ABD’nin İran yenilgisinin anlattıkları

GİRİŞ: 24.08.2020 14:45      GÜNCELLEME: 24.08.2020 14:45

Rasthaber -  Dünya halklarının post-truth bataklığında, gelişmeleri algılar üzerinden iyi-kötü kahramanların bulunduğu bir çizgi romanmış gibi okumaya alıştırıldığı bir ortamda, 'kötülük' timsali İran'la ilgili son ABD yenilgisi kayda değer. ABD'nin dünya hegemonik sistemindeki yeri ve uluslararası liderlik iddiasının giderek acınası görünümü açısından dikkat çekici.


ABD, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) önemli bir yenilgi aldı. Görülmedik iş değil, Amerikan yönetimlerinin BMGK'da İsrail'i tek başına savunurken yalnız kaldıkları çok, 1986 Libya saldırısı yahut 1989 Panama işgalindeki gibi kınandıkları da. Ama bu seferkinin niteliği çok şey anlatıyor.

 
Dünya halklarının post-truth bataklığında, gelişmeleri algılar üzerinden iyi-kötü kahramanların bulunduğu bir çizgi romanmış gibi okumaya alıştırıldığı bir ortamda, 'kötülük' timsali İran'la ilgili son ABD yenilgisi kayda değer. ABD'nin dünya hegemonik sistemindeki yeri ve uluslararası liderlik iddiasının giderek acınası görünümü açısından dikkat çekici. Ve ABD'de 3 Kasım'da kaotik bir ortamda başkanlık seçimine gidilecekken, dünya açısından sonuçları itibarıyla da...
 
Bile bile lades 
 
Trump yönetimi bile bile lades dedi. BMGK'nın 15 üyesinden 13'ü, -geçici üye Dominik Cumhuriyeti hariç- ABD'nin geçen cuma sunduğu İran tasarısına itiraz bayrağı açtı. Hedef, 2015'te Obama döneminde BMGK'nın beş daimi üyesi ve Almanya'dan oluşan 5+1 grubunun İran'la imzaladığı ve resmi adı Ortak Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA) olan nükleer anlaşmayı yok etmekti. ABD, Dışişleri Bakanı Pompeo'nun sert söylemleri eşliğinde, JCPOA'nın 'snapback' diye anılan 'yaptırımları geri getirme' mekanizmasını, 18 Ekim'de süresi dolacak silah ambargosunu dahil edecek şekilde tetiklemeye çalıştı. Ama bırakın Rusya ve Çin vetolarını, müttefik Britanya, Fransa, Almanya ve Belçika bile itiraz etti.
 
En baş neden Trump'ın JCPOA'dan Mayıs 2018'te tek taraflı çekilmesi. Anlaşma BMGK onaylı. Konsey'in 2231 sayılı kararı, İran'ın sivil nükleer programı için sıkı denetim mekanizması eşliğinde BM'nin İran'a yönelik yaptırımlarının kaldırılmasını takvimlemekte. ABD yönetimi ise tek taraflı çıktığı çok taraflı bir anlaşmanın mekanizmasını tetiklemeye kalkıştı. Trump çekilmemiş olsa, belki silah ambargosunun devamını zorlayacak pozisyon elde edebileceklerdi. Anlaşmanın altında imzaları bulunduğundan teknik olarak parçası sayıldıklarını bile iddia ettiler. Amerikan diplomasisi açısından acınası görünüm oldu.
 
Trump yönetimi şimdi, var olmayan BM yaptırımlarını uygulamadıkları için diğer ülkelere yaptırım uygulamakla tehdit etmekte. Pompeo, "Yaptırımlarımızı ihlal eden hangi ülke olduğunu görürsek, her ulusu bundan sorumlu sayacağız" buyurdu.
 
Avrupalılar bezdi 
 
Şimdi anlaşmada yer alan ülkeler Ortak Komisyon üzerinden ve BMGK'da resmi süreç işletmeye kalkışmazsa, 10 yıldan sonra İran'a yönelik konvansiyonel silah ambargosunu sürdürmenin en azından BM nezdinde kapısı kapanıyor. Avrupa kanadı da ABD'ye mızıkçılık yapmakta ısrarlı.
 
Ortak Komisyon'u koordine eden AB dış politika şefi Joseph Borrell, ABD'yi anlaşmanın katılımcı ülkesi görmediklerini belirterek tavizsiz görüntü çizdi.
 
ABD'nin -hele Trump yeniden seçilirse- yeni bela çıkartma olasılığının hesaba katıldığı muhakkak. Borell, anlaşmanın korunması ve tam uygulanmasını sağlamak için her şeyi yapmaya devam edeceğini söyledi. Borell'in anlaşmanın 'küresel silahsızlanma mimarisinin sac ayaklarından biri' diye nitelemesi de mühim. Soğuk Savaş'tan kalma INF ve START anlaşmalarının Trump yönetimi yüzünden geldiği yer düşünülürse...
 
İran direniyor 
 
İran, ABD'nin nükleer anlaşmadan tek taraflı çekilmesiyle zorda kaldı. Bir yıl bekledikten sonra hayrını göremediği anlaşmadan kaynaklı yükümlülüklerini askıya almaya başladı. Ocak 2020'de de tüm taahhütlerini. Bu yüzden Britanya, Almanya ve Fransa özde dişe dokunur bir şey yapmadıkları halde anlaşmanın İhtilaf Çözüm Mekanizması'nı işletti. Ama anlaşmanın 'ölmesini' istemiyorlar. En azından Washington'da belirsizlik varken. Yoksa İran, Trump'a Kasım Süleymani gibi bir devlet yetkilisini kurban verdiğinde fazla ses etmişlikleri de yok.
 
ABD'de Demokratik Parti -'şahin' Hillary Clinton bile- seçilirse Joe Biden'ın nükleer anlaşmaya dönmesini vaaz ediyor. Biden Obama dönemine dönüşü temsil ettiğinden değil. Biden, İran'ı tıpkı Trump gibi, 'terörizm destekçiliği, insan hakları ihlalciliği' söylemleriyle eleştiriyor, kendisine 'ahlaki liderlik' biçiyor.
 
Seçimi Biden kazanırsa medya ve düşünce kuruluşları 'çok taraflı Amerika'nın dünyaya dönüşünü' ilan edecekler. Avrupalılar da Bidenlı bir ABD ile yol bulacakları fikrinde. Şimdilik ihmal edilen ABD/İran başkanlık seçimleri döngüsü. İran'da 2021 yazında cumhurbaşkanlığı seçimi var. Ilımlı Hasan Ruhani'nin süresi doldu. Ufukta anlaşmaya teşne biri yok.
 
İran anlaşması Obama faktörüyle 21'inci yüzyılda ABD dış politikasının belki tek esaslı diplomasi hamlesiydi. Trump için öne çıkan askeri tehdit, ekonomik terör ve post-truth propaganda. Bidenlı bir ABD'de ilki örtülü, son ikisi baki kalacak. Amerikan şirketlerinin gayet iyi konumlandıkları Avrupa yönetici elitleri, Trump faktörünün işlemediği bir ortamda, nükleer anlaşmayla bu denli yakından ilgilenirler mi? İronik ama dünyada çok taraflılığı asıl Trump zorlamakta...
 

Birgün

YORUMLAR

REKLAM

İLGİLİ BAŞLIKLAR

REKLAM