Boş Hayallerin Sonu, Mutlak Hüsrandır...

GİRİŞ: 29.07.2020 08:48      GÜNCELLEME: 29.07.2020 08:48
Rasthaber -  İslam dünyasını kasıp kavuran sorunlarla, bu sorunları körükleyen ırkçılık ve mezhepçilik illetinin etki alanını genişletmesinde, gayrimeşru yöntemlerle ele geçirilen ve elde tutulan hilafet makamının sağladığı güçle  hüküm sürenlerin hatırı sayılır katkısı olduğunu söylersem hiç abartmış olmam. 

Neden mi? 

Çünkü huzur, barış, özgürlük, adalet, sevgi, saygı, ahlak, erdem, izzet, şeref, ilim ve irfanın mutlak mecrası / merkezi olan aziz İslam’ın cihanşümul hükümlerini rafa kaldıranlar; 

Dünyalık çıkarlarının garantörü olarak gördükleri hilafet makamı ve devlet gücü üzerinde egemenliklerini devam ettirmişlerdir.  

Bu amaçla sahte hadisler, uydurma rivayetler ve hayal ürünü hikayelerle dinin içeriğinde operasyonlar yaparak icat ettikleri sahte dini,  “gerçek din” diye insanlara sunmuşlardır. 

🔶🔶🔶

Sunulan bu dini kabul edenler, hak ve adalet düşmanı despotik iktidarların kuklası olmuşlar; kabul etmeyenler ise direnmişler, direndikleri için de haksızlık ve zulümlerin muhatabı haline getirilmişlerdir. 

Sonuç itibarıyla, bu haksızlık ve zulümleri yapanlar, insanlık dışı yöntemlerle, ilkel ve  diktacı anlayışlarını topluma dayatmaya çalışmışlardır. 

Bu dayatmaya karşı muhtemel itirazları da, kendilerince inşa ettikleri dinsel meşruiyet zemininde bertaraf etmişlerdir. 

🔶🔶🔶

Böyle bir zeminde gerici, yobaz, adaletsiz, hukuksuz ve çağdışı bir gelenek oluşturulmuştur. 

Akabinde ise “din, cihat ve fetihtir. İnsanlar ya dini kabul eder bizimle olur. Ya da etmez düşmanımız olmayı göze alır” gibi diktacı bir anlayış hakim kalınmış ve bu anlayış gününüze kadar devam edegelmiştir. 

Bu bağnaz geleneğin, “dinde zorlama yoktur” ilahi düsturuylan gönüllere hitap eden Aziz İslam ve “ben size güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” diyen Peygamberimizle hiçbir illiyet bağı yoktur. Olan tek bağ ise sadece isim benzerliğidir. 

🔶🔶🔶

Yani ne Allah ne de resulü, Aziz İslam ve Aziz Kur’an’ın hiçbir yerinde; “İslam’ı insanlara zorla empoze edeceksiniz. Bu uğurda savaşacak, kelle avcılığına soyunacaksınız. Fetihler yapacak, ganimetler elde edeceksiniz. Mabetlere ve ibadet mekanlarını zorla gasp edip camiye dönüştüreceksiniz. Dini bu şekilde yayacak insanlara kabul ettireceksiniz. Kabul etmeyenleri ise öldürecek veya köleleştireceksiniz” diye bir emir yoktur. 

Hatta Aziz islamın bir savaş ve fetih dini, peygamberimizin de bir savaş ve fetih peygamberi olduğuna dair tek bir ayet ve hadis yoktur. Bunun akli, hakli ve ilmi hiçbir izahı da söz konusu değildir. 

İslam’ın savaş hukuku ve buna yönelik cihat ayetleri ise, dini yayma ve fetihler elde etme ya da “savaşı” dinin en asli unsuru olarak görme konusunda bir anlama tahvil edilmesinin delili değildir. 

“Cihat ve Savaş,” tüm anlaşma ve barış zemininin ortadan kalkmasının sonucu olarak başvurulan bir yöntemin adıdır sadece. Başka da bir anlamı yoktur ya da asli unsur haline getirilmesini gerektiren bir anlama tahvil edilemez. 

🔶🔶🔶

Bu yüzden, insanlık tarihi boyunca hiçbir din ve peygamberin adının, savaşla yan yana anıldığını göremezsiniz. 

