Ademoğulları’nın Kaderini Değiştiren “Mesih Nefesli Devimci”

GİRİŞ: 03.06.2020 09:33      GÜNCELLEME: 03.06.2020 09:33
Rasthaber -  Allah’ın adıyla

Âdem (a.s)’dan Hatemu’l Enbiya Hz. Muhammed (s.a.a)’e kadar her biri “ilahi bir devrimci” olan Allah elçileri iyilik ve kötülüklerin tümünü potansiyel olarak hamurunda taşıyan “beşer”in “insan”laşma devriminin gerçekleşmesi için mücadele etmişlerdir. 

İlahi önderler, “Âdem”i yaratıcı tarafından layık görüldüğü “Ahsen-i Takvim” makamına ulaştırmaya, onu “Esfel-i Safilin”e düşmekten alıkoymak için mücadeleye adamışlardır.

Beşeri “insan”laştırmak ve “insan”dan bir “adalet devleti” inşa etmek kutsal gayesi ile hareket eden tüm ilahi devrimcilerin “hak-batıl” mücadelesinde bütün cepheleri kontrol ve koordine edecek model ana bir karargâh ve kurtarılmış bir kale inşa etmek ana ilkeleri idi.

Tarihin ilk mazlumu olarak ruhunu teslim ederken “Habil”de bu mukaddes hedef peşindeydi, gemiye ilk çiviyi çaktığında “Nuh” (a.s)’ta. Musa (a.s) asasını suya, İbrahim Halilullah (a.s) baltasını puta vurduğunda ve İsa Mesih (a.s) “çamur”a üfleyip ona ruh verdiğinde hep bu kutsal gayenin peşindeydiler.

“İnsan” ve “insanlaşma”yı temsil eden temsil eden “Tevhid Sancağı” hiçbir zaman yere düşmedi. Ancak şu da bir hakikat ki, maalesef çağlar boyunca Hz. Peygamber (s.a.a) ve İmam Ali (a.s)’ın nisbi ve sınırlı hükümetleri dışında hiçbir zaman daim peşinde olunan “kurtarılmış kale” ve “insan devleti” elde edilemedi… Ta ki yirminci yüzyılın son çeyreğine kadar.

1979 yılında “Mesih nefesli bir devrimci”, tıpkı İsa Ruhullah (a.s)’ın çamura üflemesi misali on yüzyıllardır müstekbirlerin zulüm ve fitneleri ile sinmiş, kirlenmiş “mustazaf beşer”e üfledi ve ondan “insan”ı, “insan”dan “adalet devleti”ni inşa etti. Tarih boyunca  cehd etmiş iyilerin çabalarının heba olup gitmesine müsaade etmedi. Yüz yirmi dört bin nebinin mücadelesini neticeye ulaştırdı, taçlandırdı. 

“İnsan”ın “insanlık” için kendi türüne karşı verdiği mücadelede model, öncü ve ümit olacak, gerektiğinde tüm mustazafların sığınacağı bir kale fethetti. Ali (a.s)’ın gayb oğlunun zuhur edip tüm müstekbirlerin kökünü kazıyarak doğudan batıya kuzeyden güneye yerkürenin tamamında kuracağı cennetvari “adalet devleti”nin kuruluşu için verilecek kutsal mücadelenin “ana karargâhı”nı ikame etti.

Kendileri farkında olsunlar ya da olmasınlar İmam Humeyni (r.a, tüm yeryüzü sakinlerinin kaderini geri dönüşü olmayacak şekilde değiştirmiştir. İmam Humeyni (r.a)’nin gerçekleştirdiği “İslam İnkılabı”, tarih boyunca mustazafların müstekbirler karşısında elde ettiği kazanım ve kader belirleyiciliği en yüksek zaferdir. “İslam İnkılabı”nı başarmakla imam Humeyni (r.a), gerek öğretisi ve gerekse pratiği ile tüm nebiler, resuller, vasiler ve salihlerin peşinde olduğu mustazafların yani “insan”ın müstekbirlere yani Esfel-i Safilin’e karşı nihai zaferine giden yolun kapılarını açmıştır.

“İmam Humeyni (r.a)’nin öğreti ve devriminin kader belirleyici etkileri nedir?” sorusunun cevabı besbelli ki çok daha kapsamlı ve hacimli çalışmaların konusu olmalıdır. Ancak biz, sınırlı bir çalışma olan bu makale de birkaç madde ile konuya hiç değilse bir girizgâh olsun istiyoruz. 

İmam Humeyni (r.a), tarihin akışını mazlumların lehine olacak şekilde değiştirmiştir.

1- “Hak-Batıl” mücadelesini yeniden tanımlamıştır.

İmam Humeyni (r.a) “hak-batıl” mücadelesini soyut bir teori olmaktan çıkarıp onu somut bir pratiğe dönüştürmüştür. “Hak-batıl” mücadelesinin sadece bir etnisite, mektep veya mezhep ile sınırlanmaktan çok daha büyük ve kutsal, tüm insanlığı kuşatan bir dava olduğunu ortaya koydu. Bu mücadelenin bütün bir yerküreyi kapsayan “mustazaf ve müstekbir”ler savaşı olduğunu ayan etti. Ayan etti ki, tarih boyunca yaşanan, şimdi yaşanmakta olan ve gelecekte yaşanacak olan “küresel müstekbirler”e karşı ırkı, dini ve mezhebi fark etmeksizin “küresel mustazaflar”ın savaşıdır. Ve yine ayan etti ki, mustazaflar için izzet ve onurun kaynağı ve “adalet, hürriyet, eşitlik” temelli bir dünya kurabilmenin yolu müstekbirleri devirmekten geçmektedir.

