Gazze Zaferi ve İran - Suriye Denklemi

GİRİŞ: 06.06.2021 14:54      GÜNCELLEME: 06.06.2021 14:54
Rasthaber -  Hiç kuşkusuz Gazze halkının 2005 zaferinden sonra uğramış olduğu her saldırıyı izzetli bir şekilde püskürtmesi takdire şayan bir durumdur. Biz Gazze'nin yiğit evlâtlarından övgü ile söz ederken es geçmememiz gereken ve kendilerine teşekkür borçlu olduğumuz bir başka kesim var karşımızda. Bu kesimin İran İslâm Cumhuriyeti mesûlleri olduğu aslında izahtan varestedir. İran'da İslâm Devrimi vuku bulduğunda devrimin lideri Merhum İmâm Humeynî (r.a) yapmış olduğu ilk beyanatında mazlum Filistin halkının durumunu gündeme getirmiş ve geçmişte de defaatle ifade etmiş olduğu gibi Siyonist işgalci çetenin İslâm coğrafyasına saplanmış bir hançer olduğunu, bir başka demecinde ise İsrail'in kanser tümörü olduğunu ve mutlaka bu necasetin o kutsal topraklardan sökülüp atılması gerektiğini vurgulamış ve bunun gereğini yapmak için müstakilen "Kudüs Gücü" diye bir askerî yapı kurulmasının talimatını vermişti. Bu güç kurulduğu günden beri bir şekilde mazlum Filistin halkı ile dayanışma oluşturup her türlü gerekli katkıyı sağlamaya çalışmıştır. Bugün Filistin davasında paradigma değişimi yaşanıyorsa bu durum Kudüs Gücü'nün silah, füze ve çeşitli askerî gereçlerin Gazze'ye ulaştırılmasından sonra olmuştur. Bu konuda Suriye'ye de teşekkür borçlu olduğumuzu unutmamalıyız. Öyle ki, 22 Arap ülkesi içerisinde Filistin davasına sahip çıkan, Siyonistlerle uzlaşmaya yanaşmayan, Filistinli silahlı gruplara ofis açıp ev sahipliği yapan, onlara her türlü lojistik destek sağlayıp İran'dan gelen silahların sevkiyatını yapan tek ülke Suriye'dir. Bu nedenle ümmet olarak İran'a minnet borçlu olduğumuz gibi Suriye'ye de teşekkür borçluyuz. Siyonistlerle ABD'nin güdümündeki tekfirci grupların Suriye'yi kana bulaması ve akabinde Beşşar Esad'a yönelik tezviratlarla birlikte insanlarımızda farklı algılar oluşmaya başladı. Oysa sağlıklı bir zeminde Suriye olayı tahlil edildiğinde o topraklar üzerinde Siyonist çete ve büyük şeytan Amerika'nın farklı plânları olduğu görülecektir. Siyonist çete ve ABD ile hiçbir şekilde uzlaşmaya yanaşmadığı için başına bu felaketi getirdiler. ABD ve dolayısıyla Siyonistlerin önerisini götüren kişi ise maatteessüf ki dönemin Dışişleri Bakanı Davutoğlu idi. Suriye'den istenen diğer Arap ülkeleri gibi ABD'nin piyonu olmasıydı. Arap ülkeleri Filistin davasına ihanet ettikleri gibi bunu Esad'tan da istiyorlardı. Esad bunu kabul etmedi. Biz ne yazık ki, ümmet bünyesinde Filistin davasına sahip çıkan ve silah yardımında bulunan sadece iki ülkeyi görüyoruz. Biri Suriye diğeri İran. Suriye ekarte edilmiş olsa İran silahı nereden götürecek? Bunu ABD ve Siyonistler çok iyi bildiği için Suriye'nin başına tekfirci maşaları musallat ettiler. Ellerinden gelse, cesaret etseler kendileri saldıracak. Karşılarında İran ve Hizbullah'ı görünce bu işten vazgeçtiler. Bugün Suriye ABD ve Siyonist İsrail tarafından işgal edilmemişse ümmet bunu İran ve Hizbullah'a borçludur. Ümmet diyoruz çünkü Suriye ümmetin bir parçasıdır. Esad'ın tapulu malı değildir. Keşke bunu bazı aklı evveller anlasa. Yine aynı şekilde Gazze zaferinin asıl müsebbibinden söz edecek olursak bu İran ve Suriye'dir. Yani Gazze zaferinde en büyük pay bi iznillah bu iki devletindir. Çünkü bu zafere fiilî katkıları olan bu iki devlettir. Suriye, İran'dan gelen silahların sevkiyatının sağlanmasında lojistik destek veriyordu. Elbette bu takdire şayan bir durum. Bundan en çok Siyonist çete rahatsız oluyordu.

