Bizi Bekleyen Günler ve Hallerimiz

GİRİŞ: 07.01.2021 13:34      GÜNCELLEME: 07.01.2021 13:34
Rasthaber - BismillahiRahmanniRahim    
Hamd Alemlerin Rabbi Allah’a, salatu ve salam O’nun Resulü ve temiz Ehli beytine olsun
İnsanoğlu istemese de haddini aştığını farkına vardı ve bu gidişatla bizlerin dibe vurması da fazla uzak değil. Artık yaşadığımız dünya eski dünya değil! Dünyamız eskisi kadar cömert ve hoş görülü olamıyor ve ama bize karşı katiyen gaddar değil. Eğer biz insanlar, dünyamıza yaptığımız bunca gaddarlığın birazını bize yapmış olsaydılar, Bizler çoktan isyan eder ve her şeyi yakar yıkardık. Dünyamızın bu cömertliğine karşın, O kadar ileriye gittik ki Dünyanın cömertliğine teşekkür edeceğimize! huzur & düzen getiriyoruz diye bencilliğimizden her şeyi zevkimiz için yakıp yıkıyoruz, dünyamız bize yine sabırlı, rahmetli ve kaldıracağından fazlasıyla hoş görülü davranıyor. Fakat insanın düşünmediği ince nokta, doğanın & hayatımızın yapısını oluşturan «uyum-denge-gereklilik» bir kurala bağlı, biz, insanların kibir ve benciliğiyle bu kuralı hiçe sayarak denge ve uyumu bozmakta ve kendimize zarar vermekteyiz.
Yaşantımızı geliştirelim daha medeni & çağdaş olalım, teknolojinin nimetleriyle daha ileriye gidelim derken hayatımız mahvetmeye başladık. İnsanlık tanımını değiştirdik, mevsimlerin dengesini bozduk ki kışı ve yazı birbirine karışır oldu, bir taraftan atmosferimizdeki kirletirken diğer taratanda kutuplardaki buz kütlelerinin erimesine sebepler oluşturuyoruz ve neticesinde kış uykusuna dalmış olan prehistorik virüsler ve bakterilerin ortaya çıkıp havaya ve suya karışması oradan hayvanlara geçmesi, oradan biz insan geçmesiyle epidemilere muhatap oluyoruz ve de olacağız. Kaygısızca israf ve yok ettiğimiz doğa kaynaklarının (Petrol, su, ormanlar ve o ortamda yaşayan canlılar) doğurduğu sonuçlarla, tabiatın düzenini ve şeklini değiştirmeye başladı, yer kütlesinde var olan fay hatları aşırı enerji toplandı ve bunu tetiklediği depremlerde artmaya başladı. En önemlisi, 1990 yılında keşif ettiğimiz ve her geçen gün daha özel kullanmaya başladığımız nanopartiküler* hayatımızı her yönüyle tehlikeli şekilde etkilemeye başladı. 
(💡*(Nanoparçacıklar: Sigara dumanı veya dizel emisyonlarındaki parçacıkların sunduğu gibi bir tepkinin yan ürünleri olan ve özenle yapay olarak üretilen nanoparçalarını şöyle tanımlayabiliriz.  Mikroskop ile görülebilecek boyuttaki parçacıklardır. Boyutları 1 ile 100 nanometre arasında değişir (1 nm = 10‾9 m = 0.000000001 m). Bu nedenle atomlardan daha büyük ve hücreden daha küçüktür. Her birinin kendine özgü özellikleri vardır, özellikle toksiste (zehirleme) ve penetrasyon (girme & birleşme) gibi. Günümüzde elektronik, kozmetik, otomotiv, kimya, tekstil, ilaç, gıda, optik sanayilerinde birçok alanda kullanılırlar. Nanoparçacıklar, boyutları nedeniyle suda veya havada filtrelenmediğinden doğrudan doğaya yayılır, kalıcı olma ve aktarılabilme kabiliyetine sahip olması çevre üzerinde de olumsuz bir etkiye yapmaktadır. Örneğin; Bir tohumda «x» nanopartikul varsa, o, tohumun verdiği üründe bulunur, oradan o, ürünü yiyen insan geçer ve o insan vücudunda daim kalır. Eğer havada aşırı derecede nanopartikul mevcut ise bu havanın daha çok ısınmasını sağlar, bunu yan etkisi ise sık olan orman yangınları ve hava kirliliğini sunduğu hastalıkları geliştirir.)