2-“Hak-Batıl”ın müşahhas karşılığını ortaya koymuştur.

İmam Humeyni (r.a) “hak-batıl” mücadelesini yeniden tanımlayarak onun esasında “küresel bir mustazaf-müstekbir savaşı” olduğunu ortaya koymakla kalmamış aynı zamanda bunların müşahhas karşılıklarını da insanlığa tanıtmıştır. “İnsan” ve “insanlık”ın en büyük düşmanının (yani “batıl”ın tepe noktasının) emperyalizm ve siyonizm elbiseleri ile hükümet eden Amerika ve İsrail olduğunu; dünyanın hangi coğrafyasında hangi dinden ve hangi mezhepten olursa olsun emperyalizm ve siyonizm ile iş tutan hükümet ve liderlerin “müstekbir” olduklarını beyan etmiştir. Ve İmam Humeyni  (r.a) yine beyan etti ki, emperyalizm ve siyonizmin karşısına kurumsal olarak dikilen ve onların sömürgeci ellerini mustazafların yakasından kesmek isteyen İslam İnklılabı, “hak’kın kalesi”dir.

3- “Ana cephe”yi tayin etmiştir.

İmam Humeyni (r.a), mustazafların müstekbirlere karşı “varoluş savaşı”nda ana cephenin neresi olması gerektiğini de tayin etmiştir. Bu cephe; “Filistin ve Kutsal Kudüs” davasıdır. İmam Humeyni (r.a) ortaya koydu ki; emperyalizm ve siyonizm, İslam İnkılabı ve dostları ile bu cephe üzerinden hesaplaşmaktadır. Ve bu cephe öyle bir cephedir ki, turnusol kâğıdı gibidir. İster bireysel olsun ister kitlesel, fert ve toplumların, hükümet ve liderlerin, aydın ve entelektüellerin, şeyh ve kanaat önderlerinin, akademisyen ve gazetecilerin gerçek durumunu anlamamız için “Kudüs Davası” şaşmaz bir mihenk taşıdır. İmam Humeyni (r.a) işaret etmişlerdir ki, “kimin hangi safta olduğunu belirlemek için onun “Kudüs Davası”na olan ilgi, alaka ve pratiğine bakınız.”

4- “Vahdet”in temellerini atmıştır.

İmam Humeyni (r.a), ırkı dini ve mezhebi ne olursa olsun tüm müstekbirlerin bir vücut ve yekpare bir cephe olduklarını insanlığa gösterdi. Bu yekpare “küresel müstekbir cephe”ye karşı mücadele etmek için tüm Müslüman halkların hatta dünyadaki tüm mazlum ve mustazaf milletlerin her türden ulusal, dini, mezhebi ihtilafları bir kenara koyarak “küresel mustazaflar cephesi”ni oluşturmaları gerektiğini ortaya koydu. Bu Yüce Önder hayatı boyunca “evrensel istikbar”a karşı “evrensel mustazaf”lar cephesini oluşturabilmek için gayret gösterdi. Gerek öğretisi ve gerekse pratiği ile örnek ve önderlik yaptı. Emperyalizm ve siyonizme karşı Müslüman ve mustazaf halkları bir ve beraber olmaya davet ederken pratik bir örneklik olarak “küresel vahdet”in ilk tuğla, ilk harcı olacak “Kudüs Günü”nü ilan etti...

İmam Humeyni (r.a)’nin hayat bahşedici nefesinin etkisini bugün yeryüzünün her yanında hissetmek mümkün. Latin Amerika’da emperyalizme meydan okuyan halkların sıkılı yumrukları da bu nefesin meyvesidir, Kara Afrika’nın derinliklerinde “insan onuru”nu kurtarmak isteyenlerin zulme meydan okuyan duruşları da.

İsrail’in yenilmezlik efsanesini tarihin çöplüğüne fırlatıp atan Hizbullah’ta İmam Humeyni (r.a)’nin mektebinin ürünüdür, Yemen de siyonizm, emperyalizm ve onların yerli uşaklarına sahrayı dar eden Ensarullah’ta.

Ve hatta bugün Amerika ve Avrupa’da  henüz tam tanımlanamamış “adalet-hürriyet-eşitlik” için o türden veya bu türden ayağa kalkan tüm halkların ruhu bu esintiden beslenmektedir.

“Mesih nefesli devrimci” mustazaf bırakılmış kuru kalabalıklara üfledi ve onlara “direniş ruhu” aşıladı. “İnsan”ın anatomik türüne karşı verdiği “insanlık” mücadelesinin ateşini tutuşturdu. Mesih nefesli devrimci “insan”ın kaderini değiştirdi.

Muntazar Musavi / Rasthaber

YORUMLAR

Turab Kafkas 1 ay önce
Imami rahmetle minnetle özlemle yad ediyoruz Ruhu Sad olsun

REKLAM