İşgalci İsrail ile uzlaşması ve Filistinli silahlı grupları ülkesinden çıkarması karşılığında Golan Tepeleri'ni iade edecekleri taahhüdünde bulunmalarına rağmen Beşşar Esat bu alçak teklife yanaşmadı. Peki diğer Arap ülkeleri ne yaptı. Önce "Yüzyılın Anlaşması" ve sonrasında "İbrahim Anlaşmaları" ile alçakça, melunca zillet elbisesi giyip Filistin davasına ve mazlum Filistin halkına tarihin en büyük ihanetinde bulundular. Sözüm ona ülkemizdeki bir takım aklı evveller bu alçaklığı görmüyor ama yatıp kalkıp Beşşar Esad'a küfrediyor ve olmadık tezviratlarda bulunuyorlar. Yok efendim, halkını varil bombaları ile katlediyormuş, yok efendim halkına kimyasal kullanıyormuş. Birleşmiş Milletler'den komisyon gelip incelemelerde bulunuyor, rapor tutuyor, böyle bir şeyin olmadığını açıklıyor. Ki ispat edilseydi kesinlikle Suriye'ye müdahale edilecekti. Buna rağmen "çamuru at tutmazsa izi kalır" kabilinden hâlâ kimyasal kullanıldığına dair cahil halk kitlesi içerisinde bunu dillendirenler var. Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn gibi aleni olarak ABD ve Siyonistlere piyonluk yapan rejimler dururken Arap Baharı bahanesiyle Suriye'yi kan gölüne çevirenleri, Suriye'yi yıkıp harabeye çevirenleri, bir milyona yakın insanın ölümüne sebebiyet verenleri, milyonlarca insanın doğup büyüdüğü toprakları terk etmesine neden olanları görmüyorlar. Hiç kuşkusuz bu işe sebebiyet verenleri tarih lânetle anacaktır. Eğer siz rejim değiştirmek istiyorsanız bu işe Suud haramilerinden başlamalısınız. Siz sadece Kudüs'ün mü esaret altında olduğuna inanıyorsunuz? Mekke ve Medine de işgal altında. Kurtarma işi için kategorize yapmak gerekirse bu işe Mekke ve Medine'den başlanmalı, 22 Arap ülkesi içerisinde ise en sona Suriye konulmalı. Çünkü Suriye Siyonistler ve ABD ile uzlaşmayan tek Arap ülkesi. Bu denklemi iyi yapmak gerekmektedir. İran İslâm Cumhuriyeti haricindeki Müslüman ülkelerdeki yönetim şekillerinin istisnasız hepsi İslâm'ın evrensel hukuk sistemi ile mütenasip değil.. Şu hâlde olayı şöyle tahlil edelim. Her Müslüman birey, imanının gereği olarak bütün Müslüman ülkelerin yönetim şeklinin Allah Teâlâ'nın rızasına uygun bir yapı içerisinde olmasını ister. Ve Müslümanların kendi bulundukları bölge ve sorumluluk alanlarında, bu işin meşru sınırlar çerçevesinde uğraş ve çabası içerisinde olma sorumlulukları vardır. Bunun stratejisi nasıl olmalıdır? Devrimsel bir mücadele verilirken silahlı kalkışma caiz midir? İrşad ve tebliğ çalışmaları ile halkların bilinç seviyelerini yükseltmek ve topyekûn devrim ayaklanması yerine marjinal bir grubun lokal bir alanda (Hama kentinde) silahlı kalkışmada bulunması fıkhen caiz olmamasına rağmen bu yanlışı yapıp 30 bin dolayında insanın ölümüne sebebiyet verdiler. Bu