Dinin Mehdi (a.s) ile Güncellenmesi -1

GİRİŞ: 02.05.2019 09:37      GÜNCELLEME: 02.05.2019 09:37
Rasthaber -  Bismillah 
Dünya üzerinde onun tarihinden beri hep bir çatışma ve uyumsuzluk olagelmiştir. Bu kuşaklar arası çatışma ya da bilim din çatışması biçiminde görünse ve algılansa da gerçekte menfaat sahipleriyle hakikat aşıklarının çatışmasından başka bir şey değildir.
Menfaat çatışmalarını temsil eden şirk cephesidir. Ki bunlar kitleleri din adına ırk milliyet bayrak demokrasi insan hakları vs ne kadar süslü kelime varsa onlarla kandırırlar. Hangi dönemde ne para ediyor ve kitleleri sömürmeye yarayan pirim getiriyorsa onunla kandırırlar. 
Bir yazar putu şöyle tanımlar:
Put tağutların menfaatlerini sağlamak ve sürdürmek için öne koyup arkasına sığınarak rant sağladıkları somut nesne ya da soyut adlardan başka bir şey değildir. Öyle tağutların kutsalları ve sevdikleri dolayısıyla tercihlerine neden olacak ilkeleri yoktur. Menfaatlerini ne sağlayacaksa onu araç olarak kullanmaktan geri durmazlar. Hatta bu din bile olsa…
Devamla yazar der ki örneğin vatan bayrak millet gibi kavramlar. Bunların kutsal olduklarına ve uğruna savaşılması gerektiğine dair hiçbir dini nas bulunmaz. Bunlar uğruna savaşırken yaşamlarını yitirenler şehit değillerdir. 
Şehit kimdir konusu uzun ve başka bir yazı konusudur buna giremeyiz ancak burada ele aldığımız yönü çatışma nedeni olarak şirk ve menfaat taraflarının, sömürü merkezleri Müstekbirlerin, çıkarlarını sağlama ve toplumları sömürme konusunda nasıl hiçbir sınır ve vicdan tanımadıklarına örnek vermek açısından buna değindik. Onlar iktidarlarını ve menfaatlerini koruma uğruna hiçbir kimsenin canının malını kanını sakınmazlar. Hiçbir zaman kurban sayısının çok oluşlarıyla vicdanları sızlamadığı gibi bu cinayetlerinden geri de durmazlar. 
Diğer tarafsa Tevhid ve adalet taraftarlarıdır ki bunlar gerçek dinin sahibi Allah tarafından yer yüzündeki zayıf ve mazlumları kurtarmak ve korumak adına görevlendirilmiş yetkili kılınmış seçkin tertertemiz insanlardır. Tertemiz masumlara uyan, onların taraftarlarıdır.
Sayıları az da olsa bunlar her dönemde var olagelmişler ve yetişebildiği kadar temiz insanlara yetişip, ulaşıp onları dünyadaki azgın sömürgeci kan içici Tağutlardan korumuş kurtarmışlardır. Diğer yandan ahirette dönüşü telafisi kurtuluşu olmayan azaba karşı onların tedbirli davranmalarını sağlamışlardır.
Sömürgeci Müstekbir güçler Ali Şeriati’nin deyimiyle bu gerçek dine ve din taraftarı tevhid erlerine karşın sahte dini geliştirip bu dinle onların karşısına çıkmışlardır. Şeytan demiyor muydu ki senin doğru yolunun üzerine oturup insanlara önlerinden arkalarından sollarından sağlarından yaklaşacağım ve çoğunun ayağını doğru yoldan saptıracağım, sana şükredenlerden bulmayacaksın…  İşte bunun gibi İlahi dinin temsilcilerine karşın kitleleri ikna edecek dini de sahte din adamları Bel’amları da kullanagelmişlerdir.  Din adamları vasıtasıyla dine ve dindarlara saygılıymış gibi görünmeleri Tağutların dindar oldukları anlamına gelmez. Hiçbir zaman onların kutsal diye bir dertleri yoktur. Neden? Çünkü kutsalın en giriş kapısında adaletli olmak vardır. Bir kimse akraba yandaş kayırıcısıysa onun değil beş vakit namaz kılıp Kur’an okuması, gece namazlarına bile kalksa bunun aldatmacadan öte bir amacı da görüntü nedeni de yoktur. 
