Bir Yıl Daha Geçti

GİRİŞ: 01.01.2021 08:45      GÜNCELLEME: 01.01.2021 08:45
Rasthaber -  BismillahiRahmanniRahim  

Hamd Alemlerin Rabbi Allah’a, salatu ve salam O’nun Resulü ve temiz Ehli beytine olsun

2020 yılını geride bıraktık, fakat daha önce geride bıraktığımız yıllara nispeten 2020 yılı dünya toplumlarını fakir & zengini demeden canlarımızı acıtarak, kalplerimizi burkarak hayatımızda yeni bir güncelleme yaptı. Özet olarak 2020 yılı direkt bizlerin sağlığını, ekonomisini, yaşam tarzını değiştirdi. «Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz.» (Bakara-216).  

2020 yılından hatırlayacağımız en önemli başlıklar;

1-) Demokrasi adıyla yapılan Terörizm ve Savaşlar; Arap baharıyla başlayan ve henüz bitmeyeceğe benzeyen ve sömürü düzeninin «böl ve yönet» prensibiyle oluşturulan bölgesel savaşlar. Dünyanın etnik ve sosyal dengesini bozduğu gibi ilgili ülkelerde kaos ve yıkım getirdi. Özgürlük adına, demokrasi adına yapılan bu sömürü istilaları asıl itibariyle diktatörlüğün, zulmün ve kitlesel ölümlerin tek sebebi oldu. Demokrasiyi bir tiyatro sahnesi gibi kullanan ve bu sahnede “eşitlik, hürriyet, özgürlük” adıyla oynan Moliere'in dramatik trajedi oyunu sahne arkasında görülmeyen diktatörlerin eliyle gerçekleştirildi. Batı, Müslümanlar için istedikleri demokrasinin ve hürriyetin gerçek yüzünü gösterdi. Fakat ne yazık ki Müslüman kitleleri gerçekleri görmekle birlikte batı medeniyetine tam bir köle olmayı ölümün kabul emeside bir ironi!  

Ne yazık ki Müslüman ülkeleri ve de toplumlarının ayırt etmekte zorlandıkları ince nokta; Diktatör rejimi insanlara katı ve sert kurlara koyarak yönetirken, Demokrasi insanın nefsani arzularını tatmin etmek için uyarlanmış ve insan düşüncelerine hâkim olup yönlendiren soft  Diktatörlük olmasıdır. Daha anlaşılır yaparsak tanımı; Diktatörlükte arabanın rengini seçme hakkın yoktur. Fakat Demokraside arabanın rengini seçme hakkın vardır ama siyah olması kaydıyla.

Müslümanların demokrasinin yalancı bir reklam olduğunu, gerçekte güçlünün güçsüzü ezdiği ve de hâkim olduğunu görmesi ve de bilmesine rağmen, demokrasiyi masum gösterip, savunması acizliklerinin ve nefsani egosantrik arzularına teslimiyetin de göstergesidir.  

Demokrasi propagandasıyla İslam coğrafyalarında; hainlik dolu savaşlarla (terör), fakirlikle geçekleştirilen ve gerçekleştirilmeye devam ettirilen göçler, bu göçlerin neticesinde değiştirilen bölgesel etnik yapılar ve de vahşice uygulana zulümlerin sonu gelmemekte. Bunlarla da kalmayıp yine demokrasi manipülasyonu ile Müslüman halklar bireysel ve etnik olarak birbirine düşman edilmeleri bu işin tam kaymağı olmuştur. Neticede, demokrasi adına Kazana batı sömürü güçleri, kaybeden ise bir deve kuşu gibi başını toprağa gömen Müslüman toplumları oldu. Özelikle Suriye'de sürdürülen kaos bölge ülkelerini (Türkiye & İran) derinden etkilemektedir. Siyonist güçlerin hedefi hiçbir zaman Suriye'ye demokrasi getirmek ya da rejimi değiştirmek olmadı. Onların arzusu bölgedeki istikrarsızlığı, Suriye'deki tahribat ortamıyla sürdürebildikleri kadar üzün sürdürmek ve bölgedeki İsrail karşı olabilecek güçlü devletleri (Türkiye & Iran) zayıflatmak zora sokmaktır.

