Erbakan'ın Amacı Neydi?

GİRİŞ: 12.03.2021 13:07      GÜNCELLEME: 12.03.2021 13:07
Rasthaber - Çok açık bir şekilde ifade edecek olursak Erbakan yalnız Anadolu halkının değil, 57 ulus devlete bölünmüş olan İslâm ümmetinin makus talihini değiştirmek istiyordu. Erbakan vahşi kapitalizmin hegemonyasındaki dünyanın gidişatından memnun değildi, statükoyu değiştirmek amacındaydı. Açıkçası küresel emperyalizmin vantuzuna takılmış ümmet coğrafyasını kurtarmak istiyordu. Anadolu zaviyesinden olaya bakacak olursak, Cumhuriyet kurulmadan önce halkımız müstevlilere karşı büyük bir kurtuluş mücadelesi vermişti. Ancak denize dökülen düşman bir müddet sonra topla-tüfekle değil, sözde "ikili anlaşmalarla" topraklarımıza nüfuz ettiler. İsmet İnönü Cumhurbaşkanı, Şükrü Saracoğlu Başbakan iken ders müfredatımıza varasıya dek müdahalelerde bulundular. Sinsi Marshall Plânı ve NATO ile içimize girmiş topraklarımıza yerleşmişlerdi. Kısacası modern bir şekilde istila edilmiştik. Benzeri yöntemlerle diğer Müslüman ülkelere de tasallut ettiler. ABD'nin özellikle ülkemize yerleşmesinin iki maksadı vardı. Birincisi bölge coğrafyalardaki enerji kaynaklarını kontrol altında tutmak, yani daha açık bir ifadeyle, çaldığı petrolü rahat bir şekilde nakletmek, diğer taraftan işgalci İsrail'in güvenliğini sağlamak. Üçüncü bir şık, üçüncü bir neden yok.
Kısacası Türkiye ABD için hayati anlamda önem taşımaktadır. Bu yüzden ABD, öteden beri Türkiye'deki seçimleri ve siyasî dalgalanmaları yakından takip etmektedir. Gerek kendi menfaati için, gerek işgalci İsrail'in güvenliği için bir tehlike gördüğünde perde arkasından hemen müdahalelerde bulunmaktadır. Bunu bazen siyasî erki kullanarak, bazen askerî vesayet yöntemi ile yapmaktadır. 60 ihtilâlini Menderes'in SSCB'ni ziyaret etme teşebbüsünde dolayı yaptılar. Zira ABD "müstemleke" ismini zikretmeden biz Anadolu halkına bunu layık görmüş ve mutlak itaat istiyordu. Öte yandan 71 askerî muhtırasını 6'ncı Filo'yu protesto edip ABD askerlerini denize atan ve ardından Filistin'e gidip işgalci Siyonistlere karşı savaşan Deniz Gezmiş'i idam etmek için yaptılar. O dönemde sol tandanslı gençler 6'ncı Filo'yu protesto ederken sağ cenah ve sağ cenaha eklemlenmiş sözüm ona muhafazakâr kesim ABD ve 6'ncı Filo'ya methü senalarda bulunuyordu. Ne kadar acı değil mi? Şair Nazım Hikmet o tarihten çok daha önceleri güzel bir betimleme yaparak şu satırları yazmıştı:
"Oturmuşsun deniz kıyısına , bakıyorsun Amerikan zırhlısına. Hastasın, açsın, öfkelisin. O da bakıyor sana, hem de nasıl, efendinmiş, patronunmuş, sahibinmiş gibi. İt oğlu it."
1946-1947 yıllarında ABD'ye kapılarımızı açmışız. Aslında Lozan Antlaşması'nda Türkiye'ye destek versin diye ABD'ye olağan üstü bir şekilde ticarî imtiyazlar sağlanmıştı. Neyse ki ABD o dönemde henüz İngiltere'den nöbeti devralmamıştı. Daha doğrusu ABD, Lozan'da Avrupa ülkelerinin ve Yunanistan'ın yanında yer alarak Türkiye'nin sunduğu imtiyazları kabul etmemişti.
Biz darbeler sürecinden bahsetmeye devam edecek olursak, 12 Eylül 80 ihtilâlini, 6 Eylül tarihinde Konya'da Milli Selamet Partisi tarafından düzenlenen Kudüs Günü mitinginden dolayı yaptılar. MSP'nin kapatılma gerekçeleri den biri de Filistin Kurtuluş Örgütü'nün Ankara'da bir ofis açma talebini yerine getirme teşebbüsüdür..
28 Şubat post-modern darbesini de Sincan Belediye Başkanı Sayın Bekir Yıldız ve Kültür Daire Başkanı Sayın Hüseyin Avni Yazıcı tarafından organize edilen Kudüs Günü etkinliğinden dolayı yaptılar.
Görülen o ki, düşman boş durmuyor. Sürekli teyakkuz hâlinde beklerken piyonluk yaptıkları Siyonzmin güvenliğine yönelik bir tehdit ve tehlike sezdikleri an hemen harekete geçiyorlar. Bu nedenle Sincan sokaklarına tankları indirdiler. General Çevik Bir bu işi İsrail adına yaptığını açık açık itiraf etmişti.
Çevik Bir, ABD'nin "Middle East Quarterly" adlı dergisinde, "İstikrar İçin Formül: Türkiye Artı İsrail" başlığıyla yazdığı makalede, "Erbakan İsrail'i düşman olarak görüyordu ve bu yüzden Türkiye ile İsrail arasındaki anlaşmaları iptal etmek istiyordu.. 28 Şubat'ı İsrail'in güvenliği için yaptık" demişti.
