Deizm Akımın Kaynağı, Tehlikesi ve Karşı Koyma Yolları

GİRİŞ: 18.07.2019 14:22      GÜNCELLEME: 18.07.2019 14:22

  Bismillahirrahmanirrahim


Yeni Neslin İmanı Ve Deizm


Son zamanlarda gençliğin Deizm’e kaydığı söyleniyor. Yeni nesil için büyük bir tehlike olduğu vurgulanıyor. Dini hassasiyeti olan aileler tedirgin, çaresiz ve korku içindeler. Din derdi olmayan, her inanca cömertçe açık, hoşgörü sınırlarını sonuna kadar kullananların tedirgin olmalarına gerek yok çünkü onlar Deizmi sorun olarak dahi görmüyorlar.


Deizm nedir? Nereden kaynaklanıyor? Tehlikesi nedir? ilk olarak insanın aklına gelen sorulardır.


Deizm nedir?


Deizm, Yaratıcının insanı yarattıktan sonra insanı kendi başına bıraktığını kabul eden bir felsefi akım ya da inanç biçimidir. Deizm inancına göre Yaratıcı evrene ve dünyaya müdahale etmediğinden Peygamber ve Vahye de ihtiyaç yoktur.


Daha açık bir deyimle, aktif olmayan Allah inancı, Allah yaratıcıdır sadece, insanın hayatına müdahalesi sözkonusu değildir,
insanı yaratıp bırakmıştır, hayatını șekillendirmesini kendisine bırakmıștır. Dolayısıyla dine, peygambere de ihtiyaç yoktur.
Kur‘an’a ve vahye ihtiyaç yoktur. İnsan aklı herşeye yeterlidir.


Din insan tecrübesinin neticesinde ortaya çıkmış kanunlar topluluğudur. İnsan kaynaklıdır, Yaratıcı tarafından gönderilmemiştir.
Mead inancı da yoktur. Çünkü mead ceza ve mükafat yeridir, buna gerek yoktur. İnsanın hayatı bu dünya ile sınırlıdır.


İnsan aklı herşeye yeterlidir; dünya hayatını sürdürmek ve ihtiyaçlarını gidermek için metafizik alemine ihtiyacı yoktur.
Kısacası Deizm insanı ilahlaştırır. İnsanın aklı ile herşeyi halledebileceğini savunur.


Bu kısa tanımlamadan sonra ikinci soruya geçelim.


Deizm’in kaynağı nedir?


DEİZM’in ilk adımı insanın metafizik alem ile bağını koparmak ile başlar ve bunu da sekülerizm ile gerçekleştirmektedir. Yani İnsanın yaratlış hedefini bu dünya ile sınırlamaktadır.


Deizm‘in kaynağı nedir ve yayılma sebepleri nelerdir?


Sekülerizmin beşeri toplumlara hakim olmasıyla bazı ilkeler de kabullenilmiş olur. Onlardan bazıları şunlardır;


1- Dini pluralizm(dini çoğulculuk):


Dini pluralizm diğer inançlara nasıl bakıldığı konusuyla alakalıdır. İnsan başka inançları nasıl değerlendirmelidir? Hak ve doğru birden fazla olabilir mi?


Batı kültürü, dini pluralizmi kabul edip hakkın tek olmadığı görüşünü savunur. Bir konuda birkaç doğru olabilir; yani ”Hak bir tanedir, doğru bir tanedir”, denilemez. Hak din bir tanedir denilemez, bütün dinler hak olabilir, herkesin inancı haktır. Bir inanç, diğer bir inancın batıl olduğu yargısında bulunamaz.


Dini pluralizm, “Dinler ister semavi olsun, ister beşeri olsun hepsi hak olabilir”, düşüncesini savunur. Hatta kabile dinlerinin ve tarikat inançlarının hepsinin hak olma ihtimalı olduğunu iddia eder.