İnsan oğlunu kavramakta güçlük çektiği en önemli husus, yaşamını sürdüğü hayatın kalıcı olmadığını kavrayamamasıdır. Dolayısıyla hayatını her yönüyle israf etmektedir. Zamanın tanımı için saati icat etmesine rağmen zamanın değerini bilmemesi, yaratılıştan itibaren hazır bulduğu her türlü nimetleri & güzellikleri, buna kendi vücudu dahil sanki hiç bitmeyecek sonsuzmuş gibi sorumsuzca kullanmakta ve sahip çıkmamaktadır.
İnsanoğluna yaşamını en güzel şekliyle sürdürmesi için verilen o güzel hasletlerini (duygular) negatife çevirmektedir. Bu ise yaratılış dengesini, uyumunu bozmakta ve gereksinmesinden daha çok tüketir olmasını sağlamakta. Daha kötüsü var olan yapısal ana dengeyi değiştirmek için oluşturduğu egosantrik yapılarla kendi varlığına karşı mücadele verip, neticesinde ise yaratılışın oluşturduğu sosyal, fiziksel, coğrafik, biyolojik dengeleri altüst etmekte. 
Evet, insan oğlu bunları yapmaya muktedir olarak yaratılmıştır. Fakat hayattaki var oluş sebebi ise bu değildir. İnsanın sahip olduğu hür irade; 1-) Hür iradesini koruyarak 2-) İnsanlık neslinin devamını 3-) Huzur ve güvende sağlaması için verilmiştir. 
Buna karşın İnsanoğlu; sahip olduğu ve de eliyle oluşturdukları nesnelere köle olmak, sahiplendiği ve doğanın sunduğu zenginlikleri (meta) sadece ve sadece kendi öz varlığı için isteyip, gereksinmesinden daha fazlasına hükmetmek için savaşlar ve zulümler gerçekleştirmektedir. Şayet insan oğlu bu minval üzeri hayatını sürdürmeye devam ederse gelecek bizler için her yönüyle karanlık, zalimane ve aşırı zor olacaktır. Geçmişte ki insanda bu minval üzeri yaşıyordu. Fakat o zaman diliminin sunduğu kısıtlı olanaklar ölçüsünde benciliği sınırlı kalıyordu.
İnsanoğlunun asıl görevi; yaratılışta var olan «Denge & Uyumu ve Gereklilik» düzenini koruyup tüm yaratılan canlı & cansız varlıklara sahip çıkıp hayatı en mükemmel haliyle yaşanır hale getirmektir. Daha öz olarak söylersek «Güzel ahlak sahibi olarak yaşamaktır»
Ne yazık ki insan oğlu bu görevini yerine getirmekten çok insan oğluna verilmiş olan halife makamını sadece egosantrik arzularını tatmin için kullanmaktadır. İnsanlar yaratılırken Fizyolojik ve anatomi olarak eşit yaratılmış olmakla birlikte, sosyolojik (ekonomik, tarihsel, kültürel & inançsal ve eğitim) olarak farklılıklar arz etmektedir. İnsanoğlu, egosantrik (ben merkezli, bencil) arzularıyla, farklılıkları üzerinden adalet ve hakkaniyet uzak, sadece kendi çıkarları için güç devşiren «sistem & ideolojiler» ve onlara bağlı olan «sektörlerle» üretip, kendi dışındaki insanlara hükmetmek, sömürmek ve ilahlık taslamaktadır.
Sistemler & ideolojiler ve bağlı olan sektörler:
Diktatörlük, Monarşi, Kominizim, Demokrasi, Kapitalizm, Ekran sistem, (yapay zekanın oluşturduğu, Biyolojik insanın servis dışı bırakıldığı virtuel sistem.)
Sistemlere bağlı olan Sektörler:
Medya (Sosyal, Audio & vusule, sinema, Moda), Finans merkezleri (Banka, borsa, Döviz & meta kurları ve virtuel & elektronik para), Sağlık sektörü (İlaç sanayisi), Askeriye & Silah sanayisi, İleri teknoloji (yapay zekanın hayatımızı yönlendirmesi)
Yukarda saydığımız sistemlerin ve ideolojilerin varmak istediği tek hedef vardır. O hedef, İnsanın hür iradesini servis dışı bırakıp insana hükmetme yönetmek kısaca ilahlık taslamaktır. Tüm bahsettiğimiz sistemler ve ona bağlı olan sektörler, insanlığı yücelmesi (güzel ahlaka sahip olması) ve huzuru (adalet ve hakkaniyet) kemal ermesi için oluşturulmamış tam aksine, insanın egosantrik arzularını zaman & mekâna uygun şekilde kamçılamıştır. O güç, hedefini gerçekleştirmek için kullandığı yol ve metotlar değişkenlik göstermekle beraber vardığı hedef aynıdır. Roma imparatorluğunda kalma bir deyim var «Her yol Roma çıkar» ya da bizim deyimimizle «Yoktur aslında birbirimizden farkımız ama biz Osmanlı bankasıyız»
Beşerî sistemler ile İlahi sistem arasındaki fark nedir?
