Güzel Ahlak

GİRİŞ: 15.03.2021 13:28      GÜNCELLEME: 15.03.2021 13:28
Rasthaber - BismillahiRahmanniRahim    
Hamd Alemlerin Rabbi Allah’a salatu ve salam O’nun Resulü ve temiz Ehli beytine olsun.

İlk yazımızın “Mükemmellikten yıkıma giden yol” devamı olarak kaldığımız yerden konumuzu işlemeye devam edelim “GÜZEL AHLAK”
Yaratılışın her safhasında var olabilen, hayatın uyumunu ve dengesini koruyacak fıtratı üniversal bir kullanma kılavuzuna ihtiyacı vardır. Bu kullanma kılavuzu insan merkezcil olarak her şeyi yaratan tarafından insanlara, her türlü yaratılana varlık & canlılara hem fıtratı hem de özelikle insana hatırlatma olarak verilmiştir. Fakat İnsanın kavrayamadığı ve kavramakta çok zorlandığı, her şeyi muhkem, dengeli, uyumlu, kusursuz ve eşi benzeri olmayacak şekilde yaratan yaratıcının nasıl bir şey olduğunu kavrayamamış ve de bir türlü zihninde anlam verememiş olması bazıları inammış görünmüş bazıları da yok demiştir. 
Kimi zaman korusundan, kimi zaman aşır sevgisinden bir takım kendi gücünü ve anlayışını aşan güçlere tapınmıştır. Mesela; Güneş tapmış, Aya tapmış, Deniz tapmış, kendisinin hâkim olamadığı bütün gizemli güçlere tapmış fakat bir türlü yaratılışı gerçekleştiren bu güç nedir? nasıl bir şeydir? anlayamamıştır. Güneşe tapanlar güneşin bağlamında, Aya tapanlar ayın bağlamında, anlayamadıkları kavrayamadıkları gizemli varlıklara tapanlar, kendilerine o doğrultuda (yaşam kavramları, tanımları) terminolojisi geliştirmişler ve hayatlarını yönlendiren referanslar olarak almışlardır. 
Bununla birlikte, Yaratıcı Allah, insanoğlunu hiçbir zaman kendi başına yapayalnız bırakmamış ve insanlardan seçtiği sözcüleriyle insanların hayatlarındaki uyum ve dengeni korunması için “kullanma kılavuzları” yollamıştır. Fakat buna rağmen, İnsanlar kendileri için tapınacak mistik güçler oluşturup onların doğrultusunda kullanım terminolojileri geliştirerek “iyi & kötü” ve de “doğru & yanlış” tanımlarını yapmışlardır. 
“Derken onlara böğürebilen bir buzağı heykeli yaptı. (Ona uyanlar) "İşte bu sizin de tanrınız, Mûsâ’nın da tanrısıdır, fakat o bunu unuttu" dediler.” (Taha-88) “Gerçek şu ki daha önce Harun onlara, "Ey kavmim! Siz bununla sınanmaktasınız; kuşkusuz sizin rabbiniz o rahmandır. O halde bana uyun ve emrime itaat edin" demişti.” (Taha-90)
Hangi baz & referans üzerine insanoğlu “iyi & kötü” / “doğru & yanlış” tanımlarını yapabilmiştir? 
Âdem atamız “iyi & kötü” / “doğru & yanlış” tanımlarını cennette öğrenmiştir.  Her şeyi var eden yaratıcı (ALLAH) insana hür iradesini vermiş fakat hiçbir zaman başıboş bırakmamıştır. “Her şeyi yapmakta hürsün fakat bu ağaca yaklaşma, yoksa zalimlerden olursun” demiştir. Çünkü Âdem atamızın “o şey” yaklaşma (yapma & seçme) gücü ona verilmişti. Kısaca insan hür iradesiyle yaratılmıştır. 
İnsanoğlu, “doğru & yanlışı” tanımını seçim yapma marifetiyle öğrenmiş oldu. Âdem (as) gösterilmek istenen, seçim yapabilme iradesi ve seçimin doğal ve sosyal kuralları neticesinde bir bedeli olduğudur. Âdem atamız cennetteki seçimiyle “iyi & kötü” tanımını yapmış olmakla birlikte aynı zamanda kuralların terminolojisini ne olduğunu öğretmiş oldu. Akabinde Seçimimi neticesinde yeni halini kavraması, aldığı ruh halini (suçlu) düzeltmesi (af dilemek) için gerekli olan ilahi söz (doğru) öğrenip güzel/yüce ahlak sahiplenmesini (keşfetmesini) bilmiştir. Fakat daha önce, Aynı imtihandan geçen bir diğer varlık şeytan, Allah’ın emrine uymayarak Ademe secde etmemiş ve Allah’a karşı tavır almıştı.