Din, inanç, iman konusunda bu liberal görüş DEİZM’in de bir inanç olarak kabul edilmesini öngörür. Peygamber, vahiy ve Kur’an’ı reddeden DEİZM’in, dini pluralizmin kabulunden sonra dillendirilmesi normalleşmiştir.


2- Dini siyasetin emrine ve yorumuna bırakmak:


Dinin siyasetten ayrı olduğunu savunan Laisizm aslında dini siyasetin emrinde karar kılmıştır. Dinin tefsiri, yorumlanması ve insanların hayatına yansıması siyasetin direktifleri doğrultusunda gerçekleşir. Ekonomi, siyaset, hukuk hatta ibadet alanındaki şeriat hükümleri siyasi otoritenin razı olduğu şekilde yorumlanır.


Dinin vahyin inisiyatifinden çıkıp siyasi otoritenin kontrolüne girmesi bu dinin artık ilahi olamayacağı inancını doğurur. Pratikte Kur’an’ı ve Peygamberi devre dışı bırakan siyasi otoritenin bu tutumu karşısında teoride peygamber ve dini devre dışı bırakan DEİZM’in ortaya çıkması oldukça normaldir. Çünkü insanın hayatında fonksiyonu olmayan bir peygamber ve dini kabul etmek manasızdır.


3- Kur’anı sosyal hayatın dışına itmek:


İslam dünyası şeriat hükümlerini insanların toplumsal hayatının dışına ittiler. Dinin varlığı, insanların hayatında bireysel ibadetten başka bir alanda hissedilmeyecek kadar azaldı.


Şeriatın hükümlerinin yerine beşeri kanunlar toplumsal hayata hakim kılındı, böylece Kur’an insanın sosyal hayatından dışlanmış oldu. İnsanın bireysel ve toplumsal hayatında Kur’an yoksa DEİZM’in doğması doğal olacaktır. Çünkü sosyal hayatı din/Kur’an belirlemeyecekse demek ki kimse dinin işlevliğini kabul etmiyor.


4- Resulullah’ın (saa) devlet adamlığını görmezlikten gelmek:


Müslüman toplumlar Resulullah’ı (saa) insanın toplumsal hayatının dışına ittiler. İnsanın hayatından dışlanan Resulullah’ın (saa) sünneti de öldürülmüş olur. Canlı Kur’an olan Peygamber ve Kur’an’ın müfessiri olan sünnet terkedilince Resulullah’ın (saa) inkarı kolaylaşacaktı doğal olarak.


İnsanın hayatının bir planlayıcısı ve uygulayıcısı olması gerekir.  Müslümanlar Resulullah’ı (saa) toplumsal hayatlarından saf dışı edince, insanın hayatında varlığı hissedilmeyen bir Peygambere iman edilmesi manasız olacaktı.


Bunun yanısıra peygamber sonrası masum imamın, hayattaki İmamın etkisi ve hayatın içinde olmasının gerekliliği reddedilirse DEİZM ortaya çıkacak ve deistler, Allah bizi yaratıp özgür bırakmıştır, peygambere, vahye, Kur’an’a ihtiyaç yoktur diyecektir. İnsan toplumsal hayatında inancının paratize edilmesinde örneklik teşkil edecek canlı örneği görmek ister. Bu canlı örneği göremezse ona inanmasının bir manası da kalmaz.


5- Şeriata ihtiyaç yoktur:


Müslümanların hayat tarzını, modelini akla dayalı beşeri sistemler belirlerse bunun manası şudur; insan aklı insanın dünya hayatını şekillendirmede yeterlidir, vahye ve dine ihtiyaç yoktur, dolayısıyla peygambere ve şeriat getirmesine de gerek yoktur. İnsan elde ettiği ilim ve teknoloji ile dünyevi sorunlarını çözebiliyorsa böyle bir durumda insanın toplumsal hayatında rolü olmayan bir kitaba inanması ister istemez akıllıca olmayacaktı.