Ama yapılan tüm savaşların saldırı amaçlı ve fetihçi bir mantıkla değil, çözüm için başvurulan bütün yolların kapanmasıyla ortaya çıkan zorunlu bir sonuç, buna parelel olarak bir savunma olduğuna dair çok fazla delil görmek mümkündür. 

Çünkü insanlık için bir hidayet nişanesi olan Aziz İslam ve Peygamberi, İslam düşmanı kafirlerin ve hatta adı müslüman olan zalimlerin karşısında zillet ve teslimiyeti asla öngörmez, tavsiye etmez ve emretmez. 

Müşriklerle yapılan Bedir, Hendek, Uhud gibi savaşlar ile adı müslüman olan zalimlerin sebep olduğu şanlı Kerbela destanı, bunun en güzel örneğidir. 

Ama buna rağmen sahte ve parelel dinin despot egemenleri ile bu egemenlere kuklalık yapan din adamları ve müslümanlar tarafından, Allah ve Resul’ünün hilafına inşa edilen geleneğin 1400 yıldır “cihad ve fetih” adı altında ortaya koyduğu anlayış, “baskı, zulüm, haksızlık, adaletsizlik, despotizm, totaliterizim, ganimet ve talan” gibi gayri İslamiliklerdir. 

Bu yüzden kimse, sırf ırki ve mezhebi saiklerden yola çıkarak kanlı ve kaotik geçmişimiz hakkında güzellemeler yapmaya kalkmasın. 

Bizim geçmişimiz, yani müslümanların geçmişi anlatıldığı gibi çok da anlı şanlı ve övünülecek bir geçmiş değildir. 

Gerçek, kahramanlık hikayeleri ve fetih destanlarıyla anlatılanların tam tersidir. Elbette istisnalar vardır ama bu istisnalar gerçekleri ortadan kaldırmaz. 

🔶🔶🔶

Görmezden gelinen, bizlerden gizlenen, hatta açığa çıkmasından korkulan gerçeklerimiz; en önemlisi dini bize aktaran dünde neler yaşanmış ve dün yani tarihsel geçmişimiz nelere tanıklık yapmıştır? 

Hemen cevaplayayım: 

Bizim tarihimiz; sağlığında sözünü dinlemeyen, yanında sesini yükselten, kararlarına muhalefet eden, hatta peygamberliğini sorgulayacak kadar ileri giden, vefatından hemen sonda Aziz Peygamberimize (saa) itaatsizlik yapan; sadece itaatsizlik yapmakla yetinmeyip işi daha da ileri götürerek “sayıklıyor, aklı başında değil” gibi ifadeler ve “bunak” mealindeki sözlerle peygamber efendimizi üzenlerin yaptığı saygısızlıklara tanıklıktır.

Bizim tarihimiz; “anam babam sana feda olsun” diyecek kader bağlı oldukları Peygamberlerinin (saa) mübarek naşını yapayalnız bırakıp iktidar peşinde koşan, bu uğurda acı ve hüzün dolu böyle bir günü bile fırsata dönüştürenler tarafından, Resul’ün Aziz emanetlerine karşı yapılan ihanetlere şahittir. 

Bizim tarihimiz; Efendimizin evlatlarının evine tekmeyle giren, mübarek kızını ve damadını üzen ve gazaplandıran, makam ve mevkilerini, mallarını ve mülklerini zorla ellerinden alanların zorbalığına tanıktır.

Bizim tarihimiz; bunlarla yetinmeyip akla hayale gelmeyen hilekarlıklara, zulüm ve haksızlıklara imza atanların aymazlıklarına şahittir 

Bizim tarihimiz; masum ve suçsuz insanları acımsızca öldüren, dahi hilafetin gücüyle ümmete ve insanlığa dünyayı dar edenlerin zalimliklerine tanıktır. 

Bizim tarihimiz; kardeşleri, evlatları, babaları ve hatta beşikteki bebekleri kendileri için tehdit  unsuru olarak algılayıp öldürecek kadar insaf ve izan duygusunu kaybetmiş olanların işlediği cinsiyetlere şahittir. 

