Eğer Allah (cc), Peygamber ve İlahi Kitaplar Yollamasaydı Yaşantımız Nasıl Olurdu?

GİRİŞ: 08.02.2021 13:25      GÜNCELLEME: 08.02.2021 13:25
Rasthaber -  BismillahiRahmanniRahim    
Hamd Alemlerin Rabbi Allah’a, salatu ve salam O’nun Resulü ve temiz Ehli beytine olsun.
En son söyleyeceğimi ilk girişte söyleyerek  başlamak isterim; Eğer Allah (cc), Peygamber ve İlahi kitapları yollamasaydı! Biz (insanoğlu), “yaratılışı” kendimize hiçbir şekilde soru ve sorun edinmezdik. Dolaysıyla Hür irademizden bahsetmek mümkün olmazdı* Ama haydi kabul edelim ki Peygamber ve İlahi kitaplar olmadan bu halimizle dünyaya öyle veya böyle gelip şu an ki yaşamış olduğumuz dünya hayatına muhatap olduğumuzu varsayalım.!
*(Mümkün değil çünkü hür irademizinim ana kaynağı ilahidir. Buda insanın üstün yaratık olma sebebidir. Hür irade derken biz sadece insanın aklını ele almamız çok yanlış olur. Bildiğimiz tüm duygular “sevgi (sevmek & sevilmek), nefret & acıma, seçme & seçilme, ahlaki & ahlaksız, itaat etme & isyan etme, düşünme, vb.” hür irade dahilindedir. Hayvanlarda da öyle veya böyle hür irade mekanizması vardır. Fakat Hür iradeleri yaratılışta sınırlı parametreler ve gereçlerle dar kılınmıştır. 
Hür iradeni hedefi Allah’a itaat etmenin yolunu bulmaktır o ise insan olabilmekten geçer. İnsan kimliğine sahip olmayan kişi hür iradesine sahip olamamış köle kişidir. Mesela; nefsine köle olur, kadına köle olur, paraya köle olur, güce köle olur, şeytana köle olur, vb... Bu kölelik fiziksel kölelik değildir, vücut, ruhu kendi taleplerine isteyerek köle etmesidir. Birde İnsanın vücut olarak köle olması vardır; bir gücün inisiyatifi altında istemeden zoraki yaşam sürmesi “ABD’deki kölelik sistemi”. An itibariyle, İlahi kitaplara & Peygamberlere ve de Allah'ın varlığına inanamayan & kabul etmeyen insan türleri de var fakat o insanların inkara etmeme veri tabanı yine ilahi verilerdir. Mesela Allah yoktur demesi Allah'ın varlığını sorgulamasından ötürüdür)
Bu geniş parantezden sonra, haydi kabul edelim ki Peygamber ve İlahi kitaplar olmadan bu halimizle dünyaya öyle veya böyle gelip şu an ki yaşamış olduğumuz dünya hayatına muhatap olduğumuzu varsayalım.
Ya Dünyamız sadece bir cennet olurdu. Bizler “meleğimsi” olurduk veya daha da üstün. Yaşantımız sadece ibadet etmekle sınırlı kalır idi. Dünya hayatını tüm çekiciliğini kendimize “yasaklardık”. (Mesela, İnzivaya çekilen rahipler gibi)
Ya da Dünyamız sadece bir cehennem olurdu. Bizler “şeytani” olurduk ki bu daha güçlü bir varsayım. Çünkü İnsanı hayvandan türeme bir yaratık olduğunu savunan teoriyi atan, güçlü güçsüzü ezer, güçlü kanun kurucu diyen, ölümle her şeyin bittiğine ve ölüm sonrası yaşantının olmadığına ve Yaratıcının varlığına inanamayan bir insan olurduk.
Üçüncü yol; “sırat el müstakim”; hem birinci ve hem de ikinci seçeneğe rağmen orta yol ki o yol olamazdı. Dolaysıyla İnsan olarak geliştirdiğimiz bugün ki terminolojilerin hiçbirini geliştiremezdik. Daha açıklayıcı olarak; Konuşma dilleri, kullandığımız kelimelere anlam yükleme, “tarihi-kültürel ve sosyolojik” yapımız, yaşadığımız inançlarımız katiyen olmazdı. Kısaca tek kutuplu bir yapı olurduk. Yukarda söylediğim gibi ya Meleğimsi! ya da şeytani! (Bu tanımlamaları da yine ilahi verileri temel alarak söyleyebiliyoruz.)
Eğer İlahi kavramlar olmasaydı, İnsan oğlunun dünyaya bakışı ve kurduğu düzenlerin bir anlamı olmazdı. Tek düzen & yönetimi olurdu, o da güçlünü kurduğu ve hüküm sürdüğü düzen. Bununla birlikte, İnsanların inançları olamadığı gibi hayatta hedefleri de olamazdı. Bugün hayvanlar inançlı olarak tek hedef üzerine programlanmış gibi yaşamaktadırlar. Onların sınırlanmış olan yaşantıları tek bir düzen üzerine oturmuş ve yapılarında güçlü ve sağlıklı olunanı lider seçme hakları olup, kendi hayvani boyutlarında yaratılış yapıları dışına çıkmadan nesillerden nesille hiç değiştirmeden yaşamaktadırlar. 
Eğer ilahi kavramlar olmasaydı, geliştirdiğimiz teknolojilerle her defasında yeni bir hayat anlayışı sunacak ve de hayatımız kullandığımız her yeni terminoloji etrafında dönecekti, her bir nesil kendinden önceki 1 nesil göre teknolojide daha ileriye götürecek ve hayat anlayışı ve yaşama şeklini modüleyerek yeni oluşum için kendin formatlayacak ve tapınacak üstün ve güçlü bir ilah bulma peşinde giderek yaşamaya çalışacaktı. Teknolojinin hedefi daha iyiye, mükemmel gitmektir.
