Çaresiz Olmak mı, Ya da Çaresizliğe Yol Edinmek mi?

GİRİŞ: 11.01.2020 12:15      GÜNCELLEME: 11.01.2020 12:15
Rasthaber -  BismillahiRahmanniRahim,

Hamd Alemlerin Rabbi Allah, salatu ve salam O’nun Resulu ve temiz Ehli beytine olsun.

ÇARESİZ OLMAK MI YADA ÇARESİZLİĞİ YOL EDİNMEK Mİ?

İnsanlar hayatları boyunca bir takım engeller ile karşılaşır ve bu engeleri aşmanın yolunu şöyle veya böyle arar, kendine bir yol tutmaya çalışır ki nefes aldığı müddetece hayatını devam ettirebilsin. Biz buna hayat mücadelesi yada yaşamak diyoruz. Herkes kendi yaşam şartlarına &  ortamın göre bir  yaşam tarzı tanımı var.

İnsanların yaşam tarzları, yaratılış yapıları, yetiştikleri çevre ve aldıkları eğtim ile iç içedir. Herkezin yaratılış yapıları farklıdır. Yaratılış yapısı; düşünme & hayal güçü, insanın hayatında oluşturacağı imkanlarını gerçekleşmesini tetikler.(Ana kart) Buna ek olarak Yetiştiği çevre ve aldığı etiğim, aklını kullanması ve hayal ettiklerini gerçekleştirmesini sağlar.(güncellemeler). Bu bağlamda İnsan iki tip yapılanmadan oluşur.

1-) Doğuştan var olan alt yapı ; « inné » doğal hal/ Huy.  (Ruhun varlığı)
2-) Yaşantısı boyunca geliştirdiği yapı ; « statü » saygınlık/ Makam. (Oluşan Maddeci çevre yapısı)

İnsanın Yaratılışta ki yapısı olan « düşünme ve hayal güçü » hayatındaki yapılanmada önemli rol görür. Çünkü insan aklını bu çerçeve dahilinde kullanır. Akıl, Düşünce & hayal güçü tarafından bir uygulama programı gibi işlev görür.

İnsan, yaratılış yapısı olarak Hür doğar. Hür irade Sonradan verilmiş bir değer değildir. Hür irade, insanın düşüncelerini oluşturarak ileriye dönük projeler ve hayallerini peşinde koşmasını sağlamaktadır. İnsan, hayallerini ve projelerini geliştirmek için sahip olduğu akılı Eğitimle geliştirerek (aile, toplumsal, akademik) günceller. Aynı zamanda İnsan, sosyal ve toplumsal yaşaması için Haya ve Edebe sahiptir. Bu insanların bir arada guruplar olarak beraber yaşamasını sağlamaktadır.

İnsan tanımı yaparsak, Hür irade sahibi & düşünebilen (doğal yapısı), Aklını (doğal yapısı) kullanarak gelişen ve sahip olduğu Haya & Edeb (doğal yapısı) ile sosyal bir yaratıktır. (Bu arada bir parantez açakrak sunu belirlemek isterim ki Yapay zeka Düşünemez & hayal edemez, hür iradesi yoktur ve kendi varlığının devamını sağlayamaz yani üreme, sevgi, hüzün ve ölüm nedir hissedemez Fakat tanımlar ki oda insanlar tarafından verilen bilgiler doğrultusunda, hür iradesiyle değil)

İnsanın doğal yapısı çevresiyle, eğitimiyle nasıl gelişmektedir ?

