"Çoğunluk ve Çoğulculuk Üzerine"

GİRİŞ: 29.10.2019 18:20      GÜNCELLEME: 29.10.2019 18:20
Rasthaber -  Azınlığın ve Mazlumların Rabbinin adıyla;

Düşünce hem çok zordur hem de risk getirir. Düşünce zordur ama zorunludur. Rabbimiz ilahi vahyin bir taşıyıcısı olan Kur’an’da düşünceyi devamlı olarak ön plana çıkarmış düşünmenin zorunluluğunu buyurmuştur. Tarihten örnekler vererek düşünmeyen kavimlerin kötü sonuçlarını anlatmış, tarih boyunca insanların, toplumların ne de az düşündüklerini haber vermiştir.

Doğru, çevremize baktığımızda insanların düşünceden hem de derinlemesine düşünmekten ne kadar uzak, toplumun ve moda akımların etkisine ne çok kapıldıklarından, anlamlarını bilmedikleri sloganik düşünce ve duyguların peşine ne çok takıldıklarından dolu örnekler görürüz.

Düşünce sadece dini inanç alanında değil hayatın her alanında zorunlu olan bir eylemdir. Hangi işi yaparsanız yapın eğer düşünmeden yapıyorsanız başarı şansınız yoktur. Ha; alışkanlık haline gelmiş otomatikleşmiş bazı eylemler düşünülmeden yapılır, ama bunların bile başlangıcından yoluna konması, otomatik hale gelmesine kadar düşünce yatmaktadır.

Başta düşünülmüş ve alışkanlık edinilmesine karar verilmiş kesin doğru ve sonuç getirecek somut eylemler olarak kabul edilmiştir.

Teknik konu, meslek, iş üretimi, fabrikasyon standartlarda verimli sonuç alınsa da; düşüncesiz yapılan dolu alanda başarılı ve sağlıklı sonuç alabilmek mümkün değildir. Hele hele değer yargılarının ve dini inançların oluşum ve hükmetme alanlarında düşüncesizlik insanları saptırır.

 Zalimlere kul eder, onların yerine düşünülüp onların önüne atılmış zehirli sömürü oklarına kurban eder, etmektedir.

Dünyada emperyalizmin sözcülüğünü ve elçiliğini yapan onların dünya halklarını sömürmek için öne attıkları düşünce akımlarının sayısı çoktur. Bunlardan kimi din kisvesi giymiş kimi özgürlük kimi insan hakları kimi ise evrensel doğrular veya insanlığın ortak mirası, medeniyeti… gibi süslü yalanlardır.  Halbuki bunlar derinlemesine düşünüldüğünde ve gözlemlendiğinde, toplumlara ait düşünceler olmayıp sınırlı birkaç Siyonist sömürgeci aileden çıktığı görülecektir.

Örneğin “çoğulculuk” ve “çoğunluğun dediğinin olması”:

Çoğunluk ve çoğulculuk kelimesinin Arapçası cumhur, ya da cumhuriyet, Batı dillerinde ise  republic'tir. Her ikisi de çoğunluğun dediğinin olması, çoğunluğun görüşlerinin hakim olduğu bir yönetim sisteminin kurulması anlamında kullanılmaktadır.

Çoğulculuğa ait kavramların çıktığı dönem ve coğrafyalarda bunun zıttı olan azınlık veya bir ailenin hükmetmesi anlamında kraliyet yönetimleri hakimdi.

 Kendi yaratılmış ve aciz hallerini unutarak, halkın zaaflarıyla büyüyen ve kendilerini müstekbir gören bu tanrılık iddiasındaki zalimlerden bunalmıştı halklar.

