Bir Soru ve Cevabı

GİRİŞ: 02.03.2020 17:48      GÜNCELLEME: 02.03.2020 17:48
Rasthaber -  Şövenist duyguların kabarıp vatanseverlik olarak algılandığı, muhalif görüşle düşmanlığın, tenkitle hainliğin bir tutulduğu; yağcılığın, dalkavukluğun prim yaptığı  zor dönemlerden birini yaşıyoruz. 
Herkesin emir kulu olması beklenen böyle bir dönemde güçlülerin nasihat dinlemesini beklemek beyhudedir.  Buna rağmen ülkenin maslahatını/çıkarlarını gözetmenin kimsenin tekelinde olmadığı ve uyarıda bulunmanın bir vatandaşlık/vatanseverlik  görevi olduğu inancıyla herkesin kendi görüşlerini ortaya koymasını bir vazife olarak görüyorum.
Konumuz Suriye'dir. 
Bu komşu ve kardeş ülkeyle ilgili sorunları defalarca bu köşede yazdık ve sorun devam ettikçe de yazmaya devam edeceğiz inşallah.  
Herhangi bir konuyu irdelerken, değerlendirirken sadece eleştirmeyi  doğru bulmadığım için  aklımın erdiği oranda  çözüm yolları da önermeye çalışırım.
Suriye meselesi  söz konusu olunca İsrail’in menhus varlığından tutun Filistin davasına, Batısıyla Doğusuyla  emperyal güçlerin karmaşık hesaplarına, bölgedeki mürteci/tekfirci çevrelerin akıl dışı eylemlerine kadar onlarca konu akla gelir. Ama bu yazıda bu konulardan sadece birini incelemek istiyoruz:
 Suriye'de bir rejim sorunu var mıdır? Eğer varsa nasıl çözülebilir?
Bu soruyu seçmemizin sebebine gelince; başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere iktidar çevrelerinin yıllardan beri Suriye meselesiyle yakından ilgilenmelerine ve müdahaleye rejim sorunu ve rejimin davranışlarını da temel sebeplerden biri olarak göstermeleridir.
İlk soruya cevabımız olumludur. Evet, Suriye’de bir rejim sorunu vardır. Bir iki ülke hariç tüm bölge ülkelerinde olduğu gibi Suriye'de de rejimin halkın iradesine göre şekillendiğini kimse iddia edemez.
Peki Suriye'de başlatılan iç savaşın tek sebebi rejim sorunu mudur? Buna cevabımız kesinlikle hayırdır. Rejim sorunu olmakla birlikte çıkarılan savaşın asıl nedeninin bu olmadığını artık bilmeyen yoktur ve şimdilik bu husus üzerinde durmayacağımızı başta belirttik.
Çünkü rejim krizinden dolayı  ülkelerde savaş çıkarmak, rejim yıkmak komşu ülkelerin bir hakkı olsaydı Suriye bölge ülkeleri arasında herhalde son sıralarda yer alırdı. Bırakın özgür seçim hakkını ve ülke idaresine katılmayı kabullenmeyi vatandaşlarının  en temel  haklarından inanç ve ibadet haklarını bile sorgulayan, kısıtlayan bunca krallık, sultanlık, emirlik ve şeyhliklerden Suriye'ye  kabul edersiniz ki zor sıra gelirdi. 