Cennete geçen bu olay dünya hayatımızda adına imtihan dediğimiz kavramında oluşturmuştur; 
- Hür irade (düşünme & akıl etme & öğrenme); Her şeyi yapmakta hürsün. 
Hür irade, “La ilahe illallah” daki “La ilahe” seçmekte hürsün, fakat bu hürriyettin bir kuralı ve dengesi var onu öğrenmekle de yükümlüsün.
- Kurallar (Uyum & denge & gereklilik); fakat bu ağaca yaklaşma. 
Tek kural koyucu olan “İlla Allah” tır. Ne senin nefsin ne da başak bir ikinci güç veya güçler. Ruhun ilahi yanı madde vücudumuz dahilinde kendini nefis olarak kural koyucu güç göstermekte neticede birçok kural koyucuların oluşmasını sağlamakta.
- Seçme (doğru & yanlış); İlahi tefekkür ya da vesvese
Sana varlığından itibaren düşman olup, seni aciz düşürmek için nefsini kışkırtanı kendine dost edinme yoksa seni, sana rağmen yönlendirir sende zannedersin ki ben hürüm ve kendim düşünüyorum.
- Netice (kazanç & kayıp); yoksa bulunduğun halden çıkar, zalimlerden (kaybedenlerden) olursun.
“Muhammed ün Resurullah” ya hakikat üzeri kalır Allah’a kul olup hür olursun ya da sapıtmışlardan olur şeytani yolu sahiplenir onun kölesi olursun. Onun içindir ki “Kullanma kılavuzu” (kuran) ve satış sonrası servis (Peygamberimiz ve ilahi önderler) mutlak uymalısın.
“Nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. Onu (nefsi) kötülüklere daldırıp kirleten kimse de ziyana uğramıştır (Şems-7,10) “Yine de ben nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis, Rabbimin acıyıp koruması dışında, daima kötülüğü emreder; şüphesiz Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir.”
İnsanın yaratılışındaki kullanılan elementlerin (çamur, kirli çakıl) fiziksel özellikleri insanın zaaflarına oluşturabilmektedir. Eğer insan seçim yapamaz ise bu zaafların doğrultusunda hareket edecektir. O zaaflar aynı anda ilahi kurallar (ahlaki ve ilmi) doğrultusunda kullanılırsa insana güç veren parametreler olmaktadır. Kuralları kullandığımız terminolojilerle tanımlamaktayız. Kullandığımız terminolojiyi referans aldığımız verilerle belirlemekteyiz Veriler, bizim ruhumuzun ana kaynağıyla olan bağlantısı ve o bağlantıyı koruyan & güçlendiren kullanma kılavuzu ve satış sonra servis yetkilisidir. Bizler, ruhumuzun ana kaynağıyla olan bağlantısını her türlü şeytani virüslerden/ parazitlerden korumamız için kullanma kılavuzu ve yetkili servis sorumlusunun uyarılarına uymamız gerekmektedir. 
“Şeytan oradan onların ayağını kaydırdı da bulundukları yerden onları çıkardı... Derken, Âdem Rabbinden birtakım kelimeler aldı, bunun üzerine tövbesini kabul etti. Onlara şöyle dedik: Oradan hepiniz inin! Benden size muhakkak bir yol gösterici gelecektir. Kim benim gönderdiğim rehbere uyarsa artık onlara ne korku vardır ne de üzüleceklerdir.” (Bakar-36-37-38)
Âdem atamız yaptığı seçim sonucunda aldığı yeni hal, kendisine ilahi kuralların varlığını ve ruhunu temize çıkarmak için Af dilemesini öğretmiştir.  Bu verilerin (kullanma kılavuzu) nesilden nesille değişmeden aktarılma görevin Allah (cc) kendi seçtiği rehber/önderler ile gerçekleştirmiştir. Kullanma kılavuzu & servis yetkilisi uyarılarına uyanlar “doğru ve yanlış” bilmişlerdir. Buna rağmen nefsine ve onu kışkırtana uymayı seçenler büyük bir yanılgı (yanlış) içindedirler.