Dünya yeni bir çıkış arıyordu. Böylesine gidişattan, başka zalimler yeni bir umut saldılar insanlığa. Bunalmış toplumlara ve yoksullara yeni vaatler ve kurtuluş sloganları fısıldadılar. “Artık sizin kanınızı emen krallar değil siz olacaksınız yönetimde. Sizin dedikleriniz olacak. Halkın çoğunluğu ne isterse onlar yönetimde olacak. Kendi kendinizi siz yöneteceksiniz…”

Derinlemesine düşünceden yoksun olan halk kitleleri yine kandılar. Saf halleriyle aldandılar bu boş vaatlere. Düşünmediler ki Allah’tan korkusu olmayan Allah’a kul olmayan, sahibi yaratıcısı ve her şeylerini borçlu oldukları Allah’ı tanımayan bu kan emiciler halkı mı tanıyacak! Onların mı haklarını verecekler! Onlarda vicdan ne gezer. Tek amaçları insanları sömürebilecekleri yeni siyasal soygun düzenleri icat etmektir!

Bunu göremediler ve takıldılar cumhuriyetçi demokratların peşine! Sandılar ki kendileri aralarından dürüst ve yoksul yöneticiler seçecekler, bu dürüst yoksul yöneticiler güçlü ve zenginler lehine değil halkın yararına kanunlar çıkaracak. Halkın ezilmesini engelleyecek gelir dağılımında adaleti getirecek zenginle fakir eşitlenecek, halkın birkaç ailece sömürülmesinin önüne geçilecek ve adil bir ekonomik düzen kurulacak!

Heyhat! Aradan on değil yüz yıllar geçti değişen yine bir şey olmuş değil yeryüzünde. Yine düşünceden yoksun çoğunluğu oluşturan halk kitleleri acımasız yaşam şartlarında ayakta durmaya çalışıyor, yine zalimce iş yerler inde gece gündüz çalıştırılıyor, kölelik yine çağdaş bir görünüme bürünmüş, sürüyor! Yine yoksul haklar yalın ayaklılar sağlıklı konutları olmayanlar, hatta hiç barınacak yeri olmayanlar dolu dünyada. Bunlar gece gündüz çalışıyor ama yine bir başını sokacakları bir ev bile almaya muvaffak olamıyorlar!

Kendilerine, sağlanan kredi ile bir ev vermek için 20 yıl çalışacaksın deniliyor! Ve bunun sonunda bile ev sahibi olabileceği meçhul. Yirmi yıl bir ev almak için taksit ödeyecek, taksit ödeyeceğim diye insanca bir yaşam süremeyecek, ömür boyu aç sefil yoksul kalacak, ama sonunda hala bir ev alabilmesi bile meçhul olacak!

Oysa bunları yöneten efendileri saraylarda zevkü sefa sürecek! Giderlerini hesaplamak için zihinler yorgun düşecek; kağıt kalemler yetmeyecek!

Hani halkın yönetimiydi? Hani çoğunluğun dediği olacaktı! Hani tek kişilik kraliyet sistemi yanlıştı! Hani halk yoksulluktan kurtulacaktı!

O halde derinlemesine düşünmeden sağlıklı bir siyasal düzen fikrine ulaşabilmek mümkün değildir. Güya adı Müslüman olanlar güya şefkati ve merhameti bol olan bir Allah inancı taşıyanlar, eğer inandıkları Allah’ın vahyine ve elçilerine kulak verselerdi, onların getirdiği ilahi buyruk ve kriterleri dinleyip bunlar üzerine düşünüp akletselerdi böyle kanmayacaklardı. Böyle yalancı ve üçkağıtçılara kanmayacaklardı. Süslü lafların peşine düşüp Allah elçilerini yalanlamayacaklar ve özgür, insan onuruna yakışır bir yaşam süreceklerdi.

Ne diyordu ilahi vahyin elçileri: (Kur’andan bazı ayetler:)

“………..Onların çoğu kâfirlerdir.” Nahl Suresi 83.

“………..insanların çoğu fâsıktırlar. (Allah’ın emrinden dışarı çıkarlar.)” Maide Suresi 49.