Kanun ve yasalar vahye dayanmıyor ise bunu getiren peyhambere de ihtiyaç yok demektir. Böyle bir durumda Müslümanlar pratikte zaten  DEİST olmuşlardır. Yeni nesil sadece bunu dillendiriyor.


Deizm inancının tehlikesi:


Deizm aslında yeni ortaya çıkmış bir inanç değildir. İnsan var olduğu günden beri vardır. İnsanlık tarihinde “din ve peygamber“ devre dışı kaldığı dönemlerde şirk ve küfür ortaya çıkmıştır.


Kur’an’ın üzerinde durduğu iki önemli sıfat vardır; “Halik/Yaratıcı“ ve “Rabb“.


DEİZM inancı Allah‘ı sadece “Halik/Yaratıcı“ olarak kabul etmektedir. Yani diğer sıfatlarını özellikle de “Rabb“ sıfatını red etmektedir. Yaratıcının insanın hayatına müdahale etmediğini savunur. Rabb Allah’ın en önemli fiili sıfatıdır; Allah insanı yarattıktan sonra onun hayatını tamamen idare eder, hidayet eder, hedefe ulaşması için yönlendirir ve bütün işlerine müdüriyet eder. İnsanın maddi ve manevi bütün ihtiyaçları Yaratan’ın “Rububiyetinin“ gölgesinde gerçekleşir. “RABB“ sıfatı insan hayatının yapılandırılmasında en fazla rolü olan sıfattır.


Dolayısıyla “Halik ve Rabb“ sıfatları varlıkların varoluşlarında ve varlıklarını sürdürmede en etkin iki sıfattır. Bu iki sıfat birbirinin olmazsa olmazıdır, bunları birbirinden ayırmak mümkün değildir. Allah’ın Yaratıcı olduğunu kabul eden Rabb olduğunu redetmesi mantıklı değildir.


Varlık alemi Yaratıcının yaratılıș kitabıdır. Yarattığı gibi tekvini kanunlarla onu idare etmektedir; Yaratıcı varlık alemini dahi kendi başına bırakmamıştır. Kur‘an bu yaratılış aleminin yazılı kitabıdır ve teşrii kanunlarını beyan eder. Bu ikisi arasında asla çelișki yoktur.


Birinin tefsirini idrak eden diğerini de kabul eder. Kalp, aklın elde ettiği bilgi, güven ve itminanı tastik ederek imana dönüştürür.


İnsan aklı ile bu iki sıfat arasındaki bağı ve varlık alemindeki sırlarını çözmesi gerekir. Eğer bu sıfatları birbirinden ayırır, “Halik“ olduğunu kabul eder “Rabb“ olduğunu red ederse bu şirktir. Yanı DEİZM modern şirktir.


Deizm bir nevi “Şirk’tir“. Allah’a ortak koşmaktır; şöyle ki, müşrikler de Allah’ın Yaratıcı olduğunu kabul ediyorlardı, ama yeryüzüne müdahale etmediğini savunuyorlardı. O zamanın “Müşriki“ günümüzde adını değiştirmiş kendisine “Deist“ demiştir. Tek farkları Deistler Allah’ın sadece Yaratıcı/Halik sıfatını kabul ediyor diğer sıfatlarını redediyorlar, ama müşrikler diğer bazı sıfatlarını da kabul ediyorlardı.


Deizm karşısında ne yapılabilir?


Deizm’in yayılmasının sebeplerinden biri müslümanların ilmî imana, aklî imana sahip olmamalarıdır. İlim ile elde edilmeyen iman, bilimsel iman değil, taabbudi imandır, bundan dolayı itikadi konularda taklid caiz değildir. İnsanın iman etmesi için aklî delilere ihtiyacı vardır.


