Bu Türk' ün Varlığı O Kürt' ün Varlığına Armağan Olsun

GİRİŞ: 02.10.2020 10:06      GÜNCELLEME: 02.10.2020 10:06
Rasthaber - Bir insan ideolojisi uğruna kaç kez vazgeçer imkanlardan, sunulan fırsatlardan, gelecekten... Ya aşktan, aşık olduğu insandan vazgeçebilir mi ideolojisi uğruna? Vazgeçebilirmiş bunu anladım. Her saniyesine tanık olmanızı istediğim sadece isimleri değiştirdiğim her anı yakın zamanda  yaşanmış bir hikaye bu: 
“ Ben muhafazakar bir ailede büyüdüm. Bizde sevgili kavramı yoktur. Taarruf yaparsınız. Bir erkek aracı ile ya da kendisi bir kıza talip olur tanışırlar usulüne uygun görüşmeler yapılır. Tamam derlerse aileler devreye girer. İşte ben de böyle bir geleneğin içinde büyüdüm. Hiç sevgilim olmamıştı hatta ikili ilişki anlamında sevgiye yabancı da biriydim. Ta ki üniversiteye başlayıncaya kadar. Hazırlık sınıfında sınıf arkadaşımdı Fırat. Mardinliydi. İlk bakışta aşk değildi benimkisi. Mantıklı bir gönül vermeydi. Onun duruşuna vurulmuştum. Dimdik savunmasına hakkı, adaleti... Haksızlık kime yapılırsa yapılsın susmazdı. Hocalarla çekinmeden tartışır adaleti savunurdu iktidarın hegemonyasına karşı. Ben de üniversitede aktif bir kızdım. Adaletsizliğe karşı üniversitede düzenlenen tüm eylemlere katılırdım. Suriye'ye müdahaleyi eleştiren Tgb'li öğrencilerle de muhabbet ederdim Hdp' ye kayyum atamalarına tepki gösterenlere de destek olurdum. Fırat da öyleydi. İster sağcı olsun ister solcu haklının mazlumun yanında olur zalim kim olursa olsun karşı çıkardı. Bir kere İncirlik üssü protestosu için çağrı yaparken hoca aniden gelmişti. Şu konuşma geçmişti aralarında: 
-Burası Tahrir Meydanı değil. Bırakın bu işleri  
-Evet hocam Haklısınız. Burası Tahrir Meydanı değil. Burası Allah'ın arzı. Ve arz O'na aittir  
Yani çekinmezdi sözünü. Kürt olduğu için sürekli faşizmin iğrençliklerine maruz kalırdı. Ama asla yılmazdı. 
 Erdoğan'ın Mavi Marmara'yı sattığı günlerde bir eylem düzenlemiştik arkadaşımla. Sadece iki kişiydik. Bir afiş yaptırmıştık zar zor biriken paramızla. Valilikten izin almıştık önce ama izin çıkmadı tabi ki. Sonra dedik ''hakkımız bu bizim ve onlar haksız. Yaparız bu eylemi .Gerekirse basın açıklaması olarak yaparız.” Her şeyi ayarladık. Mekan belli . Valilik Meydanı. Saat 13.00 Cumartesi. Pankartta dev harflerle ; “ MAVİ MARMARA'YA ONE MINUTE'lik SESSİZLİK” Duyuru yapmak için fakülte fakülte sınıf sınıf dolaştık. Heyecandan , mutluluktan yemek bile yiyemiyoruz sabah. Saat geldi meydana gittik. Kimse yok. Sadece ben, arkadaşım ve elinde fotoğraf makinesi olan bir kadın.  Pankartı açmadık. Biraz toplanılsın diye düşündük. 13.10 biri koşarak bize doğru geliyor. Fırat! 
-Selamun Aleykum. Geç kaldım ama iyi ki geç kalmışım. Hemen benimle gelin. Dedi nefes nefese.  
-Aleykum Selam. Ne oldu? Polis falan mı? İznimiz yoktu da. 
-Evet sokağın başından meydana kadar sivil polis kaynıyor. Pankartı açtığınız an alırlar sizi. Zaten kimse gelmemiş . Bana sorarsanız sizi biri ihbar etmiş. Ben derim ki gelin fakültede yapın bu açıklamayı. Aniden ve hızlıca pankartı açıp açıklamanızı okuyun. Ben sizi videoya alırım. Basına biz ulaştırırız. 
- Ya güvenlik? 
-Güvenlik için de yapabilecek bir şey yok maalesef. Eğer etkili olsun amacımıza ulaşalım derseniz benim önerim bu. Ama tabi burada da yapabilirsiniz.  
Ne yapsak diye düşünüp konuşurken bir kaç kişi daha geldi ama biraz bakınıp gittiler. Saat çoktan 13.20 olmuştu. Fakülteye gitmeye karar verdik. Fırat, ben ve arkadaşım. Basın açıklamasının heyecanı bir yandan Fırat ile ilk kez konuşuyor olmanın heyecanı bir yandan... Kafam karma karışık. Daha önce 