Beşerî sistem: Sosyal & ekonomik ve finans gücünü elinde tutan görünmeyen/görünen seçilmişlerin ilahlık terminolojisiyle tanımladığı uygulamada kendilerini kapsamayan değişkenlik arz eden kuralların oluşturduğu yapı. Beşerî sisteme asıl itibariyle, Matris sistemini oluşturan kendilerini «üst akıl / elit /küresel güç / ışık saçanlar» olarak bizlere tanımlatan fakat sahnede görünmeyen kendi dışındakileri yarı insan gören, Tevhit inancına direk veya dolaylı savaşan, şeytan hizmetinde ki bir grup insan topluluğunu oluşturduğu sistemlerdir. (Yapıdır) «Hakikat» & «Yalan» tanımları, insanların (toplumların) sosyal & ekonomik yapılarına göre, menfaat (çıkarları) doğrultusunda tanımlanır ve uygulanır. Örneğin; demokraside yalanın çoğunluk tarafından doğru kabul edilmesiyle doğru olabildiği gibi, doğrunun da çoğunluk tarafından yanlış olarak kabul edilmesiyle yanlış olmasıdır. Nasıl mı? Kamuoyunu yönlendirme / düşünceleri yönlendirme. En bariz örnekleri ABD ve AB’ni uyguladığı iki yüzlü, sahtekâr insancıl tavırları, çifte standart. Siyaha beyaz ve beyazda siyah demeleri ve insanların da «insan hakları», «özgürlük», «demokrasi», «çağdaşlık» adına bu yalanı kabullenmesi/ onaylaması. Ya da bir diktatör, bugün beyaz dediğine yârin siyah dediği gibi.
Önder/lider seçimi; aran özellikler ve seçim kriterleri ülkelere ve kültürel yapılarına göre değişmekte, yüksek bir eğitime & tecrübeye sahip olabileceği gibi tam tersi de olabilmekte fakat her iki durumda «Ahlaki & inanç & insani» değerler aranan ana kriterler olmayabilmekte. Askeri güçle diktatör olabileceği gibi, Babadan oğula geçen kral ya da oylama ile seçilen başkan olabilmekte.
«(O nankörler) Allah’ı bırakıp onlar için göklerden ve yerden hiçbir rızka (hiçbir şeye) sahip olmayan ve buna güçleri de yetmeyen şeylere tapıyorlar. Allah’a karşı birtakım benzerler icat etmeyin (birtakım varlıkları yüceltip O’na denk hâle getirmeyin).» (Nahl-73;74) «Böylece onları, halkı ateşe çağıran öncüler yapmış olduk. Kıyamet gününde onlar yardım görmeyeceklerdir.» (Kasas-41) «O halde insanlardan korkmayın, benden korkun da ayetlerimi az bir bedel karşılığında satmayın. Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.» (Maide-44) «Görmez misin sana indirilene de senden önce indirilenlere de inandıklarını sananlar, Şeytan tarafından yargılanmalarını dilerler, halbuki onu inkâr etmeleri emredilmişti onlara ve Şeytan, onları tamamıyla sapıtmak, doğru yoldan pek uzak bırakmak ister.» (Nisa-60) «Kim de Allah’a ve Resul'üne isyan ederse, muhakkak ki apaçık bir sapıklıkla sapmıştır. (Ahzâb-36), «Fakat ahirete inanmayanların kalpleri bu gerçeği inkâr eder. Onlar, büyüklük taslayanlardır.» (Nahl-22), «Onlar hem Allah’ın nimetini bilirler (kabul ederler) hem de (O’ndan başkasına tapınmak suretiyle) bunu inkâr ederler» (Nahl-83)
İlahi sistem: Her şeyi yaratan, ne evveli nede sonrası olmayan, aklımızla O’nun gücüne ve muktedir olduklarını tasavvur edemeyeceğimiz fakat yaratıkları ile gördüğümüz, insana hür iradesini vererek kendisine halife kılan, «O, Allah'tır, bir tektir. Her şey O’na muhtaçtır, O, hiçbir şeye muhtaç değildir. O’ndan çocuk olmamıştır. Kendisi de doğmamıştır.» Allah'ın insanlığın kamile (güzel ahlaka) erişmesini sağlayan Tevhit inancı olan İslam'dır. 
