28 Şubat Piyonları

GİRİŞ: 07.03.2021 15:26      GÜNCELLEME: 07.03.2021 15:26
Rasthaber -  Filistin halkı gayrimüslim olsa bile, işgal ve katliamlara maruz kaldıklarından dolayı orada yaşanan zulme tepki göstermemiz dinî bir vecibedir. Zira bizim inancımızda mazluma dini sorulmaz, zulüm kimden gelirse gelsin ve kime yönelik olursa olsun karşı gelmek yüce dinimizin emridir. İşin aslında ümmet olarak vereceğimiz tepki, "kolektif güç kullanarak" zulmü bertaraf etmeye matuf olmalıdır. Merhum Erbakan neden ısrarla, sadece Müslümanların değil, bütün dünya insanlığının huzuru ve saadeti için "İslâm Birliği" ve "İslâm Barış Gücü" diyor ve bunu tesis etmek için çabalıyordu. Yüce Rabbimiz bakınız ne buyuruyor: "Siz insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz iyi olanı tesis eder, olumsuz olanı bertaraf edersiniz." (Âl-i İmrân:110) Dikkat edin, ayette "Müslümanlar için" değil, "insanlar için" lafzı geçiyor. Biz İslâm ümmeti olarak bütün bir yeryüzü insanlığına karşı sorumlu ve mesûlüz. Böyle bir mesuliyeti üstlenmek kolektif güç oluşturmayı zorunlu kılar. Sevgili Peygamberimiz ne buyuruyor? "Bir kötülük gördüğünüzde ona elinizle engel olun, eğer buna gücünüz yetmiyorsa dilinizle müdahale edin.."
Allah Resulü, bir başka hadis-i şerifte, "Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır" diye buyurmaktadır.
Sadede gelecek olursak, bir Müslüman hassasiyeti ile Sincan Belediye Başkanı Sayın Bekir Yıldız ve Kültür Daire Başkanı Sayın Hüseyin Avni Yazıcı'nın organizesi ile "Kudüs Günü" etkinliği adına belediye binasının önünde Mescidi Aksa'nın benzeri bir çadır kuruluyor ve orada 14-15 yaşlarında çocuklar Gazzeli yaşıtlarını taklit ederek tiyatro oyunu sergiliyorlar. Bu etkiniliğe davet edilen İran Büyükelçisi Sayın Muhammed Bakırî ve Selam Gazetesi Haber Müdürü Sayın Nureddin Şirin Filistin halkının uğradığı zulümlere ilişkin birer konuşma yapıyorlar.
Bu durum takdirle karşılanması gerekirken "Peygamber Ocağı" diye bilinen ordumuzun içerisindeki "vatan ve ümmet haini/Siyonist piyonu" kişi kalkıp Sincan sokaklarına tankları indiriyor. Bu ne cüret, bu ne küstahlık ve bu ne melunluk? Bu şahıs elbette ki tek başına bu işi yapmıyor. Burada, Siyonizm piyonluğu adına kolektif ve koordineli bir irade yansıtılıyor. Bir taraftan Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden, bir taraftan Cumhuriyeti Başsavcısı Vural Savaş ve diğer taraftan Devlet Güvenlik Mahkemesi Başkanı Nuh Mete Yüksel dört koldan harekete geçiyorlar. Görseniz, sanki vatan elden gidiyor. Tehditleri öylesine ayyuka çıkarıyorlar ki, "Gerekirse silah kullanırız" diyerek gazetelere manşet attırıyorlar. Hatta bu konuda o kadar fütursuzlaşıyorlar ki, "Bu bir mütarekesiz savaştır, gerekirse bin yıl sürecek" diyorlar.
Demek oluyor ki, memleketimiz Siyonist piyonları ve ABD uşakları tarafından işgal edilmiş bizim haberimiz yok. Demek ki onların ve ağababalarının vesayet ve hegemonyası tehlikede!
Çevik Bir denilen kişi, FETÖ gibi Silahlı Kuvvetler içerisine konuşlanmış vatan ve ümmet haini bir takım şer güçlerden destek almasa o küstah cesareti göstermesi mümkün değildir.
Bakınız, General Çevik Bir, ABD'nin "Middle East Quarterly" adlı dergisinde, "İstikrar İçin Formül: Türkiye Artı İsrail" başlığıyla İsrailli stratejist ve siyaset bilimci Martin Sherman'la ortak kaleme aldığı makalede Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin 1990'lı yılların ortalarında tam bir bahar mevsimi yaşadığını belirtilirken Necmettin Erbakan'ın başbakanlığı döneminde İsrail menfaatlerinin tehlikeye girdiği, uygulanan ortak baskı ve 28 Şubat müdahalesi ile bu tehlikenin bertaraf edildiğini anlatılıyor. Çevik Bir Siyonist katillerin savunuculuğunu yaptığı makalede şu sözleri dile getiriyor: "Erbakan İsrail'i ebedi düşman olarak görüyordu ve bu yüzden Türkiye ile İsrail arasındaki ikili anlaşmaları iptal etmek istiyordu.. 28 Şubat'ı İsrail'in gelecekteki güvenliği için yaptık, Erbakan ve REFAHYOL Hükümeti'ni İsrail için devirdik. Çünkü İsrail'in güvenliği tehlikedeydi. Laik Cumhuriyet'in mirasını korumakla yükümlü olan Türk Silahlı Kuvvetleri adına Erbakan'a açıkça şu mesajı verdik: Koltuklarda öylece oturup, ülkenin yüzünü İslâm'a dönmesini, İsrail-Türk askerî ilişkilerinin tehlikeye atılmasını izleyemezdik. Öyle ki, Erbakan'ın İsrail karşıtı söylemi, geleneksel Yahudi karşıtı motifler ve efsaneler ile dolu idi. Erbakan için, İsrail bir 'ebedi düşman' ve 'Arap ve İslam dünyasının kalbinde bir kanser.' Erbakan, İsrail ile Ankara'nın ilişkilerini dondurmaya ve iki ülke arasındaki ikili anlaşmaları iptal sözü verdi. İşte buna rıza göstermemiz mümkün değildir."
