Eşitlik & Özgürlük Adıyla Kurulan Adaletsizlik

GİRİŞ: 21.11.2020 20:23      GÜNCELLEME: 21.11.2020 20:23
Rasthaber - BismillahiRahmanniRahim   
Hamd Alemlerin Rabbi Allah’a, salatu ve salam O’nun Resulü ve temiz Ehli beytine olsun;
Bu yazımda bize empoze edilen tabuları kırmak istiyorum. Bu tabular batını bize şart koştuğu bizimde hiçbir değer ölçüsüyle tartamadığımız ve de müsaade edilmeyen batının insan hakları sloganı “Eşitlik & Özgürlük & Demokrasi.” yani “Herkes her şeyi yapmakta eşit ve özgür yaratılmıştır.” Gönle ve kulağa hoş ve çekici gelmesi, insanlarda heyecan uyandıran bir cazibe merkezi olmasını sağlamıştır. Fakat aynı zamanda da insanlığında sonun getiren önemli bir faktör olmaktadır. Kelime anlamıyla insani kriterlere değere veriyor gibi görülse de Asil olanın kaçırmazdır:  
İçi nasıl doldurulmuş ve gerçekçi olması ne kadar mümkündür? 
Kontekstleri ve var olabildikleri ortamlar hangileridir? 
Ne gibi yapısal Özelikler gerektirir? 
İnsani değerlerin tanımlamasında kullanılan terminolojisi nedir ve kime hizmet etmektedir? 
Bizler bu parametreleri bilmedikten sonra sırf laf olsun diye “Eşitlik & Özgürlük & Demokrasi” dememizin ve savunmamızın ne anlamı olur?
Her şeyi Baştan alalım. Kâinat, Dünyamız, bizler ve her şeyin yaratılışına bir bakalım! acaba hangi denge üzerine yaratılmışlardır?
Örnekler vererek açıklarsak: 
Bizlerin (insanların) vücut organları ölçüm, ağırlık ve iş gücü olarak eşit ve özgür değillerdir; Mesela Beyin'imizin ağırlığı max. 1.4kg vücudumuzun 2% bile değilken Vücudumuzdaki diğer kendinden daha büyük, kilo olarak ağır ve en ağır iş yapan organlara göre enerjini 20% harcamakta ve en güvenilir şekilde korunan bir organ olmakta. Çift olan organlarımız (kulaklarımız, böbreklerimiz, ayaklarımız ve kollarımız) onlarda ne ağırlık olarak nede boy olarak bir-bir eşit değildir ve her organ diğer bir organa gereklidir.
Atat sözümüz; “5 parmağın 5 de bir değil” dir.
Atmosferimiz, Atmosferimizin bileşenlerine baktığımızda, Azot; 78%, Oksijen; 20.946%, Argon; 0.930%, C02; 0.034% ve su buharı (nem ve diğer çok düşük değerde gaz). Burada Eşitlik söz konusu değil.
Dünyamız 29% kara parçası ve 71% sudan oluşmakta. Yine eşitlik söz konusu değil.
Kainattaki gezegenler ve yıldızların boyut ölçülerde eşit değil.
Vücudumuzunsa 60% ila 70% su keri kalanı ise 40% ila 30% et ve kemikten oluşan organlardan oluşmakta.  Yine eşitlik söz konusu değil.
Şimdi böyle bir tabloya baktığımızda Bir eşitlik görüyor musunuz? Eğer eşitlik söz konusu değilse! kainatımız, bizde dahil olmak üzeri hangi denklem üzeri yaratılmıştır?  Tabi sunu diyebilirsiniz “Doğa kanunu; Güçlü güçsüzü ezer” Fakat buda yanlış bir tanımlamadır. Doğa kanunu biz insanların yanılgılarıyla işlev görmemektedir. Gördüğü an sonumuzun geldiği demektir.
Ne yazık ki Eşitlik & özgürlük, Büyük bir yalanın kamufle etmek için, yanlış kontekste kullanılan sihirli bir sözdür. Çünkü Kâinatın ve Kâinata bağlı olan her şeyin yaratılışı eşitlik temeli üzerinde var edilmemiştir. İnsan, mikro kâinattır. Bizim yapımız (Biyolojik, fiziksel, morfolojik, sosyal, ekonomik, …) bunların hepsi eşitlik & özgürlük üzerine katiyen kurgulanmamıştır.
