Ayrışım Zamanı

GİRİŞ: 09.06.2021 18:10      GÜNCELLEME: 09.06.2021 18:10
Rasthaber -  

BismillahiRahmanniRahim      

Hamd Alemlerin Rabbi Allah’a salatu ve salam O’nun Resulü ve temiz Ehli beytine olsun.

Bir önceki yazımın kalan yerinden devam ederek bu yazıma başlamak istiyorum. Önceki yazımı şu şekilde bitirmiştim: “Sonuç olarak; “İnsanlık & Müslümanlar” bir seçimi yapma zorundadır, Ya Allah'ın seçtiği ve emriyle insanları doğru yola ileten İlahi önder tarafında saf tutacak ya da şeytanin emrinde “egosantrik & taassup” arzularına teslim olup deccalın ordusuna hizmetkar olacak, artık yalanı yalanla gerçekçi kılmak “Asimetrik inanç” mümkün olmayacak. Buradan ülkemizi yönetenlerin dikkatini çekmek isterim.”

Artık Hakikatten kaçamayız, sosyal yaşantımızda var ettiğimiz kaoslar, adaletsizlik, zülüm, gayri insani hallerin çoğalması yaşadığımız doğanının dengesini bozmuş (doğal afetler) ve doğayı Hasta etmiştir. Doğa kendini “uyum & denge & gereklilik” kuralları doğrultusunda iyileştirme çabasına girmiştir. Doğa kanunları gereği her yıpranmış canlı & cansız (özne, nesne) yaratık kendi yenileyerek aslına dönmek zorundadır. Buda doğanın kendini yenilemesi güncellemesi ki o da birtakım felaketleri (doğal afetleri) beraberinde getirmesi demektir. Doğadaki bu değişimden insanlar da kendi payına düşeni alarak mecburi bir ayrışıma (aslına) gitmektedir, yaşadığımız bu zaman bir ayrışma zamanıdır.

Ayrışma derken kastım; “Atlantik & AB müttefikiyken Avrasya taraftarı olmak” ya da “İhvancıyken Salafi /vahabi olmak” veya “Müslüman iken Hristiyan olmak” değil, bunlar bizim bulunduğumuz noktadan Iceberg’in su üstündeki farklı gibi görüne kısımlarıdır. Asıl ayrışım, bizlerin görmediği, yalanı ayakta tutan, su üstünde yüzdüren kökü ki o’da suyun altında gözükmeyen “batıl/Siyonizm/deccal” kendisidir.

İnsanlık öyle bir hale sokuldu ki Hristiyan olmanın, Yahudi olmanın, Müslüman olmanın ya da erkek & kadın olmanın hiçbir farkı olmadığı, yalan ve hakikatin bir anlam ifade etmediği, her şeyin görsel, virtuel, yapmacık ve tek tip olduğu bir zaman girdik. Bu öylesine bir zaman dilimi ki beyaz ve siyahın ayırt olduğu, grinin bulunmadığı, bilginin saklanmadığı, hakikatin asimetrik bakışa rağmen aşikâr olduğu bir zaman dilimi. Bu öylesine bir zaman dilimi ki fitnenin, nifakın, zulmün, ihanetlerin banalleştiği ve de pik yaptığı bir zaman dilimi. Bu öylesine bir zaman dilimi ki hakikatin doğum sancılarının artığı ve yalan girdabının hakikat üzerindeki var ettiği köpüğün yok olacağı, ilahi emirle direniş/kurtuluş rüzgarlarının müjdelediği huzuru, güveni, adaleti, barışı getirecek hakikat nurun doğacağı zaman dilimine girdik.

Ama ve lakin bizler “Müslümanlar” hazırmıyız? Kendimiz bu girdaptan kurtaracak olan gerçeklerimizle yüzleşmeye, hakikati kabullenmeye kendimizi hazırladık mı? Çünkü hakikati bilerek çıkarımıza ve işimize geldiği gibi dünya menfaatlerine bağlanarak oluşturduğumuz sahte/riyakâr halimizden sıyrılmayı ve yalanı başka bir yalanla gerçekmiş görüntüsünü vererek saklayarak oluşturduğumuz dünyevi menfaatlerini bırakmaya hazırmıyız?