Varlık olarak tek yapı olan insan, iki farklı nüansa (cinsiyet) sahiptir. İnsanın gelişmesi, hayatındaki yetişme tarzı, bulunduğu sosyo-ekonomik ve jeografik çevresi ile bire bir orantılıdır. İnsana statü verecek yapı insanın yaşam tarzını belirlemektedir. Sırasıyla, Tarihi, Sosyolojisi, Jeolojik çevresi ve Biyolojik yapısı ile bire bir orantılı ve iç içedir. Insanın kapsayan bu yapıları insan değiştirebilme güçüne haizdir yada bu yapılanmaların kendiside farklı oluşturabilir. (Bu işlenecek farklı bir konudur) Kısaca insan kendi üzerindeki statüye hakimiyeti söz konusudur. O ise İnsanın yazımızın başında söylediğimi gibi Hür iradeye sahip olmasının en önemli göstergesidir. Fakat Hür iradesini kapsayan yada servis dışı bırakan çok önemli bir faktör olan Duygu/ Güç vardırki insan bu güçe isteyerek yada istemiyerek teslim olmaktadır. Bu gücün sınırsız bir imkanı vardır. O güç, tüm değerleri sıfırlayan bir güçtür. Biz buna AŞK diyoruz. Bu bizim hayatımıza değer ve anlam vermektedir. Yaşantımızı bir mücadele yada savaş meydanı ve korkulu bir yol olmaktan çıkarıp huzur, güven, sevgi alanına çevirmektedir. Çünkü artık sahip olunan AŞK, Bizler herşeyin en doruk noktasına çıkmaktadır

AŞK derken ne anlıyoruz ? Neyi tarif ediyoruz ? yada Neyi kastediyoruz ?

Aşk, sevgini kamile erdiği nokta yani tapınmak, bir bütün olmaktır, sınırsız ve asıl itibariyle kalıcıdır. Fakat bizlerin aşk’ı banlaştırmamız, hayvani duygulara indirmemiz, dünyanın o süslü materyaliste hayatına bağlanmamız için kullandığımız bir araç yapmamız, gerçek Aşkı tanımamıza engel teşkil etmektedir. Aşkı Mutlak insanın erişmesi ve tadına varması gereken Gerçek Aşktır. Fakat bu Aşk ise çok kolay sahiplenmeye müsait değildir. Aslında Aşkı Mutlak’ı içimizde olan o sonsuz güçün kendisidir. Fakat ne tuhaf ki sahiplenmemek için çaba harcıyoruz yani herşeyi tersini yapıyoruz !

Nasıl mı? Bizler, kendi elimizle kendimizi bencilliğimizle kurduğumuz zindana hapis ediyoruz tabi bu bizi çevreleyen diğer faktör ve doğal etkenler ile ; sabırsızlaştırıyoruz, aceleci oluyoruz, kibrileşiyoruz, mütekebbirleşiyoruz dolayısıyla hayatımızdan korkuyoruz, gururumuz yanlış yönlediriyoruz ve neticeden Ask’i mutlak olan doğal güçümüzü daha ufak ve ucuz şeylerele satıyoruz, hedefimizi değiştiriyoruz. Bu değiştirme arzusu kişlerin doğal yapılarına ve statülerine göre farklılıklar arz etmekte ve seviyelenmekte. Bu andan itibaren her türlü çelişkiler, gövde gösterileri, kıskançlık, ilahlık taslama ve mücadeleler başlamakta ve insanlar bir birini çekememekte ve bir birlerine düşman olmakta. hayat bir mücadele & savaş alanına dönmekte. Bunun sebebi, İnsan Kendi varoluş sebebini Dünya merkezli vede sınırlı görmesi, Yaşamının sadece dünya hayatından ibaret olduğunu sanması ve Ruh varlığını geldiği ve döneceği yeri unutup, gözüyle gördüğü ölümlü bedenini ilahlaştırmasından kaynaklanmakta. Bu, insanın mutlak aşka erişmesini engelemekte ve Mutlak Aşkın alt basamaklarına takılıp kalmasını sağlamaktadır. başka bir değişle kendi eli ile iç dünyasında yaptığı zindanlara kendisinin mahkum etmesidir.

Nedir o basamaklar ?