Dünya tarihinin gerek geçmiş gerek güncel azman güçlerinin (Bu arada Ali Şeriati’nin Mazlum adlı belgeselini mutlaka izlemelisiniz ki meramımız daha iyi anlaşılsın) dini kullanma yollarından biri de "güncelleme" meselesidir. Daha doğrusu güncellememe hayatın değişen şahıs araç konu ve ihtiyaçlarına göre kendini yenileyememiş bir din anlayışını geliştirme ve destekleme şeklinde olmuştur. Şeriati, tarihin azgın güçlerinin sürekli taktik geliştirdiklerini ancak değiştirmediği tek sistemin insanları köle olarak kullanıp sömürmek olduğu ana vurgusunu yapmaktadır. Ruhu şad olsun…
Müstekbirlerin sahte din ürettiklerini düşünerek gerçek din ve tevhid erlerine karşı savaştığını düşünmek doğru olsa da çoğu zaman yanıltıcı olmaktadır. Sömürü sistemini çözmeye yetmemektedir. Kitleleri sahte dinle kandırmak büyük ve geniş çaplı bir başarı ve kazanç getirmez. Büyük çaplı ikna yolu ve yöntemi değildir. Sahte tahrif olunmuş dine kanan insanlar zaten gerçekte din derdi olmayan dindar olmayan kişilerdir. Bunların dini yaşama kaygıları, amacı, biçimi de mevcut bulunmadığından bunlar Tağuta karşı bir kıyam merkezi oluşturacak ya da bu merkeze destek ve katkı sunacak durumda değillerdir. Oysa çok büyük bir kitle dinin güncellenmemesiyle uyutulmakta avutulmakta düşman ve dostları gizlenip gösterilmemektedir. Böylece aslında sömürgeci zalim yönetimler için büyük tehdit olabilecek bu temiz insanlar boş hayal ve tarihi avuntularla oyalanıp durmaktadırlar. 
Örneğin, Ehlibeyt mektebi ilahi dinin temsilcisi olarak tarih boyunca Müstekbirleri en çok rahatsız eden korkutan ve onların uykularını kaçıran bir kıyam merkezi olagelmiştir. Bu tevhidi ve anti empryalist çizgi hiçbir zaman saptırılamamış, bu yolun alternatifi üretilememiştir. Kaynakları bozulamamıştır. Çünkü her dönemde yaşayan canlı İmamları sayesinde bu ekol Allah tarafından, satın alınamayacak bu masumlar aracılığıyla kontrol altında tutulmuş ve tağutların tahrifinden salim kalmıştır.
Ancak müstekbirler bu kez de o müthiş kıyam ekolünü “güncellememe güncelletmeme yolu”yla tehlike olmaktan çıkarma metoduna gitmişlerdir. 
Ehlibeyt ekolü canlı zahir İmamları zamanında güncelleme konusunda teslim alınamıyor etkilenemiyordu. Çünkü canlı zahir Masum İmam topluma dini hükümlerin zaten güncel yaşama göre olanlarını iletiyordu. Böylece o zamanki kendine biatlı olan Ehlibeyt bağlıları gerçek güncel düşman kim dost kim, toplumu sömüren kim onlara ilahi adaleti uygulayacak kim bunu hiçbir ihtilafa kapılmadan görebiliyorlardı.
Örneğin Emiru’l-Mu’minin İmam Ali (a.s)’ı düşünelim. O dönemde yaşayıp Ali (a.s) Şiisi olanlar düşman olarak Muaviye ve yandaşları olduğunu bilip onlara karşı İmam’ın (a.s) cephesinde yerlerini aldılar. Adaletin taraftarı olan Ali (a.s)  ile dünyaya şekil vermeye çalıştılar. Bu amaca göre yaşamlarını tercihlerini sevgi ve nefretlerini biçimlendirmişlerdi. Ali (a.s)  onlara, bu zorlu süreçte gerçeği:
“Bir dağ bile sevse beni, musibete uğrar (parçalanıp dağılır.” (İmam Ali (a.s)  Sehl b Hüneyf El Ensari vefat ettikten sonra bu sözü buyurmuştur. Nehcü’l-Belağa Kelimetu’l-Kısar, 111)  diye buyurarak öğretti. Karşılaşacakları zorluklara işaret ederek hazırlıklı olmalarını vurguladı. 
Şirk ve sömürü düzeni ile amansız bir mücadeleye girişip onların kirli maskelerini topluma açıkça gösteren Seyyidu’ş-Şüheda İmam Hüseyin (a.s) da aynı şekilde zamanın sömürü fitne ve fesat merkezi olan Yezid ve düzenini işaret etmekle kalmıyor, onlara karşı dini korumak için kanını feda ediyordu… Bilinçli kurban olmayı seçiyordu. (sürecek inşallah…)

YORUMLAR

REKLAM