Müslüman ülkelerin (biz dahil) gerçeği, müttefiklik, çağdaşlık, liderlik arzusuyla asimetrik strateji, simetrik strateji, konjonktürle strateji diyerek hep gerçeği yalanla kamufle ettik ve “denize düşen yılana sarılır” diyerek yalana sarıldık. Neticesinde ülke halkları “insanlık” birbirine karşı uzak, samimi olmayan, düşmanca tavırlarla gönüllerde yıkıcı & kalıcı sınırlar oluşturduk. İnsanlık olarak inancımızın temeli olan Tevhit ve onun çatısı vahdet yıkmış olduk. Şeytanın icadı, en büyük yalan “Demokrasi & Laiklik” vb. ideolojilerle insanlar şeytani güçlere köle edildi. Bu güçlerin hedefi hiçbir zaman ülkeleri fiziki olarak kuşatmak olmadı. Onların hedefi bizim kalbimizdeki Tevhit inancını yıkmak oldu. Onu da zaman & mekâna göre kurdukları sistemlerle yaptılar ve başardılar.

Söyle bir soru akla geliyor; eğer sistemleriyle bizleri kuşatmışlarsa (tevhit inancını yıkmışlarsa) neden kaos var?  Neden savaş yapılıyor? Neden savunmasız insanlara zulüm yapıyorlar? Ve neden Afganistan'dalar, neden Suriye'deler, neden Iraktalar, neden Filistin'de Yemende zulüm tavan yapıyor… vs?

Her şeyden önce, Şeytani güçler kaostan, yıkımdan, kandan, derin ihtilaflardan, ihanetlerden kısaca kötülükten beslenirler çünkü zalimlik onların gücüne güç katar ve hâkimiyetlerini korku ile pekiştirirler. Bir ata sözümüz var “kurtlar sisli havada avlanır (beslenir)”.

Daha önceki yazımızda bunun için 2 yol kullandıklarını söylemiştik, 1-) Kültürle (inançsal) zulüm 2-) Fiziksel Zulüm. Her şeyden önce insanların kalbine dünya sevgisini yerleştirirler ve insanlığı egosantrik arzularıyla dünyaya köle ederler, arkasından oluşturdukları terminoloji & kodlamayla (sistemlerle) insanlığın gerçekleri & hakikati görmesini engellerler. Bizleri birbirimizi öldürtürken veya didişirken onlar güç kazanırlar ve kendi uşaklarını & hizmetkarlarını ve de kendilerine hizmet eden (entelektüel ve vahşi teröristeler) kara cahillerde oluşturdukları kaostan, zulümden elde etikler ganimetlerle (İktidar, Zenginlik, ayrıcalık, üstünlük, güç vs.) ödüllendireler ve bir taşla iki kuş avlamış olurlar.

Yalan/batıl/ şeytani güçler bir “kişi” değil, bir “sistem/organizasyon/yapılanma” dır. Akıl hocası & kurucusu adı üzerinde olduğu gibi bizzat şeytandır. Kurdukları yapılanmanın en altı tabakası “halk”, onun bir üst seviyesi “sistem & yöneticiler”, onun bir üstü seviyesi “vekil & baronalar” ve vekillerin bir üstü seviyesi akıl hocası “deccal & şeytandır”. Bizlerin gördüğü sadece sistemler ve yöneticilerdir fakat vekil (baronları) ve akil hocasını görmemiz tanımamız zordur. “Böylece onları, halkı ateşe çağıran önderler yapmış olduk. Kıyamet gününde onlar yardım görmeyeceklerdir.” (Kasas-41)

Bu yapılanma nasıl çalışır?

·         Kurdukları sosyal araçları kullanarak (Görsel & yazılı medya, sinema, sosyal ağlar...)

