Covid 19 ile Macron’un ortak noktası

GİRİŞ: 16.09.2020 16:32      GÜNCELLEME: 16.09.2020 16:32
Rasthaber -  Doğu Akdeniz’de 'Mavi Vatan'ımıza saldırılar artıyor.

Adeta Yunanistan’ın 1919’daki vatanımıza saldırısı gibi, bu da emperyalizmin iteklemesiyle yapılıyor.

Yunanistan Fransa ve onun arkasındaki Atlantik güçlerinin emriyle sürekli tahrik peşinde.

Türkiye’ye ait Karaada’ya Yunan Cumhurbaşkanı ziyareti girişimi skandalından sonra şimdi de Batı Trakya’da Amerikan destekli tatbikat çıktı.

Bu saldırıları bir de Erdoğan’ın şahsına gibi gösteriyorlar.

Gerçi Cumhurbaşkanı da bunu “şahsım ile Macron arasında” gibi lanse ediyor ama bunlar iç politik lisanlar.

İşin aslında jeopolitik olarak Türkiye, ikinci bir Sevr tehdidiyle karşı karşıya.

Türkiye artık tescilli bir Avrasya gücü olarak Akdeniz’den kovulmak isteniyor.

Stratejist Amiral Cem Gürdeniz, bu gelişmeleri bize en doğru şekilde aktarıyor ve adeta bir deniz feneri görevi ifa ediyor.

Onun şu saptaması çok önemli: “Macron küreselcilerin adamı olarak ve onların adına bu politikaları yürütüyor”.

Herkes Fransa’nın Chirac sonrası tam bir Amerikan güdümü içine girdiğini biliyor.

“Faşist liberal” Sarkozy ile başlayan süreç, “Sosyalist” Hollande ile devam etti ve Goldman Sachs’ın adamı “Yeni Napolyon” Macron ile sürüyor bu.

Aslında Macron tam olarak Amerika’nın da adamı değil.

Batılı sömürgeci gelenekten gelen küresel sermaye veya geçen yazımda ismini koyduğum “Plutokrasi”nin uşağı o.

Afrika’da artan Çin, Rus ve Türk jeopolitiğine karşı etkin sömürgeci olarak sahaya sürülürken, son Lübnan ve Irak ziyaretleriyle Ortadoğu’da da ABD’nin yanına veya yerine gelmek istiyor.

CIA AJANI SARKOZY

Buna döneceğim ama işe Sarkozy’den başlamakta yarar var.

ABD’nin 2003’teki Irak işgaline karşı açıktan cephe alan Franca Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ve Alman Şansölye Schroeder, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile üçlü bir mekanizma kurmuşlardı.

Fransa Dışişleri Bakanı Dominique De Villepin de bu oluşumda önemli rol oynayan Avrasyacı bir isimdi.

Bu Avrasya üçlüsü Soçi’de sık sık buluşup ABD’nin BOP projelerine ve Atlantik hesaplarına karşı dayanışma gösteriyorlardı.

Önce Schroder’in defteri dürüldü. Yerine Amerikancı Hristiyan Demokrat Angela Merkel getirildi.

Ardından Chirac oyundan alındı ve yabancı düşmanlığı ve Amerikan uşaklığı ile ünlü Sarkozy, Elize Sarayı’na geldi oturdu.

Fransız gazeteci Thierry Meyssan, “Gözlerimizin Önünde” isimli kitabında Sarkozy’yi detaylıca anlatıyor:

“Nicolas Sakozy, Mayıs 2007’de, programı nedeniyle değil ama niyetinden dolayı Fransız Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı seçilir. Fransızlar onu uyuyan ve felç olmuş bir ülkeyi yeniden canlandırabilecek kişi olarak görmektedirler. Ancak Sarkozy’nin ergenliğinde babasının üçüncü eşi tarafından New York’ta yetiştirildiğinden habersizdirler. Oysa Christine de Ganay, CIA/NATO’nun gizli teşkilatı Gladio’nun kurucusunun oğlu Frank Wisner Jr. ile yeniden evlenmişti. Sarkozy bu bağlantı aracılığıyla, o dönemden itibaren Fransız Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı olması için Washington tarafından evlat edinildi.

Gerçekçi bir çıkarcıya dönüşmeden önce, 2003’te cesur bir de Gaulle’cü olarak kendini gösteren Jacques Chirac’tan farklı olarak, Nicolas Sarkozy, Washington için bir ajandan ibarettir. Göreve gelir gelmez ABD projelerine ortak edilir.

