siyasal Yahudilik dünya ölçeğinde temsil imkanı bulabilirken, siyasal İslam, dünya ölçeğinde nefret nesnesi haline getirilebiliyor.

Neoliberal haçlı seferleri karşısında, Müslüman ahlak ve zihin dünyası, darmadağın olduğu için İslam ve siyaset ilişkisi konusunda İslami düşünce/ilahiyat hayatı teslimiyetçiliği seçiyor, İslam’a hangi alanda, hangi ölçüde, ne zaman sahip çıkılabileceğine bir türlü karar veremiyor. Neoliberal haçlı seferleri Müslüman zihnini ehlileştirmiş bulunuyor. Teslimiyetçi zihin ve ruh dünyası, İslam dünyası toplumlarını kader mahkumları haline getirdiği için, İslami otoritenin ontolojik anlamda, entelektüel/felsefi anlamda, siyasal/ekonomik/hukuki anlamda nasıl tesis edilebileceği hiçbir şekilde gündeme getirilemiyor. İslami otoriteyi tesis edemiyoruz, böyle bir tahayyül ve tasavvur sahibi değiliz, ancak, sembolik anlamda İslami aidiyetimizi ifade edebilmek için, nerede müsait bir arsa bulursak oraya görkemli camiler inşa etmeye devam ediyoruz.

Müslüman olma onurunun bilincine sahip olsaydık, sadece, Filistin’de, Gazze’de, Kudüs’te, İsrail sömürgeciliğinin dünya Müslümanlığına açıkça meydan okuyarak sürdürdüğü eşsiz ve benzersiz zulümler/soykırım karşısında, toplumlarımızın siyasal etkisizliğini, siyasal işlevsizliğini eleştirel bir tartışma konusu yapabilirdik. Bugün, acımasız, insanlıkdışı ve sapkın bir dünya düzeni içerisinde bulunmuyor olsaydık, Filistin, Gazze ve Kudüs sorunu, insani/vicdani yanını kaybetmemiş insanlığın gündeminin merkezinde olacaktı.

Aklı edilgenleştiren geleneklerin hakim olduğu İslam toplumlarında, eleştirel idrak bir türlü hayat hakkı bulamıyor. Toplumlarımızda dini popülizm ve politik popülizm uyuşturucuları, eleştirel idraki, bilinci bütünüyle işlevsiz hale getirebiliyor. Dini ve politik popülizm uyuşturucuları, modern tarihin mağluplarını-madunlarını, kaderlerine razı etmeye çalışıyor. Sözünü ettiğimiz uyuşturuculara maruz kaldıkları için, bugün, toplumlarımız seçenek üretme yeteneklerini bütünüyle kaybetmişlerdir. İslam’ın siyasal bir varoluş tarzı içermediğini iddia etmek, İslam’ın siyasal bir ölü olduğunu iddia etmek demektir.

İslami anlamda, bağımsız düşünme, akıl yürütme ve idrak yeteneğini kaybeden bir topluluk ya da kültür, hiçbir şekilde hakikatın hakkını veremez, nitekim veremiyor. Hangi toplumda olursa olsun taklit-tekrar ve itaat yaklaşımı, öğrenme çabasını yok eder. Bilgi biriktirmekle, bilmek birbirinden çok farklı şeylerdir. Düşünmekle derinlik, yüzeysellikle düşüncesizlik arasında yakın bir ilişki vardır. Anlamak ve düşünmek birbirini tamamlayan unsurlardır. Mekanik aklın, bürokratik aklın tayin edici hale gelmesi, insani-ahlaki alana yabancılaştığımızı gösterir. Aşırı akılcılık kadar aşırı sezgicilik, aşırı bilimcilik kadar aşırı gelenekçilik de aynı ölçüde yıkıcı sonuçlar verir. Entelektüel özgürlük için, entelektüel emek harcamak gerekir. Zihinsel yoksulluğu, yoksunluğu, entelektüel yoksulluğu ve yoksunluğu aşmayı başaramadığımız için, bu noktada sistematik bir mücadele yürütmediğimiz için, bugün, İslam toplumlarında da, Batılı toplumlarda olduğu gibi, neo-liberal pragmatizm, bireylerin, toplumların ve siyasetin tek kutsalı haline gelmiştir. Entelektüel özgürlük için, risk almak, özellikle de, neoliberal haçlı seferleri karşısında, İslami eleştirel içerik üretmek gerekir.

Umut; toplumlarımıza dayatılan sömürgeci gerçekliğin tartışılabilir, aşılabilir, değiştirilebilir olduğuna nihai anlamda inanarak, bu doğrultuda çalışmalara başladığımızda başlayabilir. Dayatılan gerçeklikle uzlaşı, bağımsız İslami, insani, ahlaki varoluşu imkansız kılar. Tarihsel-siyasal-ideolojik gelişmeleri, olayları, teslimiyetçilik içerisinde, gözlemle sınırlı bir çerçeve içerisinde takip etmekle, bunları değiştirmeye çalışmak, bu bağlamda etki üretmek, bütün bunların bir kader olmadığına inanmak birbirinden çok farklı şeylerdir.

İslami sorumluluk merkezinde her arayış, her merak duygusu, her ahlaki öfke, her yenilenme, her yeniden inşa çabası umuda giden yolları açar. Kendi tarzıyla, yöntemiyle, dili, söylemi ve programıyla büyülenen bir zihin dünyası ya da topluluk, akım, hareket, oluşum, hiçbir şekilde yeni bir arayışa girme ihtiyacı duymayacağı gibi, farklı şeyler öğrenme, bilme ihtiyacı da duymaz. Hangi gerekçeyle olursa olsun, her ötekileştirme ahlaksızlıktır. Karşılıklı anlayış çerçevesinde bir çeşitlilikten rahatsızlık duymamalıyız. Söylediklerimizin, yazdıklarımızın ve yaptıklarımızın tek gerçeğin ifadesi olmadığının bilincinde olduğumuzda, başka fikirlerden, yorumlardan ve pratiklerden yararlanabiliriz. Kendi iyiliğimiz için, hepimizin ve geleceğimizin iyiliği için, daha iyi, daha yetkin, daha nitelikli içerik üretimi ve inşa’lar için uyarıcı eleştirilere her zaman ihtiyacımız olduğunu kabul etmeliyiz. Kimlerle ilgili olursa olsun, kayıtsız şartsız övgüler ve kayıtsız şartsız yergiler karşısında dikkatli ve mesafeli olmamız gerekir.

islamanaliz

YORUMLAR

REKLAM