Bizler Kabul edelim ya da etmeyelim, bugün ürettiğimiz ve kullandığımız teknolojini ana kaynağı ilahi verilerdir ve bize bu ilahi verilerin kaynağına gitmekteyiz dolaysıyla her buluşumuz bizi yeni arayışlara itmektedir. Çünkü teknolojinin getirdiği güç, üstünlük, ilahlık vasfının yansıması ve insan kendinin “ilah gibi” görmektedir. Fakat insan öngörülmez bir varlıktır. Çünkü “Sevmek & sevilmek, İnanmak, Tapınmak (itaat etmek)” kuralsız ve öngörülmez olarak karşımızdadır. Çünkü bizleri insan yapan temel özeliklerimizdir. 
Ruh, boyutsuz ve kuralsızdır; her şeye sevebilirsiniz, her şeye inanabilirsiniz ve de her şeye tapınabilirsiniz, kurallı ve mekânı yoktur ve ön göremezsiniz bu insanın Ruh yapısıdır. Daha önceki yazımızda da belirtiğimiz gibi Ruhun öz yapısında limit ve kurla, (kanun ve nizam) yoktur. Çünkü Ruhun ana kaynağı kural ve kanun koyucudur. Ruhu kapsayan tek bir yapı vardı o ise insanın madde vücududur. (Ben hiçbir yere sığmam fakat kulumun kalbine sığarım) Dolaysıyla Ruh, Madde vücutla sınırlanmıştır ama Madde vücut ise Ruh ile hayata bulmaktadır. Çünkü Ruh, ana kaynağına, özüne bağlıdır. Madde vücutsa kendi özüne, toprağa bağlıdır. Ruh kendi özüne dönmekte, vücutta kendi özüne dönmekte. “ Inne lillah wa inne ileyhi rajioun”
İnsan, madde vücudun talepleri doğrultusunda ruhunun taleplerine yön vermektedir. Fakat Ruh, madde vücudun tatmin oldukları ile tatmin olmamaktadır. Ruh, Madde vücudun sunduklarıyla doyumsuzdur çünkü onun için gerekli olan “gıda” madde vücudun sunduğu gıdalar değildir. Onun gıdası kendi ana özüne yönelmek ve oradan beslenmektir. Onun için deriz ki insan oğlu “doyumsuzdur”, “aç gözlüdür”. Böyle bir yapıda ki insan kontrol edilmez, her şeyde gözü olan, her şeyi arzulayan, her şeyi yapmak isteyen kısacası sonu olmayan her türlü arzularını taleplerini cevaplamak için mücadele eden bir haldedir. Bu yapısıyla kendi gibi olan insanlar ile rekabet & mücadele halindedir. Arzularını, taleplerini, isteklerini gerçekleştirmek için her şey yapacak kudretti kendinde görmektedir. Hür irademiz servis dış olup, egosantrik arzularımız, bizim bize karşı kullandığımız konvansiyonel olmayan en yıkıcı silahımızı olabilmektedir. Bu tip insanlara ata sözümüz vardır “Gözünü toprak doğursun”
Eğer ilahi veriler olmasaydı, “İnsanlık tarihi bir gövde üzerinde ki iki ayrı daldan gelişmiştir” diyemezdik.
1-) Kabilin dalı ve çoğunlukta olan kolları; Vücudun talepleri doğrultusunda bencilce ve zalimce yaşayan insanlar. “Kötünü simgesi.” diyemezdik.
2-) Habil dalı ve azınlıkta olan kolları; Ruh ile vücudun uyum ve denge içinde olduğu, insanlığın huzur ve iyiliği için yaşayan insanlar. “İyilik simgesi.” diyemezdik.
Eğer Allah (cc), Peygamberleri ve İlahi kitapları yollamasaydı ve de bizler bu günkü halimize muhatap olsaydık insanlık tarihi ilk insanlarla (Âdem atamızın çocukları) ile biterdi. Kabil kardeşi Habil katlettikten sonra kan davası, intikam hırs & kötülüğü kontrol etme mekanizması olmadığından herkesi birbirini katlederdi ve insanlık tarih daha başlamadan biterdi.
Dolaysıyla, İnsana kendini bulacağı ve tanıyacağı, yönünü tayin edeceği (İyi & Kötü) tanımın yapabileceği, Hür iradesinin anlamın kavrayacağı bir kullanma kılavuz şarttır. Fakat kullanma kılavuzunu açıklayan, uygulayabilen, hatırlatan ve de bizzat harfiyen yaşayan ve her yönü ile mükemmel örnek insanlarda gereklidir. Bu üstün zatlar, İnsan oğlunun hayatındaki siyah ve beyaz arasındaki sınırı belirleyen, hatırlatan ve koruyan şahitler olarak bozulmayan referans olacaklardır. 
Biradaki Yazımızda Aziz Kuranın açıklamalarına dayanarak Neden Allah (cc), Peygamber ve İlahi kitapları yolladı? sorusuna cevap arayalım.
Mustafa Kemal TASPINAR 


YORUMLAR

EBU HUSEYIN 19 gün önce
Konulara bakışınız çok farklı, Insanların bazı değerleri kavraması için tersinden bakmalı ki varlığını nedenini anlasın. Suyun varlığı hiç olmasaydı ben susar mıydım? Doğal olarak suyu o zaman sorgulamazdım ki ! eğer su var ise demeki benim dengem ve varlığım için gerekli. Kalemine sağlık devamını bekleriz,

REKLAM