kanlı girişimde bulunanların akıl hocaları Merhum Erbakan ve Merhum Humeynî ile görüşüyorlar. Her ikisinden de cevaz alamıyorlar. Ancak yine de bu kalkışmayı yapıyorlar. Siz Müslüman ahlinin çocukları olan asker ve emniyet personeline acımasızca kurşun sıkarsanız rejimi elinde bulunduran Hafız Esad da size tankı ile, topu ile saldırır. Ne yazık ki aynı tekfirci mantığa sahip olan terör grupları 30 sene aradan sonra aynı hatayı tekrar ettiler. (İbret alınsaydı tarih tekerrür mü ederdi?) Üstelik bugünkü terör örgütleri bu işi Suriye topraklarında Siyonistlere alan açmak için yapıyor. İnsanları koyun gibi boğazlayarak ve çeşitli vahşet örnekleri sergileyerek Suriye'yi kan gölüne çevirdiler. Diğer taraftan ise işgalci İsrail askerî birliklerini Golan Tepeleri'ne yığmış saldırmak için teyakkuz hâlinde bekliyordu. Ayrıca Golan Tepeleri'ne mobil hastaneler kurup tekfirci grupların yaralı militanlarını tedavi ediyorlardı. Tekfirci gruplara silahı veren ABD'den başkası değildi. Üstelik bunu İncirlik üzerinden yapıyordu. Anlayacağınız Siyonist çete Suriye'ye girmesine ramak kala İran ve Hizbullah Suriye'ye girip işgalci İsrail'e karşı bir tampon bölge oluşturdu. Bu olay Türkiye medyasında çok farklı lanse edildi. Sayın okuyucumuz, Gazze zaferinden söz ederek Suriye ve İran denkleminde de bahsetme ihtiyacı hissettik. Şu gerçeği bilmiş olalım ki, hamasi kınamalarla değil fiilî katkılarla Gazze zaferi kazanılmıştır. Hepimizin bildiği üzere mazlum Gazze halkı ilk zamanlar işgalci çeteye direnirken elinde taş ve sapandan başka bir şey yoktu. İran İslâm Cumhuriyeti mesûllerinin silah/füze yardımı ve Suriye'nin lojistik desteği olmasaydı hiç kuşkusuz bugün Siyonist işgal çok daha ileri boyutlarda olacaktı. Bakınız en son saldırılarında Gazze'ye yönelik kara harekatı başlatacaklarını söylediler. Peki ne oldu da vazgeçtiler? Tel-Aviv, Yafa, Aşkelon ve diğer şehirlere binlerce füze yağmaya başlayınca panikleyip sığınaklara kapandılar ve kara harekatında muvaffak olamayacaklarını anlayıp ateşkes ilan etmek zorunda kaldılar. Bu zaferi İran ve Suriye'ye nispet etmemizin sebebi de budur. Zaferdeki denklem Suriye ve İran'a ait olmakla birlikte Gazze'nin civanmert/yiğit evlâtlarının cansiperane mücadelesini asla yabana atmamak gerekir. Bakınız Siyonist çetenin elinde dünyanın en modern silahları var. Neden muvaffak olamıyorlar? Çünkü onlar korkak ve ödlek. Ölümden korkuyorlar. Mavi Marmara baskınında gördük silahsız insanlar karşısında altlarına yapmışlardı.

Sonuç olarak biz bu zafer için İran ve Suriye'ye teşekkür etmemiz gerekir ancak Gazze'nin yiğit evlâtlarını alınlarından öpmeliyiz. Asıl minnet duymamız gereken onlar. Zira onlar bu ümmetin "namus-u ekberi" için canlarını feda ediyorlar.

YORUMLAR

REKLAM