2/4

Arap baharını özgürlük cilvesine (yalanına) kapılan halklar kandırıldı ve de haraç verdikleri diktatör rejimler ise kendi patronları tarafından oyuna getirdiklerini gördüler. Fakat Suriye rejimi kendi konumun bu oyunda farklı belirlemesi zorda olsa kendisini şu ana kadar korumasını sağladı. Suriye kendini ABD & Siyonist İsrail karşı olan blokta yerini belirledi. (Israil Hizbullah savaşında Suriye Hizbullah'ın en büyük destekçisi oldu, Komşusu Iranı ABD & Israil'in arkadan kuşatmasına müsaade etmedi)

Ülkemiz Suriye konusunda büyük bir yanılgıya düştü. Öylesine ki bugün bizi teröristlerle bir tutan yatırımlar programı içine dahil eden müttefik dediğimiz Amerika'nın oyununa geldi. Aslında Suriye'de ki kaosun hedefi Türkiye & İran için hazırlanmış bir tuzaktı. Ne yazık ki biz Türkiye olarak oynanan bu oyunu göremedik ve ülkemize 4,5 milyon Suriyeli mülteci mecburen ve de AB’nin vaatleriyle aldık ve sınırlarımızda oluşan Israil yapısında bir PKK & PYD terör devleti kurulması için kandırılarak olanak sağladık.

Suriyeli mülteciler; Gelen insanlar tabii ki savaştan kaçtılar, rahat ve huzurlu bir hayat istediler dahası konforu seçtiler. Fakat sorulması gereken soru şu «Eğer bu insanlar gerçekten ülkeleri için özgürlük, demokrasi istedikleri için rejime karşı mücadele vermek için çalışıyorlar olsaydılar neden ülkelerini ve mücadelelerini terk ettiler? Neden Esad'a karşı savaşmadılar?» Hali hazırda Esad karşı savaşanlar sömür güçlerine taşeronu olarak, sömürücü ülkeler için çıkar savaşı vermektedirler. Demokrasi ya da özgürlük onların hedefinde değil. Çünkü onlar, oynana oyunda kullanılan piyonlardır. Oynana oyunun adı Demokrasidir. Bunula birlikte, ülkesini terk eden insanların büyük çoğunluğu gerçek manada ülkedeki savaştan kaçmaktan çok, savaşı bir bahan ederek kendi konforlarını düşündükleri için Avrupa'ya yerleşebilme arzuları ya da en kötü ihtimal Türkiye yerleşmeyi bir fırsat olarak gördüler. Yaşadığımız devirde bu tip bir zihniyet bizlere uzun zamandır empoze edilen ve anlaşılır bir özgü oldu. Fakat vatanını ve toprağını sevenler ise ülkesinin bütünlüğü için şu ana kadar mücadele vermektedirler.

2-) Pandemi - Covid 19; Komplo teorilerinde kabul edersek, şeytani güçlerin planladıkları plan üzerinden Allah’ın kurmuş olduğu bir plandır. Allah kuluna zülüm etmez ve kulunun zülüm görmesinde sevmez. Başımıza gelen her bir zorluk kendi ellerimizle hazırladıklarımızdır. Allah (cc), zalim toplulukların sevmez ve onları galip olmasını ve ilahi düzenin değiştirilmesine de müsaade etmez. Hali hazırda Zalimlerin istedikleri oluyor gibi gözükse de Allah (cc):

1-) Kendine sadık olan kullarını (toplumları), şeytana itaatkâr olan kullarından (toplumlardan) ayırt etmesidir.  

2-) Zalimlerin kurdukları oyunlar (terör, savaş, baskı, zülüm, gasp), galip gelecek Allah taraftarlarının planlarının ilk etabıdır. Ümmetin hakikati görmesi kavraması ve gerçek hur iradesine sahip çıkmasıdır. (Demokrasi, Hürriyet & eşitlik yalanını görmesidir)

3-) Pandemiler ve doğal afetler, insanların hatalarını, sapkınlıklarını ve gerçek hallerini görmeleri için bir hatırlatmadır. Çünkü her türlü baskı & zorluk insanların elleriyle yaptıklarının sonucunda ortaya çıkan bir neticedir.  