Hayatın ve Kâinatın yaratılışı “Uyum & Denge & gereklilik (dayanışma)” denklemi üzerine var edilmiştir. Bu denklem ilahi inançtan beslenerek hakkaniyet ve adalet ile şereflenip mükemmelliğe yönelmektedir. Mükemmellik ise hakikatin bizzat kendisidir. Şayet bu denklemdeki değerlerin eksik olması, saptırılması, çaptırılması insanlığı ve yaşadığı dünyayı yok edecektir ki ne yazık ki şu an o denklemin dengesizleştiğine, bozulduğuna şahit olmaktayız.
1-) Denge katiyen eşitlik değildir; 
Örnek vererek açıklarsak, 1kg demir kütlesi = (eşittir) 1kg Pamuk kütlesi. Fakat Hacimleri eşit değildir. Pamuğun 1 kg demirin ağrılığına denk hacim artırılmalıdır ki 1 kg demir ağrılığına eşit olsun. Şöyle dersek, 1m2 demir ≠ (eşit değildir) 1m2 pamuk. Buradan çıkaracağımız netice Demirin hacmi, pamuk hacmin göre küçük olmasına rağmen pamuktan daha ağırdır. Buda şu demek oluyor, bizler bir şeyi kıyaslarken dikkat etmemiz gereken bazı kuralların varlığıdır; «yapısal özelik», bulundukları «çevre şartları», kullanılan «ölçüm birimleri» ve «kimlikleri» (Örnekler: Bir Erkek ile bir Kadın insandırlar ama eşit değildir. Ya da ağırlık hesabı yaparken kilo denkleminde yapılan bir hesap gramla yapılmaz ya hepsi grama çevrilir ya da hepsi kilo ile yapılır) 
2-) Uyum olan yerde üstünlük söz konusu olmaz; 
Yünden yapılmış bir manto sizi soğuğa karşı metalden yapılmış bir zırhtan daha iyi korumaktadır. Buna karşın, Metal zırh ise savaşta sizi her türlü darbelere karşı bir yün mantodan daha iyi korumaktadır. Soğuk bir havada yapılan bir savaşta yünde bir manto üzerindeki metal zırh sizi tam anlamıyla korur. Ortamın gerektirdiği değerlerle (yapısal özelik, Çevre şartları, gereklilik ve kullanım değeri) eşitlik ya da üstünlükten bahsedemeyiz. Ama bir uyumdan, gereklilikten ve dengeden bahsedebiliriz. Dolaysıyla uyum olan bir yerde üstünlük tartışılmaz.
3-) Gereklilik & dayanışma bir zayıflık (zaaf) değildir; 
Bir kral, savaştan galip gelir ve yolda, At dışkısı yuvarlayan bir böcek (scarabe) görür. Ve kral, "Aman Tanrım! neden bu talihsiz böceği yarattın! Sadece hayvan dışkısıyla yaşıyorlar» diyerek başı dik ve gururlu bir şekilde kalesine girer. Aradan 3 ay geçer, kral iyileşmediği ve durumu giderek kötüleşen bir hastalığa yakalanır. Birçok tedavi ve ilaç girişimine rağmen iyileşemez, bölgedeki ve uzak komşularındaki tüm şifacıları sarayına çağırır.  Sonunda bir şifacı der ki; Ooh kralım! Seni iyileştirebilirim, ama at dışkısı yuvarlayan böceklere ihtiyacım var. Kral emreder ve adamları hemen at dışkısı yuvarlayan böcekleri toplamaya giderler. Şifacı bu böcekleri (scarabe) ezerek kralın yemesini sağlar ve de kral nihayetinde iyileşir. Hikâyenin sonunda Kral kendine bir ders çıkarır ve derki; “Yaratan, her şeyi ihtiyaçlarla göre denge ve uyum içinde yarattı, O’nun ilahi kararına karışmak benim gibi bir sefilin iş değil. Yoksa Beni, yer yüzünde O’nun azabından krallığım bile kurtaramaz.”   