·         Kurdukları kurumlarla yönlendirerek (NATO, BM, Dünya sağlık örgütü, insan hakları örgütü,..vs.)

·         Kurdukları kalpazan (Finans) sistemlere borçlandırarak (IFM & bankacılık sistemi)

·         Kurdukları fakat uymadıkları, ama bize uyguladıkları sistem & rejimlerle (Demokrasi, Laiklik, diktatörlük, kominizim, kapitalizm, İslamizim. vs…) hapis ederek.

·         Silah ve İlaç sanayilerini kullanarak (Epidemiler, Biyolojik ajanlar & silahlar, terörist gruplar, darbeler...)

·         Sosyal & ırkçı isyanlarla oluşturarak (Mezhepsel, etnik, deri rengi, vb. üzerinden sosyal Kaoslar)

·         En önemlisi bütün bunları Kendi terminoloji ve kodlamalarıyla yapmalarıdır. Bizleri yalana terminoloji & kodlamalarına inandırarak hakikati yaşamamızı ve aramamız için mücadele verdirirler. Mesela; çok ilahlı bir yaşam inancını kabullenerek Tevhidi yaşmak veya savunmak. (Benizli arabaya mazot enerjisi kullanarak kullanmaya benziyor ki bu bizi ne kadar ilerletir?)

Bu çerçeveden Amerika, Avrupa ve Komünist ülkelerle olan ilişkilerimizi analiz ettiğimizde hakikati savunan ve kazanda olsak hep kaybeden durumda muamele görmemizin sebebini daha iyi anlamış oluruz. 

Asil soru: Bizler Tevhidi inancını yaşamak & savunmak için mi;

û  NATO üyesi olduk?

û  Demokrasi & laiklik rejimin seçtik?

û  AB üyesi olmak istiyoruz?

û  Özgürlük & İnsan hakları deklarasyonu savunuyoruz?

Birçok entelektüel, profesör, politikacı yazar çizer vs. diyecek ki “Evet, bunlar bizim olmazsa olmazlarımız”. Güzelde bunlar bizde yokken bizler nasıl bir şeydik? Ne haldeydik? Osmanlı 600 sene nasıl 4 kıtada var oldu? Birde bugünlerde yaşadığımız bunca sorunların ana kaynağı nedir?

Bizler böyle bir yapılanmada ne yaparsak yapalım hata “kraldan daha kralcı kesilelim” hep kazan onlar kaybeden ise biz oluyoruz. Çünkü biraz önce çizdiğim piramittin akıl hocasını çizdiği yolda ilerliyoruz. Yani ATESE gidiyoruz. Eğer biz hür olmak istiyorsak rejimin varlığın üzerine oturtturduğumuz temeli karşımıza alıyoruz demektir ki bunu adi Devrim “Revolution” demektir.

·         Para tam olarak bizim paramız değil ve de hür değil dolara indekslenmiş. Dünya finans kurumlarına göbeğimiz bağlamışız ve Paramızla ve ekonomimizle istedikleri gibi oynuyorlar.

·         Silah sanayimiz onlara bağlı, şu sıraları yaptığımız hamleler onları rahatsız etmeye başlasa da silah sanayimizi direk kendi kurumlarına indekslemeye çalışacaklar beklide yapmışlardır. Proje ve üretici “100% Madde in Türkiye” biz olmakla beraber karar mekanizması onlar olacak çünkü sistem kurucu olarak her şey onların onayına bağlı.

·         Görsel Medya aynı şekilde onların istediği kültürel & inançsal politikayı gütmekte. İnsanları istedikleri yönde şekillendirmekteler. Onlara karşı olan medya ya marjinalleşiyor ya da ömrü uzun sürmüyor.

·         İlaç sanayimiz ve diğer endüstriyel sanayilerimiz, ne yazık ki birkaç ailenin elinde onların da üye olarak ayrıcalık kazandıkları “Baron/Elit/Mason/illimunati/Siyonist vb.” dahil oldukları localar beli.