LİBYA VE SURİYE İŞGALLERİNİN HAZIRLANMASI

Daha henüz Senato tarafından onaylanmadan önce, geleceğin Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, BOP yani ‘Büyük Ortadoğu Projesi’nde çifte askeri harekat yürütmek üzere Londra ve Paris’le temasa geçer. Washington, Irak fiyaskosundan sonra bu tür maceralarda kendi birliklerini kullanmanın imkansız olduğunu düşünmektedir. ABD’nin bakış açısıyla, bölgeye yeniden şekil vermenin yani sınırları 1916’da İngiliz, Fransız ve Rus İmparatorlukları (Üçlü İtilaf) tarafından belirlenen devletlerin sınırlarının yeniden çizilmesi ve ABD çıkarlarına hizmet eden çizgilerin dayatılmasının zamanı gelmiştir. Bu anlaşma İngiliz ve Fransız temsilcileri Sykes ve Picot’nun (Büyükelçi Sazonov’un adı Rus Devrimi nedeniyle unutulmuştur) adıyla anılır. Peki, bölgeyi yeni sömürge haline getirmelerine izin verileceği sözü olmaksızın, Londra ve Paris miraslarını yemeğe nasıl ikna edilebilirdi? “Geriden Yönetme” (Leading from behind) Doktrini bu şekilde ortaya çıkmıştır. Bu strateji, 2009 yılında, Fransız muhalefetinin yeni bir sömürgeci tasarıyı destekleyip desteklemeyeceğini öğrenmek üzere İngiliz ve ABD’lilerin kendisiyle temas kurduğunu televizyonda açıklayan, Mitterrand’ın eski Dışişleri Bakanı Roland Dumas tarafından doğrulanmıştır.

Kasım 2010’da, yani sözde « Arap Baharı »nın başlangıcından önce, David Cameron ve Nicolas Sarkozy Londra’da Lancaster House Anlaşmalarını [1] imzalarlar. Resmi olarak, nükleer de dahil ölçek ekonomileri gerçekleştirecek şekilde bazı savunma unsurlarının ortaklaştırılması söz konusudur. Her ne kadar iki ülkenin çıkarlarının farklı oluşu dikkate alındığında saçma bir düşünce gibi görünse de, kamuoyu ne dolaplar çevrildiğini anlamaz. Anlaşmalardan biri her iki milletin “İzdüşümü güçlerini” (sömürgeci güçleri olarak anlayınız) birleştirmektedir.

Bu anlaşmaların eklerinden birinde Fransız-İngiliz sefer gücünün, 21 ila 25 Mart 2011 tarihleri arasında « Southern Mistral » adı altında, iki ülke tarihinin en büyük ortak askeri tatbikatının gerçekleştirileceği vurgulanır. Savunma Bakanlığının internet sitesinde, bu savaş oyununun senaryosunun, çok uzak mesafeden yapılacak bir bombardımanla “Akdeniz’deki iki diktatörlük” tarafından tehdit edilen halkların yardımına koşulması olacağının altı çiziliyordu.

US AfriCom ve US CentCom’un –ABD güçlerinin bölgesel komutanlıkları-, Fransa ve Birleşik Krallığın aynı zamanda hem Libya, hem de Suriye’ye saldırması için seçtiği tarih de tam olarak 21 Mart’tır [2]. Ne güzel rastlantıdır ki, Fransız-İngiliz güçleri göreve hazırdır. Tabii işler hiçbir zaman öngörüldüğü gibi gerçekleşmediğinden, Suriye’ye karşı savaş biraz daha sonraya ertelenir ve ilk darbeyi vurmak isteyen Nicolas Sarkozy, “Harmattan” (Southern Mistral’in Fransızca çevirisi) harekatıyla ordusuna 19 Mart’tan itibaren Libya’yı tek başına vurma emrini verir.”

Thierry Meyssan’ın kitabı okunmalı ve bugünkü tablo net olarak anlaşılmalı.

Sarkozy’nin üvey babası ABD Büyükelçisi Frank Wisner jr., CIA ve NATO’nun derin devlet örgütü Gladio’nun kurucusudur.