4-) Ayırımcılık/Discrimination ve Irkçılık/racisme; 
Öteleştirilme ve Irkçılık, bir kişini veya bir toplumun kendini seçilmiş dünya merkezi kabul edip üstün görmesi ve diğer kişi veya toplumları 2ci sınıf veya önemsiz bir yapıda görmesidir. Irkçılık veya öteleştirilme farklı renklerin veya ırkların olmasından kaynaklanmayan, fakat bir ırkın veya bir kişinin kendisin üstün “ırk/kişi” görmesinden kaynaklanmaktadır. Bu düşünce üzerine oluşturulan bir sistem sadece o kişi veya ırkın üstünlüğünü referans alarak işlev görürü. Günümüzde “insan hakları” adıyla yaşadığımız sistem Kolonyal Beyaz ırk üstünlüğü temel alınarak oluşturulmuş bir sistemdir.  Dolaysıyla diğer renklerin üstünlüğü söz konusu değildir. Şayet bu öteleştirilme ve ırkçılık, siyah renk üstünlüğü referans olarak alınmış olsa idi bu sefer beyazları öteleştirildiğini konuşur olurduk. Bu tip bir yaklaşım, bizlere sistemin “ırk & renk” üstünlük denklemi üzerinde olduğunu göstermekte ve bu denklem bizi direk olarak bir ayrışıma bir çatışmaya götürmektedir. Çünkü bizleri, üstünlüğün «Irk ve renklerin üstünlüğü» üzerine yapılan yanlış, ben merkezci tanımlamayla yapmamızı sağlayarak bizleri otomatik olarak ırkçılığa/ayrışıma götürmektedir. Bir beyaz, bir beyaza eşit değildir fakat o beyaz, yeteneksiz ve beceriksiz olsa da Beyaz sistem yine onu diğer renklilere göre üstün görür. Bir renkli her yönü ile yetenekli ve becerikli olsa bile sistem onun yine üstün görmez. Çünkü sistemin insan zihnideki çağrışımı “Renkliler, insan değildir dolayısıyla üstün ve seçilmiş değillerdir.” Sebebi ise, temel yapısında ki üstünlüğü “Beyaz Irka” verdiği ve de “insana” vermediği içindir. Bu düşünce beynimizde gizili olarak iki şekilde yer edinmiştir.
1-) Ben, Üstün beyaz ırkım. Benim rengimden & Irkımdan olmayan değersiz hata insan bile değil. 
2-) Ben, gücü ve çoğunluğu temsil ediyorum. Dolaysıyla ben üstün ve seçilmiş olanım.
Beyaz kolonyal sistemde diğer renk ve ırkların hiçbir değeri yoktur hata “Siyah ırk Beyaz ırka eşittir” diyerek bir kanun çıkarmış olsa da. Zihinsel olarak beyaz ırk hariç diğer renk ve ırkları insan olarak görmemektedir. En bariz örneği özgülükler ülkesi ABD siyahların “modern çağ” dedikleri 2020 yılında yaşadıkları insanlık dışı muamele. Eşitlik ve insan hakları savunucusu Avrupa, özelikle Fransa'da Müslüman ve siyahların yaşadıkları, eğer siz siyah iseniz direk kaybettiniz birde Müslüman iseniz ölümüne kaybettiniz. Suçlu olmanız önemli değil! Ya da diğer farklı bir örnek verirsek İslam öncesi Arap kıtasındaki kölelik sistemi.
Aslında sistem, insanların zihnide oluşan o renksem ve ırksal farklılıkları bir öteleştirme olarak ya da ırkçılık olarak değil de İnsan olarak algılanmasını sağlaması gerekmektedir. Temel yapı olarak “Bir İnsan, rengi, kültürü, statüsü ne olursa olsun diğer bir insandan yaratılış olarak üstün değildir”. Fakat Bir insanın (renk & Irk & kültür) farkı olmadan diğer bir insandan sosyal olarak üstün olma referansı nedir? Sistemin insan beyninde çağrışım yaptığı ana vurgu ne olmalıdır? Sistemin üstünlük tanımlaması yaptığı denklem ve terminoloji ne olmalıdır? 
Yaşadığımız sistemdeki Eşitlik, özgürlük denge algısı ne yazık ki kozmopolittik (kültürel, inançsal, ırksal, politik, ekonomik) yapılardan oluşan toplumlarda uyumu, dengeyi ve gerekliliği/dayanışmayı hakkaniyete dayalı adaleti sağlamaktan çok uzakta. İnsanlar arasında “özelik” olarak (renk, ırk, biyolojik) ve sosyal olarak (Akılı, Kültürlü, inançlı) farklılıklar vardır. Fakat bu farklılıklar yapısal olarak insanların birinin diğerine bir üstünlük sağlaması için değildir hata sağlamamaktadır. Fakat kullanılan yanlış terminoloji & ideolojiler hep insanları birbirinden ayrıtmış ve öteleştirmiştir.