Her şeyden önemlisi bizim tarihimiz; efendimize inzal olunan Aziz İslam’ı, en orijinal haliyle geleceğe taşıma ve duyurma, hidayet rehberi olma ve insanlığa önderlik yapma görevi ilahi emirle tevdi edilen Ehlibeyt İmamlarımıza (as) zulümde sınır tanımayan;
on bir imamın hepsini katleden, on ikinci İmamımız Hazreti Mehdi’nin (as) gaybete çekilmesine yol açan halifelerin zalimlikleri ile bunların zulümlerine sesiz kalan ulemanın ve müslümanların ihanetine şahittir. 

Buna parelel olarak bizim tarihimiz; Peygamber Efendimizin (saa), Nuh’un gemisine benzettiği ve bizlere kurtuluşun garantörü olarak takdim ettiği Ehlibeyt Mektebi’ne giden bütün yollara mayın döşeyen ve kalın duyarlar örenlerin, insanların hakikate gitmesine mani olduğuna tanıktır, şahittir. 

Allah’ım! 

İnsanlığa karşı bu ağır cürümleri işleyenleri sana şikayet ediyorum. 

🔶🔶🔶

Gördüğünüz ve bildiğiniz gibi bizim tarihimiz budur. Anlayacağınız övünç duyulacak bir tarihimiz söz konusu değildir. Bilakis utanç duyulması gereken bir tarihimiz söz konusudur. 

Kimse böyle bir geçmişi gurur abidesi haline getirip, beşikteki bebeklere varana kadar suçsuz insanları katleden adalet ve merhametten yoksun şahsiyetleri kahramanlaştırarak destanlar yazmasın. 

Kimse, miadı çoktan dolmuş olan ama ırkçı ve mezhepçi bağnaz müslümanlar üzerinden ömrünü uzatan büyük şeytan ABD’nin uhdesinde, tarihin çöplüğüne atılmış olan cesetten bir gelecek inşa etmeye de kalkmasın. 

🔶🔶🔶

Bu din ve ümmet, böylelerinin hamiliğine muhtaç olacak kadar aciz ve sahipsiz değildir. Sahibi de, hamisi de vardır ve kim olduğu bellidir. 

Bu dinin ve ümmetin mutlak sahibi, ne Araplar ve Türkler, ne Kürtler ve Farisiler; ne doğulular ve batılılar, ne kuzeyliler ve güneyliler; ne de şu veya bu cemaat, mezhep ve tarikat değil, sadece Allah’tır.   

Allah ise dinini ve bu dininin müntesibi olan ümmeti, sadece takva ehli salih kulları üzerinden korur ve onlar üzerinden mesajını gönüllere nakşeder. 

Yüce Allah, dininin ve salih kullarının düşmanlarını ise takva ehli kulları üzerinden bertaraf eder.

🔶🔶🔶

“Bu iş, bizim işimiz. Bizden başka kimse yapamaz. Ümmete, sadece biz hamilik ve önderlik yaparız. Bizden başka kimsenin böyle bir işi yapma, dini koruma hakkı yoktur” gibi ifadelerle kendini dev aynasında gören / gösteren riya, kibir ve tekebbür ehli egosu tavan yapmış kişiler / milletler, bu din ve ümmetin hadimi, hamisi ve sahibi değildir.

Kibir ve enaniyet içeren hasletlerinden  vazgeçip, ırkçılık ve mezhepçilik hastalığından kurulup ehli takva yönünde çaba sarf etmedikleri sürece, Allah’ın yardım ve inayeti  böylelerine ulaşmayacaktır. 

Bu gerçeği idrak etmeden, tövbe ve yakarışla Allah’a sığınmadıkları sürece O’na yakın olmalarının imkanı da yoktur. 

🔶🔶🔶

Peki, Allah’a yakın olmayanlar, kime yakın olurlar dersiniz? 

Elbette tüm kötülüklerin küresel ölçekli mimarı ve planlayıcısı siyonemperyalist güçlerden başkasına değildir. 

Anlayacağınız Allah’tan uzak olanların, bu güçlere mahkum olarak varlıklarını ikame etmeleri kaçınılmaz olacaktır / olmaktadır. 

Zira Allah’a tam bir iman ve teslimiyetle yaşamak yerine, boş hayal ve hülyalar peşinde koşmanın sonu mutlak bir hüsrandır...

••••

Özün Sözü: 

“Asra And olsun insanlık muhakkak ki hüsrandadır. Ancak iman eden, salih amel işleyen, bir birine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna.” 
(ASR Suresi)

Habil Aydın / Rasthaber 

YORUMLAR

REKLAM