Meyssan’dan devam edelim:

“İkinci Dünya Savaşı'nın sonunda, Birleşik Devletler gizli servisleri, Amerikan limanlarının güvenliğini kontrol etmek ve Sicilya'daki gemiden inişlerini hazırlamak için İtalya-ABD vaftiz babası Lucky Luciano'ya güvendi. Luciano'nun - o sırada New York'ta lüks bir hapishanede tutulan - ABD istihbarat servisleriyle temel temasları, özellikle, "vaftiz babası" özgürlüğüne kavuştuğunda ve İtalya'da sürgüne gitmeyi seçtiğinde, Frank Wisner, Sr.'dan geçti. Korsikalı "Büyükelçi", Étienne Léandri.

1958'de, FLN'nin Cezayir'de Kuzey Afrika'da Sovyet nüfuzunun yolunu açabilecek olası bir zaferinden endişe duyan ABD, Fransa'da askeri bir darbeyi kışkırtmaya karar verdi. Operasyon, teorik olarak Frank Wisner, Sr. tarafından yönetilen CAI'nın Planlama Yönergesi ve NATO tarafından ortaklaşa düzenlendi. Ancak Wisner o zamana kadar çoktan bunak olmuştu ve darbeyi yöneten halefi Allan Dulles'tı. Cezayir'in dışında, Fransız generaller Parisli sivil yetkililere güç kullanmak zorunda kalmadan General de Gaulle'e tam yetkiler vermeleri için baskı yapan bir Kamu Kurtuluş Komitesi kurdular.

Yine de Charles de Gaulle, Anglosaksonların manipüle edebileceklerine inandıkları piyon değildi. İlk aşamada, denizaşırı bölgelere Fransız Birliği içinde geniş bir özerklik vererek sömürgeci çelişkiyle başa çıkmaya çalıştı. Ama Fransız imparatorluğunu kurtarmak için artık çok geçti; sömürgeleştirilen insanlar artık Metropolitan Fransa'nın vaatlerine inanmıyorlardı ve bağımsızlıklarını talep ediyorlardı. Bağımsızlık için savaşanlara karşı muzaffer ama şiddetli bir baskıdan sonra, de Gaulle gerçeklerle yüzleşmeye karar verdi ve nadir görülen bir siyasi bilgelik gösterisi ile her koloniye bağımsızlık verdi.

Bu dönüş, onu iktidara getirenlerin çoğu tarafından bir ihanet olarak algılandı. CIA ve NATO, onu ortadan kaldırmak için her türlü planı destekledi; bunların arasında kaçırılan bir darbe ve onu öldürmek için 40 kadar girişim vardı. Ancak, bazı takipçileri onun siyasi evrimini onayladı. Charles Pasqua civarında, onu korumak için bir milis olan SAC'yi (Sivil eylem hizmetleri) kurdular.

Pasqua hem bir Korsikalı hayduttu hem de eski bir direnişçiydi. Yasak sırasında servet kazanan Kanadalı bir kaçakçının kızıyla evlendi ve yasak bir alkol olan absinthe'yi ticarileştirdikten sonra meyankökü (anason) bazlı başka bir alkolün satışına dönüştürerek saygınlık kazanan Ricard firmasını yönetti. Bununla birlikte şirket, Genovese'nin (ve) Lucky Luciano'nun New York İtalyan Amerikan ailesine bağlı her türlü trafiğe kapak olarak hizmet etmeye devam etti. Bu nedenle Pasqua'nın, Étienne Léandri'yi (Luciano Büyükelçisi) Gaullist milisleri oluşturan elleri işe almaya çağırması şaşırtıcı değildir. Üçüncü bir adam, de Gaulle'ün eski koruma görevlisi, yine bir Korsikalı olan Achille Peretti'nin oluşumunda önemli bir rol oynadı.

Böylece korunan de Gaulle, cesur bir ulusal bağımsızlık politikası tasarlar. Atlantik kampına ait olduğunu iddia etse de, Anglo-Sakson liderliğini sorguluyor. Birleşik Krallık'ın Avrupa ortak pazarına girmesine karşı çıkıyor (1961 ve 1967); Kongo'ya BM kasklarının konuşlandırılmasını reddediyor (1961); Latin Amerika devletlerini ABD emperyalizminden kurtulmaya teşvik eder (Meksika konuşması, 1964); NATO’yu Fransa’dan attı ve Atlantik İttifakının entegre komutanlığından çekildi (1966); Altı Gün Savaşı sırasında (1967) İsrail yayılmacılığını kınadı.