“………Onların çoğu müşrikler (idi).” Rum Suresi 42

“…………insanların çoğu inkârcılıktan geri durmuyor.” İsra Suresi 89

“………..insanlardan bir çok kimseler, âyetlerimizden (ibret verici mûcizelerimizden) gafildirler.” Yunus Suresi 92

“………..düzenbazlardır ki, şeytanlara kulak verirler ve çoğu yalan söylerler (şeytanların telkinatını kendi bilgilerine katarlar).” Şuara Suresi 223.

“Onların çoğu ancak zannın ardından gider…………” Yunus Suresi 36.

“………Fakat insanların çoğu nankörlükte direttiler.” Furkan Suresi 50.

“……….fakat insanların çoğu şükretmez.” Bakara Suresi 243.

“……….Zaten onların çoğu iman etmez.” Bakara Suresi 100.

“…….Fakat çoğunuz hakdan hoşlanmıyanlarsınız, (Kur’an’ı ve peygamberi inkâr edenlersiniz).” Zuhruf Suresi 78.

“Onların çoğu şirk koşmadan Allah’a iman etmezler (imanlarına az çok bir şirk karıştırırlar).” Yusuf 106.

“………insanların çoğu onu düşünüp kabul etmekten yüz çevirmiştir. Onlar işitmezler.” Fussilet Surei 4.

“……..Zaten çoklarının aklı da ermez.” Maide Suresi 103.

“Ey Muhammed, de ki: “Şüphesiz, Rabbim rızkı dilediğine bol verir ve (dilediğine) kısar. Fakat insanların çoğu bilmezler.” Sebe Suresi 36.

“Kıyamet günü mutlaka gelecektir, bunda hiç şüphe yoktur. Fakat insanların çoğu buna inanmazlar.” Mumin Suresi 59.

“……ölüleri diriltmek, Allah üzerine gerçekleşen bir vaaddir; fakat insanların çoğu bilmezler.” Nahl Suresi 38.

“…….De ki: Şüphesiz ki Allah, bir mucize indirmeye kâdirdir, fakat çokları bilmezler.” Enam Suresi 37.

“O halde (ey Rasûlüm), gerçek müslüman (muvahhid) olarak kendini dine doğrult, (başka şeye iltifat etme); Allah’ın dinine ki, insanları onun üzerine yaratmıştır (zira herkes, hak dini kabul edebilecek yaratılıştadır). Allah’ın yarattığı bu dini değiştirmeye kimsenin gücü yetmez. İşte dosdoğru din budur; fakat insanların çoğu, (hak dinin İslâm olduğunu) bilmezler.” Rum Suresi 30. (derlediği ayetler için “kuranhaktir.wordpress.com” sitesine teşekkürler.)

 

Kur’an adeta feryat ediyor, ilahi elçiler adeta her dönemde feryat ediyor, sakın çoğunluğun ardına düşmeyin; sakın çoğulcu olmayın; sakın çoğunlukçulukta kurtuluş var sanmayın. Onların çoğu doğru yoldan çıkmıştır; diye ama düşünceden ve olup bitenlerden ibret almayan nasiplenmeyen ve düşünmeyen kitleleri uyarmak mümkün olmuyor. Olmamış ve olacak gibi de değil.

Hala insanlar soyuldukları, zenginin daha zengin, fakirin daha fakir yapıldığı, haramların fuhşun ve haksızlığın devamlı teşvik edilip ödüllendirildiği, adalet taraftarlarının ve savunucularınsa cezalandırılıp susturulup zindanlara tıkıldığı bir düzeni savunuyor benimsiyorlar.

 

Bu durumda insanları yine düşünceye sevk edip, ahirette verecekleri hesaba karşı uyarmaktan başka bir yolumuz var mı?

 

İyi düşünceler efendim…

YORUMLAR

REKLAM

İLGİLİ BAŞLIKLAR

REKLAM