Her insanda var olan, insanin varlığıni koruması ve devamını sağlayan, insana yaşam güçü sağlayan katalizör görevi gören değerler ne yazik ki insanın hedefini şaşırmasıyla farklı işlevler görmektedir. (Katalizör bir aksiyonu hızlandıran fakat karışımın özünü etkilemeyen elementler. Hedef değil sadece araç)

Yukarıdada belirtiyimiz üzeri; Kibirlenmesi, Şehvetinine köle olması, Açgözlü & Bencil olması, Mütekebbir Hırsı, Şükür etmemesi, Öfkesine teslim olması, korkaklığı ve kıskançlığıdır. Insanın Aşkı Mutlaka ulaşması için, aşkın bu alt basamaklarının üzerine basarak geçmesi gerekir. Ne yazık ki Insan bu basamakları (katalizör) kendine nihayi amaç edinmekte ve aşk’i mutlak ile karıştırmaktadır. Fakat İnsan bu halleri aştığı an, bu hallerini emri ve ayağının altına aldığı an, Aşkı Mutlaka erişmektedir ki işte o an, İnsan boyut değiştirmekte, bir damla iken, okyanusa düşüp okyanusun kendisi olmaktadır.

Bu açıklamadan sonra kendimize şunu soralım; Acaba insan aciz bir varlıkımıdır ?

Şayet insan Aşkın alt basamaklarına takılıp kalırsa ve kendine bu basamakları nihayi bir hedef olarak belirlerse insan aciz bir varlıktır ve Hüsrana uğrayanların tayfasındandır. Yaratılışta sahip olduğu Hür iradesini yitirmektedir. Gerçek mandada İradeyi mutlak olan Hürriyetin kaybetmektedir. Insan Kamil olmanın tüm yollarını kapatmaktadır. Dolayısıyla Doyumusuz ve tatminsiz Madde vücudu mutsuz bir hal içinde ömürünü geçirmesi vede Hayvanlardanda daha alt seviyey inmesini sağlamaktadır.

İnsan Aşkı Mutlaka erişmesi ise ; Ölümün anlamını yitirdiği, yeniden doğmak olduğu,(kendi oz varlığına sahip olduğu)  arzu ve isteklerin sadece kendisinin ol demesi ile olduğu, güçünü sınırsız olduğu, kısacası dünyanın sadece o sonsuzuluk içinde bir noktadan ibaret olduğu, aslına dönüp Hakk al yakin olmanın hallidir. Madde vücut, Ruh ile senkronize olmuş ve Herşeyile kosmos aleminde gezinmesidir. 

Fakat ne yazık ki bu hali alabilecek bir güç bizlerde mevcud olmasına rağmen « Hür irademize » ve «düşüncelerimize» sahip çıkamamız, Bizleri nefsimizin arzularına köle etmektedir, o basamakları aşmamızı engelemekte hata dahada aşağı olan çukura (alçaklaştırmak)  indirmektedir ki o da insani yapımızdan çıkmaktır. Bu hal bizleri vahşi, cani ve canavar kılmaktadır.

İnsanın Dikkat etmediği yada umursamadığı nokta ; Kendi elimiz ile kurduğumuz o zindanlara kendimizi tusak etmektir. Netice olarak « Bizler yaratılış itibariyle çaresiz değiliz ama kendimize çaresizliği öz benliğimizi yitrerek bir yol/ yapı edindik. » Bunuda ne yazık ki tanımlarını yanlış yerlerde kullandığımız « Hürriyet & özgürlük & hükümdarlık » için Bencilligimiz & kibrimiz ile yapmaktayız.

Mustafa Kemal TAŞPINAR

4 Ocak 2020

 

YORUMLAR

EBU HUSEYIN 13 gün önce
MUTEKEBIR GEÇINEN INSAN KENDI DEGERINI ÇOK BASIT ARZULARI IÇIN KUÇULTUYOR.

REKLAM