Kur‘an, iman için yaratılıș kitabına yönelmeyi emrediyor, afak ve enfus ayetleriyle.
Akıl kendisini yaratanı bulmayı ve ona ulaşmayı ister, buna ancak yazılı kitaba müracaat ederek yaratılış kitabında bulur.
Yaratılış aleminde araştırma yapanlar sadece maddeyi gördüklerinden, yaratılıșın kaynağını ve sırlarını göremediklerinden, Yaratan ile yaratılanın arasındaki bağı göremiyorlar.


Yaratılanlar, yaratılışlarında bir Yaratana muhtaç oldukları gibi (tesadüfen meydana gelmedikleri gibi) varlıklarının devamında da ona ihtiyaçları vardır.
Yaratılışın hedefini bulmak için; beni kim yarattı (nerden geldim), neden yaratıldım (nerdeyim), niçin yaratıldım ve nereye gideceğim? sorularının cevabını bulması gerekir.


Bu soruların cevabını en güzel, en doğru, en güvenilir ve en inandırıcı bir şekilde Yaratıcı’dan başka kim verebilir?


Bir arabayı imalatcısından, bir binayı ustasından/mimarından, bir bilgisayarı mühendisinden daha iyi kim bilebilir? Bunların nasıl yapıldığını, nasıl çalıștığını, sorunu olduğu zaman nasıl tamir edileceğini en iyi onu yapan, imal eden bilmez mi? Bunları yaratmayan düzelteyim derken daha da bozmaz mı?

Varlık alemini Allah’ın yarattığına inanılıyorsa öyleyse onları en iyi tanıyan ve ihtiyaçlarını bilen Allah değil midir?


Bütün bunlara rağmen Yaratıcı yarattıktan sonra bizi kendi başımıza bırakmıştır, dine, peygambere ihtiyaç yoktur denilebilir mi?


Bu inancın gündeme taşınmasıyla bir kaç sorunun cevabı ilmi, felsefi ve akli olarak verilmesi gerekir. Müslüman ailelerde çocuklarına dini bilgi verirken kalıplaşmış ezber cümleler öğretiyorlar. İlmî iman ve aklî imana sahip olunmadıkça şeytani akım hep yeni şüphe ve tereddütler ortaya çıkaracaktır.


Aileler çocukların şu konuları ilmî  ve aklî delillerle/kanıtlarla öğretmelidirler;


1-Vahye, dine ve peygambere ihtiyaç var mıdır?
2-Vahiy/din akıl ile çelişir mi?
3-İnsan hayatı dünya yaşantısından ibaret midir?
4-Neden Kıyamet gününe inanmak gerekir??
5-İnsan aklı herşeye yeterli midir?


Bu sorulara ilmî ve aklî cevap verebilen DEİZM’in ortaya attığı şüphelere rahatlıkla cevap verebilir.


Öyleyse Deistleri neden ikna edemiyoruz?


Deistlere verilen cevab iki şekildedir;

a)İmanî ve itikadî cevaplar,

b) İlmî ve felsefî cevaplar

Bizler genelde itikadi cevap verdiğimizden dolayı ikna edemiyoruz. Çünkü biz iman etmemiz gereken konulara taabbuden/tahkik etmeden/araştırmadan ve ilmî deliller sunmadan inanmışız. Onların da bizim gibi inanmalarını istiyoruz. Onları ikna etmek için imanî ve itikadî cevaplar sunuyoruz.


Halbuki yukarıdaki sorulara aklî, ilmî ve felsefî cevaplar sunarsak (inatçılar ve bağnazlar hariç) aklını kullanan herkes hakkı görecektir.


Konuyla ilgili kilit konular; birincisi, Allah’ın “Halik“ ve “Rabb“ sıfatlarını tanımaktır, ikincisi “ilmî iman“ ve “aklî imanı“ beyan etmektir.