sadece aynı eylemlerde uzaktan birbirimizi görürdük. Daha doğrusu ben onu fark ederdim. Ama şimdi yanımda ve aynı eyleme beraber gidiyoruz. Bizim eylemimize. “Ne kadar romantik bizim eylemimiz”  
. Fakültenin girişinde güvenlik bizi durdurdu. Elimizdeki pankartı öylece getirmiştik yanımızda. Pankartı sordu. Girmemize izin vermedi. Fakültenin girişinde yapsak bu kez daha biz açmadan pankartı polisi çağırırlardı. Gözaltına alınmak mesele değildi. Amacımıza ulaşamazdık. Kimse ne olduğunu anlamadan video bile çekemeden olay bitiverirdi. Vazgeçtik. Hepimiz üzgündük. 
- Üzülmeyelim. Örgütlü yapmak çok önemli. Ben bizimkilerle bir konuşayım. Bu önemli bir konu. Belki toplu olursak iyi bir eylem çıkarırız. Dedi Fırat tebessümle. 
O gün biraz bunun üzerine konuşup ayrıldık. Daha sonra anladık ki bu olaya ne sağcılar ne solcular sahip çıkmak istemişti. Yapamamıştık basın açıklamamızı. O günden sonra Fırat' ı yine uzaktan görüyordum eylemlerde toplantılarda. Derslerdeyse artık pek göremiyordum gelmiyordu. 
Hazırlık sınıfı boyunca bu aşkla mücadele ettim. Ama başarılı olamadım. Bu aşka yenildim. Yenilme sebebim mantığımın kalbimi destekliyor oluşuydu. Yaz tatili geldi. Dedim kendi kendime 3 ay uzun bir süre unuturum görmezsem Fırat'ı. Sandım ki gözden uzak olunca gönülden de uzak olur.  
O yaz bir gazeteciye karşı iftira ve linç girişimi oldu. Haksız olarak göz altı süreci yaşadı. Çıkınca bir basın açıklaması ile işin doğrusunu ve yaşadığı süreci anlatmak istedi. Tarih belliydi. Hemen ben de biletimi alıp yola koyuldum. Ben o gazeteci ile bir çok konuda aynı düşünmüyordum. Ama onun haksızlığa karşı gerçekleri yazan biri olduğunu biliyordum. Yazılarını okuyordum. İslam'ın çözüm olmadığını savunan bir solcuydu. İktidarın İslam’ı çarpıttığını bilse de bir türlü gerçek İslam’ı anlamaya yanaşmıyordu.Ama İnsani yönü çok iyiydi. Her kesimle konuşur her kesimin derdini yazardı. Benim için de önemli olan buydu en başta. Zaten mazluma dini sorulmazdı. Ona atılan tokadı kendi yüzümde hissetmiştim. Onun yerinde ben de olabilirdim... 
Basın açıklaması henüz başlamıştı ki 3 Toma yüzlerce polis bir anda müdahale ettiler. Toma'nın tazyikli suyunun içine biber gazı karıştırmışlardı ve acımadan tek tek hedef alıyordu. Ben de caddede slogan atanların arasındaydım. Birden herkes Toma'nın gelişi ile kaçmıştı. Ben de koşmaya başladım. Ama kaçamadım. Beni hedef aldı. Suyun şiddetiyle kaldırıma savruldum. Zaten ufacık bir şeydim. Nefesim kesildi. Her yerim yanıyordu. Gözlerimi açamadım. Olduğum yerde çöktüm kaldım. Derin derin nefes almaya çalıştım. Başım dönüyordu sürekli öğürmekten midem çıkmıştı sanki. Bir kaç dakika geçmiş olmalıydı ki bir askerin sesini duydum:” Komutanım bırakın kellelerini alalım” demek asker de gelmişti. Ayağa kalkmam gerekiyordu. Ellerimle yoklayarak bir ağacı buldum . Yavaşça tutunarak kalktım. Gözlerimi hala açamıyordum. Yumuşak bir şeye bastım birden. Göremiyordum ama bastığım şey sonradan anladığım kadarıyla caddeye yüzlercesi düşmüş serçelerden biriydi. Biber gazından onlar da nasibini almıştı... Yanımdan koşarak geçen bir kadın eylemci , “ Yazık. Siyasetini yaptığınız başörtülü kadınlarınıza bile acımadınız ya!” dedi. Polisler geliyor olmalıydı. Düşenleri topluyorlardı gafilce avlanır gibi. O sırada koluma biri girdi. Önce eline sonra yüzüne baktım. Fırat! Bulanık görsem bile onun hafızama kazınmış yüzünü tanımamam imkansızdı. Öylece şaşkın baktım sadece . Öksürük neyse de öğürtmesi beni yoruyordu biber gazının. İki büklüm oldum. Kolumu sıkıca tuttu.  