Bulunduğumuz Devride yaşadığımız imtihanlar can alıcıdır. Fakat bu imtihanın bu şekilde olmasını sağlayan insanın bizzat kendi hal ve hareketleridir ki onları da sırlarsak; nefsani arzularımıza köleliğimiz, zulme karşı sessizliğimiz, muhtaç durumunda olanlara karşı vurdum

3/4

duymazlığımız, bencilliğimiz, nankörlüğümüz savurganlığımız, israfçılığımız, kendimizi ilahlaştırmamızdır. Bu hallerimiz neticesinde bizlerin başına gelen her türlü belalar*, ilahi gerçekleri hatırlamamız sağlayan *(Pendemiler, doğal afetler,..vb.) uyarılardır.

3-) ABD & AB uyguladığı Baskıya dayalı Yatırımlar (CAATS); ABD aslında nedir? zulmün, vahşetin, soykırımının üzerine inşaat edilmiş, ırkçılık prensipleri üzerine kurulmuş ve kendi gibi düşünmeyen insanlara çıkarı için zulüm eden derin bir mafya yapısının adıdır.  2021 yılına girdiğimiz şu anda bile insanları deri renklerine, inançlarına göre ayırıp, köle olarak kullan, öldüren ve Dünyayı zulümle yöneterek sömürmek isteyen bir sitemin kendisidir. Bu sistemin adının «Özgürlük» veya «Demokrasi» olması onun zalimliğin ve zulmün değiştirmemektedir. Şimdi böyle bir ülkeyle müttefik olmak, dost olmak şeytana dost olmak ve müttefik olmakla birebir aynıdır.  

Ülkemizi ABD yakınlaşmasının hedefi; onun zulmünden emin olmak ve çıkar sağlamaktı! Fakat görüne o ki ona yaklaşmakla tam aksin onun kölesi, uşağı ve de baskısı altında kalıp ülkemizin gerilemesini ve muhtaç & aciz bir ülke olmasını sağlamıştır. Ülkemizde ne kadar zulüm ve ihtilaller olmuşsa hepsinin arkasındaki gerçekleştirici güç ABD olmuştur. Bizler, kendimizi hiçbir koruma altına almadan sadece Amerika'nın çıkarına hizmet ederek onların kucağına kendimizi atmamız, devletimizin kılcal damarlarına kadar nüfuz etmeleri, bizleri de her türlü kirli işlerinde tek taraflı hizmetkar kılmalarını sağlamıştır. Bu gerçek değişmeyen bir hakikattir. Bunu inkâr etmek ya cahillik ya da ihanettir.

Ülkemiz ABD ve AB karşı kendini güçlü kılmasının yolları vardır. Her şey den önce Kendini tanımlamalı ve ufkunu genişletmelidir. Bunu için yapılacak olan hamleler;

1-) Bölgemizdeki ülkeler ile birlik paktları kurup Dolar hakimiyetinden kurtulmak; bu konuda daha önceden rahmetli Erbakan Hoca zamanında adımları atılmış olan D8 grubu canlandırılmaktır. Bu grup içinde Gerçek madeni paraya (Altın, Gümüş, vb.,.) dönülmelidir. Virtüel paranın kalıcı bir geleceği ve hakimiyeti yoktur. Bugünkü sistemin en büyük sancısı, paranın kâğıt olup, sunduğu değere eş değerde olmayan, virtüel (ekran) paralarla finans kurumlarının işlem görmesidir. 10 sent değeri olmayan 100$ kâğıttın para ve diğer ülke paralarındaki hakimiyeti, ABD güçlü yapmakta ve de Finans ekranlarında gözüken milyonların gerçekte hiçbir karşılığının olmaması.

Bölgemizdeki tahribat ve yıkım devam etmekte ve barışın gelmesi engellenmekte bunu iyi düşünmek şarttır! Çünkü bölge ülkelerinde oluşacak barışın ve birliğin, ABD ve Siyonist küresel güçlerin hakimiyetini politik ve ekonomik olarak zayıflatacaktır. Dolayısıyla onlar bizlerin katiyen birlik olmasını istemeyecektir. Tam aksine bizleri ne kadar çok küçük etnik parçalara bölüp düşman edebilirlerse o kadarda güçlü olacaklardır. Dolayısıyla bizlerin dikkat etmesi gereken husus; ABD & Israil ve AB’nin Demokrasi sloganlarıyla politika yürütmekten kaçınmak olmalıdır. Onların sloganlarıyla yapılan her politika ve atılan her adım onlara hizmet etmek demektir. Rahmetli Cem karacanın «işçisin sen, işçi kal giy dedi tulumları» şarkısına muhatap olmaktır.