Sabahattin Türkyılmaz

YORUMLAR

TASPINARMK 3 ay önce
Asil onemli olan konu, Dinin tanımın yapılışı sekli ve Dinin hayatımızdaki yeri. Bizler dini çok ucube bir şey olarak görüyoruz, çünkü bize böyle gösteriliyor özelikle din kisvesi altında, din eşittir mitoloji yani hikaye gib bir şey oluyor. Bu sağlamaları ise kendi ideolojileri doğrultusunda okullarda, Tv lerde bilinçli bir eğtim programı ve dine monte edilen bir sur " dine karşı din" ile dini hafife almak, ucube yapmak. Bu ise insanlardaki inançı zayıflatı, basitleştirdi. çünkü din irreel hale sokuldu kısaca din sulandırıldı. Deizim ile asil Hedefleri Allah'a olan inançı yok etmek. Allah'a bir sekil verme, Allahın gücüne sınır koyma, yani rakamsal bir hale sokma, Tevhide karşı olmadır. Allaha inanmak ile, doga üstü güçe inanmak arasında fark vardır. Burda (Deizim) verilmek isten Allah yoktur fakat hersey "doga üstü fiziksel bir güç tarafından gerçekleşmiştir" denilemsidir. Bu Allah'a karşı olmaktır. O zaman Din anlayışıda ortadan kalmakta, Peygamberlere inanma, Ahirete inanma diye bir şey olmuyacaktır. Bu ise yürütülen şeytani bir programın uygulanmasıdır. Bizler Nasıl Allah'a inanıyoruz ? Hangi Allaha inanıyoruz? Aslında bizlerin genelde eksiği ve yanlış inandığı şey TEVHIDIN kedisidir. Ne yazık ki bizlerin Tevhid inançımızı yanlış temeler uzerine oturduğumuz içindirki bizler inançımız konusunda inanma sıkıntıları yaşıyoruz. Bizler TEVHID ile TEHVIDI karıştırıyoruz. ilgili yazılar altaki gibidir. https://www.rasthaber.com/tr/haber/yazar-haberleri/tevhid-monoteist-dini-ve-tehvid-putperest-dinler-59626 https://www.rasthaber.com/tr/haber/yazar-haberleri/din-nedir-dini-yasamak-nedir-59643 ; https://www.rasthaber.com/tr/haber/yazar-haberleri/hayatimizin-yonunu-kim-belirliyor-59633 https://www.rasthaber.com/tr/haber/yazar-haberleri/tevhid-monoteist-dini-ve-tehvid-putperest-dinler-59626 Tevhid'in getirdiği Din tek dindir. o ise Tüm peygamberlerin dinidir ki Allah inancın asil kaynağıdır o yok edildimi Allah'a olan inançta yok edilir. Hedef budur Deizimle.
TASPINARMK 3 ay önce
Allah kitabında Dezime hakkında genişçe yer vermiştir. Buna inanan Insanları bulundukları periyoda göre kendilerini farklı göstermiştir ama onların tek bir özeliği vardır. Allah'in onlar için dedikleri ise ; Allah’ın kullarından, dilediğine Kendi fazlından (peygamberliği) indirmesini 'kıskanarak ve hakka baş kaldırarak' Allah'ın indirdiklerini tanımamakla, nefislerini ne kötü şeye karşılık sattılar. Böylelikle gazab üstüne gazaba uğradılar. Kafirler için alçaltıcı bir azap vardır. (Bakara-90); Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın? (Furkan-43); Buna rağmen eğer sana cevap vermezlerse, bil ki onlar, yalnızca heveslerine uymaktadırlar. Allah’tan bir yol gösterici olmaksızın kendi hevesine uyandan daha sapık/ şaşkın [aşağı] kim olabilir? Kesinlikle Allah zalim kavme yol göstermez. (Kasas/50); Ey Davut! Gerçekten Biz seni yeryüzünde bir halife kıldık [yaptık]. O hâlde insanlar arasında hakk ile hüküm ver [hakk aracılığıyla zulüm ve kargaşayı engelleyip adaleti sağla]. Hevâya [keyfe, arzuya] uyma. O takdirde seni Allah'ın yolundan