- Yürüyün. Hızlı yürüyün lütfen.  - Siz?  - Biliyorum çekinmenizi anlıyorum. Ama bazen fıkhi hükümlerde bazı özel durumlar için istisnalar yapılır. Dedi. Koluma girmesinden rahatsız olduğumu düşünmüştü   
Bense onu gördüğüm andan itibaren kalbim ağzımda her şeyi unuttum. Tomalar, polisler, yanan vücudum, zonklayan gözlerim, boğazımdaki öksürük... Her şey yok oldu. O ve ben yanyana... Düşüncelerimden utanıp kafamı eğdim.  
-Zor . Acı çekiyorsunuz biliyorum ama hızlı olmak zorundayız. 
Sessizce kafamı salladım. Adımlarımı hızlandırdım. Artık vücudumdaki yanma hissi geçmişti alışmıştım. Kafamı toplamaya çalıştım. Bulunduğum durum beni asla korkutmuyordu. Yakalanmak, sorguya çekilmek, hatta işkence görmek ihtimali olsa bile umurumda değildi. Tam şu andan daha romantik bir an hayal edemiyordum. Şu andan daha mutlu bir an. Adalet arayışı için olduğum eylemde sevdiğim adamla birlikte biber gazıyla sırılsıklam olmuş şekilde faşizm tarafından kovalanıyordum. Kendi kendime mırıldandım:” Aşk şarabı da neymiş şu biber gazlı suyun yanında.” Aptal bir gülümseme yüzümde.  
- Anlamadım. Dedi  - Hiç. Diyorum ki kendimi ilk kez bu kadar kıymetli hissediyorum. Bugünü tarihe not düşüp her yıl kutlayacağım. Adalet için İlk biber gazı yeme yıl dönümü olarak. - Bu şekilde devam edersek o kıymetli varlığınız faşizme teslim olacak. Dedi gülümseyerek 
Gülme be çocuk. Beni coplar değil senin gülümsemen öldürür diyebilsem keşke. Bu sırada kendime geldim yavaş yavaş. Islanan başörtüm kayıp açılmış olmalı ki kahküllerim döküldü gözümün önüne. Telaşla boynumdaki poşuyu aradım başıma örtmek için. Fırat' ın kolundan çıkınca sendeleyip yere düştüm. 
- Durmayın lütfen. Bakın şu kitapçı arkadaşımın babasının. İçeri girelim örtünüzü düzeltirsiniz. Deyip beni yerden kaldırdı. İyice sıkı tuttu kolumu.  
Kitapçıya girdik. Boynundaki kırmızı poşuyu bana uzattı. 
- Bu kuru. Sizin poşunuz bile ıslanmış. Bunu örtün.  
Minnetle dolu,  başıma örttüm poşuyu. Göremiyorum ki ne haldeyim tipim nasıl. Etrafa bakıp ayna aradı gözlerim. Başım fena dönüyor bir yandan.  
- Bakın şu rafın yanında ayna 
Gidip aynanın karşına hızlıca kendime çeki düzen verdim. Gözlerim çok kötü şişmiş. Gözüm karardı sendeledim aniden. 
- Aman dikkat edin. Şu sandalyeye oturun deyip telaşla sandalyeyi işaret etti.  
. Bu sırada kitapçı amca mutfak olduğu anlaşılan yerden çıkıp geldi  
- Fırat Hoş geldin evladım. Sen de hoş geldin kızım. Dedi şaşkınlıkla bakarak. - Hoş bulduk Ömer amca. Yine başına bela olarak geldim - Estağfurullah evladım. Alıştım ben artık senin bu hallerine . 
Gülüştüler. Bana döndü sorgulayıcı bakışlarla. 
- Sınıf arkadaşım Zeynep. Eylemde karşılaştık. Biraz dinlensin diye onu da sana misafir olarak getirdim. - Teşekkür ederim Ömer amca. Beni misafir ettiğiniz  için minnettarım. Dedim samimi olmaya çalışarak.  - Estağfurullah kızım. Başımla beraber.  
Ömer amca Fırat' a döndü tekrar. 
- Fırat sen zaten Kürt olduğun için haklı olsan bile slogan attığın an bölücü olmakla suçlanıyorsun. Bir de böyle... Yakalansan ne olur?  - Aman Ömer amca ... Bu Kürt'ün varlığı adalet için feda olsun yeter ki. Daha ne isterim.  
Ne hoş cümle. Ne cesur cümle...İşleri olduğunu söyleyip dışarı çıktılar . Ben de aklımda dönüp duran o cümleyi yalnız olmamın verdiği rahatlıkla seslice tekrar ettim durmadan.  
- Bu Türk'ün varlığı da O Kürt'ün varlığına armağan olsun! 
Devam edecek... 

YORUMLAR

REKLAM

İLGİLİ BAŞLIKLAR

REKLAM