Elbette bu piyonculuk işlerinde sadece Çevik Bir'in dahli söz konusu değildi. Teyakkuz hâlinde bekleyen ve sürekli kontrol amaçlı araştırmalarda bulunan şeytanî gruplardan biri de Gölcük Donanma Komutanlığı'na konuşlanmış olan "Batı Çalışma Grubu" idi.
Şefket Kazanın darbe ile ilgili açıklamalarına göre, söz konusu ettiğimiz Gölcük Donanma Komutanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Batı Çalışma Grubu 24 Ocak 1997 tarihinde "Harp Oyunları" adını verdikleri toplantıda darbeye hazırlık yapıyorlardı. Ak Parti'si iktidara geldiğinde askerî vesayetin sonlandırılmasına ilişkin Batı Çalışma Grubu'ndaki ve 28 Şubat'a isimleri karışmış generaller yargılandı.
ABD ve Siyonzm piyonlarının en çok rahatsız oldukları konulardan biri de Erbakan'ın İran'ı ziyaret etmesiydi. Bu ziyaret hem İran ile ticaretimizin çok daha ileri boyutlara taşınmak istenmesi (askerî alanda bir takım işbirliği anlaşmaları yapılarak ilk etapta ortak savaş helikopteri üretimi için imzaların atılması), hem D-8'i hayata geçirmek için ilk adıma İran'dan başlanması
Siyonist severleri çıldırtmaya yetmişti. Çünkü Erbakan‘ın İran ile başlayan seyahat programı küresel dengeleri değiştirecek, "yeni bir dünya" oluşumunun kapısını aralayacak bir amacı kapsıyordu.
Erbakan'ın bütün bu uğraş ve çabaları tek çatı altında güçlü ümmet birlikteliği oluşturmak ve işgal altındaki Filistin topraklarının kurtulmasına matuftu. Bu yüzden köklü çözüm olarak "Siyonistler laftan değil güçten anlar" diyor ve çok isabetli bir betimleme yaparak Siyonizm'i timsaha benzetiyordu. Erbakan, Filistin topraklarındaki Siyonist işgalin son bulması için  Müslüman ülkelerin başındaki yöneticilere ısrarla "İslâm Birliği" çağrısında bulunuyordu. Ayrıca, sadece çağrıda bulunmayıp Müslüman ülkeler arasında mekik dokuyarak D-8'i kurmuştu. Erbakan'ın bütün icraatları aidiyet değerlerimiz ekseninde olduğu için D-8 projesi de imâna taallûk etmekteydi. Yüce Rabbimiz biz İslâm ümmetine birlik olmayı emrediyorsa bu görev elbette ki, öncelikli olarak Müslüman halkların başındaki yöneticilerin uhdesinde olmak durumundadır. Erbakan Hocamız lokal anlamda Anadolu halkına büyük hizmetleri oldu, ancak onun hedefi bunun çok ötesindeydi. Ümmetin derdi onun derdiydi. Zulme uğrayan mazlum halklara karşı son derece duyarlıydı. Arakan'dan Doğu Türkistan'a, Keşmir'den Bosna'ya kadar nerede bir zulüm varsa o soruna eğiliyor çözüm için çabalıyordu. Savaş yıllarında, Bosna Zenica'da bulunan demir-çelik fabrikasında silah üretilmesi onun girişimleriyle olmuştu. Ayrıca o dönemde Avrupa Milli Görüş Teşkilatları vasıtasıyla Bosna'ya büyük nakdi yardımlarda bulunmuştu. Ümmetin sorunlarına hiçbir zaman palyatif yaklaşmamış ve köklü çözümler için somut ve kalıcı adımlar atmıştı. Her şeyden önce Erbakan sorumluluk bilinci yüksek bir şahsiyetti. Söylem ve eylemleri birbiri ile mütenasip portre çizmesi onun yüce erdem sahibi oluşunun bir göstergesiydi. Ancak gereği gibi kadrinin kıymetinin bilinmediği kanaatindeyiz. Erbakan halkımız için bir nimetti. Onun hayatiyet arz eden projelerine engel olunmasaydı bugün sadece Anadolu'nun değil, sadece İslâm coğrafyasının değil yeryüzünün çehresi böyle olmayacaktı. Çünkü onun projeleri Kûr'ân'dan neşet eden mükemmel bir uygarlığın inşasına ilişkindi. İnsanlıktan nasibini almamış hainler, alçaklar ve namussuzlar buna engel oldu...
Erbakan rahmeti Rahman'a kavuşarak aramızdan ayrıldı, o ömrü boyunca yapılması gerekeni yapmaya çalıştı. ABD ve Siyonistlerin bütün engelleme çabalarına rağmen yine de büyük işler yaptı. "Ne yaptıysam Allah rızası için yaptım" diyordu. Biz buna şahidiz. Rabbimiz rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun...
Merhum Erbakan Hocamız'dan almamız gereken en büyük ders onun projelerine sahip çıkmaktır.

Vesselam.

Hazım Koral

YORUMLAR

REKLAM