Aynı anda tüm cephelerde Anglo-Saksonlara karşı koyamayacağının bilincinde olan De Gaulle, Rothschild ailesiyle ittifak kurdu ve Başbakan olarak bankanın fondé de pouvoir'i olan Georges Pompidou'yu seçti. İki adam verimli bir ikili oluşturuyordu, ilkinin politik cüreti, ikincisinin ekonomik gerçekçiliğini asla gözden kaçırmıyordu.

Artık ana karakterimiz Nicolas Sarkozy'ye dönebiliriz. 1955'te doğdu, Kızıl Ordu'dan kaçtıktan sonra Fransa'ya sığınan Macar Katolik asilzade Nagy-Boscalı Pal Sarkösy ile Selanik'ten Yahudi bir halkçı olan Andrée Mallah'ın oğlu. Üç çocuk sahibi olduktan sonra (Guillaume, Nicolas ve François) çift boşandı. Nagy-Bocsa'dan Pal Sarkösy, iki çocuğu olduğu (Pierre Olivier ve Caroline) aristokrat Christine de Ganay ile yeniden evlendi. Nicolas, yalnızca kendi ailesi tarafından yetiştirilmeyecek, ancak bu yeniden oluşturulmuş aile içinde ileri geri gidecek.

Annesi, De Gaulle'ün koruması Achille Peretti'nin sekreteri oldu. İkincisi, SAC'ı kurduktan sonra parlak bir siyasi kariyer peşinde koştu. Başkentin en zengin yerleşim bölgesi olan Neuilly sur Seine'in Milletvekili ve Belediye Başkanı ve daha sonra Ulusal Meclis Başkanı seçildi.


Ne yazık ki, 1972'de Achille Peretti ağır suçlamalara maruz kalır. Amerika Birleşik Devletleri'nde, Time Magazine, Avrupa ile Amerika arasındaki uyuşturucu ticaretinin büyük bir bölümünü kontrol eden gizli bir suç örgütü olan "Korsika Birliği" nin, Hollywood'un geniş ekranda popülerleştirdiği ünlü "Fransız bağlantısı" nın varlığını ortaya koyuyor. Time, parlamento seçmelerine ve kendi soruşturmalarına dayanarak, birkaç yıl önce Kanada'da tutuklanan ve Charles Pasqua'nın içki derneği Ricard'daki ticari temsilcisinden başkası olmayan bir mafya patronu Jean Venturi'nin adını verdi. "Korsika Birliği" tarafından yönetilen birkaç ailenin isimleri, aralarında Peretti'nin isimleri de var. Achille reddediyor, ancak Ulusal Meclis başkanlığından vazgeçmek zorunda kalıyordu.

1977'de Pal Sarkösy, ikinci eşi Christine de Ganay'dan ayrılır. Ganay Amerika'ya yerleşir ve evlenir. Yeni kocası, Büyükelçi Frank Wisner Jr.'dan başkası değildir. Junior'ın CIA'deki sorumlulukları bilinmemektedir, ancak önemli bir rol oynadığı açıktır.  Nicolas, Dışişleri Bakanlığı'nın eğitim programlarından "yararlandığı" Amerika Birleşik Devletleri'ne bağlanır. 1990’ların başında Washington'da Frank Wisner Jr., Savunma Bakanlığı Siyasi Planlama bölümünün başkanı olarak Paul Wolfowitz'in halefi oldu. O sırada kimse Fransız hükümetinin sözcüsü Nicolas Sarkozy ile olan bağlarını fark etmedi.

Irak krizinden çok önce, Frank Wisner Jr. ve CIA'daki meslektaşları, Gaullist akımın yok edilmesini ve Nicolas Sarkozy'nin iktidara gelmesini planlıyor. Üç aşamalı hareket ediyorlar: Birincisi, Gaullist partinin liderliğinin ortadan kaldırılması ve parti aygıtının devralınması, ardından ana sağcı rakibinin ortadan kaldırılması ve Gaullist parti için başkanlık seçimine adaylığın güvence altına alınması. Son olarak, Nicolas'ın başkanlık seçimlerini kazanmasını sağlamak için soldaki herhangi bir ciddi rakibin elenmesi. Chirac ile ilgili skandallar patlayınca Sarkozy Gaullist parti başkanı ve İçişleri Bakanı olur. İçişleri Bakanı iken Korsika mafyası ile iş çeviren Sarkozy, Villepin gibi siyasi rakiplerini de elimine etti. En büyük destekçileri CIA, MI6 ve MOSSAD idi.