saptırır. Muhakkak Allah yolundan sapanlar; hesap gününü umursamadıklarından kendileri için çok şiddetli bir azap vardır. (Sad/26); Şimdi sen, kendi hevasını ilah edinen ve Allah'ın bir ilim üzere kendisini saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği ve gözü üstüne bir perde çektiği kimseyi gördün mü? Artık Allah'tan sonra ona kim hidayet verecektir? Siz yine de öğüt alıp-düşünmüyor musunuz? (casiye-23); Her kim Allah'a, meleklerine, elçilerine, Cibril'e ve Mikail'e düşman ise, artık şüphesiz Allah da kafirlerin düşmanıdır. » (Bakara-98); De ki: "Allah'a ve elçisine itaat edin." Eğer yüz çevirirlerse şüphesiz Allah, kafirleri sevmez. (Al imran-32); Öyleyse, Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden veya ayetlerini yalanlayanlardan daha zalim kimdir? (Araf-37); Kalplerinde hastalık olanların ise, iğrençliklerine iğrençlik (murdarlık) ekleyip-arttırmış ve onlar kafir kimseler olarak ölmüşlerdir. (Tevbe-125); İçlerinden kendilerine bir uyarıcının gelmesine şaştılar. Kafirler dedi ki: "Bu, yalan söyleyen bir büyücüdür. » (Sad-4); "Hayır, Benim ayetlerim sana gelmişti, fakat sen onları yalanladın, büyüklüğe kapıldın ve kafirlerden oldun. » (Zumre-59); Kim Allah'a ve Resûlü'ne iman etmezse, (bilsin ki) gerçekten Biz, kafirler için çılgınca yanan bir ateş hazırlamışızdır. (Fetih-13); Hayır, onlara kendilerinden bir uyarıcı gelmesine şaştılar da, o kafirler: "Bu şaşılacak bir şey" dediler. (Kahf-2); İnsan, kendisinin başı boş bırakılacağını mı sanır? (kiyamet-36); “Rahman Kur'ân'ı öğretti. İnsanı yarattı, ona konuşmayı öğretti." (Rahman, 55/1-4) "İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece ‘iman ettik’ demeleriyle bırakılacaklarını mı sandılar?" (Ankebut, 29/2) ve « Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, Kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile. »
Abdulkaim 3 ay önce
Müslümanlar ,siyasi çıkar ve iktidar düşkünü sağcı ve muhafazakar politikacılar islamı propoganda aracı olarak kullanmaya devam ettikçe toplumun genç kuşaklarında "deizm" benzeri eğilimler artacaktır. Müslüman gençler islamın açıklanmasına öncülük iddiasında bulunan çevrelerde özgür ve özgün düşüncelerini ifade edecek imkanlara sahip olmadıkları sürece seküler ve laisizme ilgileri artacaktır. İslami açıklamalar ve yorumlara öncülük eden çevreler(alimler)toplumsal gerçekliklerden uzak irrasyonel ve uhrevi sonuç ağırlıklı yöntemlerle yaşamın tümünü açıklamaya ısrar ettikleri sürece farklı kavramlar altında statükonun dışında eğilimler yaygınlaşacaktır. Bu eğilimleri azaltmanın ve gençlere aziz islamın değerlerini sevdirmenin bir yolu onların yaşamı alama ve yorumlama yaklaşımlarına ifade imkanı sağlamaktır. İslami kavramları uhrevi sonuçlarına göre açıklama yerine gençlerin ait oldukları maddi ve toplumsal koşullara etkisi yönünden açıklamaya öncelik vermek daha yararlı olacaktır. Salatın,takvanın uhrevi neticeleri değil dünyadaki bireysel ve sosyal hayata etkisi daha önemli bir konu başlığıdır. Bu nedenle biraz dini retoriğin etkisinden uzaklaşarak akli ve felsefi açıklamalara yönelmenin daha doğru bir tercih olacağını düşünüyorum...

REKLAM