Her insan (siyah, beyaz, sarı, kırımız) bir kimliği sahiptir ve sahip olduğu kimliği oluşturan ana faktörler «yaşadıkları çevre», «aldıkları eğitim», «sahip oldukları tarih», «biyolojik yapıları» ve «inançları» dır. Bu farklılıklar insan tarihinin zenginliği ve güzelliğidir. Bu zenginlik insanlar (toplumlar) arasındaki ilişkilerde sosyal, kültürel, fiziksel ve inançsal bir Uyum & Denge & Gereklilik /dayanışma oluşturmaktadır. Katiyen ne bir üstünlük ne bir eşitlik nede bir özgürlük denklemi oluşturmamaktadır. Çünkü insanlar vücut (renk, beden) olarak farklı olmakla birlikte ruhsal Yapılar (karakter, huy) olaraktan farklılık arz etmektedir. Sistemin asıl görevi, insan rengine ve sosyal statüsüne değil, Ruhuna önem verip toplumun denge ve uyum içinde ruhsal gelişmesini sağlamak olmalıdır.
Gerçek ayrışım, (Irkçılık) yaşadığımız batı sistemin kendi öz yapısındadır. Çünkü Sistemi oluşturan güç, kendileri için oluşturdukları sistemin yapısında kullandığı terminoloji (kavramlar & tanımlar & kurallar); yaşadıkları çevre, toplumsal kültürleri, geçmişlerini oluşturan tarihleri, biyolojik yapıları, aldıkları inançsal eğimlerinin üstünlüğünü referans / temel olarak almıştır. Dolaysıyla kendinden olmayan her bir yapıyı ayrıştırmış, hakir görmüştür. Bu fikir kendi yapısı içinde doğrudur. Ama genel uygulamada yanlıştır ve uygulanamaz. (Biz Müslümanların yaptığı bir yanlış gibi «Mezhebim İslam'dan daha üstün» görmesi gibi. Mezhebi kendi yapında yaşarsın ama bunu genel olarak tüm İslam toplumuna mecbur göremezsin)
Soru: Neden Batı hep kendisini bizden üstün görür ve bizler ise batıya yönelmeye / yamanmaya çalışırız?
Cevap: Biz, Batının Kendine has yapısal sistemini kendimize referans almamız ve kendi kimliğimizi (tarihimizi, çevremizi, kültürümüzü, sosyolojik & biyolojik yapımız ve de inancımızı) bati terminolojisiyle göz ardı etmemiz, küçümsememizden dolayı. Bir kaplumbağa misali kendini koruyan ve özgürce yaşamasını sağlayan içinden çıktığı kabuğunu beğenmemesi gibi.
Yazımın özeti: Batı medeniyetinin (Beyaz ırk kolonyal) Kurduğu sistemle bizlere dayattığı, empoze ettiği “Eşitlik & Özgürlük & insan hakları”. Kendi öz kimlikleri, tarihleri inançlarını birebir bağlıdır ve Tanımlamadaki kullandıkları terminolojide kendi öz terminolojileridir. Fakat katiyen bizim için ve bizden değildir. Ama bize ait olmayan değerleri bizlere kabullenmemiz için mecbur kılmaktadır. Bilmeliyiz ki bizler, kendi kimliğimize ve çıkarlarımıza sahiplenmek için verdiğimiz mücadele, onların sistemini kabullendiğimiz müddetçe hiçbir anlam ifade etmeyecek ve bizleri kurtuluşa çıkarmayacaktır. Çünkü Batı sistemi kendine Yunan mitolojisindeki Tanrıları ilah edinmiştir, dolayısıyla kendilerini üstün diğer insanları hakir ve hizmetkâr görmektedir. 
Son Söz; Biz kimiz? Biz aslında üniversal düşünceni mirasçılarıyız. İnsana insan olduğu için değer veririz. Bizlerin Hayat bakış prensibi; Allah’ın kâinatı ve bizleri yaratış felsefesidir. O ise UYUM, DENGE, GERKLİLİK/DAYANISMA, Bu denklem ise hakkaniyet ve adalet ile şereflenerek, ilahi aşkın pınarından beslenip mükemmelliğe yönelmektir.
Mustafa Kemal TASPINAR

YORUMLAR

EBU HUSEYIN 5 gün önce
Dogru bir tesbit, Yaratilis bir uyum, denge ve gereklilik dahilinde gerçeklesmistir. Bu tabiatin yapisidir. Ustunluk insana verilmistir.Fakat bunu parameterleri de her seyi yaratan Allah belirlemistir o ise TAKVA dir.

REKLAM

İLGİLİ BAŞLIKLAR

REKLAM