Özet olarak, Bizlerin Türkiye yüceltmek için kullandığımız sistem aslında Türkiye'yi yüceltmek için programlanmamış fakat sistem Türk plakalı Araba. Sistemin yazılımı (kodlaması, terminolojisi) sadece bize bu aracı veren kurumun isteği doğrultusunda hareket etmekte için programlanmış. Aynı aldığımız savaş uçakları gibi, uçak bizim gibi görünüyor fakat bize veren devletlere karşı ya da onların istemediği devletlere karşı kullanamadığımız gibi.

Biz böyle bir yapıda sadece kendimiz kandırırız, istediğimiz gibi hür hareket edemeyiz, manevi & milli çıkarlarımızı katiyen savunamayız. Dolayısıyla bizim içinde bulunduğumuz araç bizim çıkarlarımıza karşı, bizim içinde bulunduğumuz araç dostlarımıza karşı, (gerçek düşmanlarımız açık ve net bilinirken, onlara “müttefik & dost” yapmakta). Fakat en önemlisi bizim içinde bulunduğumuz araç Tevhit inancına karşı & düşman. Üstelik deccalın (Siyonizm ve şeytani yapılar) ordusuna bizi hizmet ettirmekte ve Tevhide karşı bir karakol & karargâh olarak kullanılmakta.

Sonuç olarak: Bizler artık saklanması mümkün olmayan ayrıma (kavşağa) geldik. Simetrik, asimetrik strateji ve inançlar sadece bizi deccalın ordusuna hizmetkar kılacak. Çünkü Yalan/Kötü kendisinin dönüm noktası olan pik seviyesini en son merhalesine geldi. Bu merhale, “Kötünün/ Yalanın” çöküşünün başlangıcı pik ’ten inişi. Yalanın iniş & çöküş yanında birçok anten/müttefik/dost ve sistemi içindeki ülkeleri de beraberinde götürecek. Çöküşün en büyük işareti bölgemizde oluşan savaşlar ama en büyük savaş ise kapıda ve geliyor. Amerika YPG, PKK, DAİŞ, Arabi Suudi, BAE ve diğer teröristleri boşuna silahlarla ve askeri eğitimlerle güçlendirmediler. Halkı Müslüman olan ülkeleri Irak, Suriye, Yemen, İran, Lübnan, Afganistan, Pakistan, kaşmir, Mısır ve Mağrip ülkelerini ekonomik krizlerle, Ambargolarla, savaşlarla, darbelerle kaosa sürükleyerek savunmasız hale boşuna getirmediler ve bizi (Türkiye) kendi planlarında ne yazık ki ekonomizmi çökertmeyi bahane ederek & kullanarak bizleri kullanmaya da devam etmekteler. Bizi kullanmakla kalmayıp bizi kandırmaktalar ve kendi içimizde bizleri parçalamakta ve nefret yapıları oluşturmaktalar.

Son söz; Milletin, devletin, ırkın, rengin ve inançların ayrıt edilmediği, Mazlumun zulme, Masumun zalime, İmanın küfre karşı savaşının hazırlıkları yapılmıştır. Tevhit inancın “şirk & küfre” karşı final savaşı kaçınılmaz ve bizi beklemektedir. Kendi safımızı ülke olarak Tevhit yanında belirlemek bizlerin inancının gereğidir ve Bize Müslüman olarak ancak bu yakışır. Eğer kendimizi ateşin yalan reklam panoları “demokrasi”, “özgürlük”, “insan hakları” vb.  Kanarak/ referans alarak taraf tutmaya devam edersek, Hakikate & Tevhit karşı savaşacağımız aşikâr ve kaçınılmazdır.

Mustafa Kemal TASPINAR

8 Haziran 2021

 

YORUMLAR

EBU HUSEYIN 15 gün önce
NE YAZIK KI MUSLUMANLAR YALANLA PROGRAMLANMIS VEYA HAKIKAT GIZLEYEN BIR APLIKASIYONLA HAKKI ARAMAKTA. BU ISE YA RIYAKARLIK YA CAHILIK YA DA IHANET.

REKLAM