Diyelim ki sıra komşumuz Suriye'ye geldi ve biz de iyi niyetle yardımcı olmak istiyoruz.
Soru:  Rejim krizini çözmesi için nasıl yardımcı olmalıydık ve olmalıyız? 
Muhalifleri silahlandırıp iç savaş çıkararak mı?
Mevcut sorunlu rejimi dıştan tehdit ederek mi?
Bölgeyle ilgisi olmayan dış güçlerin ayağını bu ülkeye açıp baskı ortamı oluşturarak  mı?
Yoksa, ülke içindeki farklı çevreler, partiler ve görüşler arasında arabuluculuk yaparak, halkın iradesine saygı göstermeye teşvik ederek, ülke idaresinde anayasal değişikliklere gidilmesinin gerekliliğini hatırlatarak mı?
Klişeleşmiş cevap hazırdır:  Dışişleri bakanımızı gönderdik ve uyardık ya! Kabul etmedi işte.
Ama herkes biliyor ki o sefer dostça  nasihatten çok Batı'nın tehditleriyle dolu mesajını ulaştırma amaçlıydı. Kaldı ki Suriye üzerinde velayet/vesayet veya  kayyumiyet hakkımız mı vardı da kabul etmeyince cezalandırma yolunu seçtik?
Daha önce defalarca yazdığım üzere Sayın Erdoğan krizin ilk aylarında,  yani 2012 yılı Nisan ayında Meşhed şehrinde Ayetullah Hamanei ile Suriye krizi üzerine  ayrıntılı bir görüşme yaptı. O görüşmede İran tarafı  açık bir şekilde;  Suriye krizi eğer sizin dediğiniz gibi rejim sorunuysa bunu elele verip çözebiliriz ve muhaliflerin de iktidara katılması için gerekli düzenlemeler için yardımcı olabiliriz  diyerek İran’ın duruşunu ortaya koymuş ve bir şart ileri sürmüştü: Bölge dışı ülkelerin ayağı Suriye'ye açılmamalıdır. 
Teklif ve mesaj oldukça netti. Suriye hükümeti de o sıralar yumuşama sinyalleri  vererek anayasal değişikliklere hazırlığını bildirmişti. Ama bu değişikliğin dış dayatma ile değil de Suriyeliler tarafından doğal bir süreç izlenerek gerçekleşebileceğini  ileri sürmüştü.
İran tarafı hala cevap beklemektedir. Daha birkaç gün önce İran Cumhurbaşkanı Ruhani'nin İran, Türkiye ve Suriye arasında zirve toplantısı teklifi 2012 Nisan'ındaki duruşun değişmediğinin göstergesidir. Bu tavır,  Rusya da dahil bölgenin dokusuna uymayan dış güçler olmaksızın da Suriye krizi çözülebilir, mesajıdır.
O zaman başbakan olan Sayın Erdoğan karar vermek için bir hafta müddet isteyerek Meşhed'den ayrılmıştı. Gelişmeler de tanıktır ki, Sayın Erdoğan başka bir yolu tercih etti.
 Geçen sekiz yıllık kan, katliam ve sürgün dolu süreç  Suriye krizinin savaş, tehdit ve ablukayla çözülemiyeceğini yeniden  gösterdi. Buna rağmen denenmişin yeniden denenmesinin daha çok yıkım ve düşmanlıktan başka hiç bir yararı olmayacağı kesindir.
Eğer gerçekten ülkemiz başta olmak üzere Suriye'de ve tüm bölgede huzur, barış ve refah isteniyorsa herşeyden önce dış güçlerden umut kesip bölgenin meselelerini bölge ülkeleriyle çözüme kavuşturmalıyız.
ABD, AB ve Rusya kendi uğursuz çıkarlarının peşindedirler. Hedeflerine ulaşmadan Suriye’de ve bölgede huzura ve barışa rızayet  göstermiyecekleridir.
ABD’nin tavrı ortadadır. Suriyedeki rejimin şekli onu ilgilendirmemektedir. Batı’nın baş hedefi  kendi sultasını sürdürmek için Siyonist Rejimin  uğursuz varlığını korumaktır. Bunun için de Suriye’nin zayıflamasını, parçalanmasını, direncinin kırılmasını istemektedir. Bunu başaramayınca Suriye’nin kuzeyinde neler yaptığını bilmeyen yoktur. Eninde sonunda bölgeyi terk etmek zorunda kalacak veya bırakılacaktır.

Rusya da  her ne kadar  Suriye hükümetinin davetiyle bu ülkede bulunuyorsa da  kendi çıkarlarını gerçekleştirmek  önceliğidir. Eninde sonunda Batı’nın diş bilediği Direniş Cephesiyle yolları ayrılacak ve bölgeyi terk etmek zorunda kalacak veya bırakılacaktır.  
Bölge ülkeleri  gerçek bağımsızlığa ve  halka dayalı yönetimlere ancak ve ancak bölge halklarının  irade ve gücüyle kavuşacaktır, dış güçlerin destek ve vaatleriyle değil. Bölgenin kaderini  bu bölgenin sahipleri er geç belirleyecek  ve dokusuna  yabancı unsurları ve fazlalıkları kesinlikle dışa atacaktır. Bu srecin hızlanması  ise başta Türkiye ve İran olmak üzere bölge ülkelerinin işbirliği ve dayanışmasıyla, öteki  Müslüman halkları şemsiyeleri altına almalarıyla mümkündür.
O gün uzak değildir.
Ziya TÜRKYILMAZ