Seçimlerde tek rakibi Dominique Strauss Kahn da IMF başkanı yapılarak tasfiye edildi.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunun akşamı, sandık kurumlarının olası zaferini açıkladığı akşam, Nicolas Sarkozy, genel seçim bölgelerinden millete kısa bir konuşma yaptı. Sonra, tüm geleneklerin aksine, partisinin militanlarıyla kutlama yapmadı, Fouquet'lere gitti. Eskiden "Korsika Mafyası"nın buluşma yeri olan Champs-Élysées'deki ünlü birahane, bugün kumarhane patronu Dominique Desseigne'nin mülküdür. Arkadaşları ve ana kampanya bağışçılarını kabul etmesi için seçilmiş başkana ödünç verildi. Mekan, Fransa'nın en zengin adamları kumarhane patronlarıyla dolup taşıyordu.”

Uzattım biraz ama olayın karmaşıklığını basitleştirerek anlatmak için bu şarttı.

Burada mafya, CIA ve Rotshchild yani küresel sermaye iç içe geçiyor. Biz bu küresel oligarşik yapıyı Plütokrasi olarak niteliyoruz.

Mesela Sarkozy’nin en güvendiği 4 adamdan biri Elysee Genel sekreter yardımcısı François Perol, Rotschild and Co. Firması Yöneticisiydi.

Karedeki diğer bir isim Alain Bauer ise gölgelerin adamıydı. Gizli servislerden sorumluydu. Fransız Büyük Şarkının eski Büyük Ustası (Fransa'daki en önemli Mason örgütü) ve Avrupa'daki Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Güvenlik Ajansı'nın eski 2 numarası idi.

Sarkozy’nin özel hayatı bile planlanmıştı.

İletişim danışmanlarından biri olan Jacques Seguela (aynı zamanda Batı Avrupa ve Latin Amerika'daki çeşitli CIA operasyonlarından sorumlu NED'de siyasi iletişim danışmanı) yeni "halk hikayeleri" ile halkın dikkatini dağıtmayı öneriyor. Sarkozy’nin, ikinci eşi Cecilia ile boşanmanın duyurusu Libération tarafından duyuruldu, yani arkadaşı Edouard de Rothschild'in sahibi olduğu ve genel grev gününde göstericilerin sloganlarını örtmek için bu haberin yazıldığı gazete. Bunun ardından Seguela, cumhurbaşkanı ile eski top model Carla Bruni arasında bir toplantı düzenledi. Birkaç gün sonra, Bruni’nin cumhurbaşkanıyla olan ilişkisi resmileşti ve medya popülaritesi siyasi eleştiriyi bir kez daha örtbas etti. Birkaç hafta sonra Nicolas'ın üçüncü evliliği gerçekleşti. Bir ellilik Sarkozy, bu kez nikah şahidi olarak, Rothschilds'ın bankasında müdür yardımcısı olan, Edouard Balladur'un eski özel kalem müdürü Nicolas Bazire'yi seçti.

Sarkozy’den bugüne değişen pek bir şey olmadı.

II. Dünya Savaşı’nda Alman, ardından da kurtarıcısı Amerikalıların işgaline uğrayan Fransa’da, DeGaulle, Mitterand ve Chirac dışında Atlantikçi olmayan bir lider görülmedi.

Sosyalist görünümlü ancak Atlantikçi Hollande sonrasında, onun danışmanı olan Macron Rothschild kontenjanından Ellyse’ye oturdu.

Bakın 9 Mayıs 2017’de onun hakkında Aydınlık’ta ne yazmışım:

25 yaş büyük öğretmeniyle kırıştırıp, daha sonra evlenen, hakkında bir gazeteciyle eşcinsel ilişki iddiaları bulunan Emmanuel Macron, Fransız siyasetine aynı Kemal Derviş gibi ekonomi bakanlığından giriş yaptı. 

Tıpkı Derviş gibi onun da ismi ta Atlantik ötesinden, Amerikan uşağı Cumhurbaşkanı Hollande’e fısıldandı.  Fransa bir gelenek olarak metresliğe yatkın bir ülke. Erkeklerin birer metresi olması normal karşılanıyor. Aslına bakacak olursanız, bir ülke olarak da Fransa, bugün Macron ile artık resmen ABD’nin metresi olmuştur. 2 Dünya Savaşı’nda Nazilerin altında kalan bu ülkenin burjuvazisi, kurtarıcı olarak gördüğü ABD’ye, hem işkembeden, hem de gönülden bağlıdır. O yüzden işte Macron’a “Amerikancı” değil de, “Merkezci” deniyor. Bakın İngiliz İstihbarat Teşkilatı MI5’in eski ajanlarından Anne Machon, Macron hakkında neler söylüyor. 

