Değişen ne?

GİRİŞ: 03.11.2020 08:51      GÜNCELLEME: 03.11.2020 08:51
Rasthaber -  43 yıllık gazetecilik yaşamımda onlarca depremi yaşadım ya da tanık oldum.

Kuşkusuz en kötüsü 1999 depremiydi.

17 Ağustos sabahı saat yedi civarında Gölcük’e gitmiş sonra da bölgenin tümünü dolaşmıştım.

İki hafta süreyle dayanılması ve unutulması güç çok acılı görüntü ve anlara tanıklık etmiştim.

Peki ne oldu?

O sıralar televizyon televizyon dolaşan hocalarımız ve bilim insanlarımız hepimizi deprem uzmanı yapacak kadar bizlere tüm gerçekleri anlatmıştı.

İstanbul ve çevresi başta olmak üzere Türkiye’de olası deprem risklerini.

Hepsinin tekrarladığı temel vurgu:

“Önce devlet sonra da bireyler önlem alsın”.

Aldılar mı?

Yanıtını biliyorsunuz!.

Bu ülkede binaların neredeyse yüzde yetmişi depreme dayanaklı olarak yapılmamış ama bildik imar aflarıyla yasallık kazanmış ve kağıt üzerinde “depreme dayanıklı hale” getirilmiş.

“Japonya’da olduğu kadar”!

Oy uğruna canı sıkıldıkça her konuda af ya da yeni deyimiyle “yeniden yapılandırma” kararları alan iktidardan başka türlüsü beklenemez.

İktidar böyle olunca toplum da her şeye alıştırıldı.

Bazıları bilinçli ama çoğunluk çaresizlikten “kadercilik” modunda.

Korona olayında olduğu gibi.

Günde ortalama 70 kişi yaşamını yitiriyor, hastalık hızla yayılıyor ama devlet ve toplum çok rahat!

Maskeyi “spor olsun” diye takanlar çoğunlukta.

Çoğunluk aynı maskeyi belki de günlerce kullanıyor.

Maşallah nazar değmez inşallah.

Deprem uzmanları gibi korona hocalarımız da her şeyi anlatıyor ama dinleyen yok.

Toplum her şeye alıştı ve alıştırıldı.

Sosyal ve psikolojik bir taktik ya da strateji.

AKP bu konuda çok başarılı.

18 yıllık iktidarı boyunca ve özellikle Arap Baharı’ndan sonra AKP toplumu her şeye alıştırdı.

Toplum da maşallah bu işe çoktan hazır.

Muhalefet de sağolsun.

Merak etmeyin diğerlerinde olduğu gibi İzmir depremi de yakında unutulur.

Hocalarımız 2-3 ay içinde Ege bölgesinde ciddi deprem bekliyor ama “devlet baba”nın umurunda olduğunu sanmıyorum.

İstanbul ve başka illerde deprem toplanma alanlarının bazıları satılmış ve üzerinde inşaat bile yapılmıştı.

İktidarın kendi söylemiyle “Suriyeli mültecilere 50 milyar dolar harcayan” Türkiye muhalefetin söylemiyle depremzedelere gelince kuruş koklatmıyor.

Yine muhalefetin söylemiyle on binlerce Suriyeli ve Libyalı militana maaş veren ve tüm enerjisini dışardaki kavgalara harcayan AKP’nin olası depremleri düşünecek takatı kalmıyor.

Nasıl olsa toplum her şeye alışıyor ya da alıştırılıyor.

Acılara da!

Peki nereye kadar?

Kısmet!

Ben deprem uzmanı olsaydım tüm meslektaşlarımı her türlü düşünce ve yaklaşım farklılıklarını bir yana bırakarak hemen toplanmalarını ve ortak bir söylemle topluma tüm gerçekleri anlatmalarını ister ve sağlardım.

Bir günde.

Bildik “çalıştaylar”ın tartışmalarına dalmadan.

Bu konuda bilinmeyen artık hiçbir konu yok.

Ana ben deprem uzmanı değil dış politika merakı olan bir gazeteciyim.

Özellikle Arap Baharı’ndan sonra ama 43 yıllık gazetecilik yaşamımda gerçekleri anlatmaya ve uyarılarda bulunmaya uğraşıyorum.

Ama yüzde yüz gerçek bilgilere dayanarak.

Deprem uzmanı hocalarımızın yaptığı gibi.

Deprem konusunda olduğu gibi dışarda olup bitenleri de insanlar bilmelidir.

Hamaset ve dozu yüksek söylemlerle bir yere varılmaz.

Her depremden sonra herkesin tekrarladığı klişe cümlelerle bir sonraki deprem önlenmiyor.

Depremi yaşayanların, yakınlarını kaybeden ailelerin ve yaralananların acıları ise son bulmuyor.

“İzmir depreminden ders alalım” diyeceğim ama biliyorum işe yaramaz.

Devlet-i Aliye’nin çok daha önemli işleri var.

“Suriye’de, Libya’da, Irak’da, Ortadoğu’da, Kafkaslar’da, Balkanlar’da ve Osmanlı’nın ayağının bastığı her yerde”.

Dünya lideri olmak kolay değil.

Deprem dediğiniz hikayeler çok kolay işler!

korkusuz

YORUMLAR

REKLAM