YORUMLAR

Hamza Yiğit 2 ay önce
Ziya bey öncelikle kaleminize sağlık efendim Türkiye'nin ve özellikle sayın Erdoğan'ın Ortadoğu'da yüklenmiş olduğu misyon gereği bu dedikleriniz maalesef gerçekleşmeyecek bir temenniden öteye geçemeyecektir. Eğer mümkün olsaydı sizin de işaret ettiğiniz üzere ilk merhalelerde olurdu. Sayın Erdoğan farklı yerlerde ve farklı zamanlarda defalarca kendisinin Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi veya daha yaygın adıyla Büyük Ortadoğu Projesi "Eşbaşkanı" olduğunu belirtmiştir. Bu proje kapsamında iktidara getirilmiş ve iktidarda tutulmuş hatta Adalet ve Kalkınma Partisi de bu proje kapsamında kurulmuştur. Bugün olanlar ise vekâleten yürütülen savaşın başarısız olması üzerine müvekkilin direkt sahaya inme zorunluluğudur, işin başa düşmesidir. Bu sebeple Sayın Erdoğan geri adım atmayacak ve öyle ya da böyle Şam Diyarını namı diğer Bilâd-ı Şam'ı "fethetmek" için varlığını ortaya koyacaktır. Çünkü onun iktidarda kalmasının yegane yolu budur. Yapabilseydi 2003'te Irak tezkeresini de geçirir Irak'ın talan edilip işgal edilmesine ortak olur iktidara geldiği ilk günlerden işverenlerine sadakatini sunardı. Nitekim bunu Libya'da yapmadı mı? Kaddafi, bütün NATO ülkesinin üzerine çullanmışken kendi yazdığı mektupta Türkiye'nin yani -Türkiye'nin başındaki iktidarın- "ihaneti"nden esef duyduğu kadar başka bir şeyden esef duymamıştır. Kim bilir sopalarla linç edilip öldürülürken başına gelenlerin sebebini düşünmüş müdür? BOP! Ve biz çok uzun zaman önce hazırlanan, on yıllardır da uygulamaya konulan bir projenin son safhalarında bir değişim temenni ediyoruz!? 2016 yılında cemaatçi yapılanma ordu içinde bir kalkışma yaşandığı zaman bazıları Adalet ve Kalkınma Partisinin Amerika tarafından hedef alındığını düşündü. Ya da bunu düşünmeleri için yönlendirildiler! Asıl mesele ise iki Amerikancı grubun kendi aralarında "ben efendime hizmet edeceğim" "hayır ben efendime hizmet edeceğim" kavgasından başka bir şey değildi. Sayın Erdoğan istihbarat oyunları sayesinde cemaat grubunun yalnız başlarına kışladan çıkmalarını sağlamış ve onları gün yüzüne çıkarmıştı. 15 Temmuz olayları arkasındaki sır perdesinin gerçeği işte budur. İçeride Sayın Erdoğan'ın Amerika Birleşik Devletleri tarafından hedef alındığı algısı oluşturuldu, bu algıyla ülkede olağanüstü hal ilan edildi, muhalifler susturuldu, dürüst gazeteciler birer birer içeri tıkıldı, Amerika ile kavgalıyım ayaklarına Rusya Federasyonu ile yakınlaşmalar ve Kuzey Suriye bölgesinde operasyon alanı açmak için Astana masasına oturmalar, her şey en baştan beri aynı amaca hizmet ediyordu ve hala da ediyor, en önemlisi bu algıyla parlementer demokratik rejim değişti yerine dünyanın hiçbir ülkesinde olmayan totaliter tek adam rejimi getirildi. Başkanlık sistemi olan bütün ülkelerde iki ayaklı meclisler vardır Ör: Senato, Temsilciler Meclisi, Duma, Federasyon Konseyi vs.. Türkiye'de meclisin bir işlevi bile yok! Türkiye'de meydana gelen olaylar 70'li yılların sonunda Irak'ta olan olaylarla çok büyük benzerlik gösterir. Hangi yönden mi? Yetkiler tek bir kişinin elinde, içeride inanılmaz bir algı operasyonu, savaş çığırtkanlığı, rejimi yok edilmesi ve talan edilmesi gereken "düşman" komşu bir ülke var (o zamanda Saddam için İran vardı şu an sayın Erdoğan için Suriye var) ve ne acı ki her iki senaryonun tek bir yazarı ve tek bir yönetmeni var, sadece sahneler ve figüranlar farklı. Evet maalesef er ya da geç sayın Erdoğan Suriye'ye girecek ve yapacakları bittikten sonra onu başa getirenler tarafından cezaevlerini dolduran Amerikancı Cemaatçi kadroya teslim edilecek ve Erdoğan sonrası Türkiye direkt olarak Amerika'nın kontrolünde olacak ve bu projeden nasibini alması ve bölünmesi için gereken adımlar atılacaktır. Söylenmesi gereken çok şey var lakin burada bitiriyorum. Selam ve dua ile

REKLAM