“Ey İblis! Ellerimle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Kibre mi kapıldın yoksa yüksekte olanlardan olup (tepeden mi bakmaya başladın)?” (Sâd-75)
Kuran-i azimi şanda, meleklere insanın tanımlarken şöyle demişlerdir “Biz, seni eksiksiz bilirken ve durmadan övgü ile tenzih ederken orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?” insanın tanımını yaparken bozguncu, kan dökücü, isyankâr olarak tanımlamışlardır ki bu insanın yaratılış mayasındaki kullanılan elementleri özeliklerinden kaynaklana bir zaaftır demiştik ama “Allah “Şüphe yok ki, ben sizin bilmediklerinizi bilirim” * buyurdu. Meleklerin bilemediği ve Allah’ın insana öğrettiği ismiler insanın meleklerden, cinlerden ve her türlü canlı & canız varlıklardan üstün kılmıştır. (*Bakara-30)
Melekler ilk süreçte şeytanın yaptığı gibi insanın madde yapısına bakarak değer biçmiştir. Fakat birde insanın taşıdığı çok yükse bir değer vardır ki melekler onu ilk etapta kavrayamamış fakat şeytan ise bilmekteydi. O ise insan yapısını oluşturan elementlerin sahip olduğu zaafa rağmen insanın Güzel/yüce Ahlaka sahip olmasıydı ki şeytan buna sahip değildi. Şeytanın sahip olduğu ilminin, tecrübesinin insandaki güzel Ahlakın yanında hiçbir değeri yoktu. Zaten şeytanı Allah’ın emrine karşı koymasının, kibirlenmesini ana sebebi güzel/yüce Ahlaktan mahrum olmasıydı. İnsanın sahip olduğu güzel Ahlakı meleklere göre daha çok değerli kılan, insanın kendi hür iradesiyle seçerek sahiplenmesi ve yaşamasıdır. Yoksa meleklerde güzel ahlaka sahiptirler fakat bunu onlarda bir arının varoluşundan itibaren mükemmel bal yapması gibidir. 
Buranda anlaşılan o ki yücelik salt bilgiye “mükemmelliğe” dayana bir şey değil fakat “Mükemmelliğin” birtakım sorunlar, problemler, zorluklarla, nefsani istekler ve arzularla zorlanması, denemesi, imtihan (test) edilmesiyle “iyiliği”, “doğruyu” tanımak ve koruyabilmektir ki bu ancak yüce/güzel Ahlaka (ilahi Ahlakla / Kuran-i Ahlakla / Peygamberimizin Ahlakına) sahiplenmekle mümkündür.
Buna en güzel örnek İbrahim (as) yaşamış olduğu imtihanlardır. “O zamanlar Rabbi, İbrahim'i bazı sözlerle sınadı. O, bunları yerine getirip tamamlayınca dedi ki: Ben seni insanlara imam edeceğim.” İbrahim (as) bunu tüm soyu için istemiş fakat Allah (cc) ona cevaben “'Zalimler benim ahdime erişemez' dedi.” (Bakara-124) Buradan çıkan netice, İnsanların güzel ahlakı bünyelerinde bandırmalarına rağmen sahiplenemeyecek olmalarıdır.
Sadece madde vücudumuza (yaşantımıza) hitap eden ilim, dünya yaşantımızı fiziksel ve konfor olarak kolaylaştırırken sosyal ve inanç olarak çökertmektedir.  İnsanlığın huzur ve mutluluğu için gerekli olan ana temeli ne ilim ne teknoloji nede zenginliktir. Yaşantımızın ana temeli ve hedefi güzel & yüce Ahlaka sahiplenmektir. Güzel ahlaka sahip olan bilgi & ilim & teknoloji & zenginlik hikmetli, bereketli ve sadece faydalıdır. Bir Tasavvuf alim Yunus emre der ki “İlim ilmi bilmektir ilim kendini bilmektir sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır” başka bir alim der ki “Nefsini tanıyan kendini tanır, kendini tanıyanda Allah’ını tanır”
Salt İlim, insanlığın değil tüm canlı cansız var olanların iyiliği ve güzelliği için olmasına rağmen bizlerin hayatını yıkıma, kötülüğe götürebilmektedir. Bir bıçak gibi, bir hayduttun elinde can alırken, bir doktorun elinde kurtarıcı olmaktadır.
Nedir Güzel Ahlak? 
Güzel Ahlak; Kendimizi tanımak, vücudumuzun oluşturan elementlerin (nefsimizin) zaafından ruhumuzu korumak, Allah’a verdiğimiz sözü “Tevhid” inancımızla tutmak ve Kitabı kuran ve onun canlı hali olan Peygamberimiz ve pak Ehli beytini kendimize sevgiyle örnek, model alarak hayatımıza yön vererek yaşatmaktır. Daha anlaşılır olarak Takva elbisesini giymektir. Takva elbisesini giymek ve temiz tutmak insanı kâmil olmaktır.