«Artık onlardan değil benden korkup çekinin! (Zira) Bugün size dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamlayıverdim ve size din (yaşam tarzı) olarak İslam'ı seçip-beğendim.» (Maide-3)
Önderin/liderin seçim; Allah’a aittir. O önder, Allah'ın emri ile insanları hakikate, doğruya yönlendirir. Batini & melekût (gizli, görünmeyen, gayb, Ruh), zahiri (açık, bilinen, görünen), Ahiri (ölüm ve sonrası) ilme & bilgilere sahiptir. Her türlü zorluklara göğüs gerip, sabreder. Adil, hakkaniyetli ve Zalim değildir.
Bu tanımlamaya birlikte, İslam Dünyasında ihtilafa yol açan «Halife» (Hilafet), «İmam» (imamet) arasındaki fark pek anlaşılmış değildir. Yazımı uzatmamak için daha önceden yazmış olduğum «Hilafet ve İmamet nedir» yazımı okumanız tavsiye ederim.  (http://www.rasthaber.com/tr/haber/yazar-haberleri/imamet-nedir-halife-nedir-59629)
«Ve onların içinden, sabrettikleri zaman emrimizle doğru yola iletip-yönelten önderler kıldık; onlar bizim ayetlerimize kesin bilgiyle inanıyorlardı.» (Secde-24), «Ve onları, kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık ve onlara hayrı kapsayan-fiilleri, namaz kılmayı ve zekât vermeyi vahi ettik. Onlar bize ibadet edenlerdi.» (Enbiya-73), «Hani, Rabbi İbrahim'i bazı sözlerle imtihan etmişti de o da onların gereğini tam olarak yerine getirmişti. Rabbi ona: "Ben seni insanlara İmam kılacağım" dedi. O: "Soyumdan da!" dedi. Rabbi de: "Benim ahdim (sözüm) zalimlere erişmez" dedi.» (Bakara-124), «Böylece İbrahim'e, -kesin bilgiyle inananlardan olması için göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk*.» (Enam-75), *«Şunu bilin ki ben, dupduru bir iman ve teslimiyetle yüzümü gökleri ve yeri yoktan yaratan Allah’a çevirdim. Ben müşriklerden değilim.” (En-am-79) «Rabbimiz Allah’tır" deyip de dosdoğru çizgide (Tevhit üzeri) yaşayanlar,» (Fussilet-30)
Hilafet sistemi beşerî sistem dahilindedir, çünkü İslam tarihe baktığımızda kendilerine İslam halifesi diyenlerin gerçekleştirdikleri zulüm, ırkçılık ve gayri ahlaki halleri herkesçe bilinmektedir. Allah'ın kitabına ve Peygamberimizin telkinlerine karşı çıktıkları gibi değiştirmeye kalkmışlardır. «.. Ayetlerimi az bir bedel karşılığında satmayın» (Maide-44) «Allah’ı ve peygamberlerini inkâr edenler, Allah ile peygamberlerini birbirinden ayırmak isteyenler, "Bir kısmına inanırız ama bir kısmına inanmayız" diyenler ve bunlar arasında bir yol tutmak isteyenler yok mu, işte gerçek kâfirler bunlardır.» (Nisa-150), «Zarar vermek, inkârı (pekiştirmek), müminlerin arasını ayırmak ve daha önce Allah'a ve elçisine karşı savaşanı gözlemek için mescit edinenler ve: "Biz iyilikten başka bir şey istemedik" diye yemin edenler (var ya,) Allah onların şüphesiz yalancı olduklarına şahitlik etmektedir.» (Tövbe-170) «İnsanlardan öylesi vardır ki: “Allah’a ve Ahiret Günü'ne iman ettik.” derler. (Hakikatte) iman etmiş değillerdir.» (Bakara-8)
Netice olarak, İnsanlık egosantrik (bencil & mütekebbir) arzularıyla ilahi dengeyi bozmaya, değiştirmeye çalışmaktadır. İnsanın egosantrik mücadelesi, kendi hür iradesini kaybetmesiyle sonunu getirecektir. Allah (cc) buna yeryüzünde seçtiği İmam (önderi) var olduğu müddetçe katiyen müsaade etmeyecektir. İlahi nurun ışıkları kalbimizi ve dünyamızı ısıtmaya ve aydınlatmaya başlamıştır.
Mustafa Kemal TASPINAR


YORUMLAR

REKLAM