MACRON MÜESSES NİZAMIN ÖZÜDÜR’

Russia Today’e konuşan Machon, Macron için; “Very Essence of Establishment” tanımlamasını yapıyor. Türkçeleştirirsek, “Müesses Nizam’ın ta kendisidir, özüdür” diyor. Macron’un Fransa’nın AB içinde kalması ve batılı finans kapitalin vahşi küreselleşme modeline sadık olması için sadece 1 yılda “ortaya çıkarıldığını” savunan eski İngiliz istihbaratçı, 1977 doğumlu eski bankacının Obama, AB ve bankerlerin desteğini aldığını söylüyor. Avrupa ve Türkiye’de büyük medya gücünü de konuşturan uluslararası bankerler Macron’u cilalayıp parlattı.  Avrupa ve Türkiye’de büyük medya gücünü de konuşturan uluslararası bankerler Macron’u cilalayıp parlattı.  Macron da zaten aynı Kemal Derviş gibi oradan geliyor.  Kemal Derviş’in Cem Boynerd ile liberal siyaset macerası hüsranla bitmişti, fakat 2001 krizinde memur olarak atamayla gelmişti. Macron ise Cumhurbaşkanı Hollande tarafından Goldman Sachs’tan ekonomi bakanı olarak transfer edildi. Yatırım Bankacısı Goldman Sachs, 2008 ABD yapısal ekonomik krizini hiç yara almadan atlattığı gibi ABD yönetimine bakanlar vermiş bir kuruluş. 2008’de ABD Hazine Bakanı olan Henry Paulson, Goldman Sachs’ın eski CEO’su ve hatta ortağı idi. Dev banka Lehman Brothers batarken, Paulson’un eski bankası Goldman Sachs krizden güçlenerek çıkmıştı.  Paulson’un, 2009’da en kritik ekonomi kararlarını alırken Goldman Sachs CEO’su Lloyd Blankfein ile 6 günde 24 kez telefon görüşmesi yaptığı ortaya çıkmıştı. Macron ise Paulson kadar önemli biri değil, sadece memur olarak atandı. Fransa’nın seçim aritmetiği içinde tarihin en düşük katılımıyla yapılan (yüzde 74) bir seçimde, “ölümü (Le Pen’i) gösterip, sıtmaya (Macron’a) razı edildi” Fransız halkı. Kamu sektörünü yok etmeye azimli Macron’un neler yapacağını çok da merak etmiyorum. Macron’un dış politikadaki tavrı ise tipik bir Amerikan uşağı olan Hollande’ın çizgisinde olacaktır. Macron’un dış politikadaki tavrı ise tipik bir Amerikan uşağı olan Hollande’ın çizgisinde olacaktır.”

Davos’ta alınan Covid 19 pandemisi ve “Great Reset” (Büyük Sıfırlama)kararlarını en güzel özetleyen sözü, bizzat Davos’un yani Dünya Ekonomik Forumu’nun kurucusu ve direktörü Klauss Scwab söylemiş: “Meselemiz küreselleşme değil, asıl sorun küresel bir hükümetin olmamasıdır”

Şimdi Covid 19’un Çin işi olduğunu savunan yazar ve siyasetçilere şunu söylemek isterim. Eğer Covid 19 Çin işi olsaydı, biz bugün Doğu Akdeniz’de Amerika değil, Çin ile karşı karşıya gelirdik. Plütokrasinin temel hedefi, Çin ve Rusya gibi kendi kapsama alanına girmeyen, Türkiye ve İran gibi direnen ülkelerdir. Macron’un istemeden de olsa bize anlatmaya çalıştığı şey budur. CFR, Davos, Bilderberg, Trilateral Comission Pekin’de veya Moskova’da değil, Batılı başkentlerdedir. Suçluyu oralarda arayacağız. Kendimizi kandırmayı bırakalım. Uygurları Amerikan ağzıyla düşmanlıkla değil, dostlukla savunuruz. Öteki türlü Macronvari kuklalara, Sarkozy gibi ajanlara dönüşürüz.

veryansın

YORUMLAR

REKLAM