Allah (cc), kitabında güzel/yüce Ahlak tanımını yaparken Peygamberimizi ve Ehli beytini işaret etmiştir ve bizleri için canlı örnekler üzerinden tanım yapmıştır. “(Resul) Muhakkak ki sen pek yüce bir ahlâk üzerindesin” (kalem-4), “Şüphesiz ki Allah’a, ahiret gününe iman edenlerle Allah’ı çok anan kimseler için Allah’ın elçisinde güzel bir örnek vardır.” (Ahzâb-21). Bir hadiste ise Resûlullâh savs şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” (Muvatta, Hüsnü’l-Hulk, 8; Ahmed b. Hanbel, 2/381) 
O, pak insanlar (önderler) öyle kişilerdir ki Allah (cc) kitabında onları bize tanıtmış, öğrenmemizi istemiş ve dost olmamızı bizlere buyurmuştur. "Eğer bilmiyorsanız ehl-i zikre sorun." (Enbiya-07). 
Kimdir bu Ehli Zikir olan insanlar? 
“Ey müminler! Allah'tan korkun (fenalıklardan sakının), imanda ve sözünde doğru olanlarla beraber olun." (Tevbe-119). “(O), Hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz” (Necm-3). Ve “Allah’ın, Resulü ve namaz kılan, rükû etmiş haldeyken zekât veren müminlerdir. Her kim ki Allah'ı, Resulünü ve O müminleri dost edinirse, muhakkak ki galip gelecek olanalar Allah taraftarlarıdır." (Maid 55-56.) Rükû etmiş haldeyken zekât veren tek bir kişi vardır o ise Hz. Ali (as).
Allah (cc), İnsani fıtratı olarak Güzel ahlak “ahsanı takvim” üzeri yaratılmıştır; “Biz insanı en güzel biçimde yaratmışızdır.” (Tin-4) İnsan vücuttun en güzel şekliyle, her türlü organlarının tabiatla uyumlu ve dengeli işlev halinde yaşaması ve faydalanması için en mükemmel haliyle yaratılmıştır. Fakat! “Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik” (Tin-5) 
Mükemmelle olarak yaratılan insan, mükemmelliğinle aşağılara inmesi hayvandan da daha aşağı olması da söz konusudur. Fakat buradaki kastedilen insan, Ruhunu mükemmelliğine erişemeyen, kendini keşfedemeyen tam aksine sahip olduğu mükemmelliği yıkmak, bozmak, zülüm yaratmak için kullanan ve de uğraşan, şeytanın yaptığı gibi güzel ve yüce ahlak sahiplerini kıskançlığından ötürü kibirlenerek düşman olan ya da iki yüzlü münafık insanlar ki onlar ruhlarının mükemmelliğin erişmeyen, kemale derecesine ulaşamayan hayvandan da aşağı insanlardır. 
Hayvandan aşağı olan insanlar, sadece ve sadece egosantrik arzularıyla madde vücudunu tatmin etme çabası için yaşamaktadırlar, ruhunu tatmin etmekte tembellik edip, unutkanlık veya isyankârlık yaparak bir türlü Kemaliye erişmekten uzak kalmakta. Kendisini tatmin etme peşinde koşarken makineleşerek (android) ruhunu (hür iradesini) servis dışı bırakıp çevresini ve de kendisini yıkıma uğratmakta.
Özet olarak; insan mükemmelle yaratıktır fakat bu mükemmellik onun kâmil insan olması anlamında değildir. Bir Alimimizin dediği gibi “Alim olursunuz, doktor veya mühendis olursunuz, onu için gerekli ilmi alır sonunda diplomanızı alıp o mevkiye sahip olabilirsiniz ama Kâmil insan olmak, üniversite diplomasıyla alınan bir şey değildir O’nun için Ruhunuzu eğitmeniz şarttır” der. Çünkü kâmil insan olmak için ruhumuzu keşfetmemiz, eğitmemiz, güzelleştirmemiz ve mükemmelleştirerek Kemaliye erişmemiz gerekir.  Bunu gerçekleştirmek için bizler önce;
1-) Kendimizi tanımalıyız, “insan olmalıyız”
2-) Yaratıcığı (ALLAH) bilmeliyiz,
3-) O’nun varlığına inanıp ve o doğrultuda 
4-) O’na hiçbir ortak koşmadan yaşamamız şarttır. 
Bunu bilmenin ve gerçekleştirmenin yolu; Allah’ın seçtiği ve yolladığı Peygamberini & Pak Ehli beytini & Kitabı Kuranı önder olarak, bizlerin eğitmenler ve takip edilmesi gereken itaat makamı olarak almak ve yaşamaktır.
Kendimizdeki Güzel Ahlakı keşfetmek ve sahip olmak için mükemmellikten (salt ilimden) Kemaliye (hikmetli ilme) erişerek mutlak hakikat ile bütünleşmeye çalışmamız şarttır.  Arzulanan seviyeye gelemesek te hiç olmasa kokusuna sahip olmaya çalışalım. O bile ruhumuza ve çevremize huzur, güven ve mutluluk verecektir. 
Mustafa Kemal TASPINAR


YORUMLAR

REKLAM