2-) Her türlü Eğitimlerimizi kendi Sosyal ve Kültürel terminolojimizde yapmak; Bizlerin eğitimleri ve yaşam tarzları kendi öz anane ve adetlerimize dayalı Ahlaki, faziletli, inançlı çalışkan toplumları oluşturmak, bunu için kendi öz terminolojimizin alt yapısını sağlayan Marifetullah’i

4/4

bilmeliyiz, sahiplenmeliyiz ve yaşamlıyız ki bu bilinçlenme içimizde batının eliyle oluşturulan ve empoze edilen her türlü inanç kargaşasının önüne geçecektir.

3-) Toplumsal doku zenginliğimizi korumak; İnsanların renkleri, ırkları, inançları ne olursa olsun kendi bünyemizde acısıyla & tatlısıyla paylaşarak beraber yaşayan her birey bu vatanın evladıdır. Toplumsal temelimizi «Adalet & Hakkaniyet & Denge & Gereklilik» üzerine inşaat etmeliyiz ki temelimiz sağlam ve güçlü olsun. Bu gerçek anlamda Eşitlik ve Özgürlük gelmesini sağlayacaktır.

4-) Toplumsal bilinci artırmak; Nefsani arzuların hakimiyetinin önüne geçmek ve kontrol etmek, cahilliğin, benciliğin ve her türlü köleliğin önüne geçmek olacaktır. O ise, israf, ihanet ve kendi gibi olmayana düşmanlık etmenin önüne geçecektir. Bu ise çocukluktan başlayan sosyal (ahlaki & inanç) ve bilimsel ana temel eğitimlerle gerçekleşebilir.  

5-) Teknoloji ve Bilme sahip olup üretken olmak; Teknolojiyi ve bilim bir araç olarak kullanıp insanlarımızın yaşam seviyesini «Hakkıyla çalışan kazanır, İnsanlık için üreten yükselir» inancıyla geliştirmek iyileştirmek olmalıdır. Bilim ve Teknolojiyi bir sömürü ve hakimiyet aracı olarak kullanmamak insanların daha hür olmalarını ve öz güvenlerini yücelmesini sağlayacaktır.

Tabii yukarda sırladıklarımızı gerçekleştirmek kolay olmakla beraber çok da zordur. Çünkü ABD, GB ve Siyonist küresel güçler (Bati) kılcal damarlarımıza kadar girmişler ve bizlere “kendi zihniyetlilerini & ideolojilerini & hayranlığını» nesillerden beri verdikleri eğitimlerinden dolayı kendimize gelmemiz ve değişmemiz zor olacaktır.  

Hatırlanması gereken Gerçek; Bizler, inançlı insanlara bir birimizin düşmanı değiliz, İnsanlığın yücelmesini inancımız gereği istemekteyiz fakat birilerini bizler üzerinde «Eşitlik», «özgürlük» ve de «demokrasi» adıyla hakimiyet kurması karşısında kendi hür irademizi koruruz ve de korumalıyız.

Dolayısıyla ABD’nin yatırım kararı tam olarak Bizlerin hür iradesini hiç sayarak, bizlerin hürriyetine, öz iradesine pranga vurmasıdır ki bu kabul edilemez. Hele bizi cezalandırarak birilerine mesaj vermesi hiç kabul edilmez. Bu tam anlamıyla alçaltıcı bir harekettir, bir nesne gibi «kullan at» görmesidir ki hürriyet aşıkları bunu hiç kabullenilemez.

Yazımı bitirirken, 2021 yılı, ülkemiz ve bölgemiz insanları için toplumsal birlik ve huzur getirecek, insanlığın üzerindeki şeytani kara bulutların beklene ilahi güneşin nuruyla aydınlanacağı bir yıl olması temennisiyle.

Mustafa Kemal TASPINAR

YORUMLAR

REKLAM