Bir ve Sherman'a göre bu uyumlu politikalar rahmetli Başbakan Necmettin Erbakan'ın iktidara gelmesi ile bozuldu. İşte o dikkat çeken satırlar: "Bu bağlar 1996 yılında İsrail karşıtı ve İslamcı Refah Partisi'nin başkanı Necmettin Erbakan'ın iktidara yükselişi ile yıprandı. Erbakan görevinin ilk günlerinden itibaren iç ve dış politikada İslami bir gündeme girişti. Eğitim sisteminin İslâmî formasyona göre düzenlenmesi, Türkiye'nin D-8 türü yeni projelerle Müslüman ülkelere daha yakın hale getirilmesi ve İslam devletlerinin NATO benzeri ittifak ve savunma gücü oluşumuna girişmesi bu sürecin parçalarıdır."
Evet sayın okuyucumuz, "ülkenin yüzünü İslâm'a dönmesine, İslâm Birliği'nin, İslâm Barış Gücü'nün tesisine ve Siyonist katillerle ilişkilerin kesilmesine" tahammül edemeyen Çevik Bir Siyonist çete adına giriştiği "vatan ve ümmet ihaneti" kapsamında tankları Sincan sokaklarına indirdiğinde (halkımızla alay edercesine) "Demokrasiye balans ayarı çekiyoruz" diyebiliyor. Seçimle işbaşına gelen bir hükümeti alaşağı ediyorsunuz ve buna "demokrasiye balans ayarı" diyorsunuz. Despotluğun, Firavun'luğun ismi ne zaman demokrasi oldu? Eskiden ihanet ve entrikalar büyük bir gizlilik içerisinde yapılırdı. Demek artık öyle bir raddeye gelmişler ki yaptıkları hainlikleri gizlemeye, kamufle etmeye ihtiyaç duymuyorlar.
Bu ikili ihanet anlaşmalarından biri de Hava Kuvvetleri'mize ait Konya Askerî Havaalanı'nın Siyonistlerin hava kuvvetlerine peşkeş çekilmiş olmasıdır. Bu üsse konuşlanan işgalci İsrail'e ait savaş uçakları her gün tekrarlanan sortilerle İran sınırına kadar gidip geliyorlar. Yaptıkları alçak uçuşlarla bir taraftan hububat ambarı olan Konya ovasını korozyonlu-kanserojen içerikli egzoz gazları ile zehirliyorlar, diğer taraftan manevra kabiliyetlerini geliştirip Gazze'deki mazlum/savunmasız kardeşlerimizi bombalıyorlar. Bu yapılan (Türk Ceza Kanunu'nda geçtiği üzere), "katile yardım ve yataklık suçu"ndan başka bir şey değildir. Aslında sadece bu cürümden dolayı "cürmü meşhud katil ile işbirliği yapan, katile yardım ve yataklıkta bulunan bütün hainler yargılanmalıdır. Biz bunu insanların yaşam haklarına ilişkin Birleşmiş Milletler nezdindeki uluslararası mahkemelerden beklemiyoruz. Çünkü yapmazlar, çünkü oportünist ve iki yüzlüler. Eğer Erbakan Hocamız'ın projesi olan D-160 tesis edilseydi. Bu hainler hem o mahkemede hem D-8 kapsamındaki mahkemede yargılanacak ve hak ettikleri cezaya çarptırılıp adalet tahakkuk etmiş olacaktı. Bu dünyada adaletin tecelli edeceği şekilde yargılanmadılar ama cehennem o hainleri bekliyor. Şairin dediği gibi, "Zalimler için yaşasın cehennem.
Bakınız o kumpasçıların, o hainlerin bir başka cürmünü kaydetmeden geçmeyelim:
28 Şubat öncesi yayın yapan Selam Gazetesi Türk Silahlı Kuvvetleri'nin işgalci İsrail ile yapmış olduğu askerî işbirliği anlaşmalarını eleştiren manşetler attığı ve yazılar yayınladığı için büyük bir kumpasa maruz kalmıştı. Çeşitli iftira ve tezviratlarda bulunarak "Selam-Tevhid" ismi altında hayali bir terör örgütü uydurdular. Spor sayfasında yazan Mehmet Şahin'den abone sorumlusu Abdülhamit Çelik'e, Haber Koordinatörü Mehmet Ali Tekin,den gazete sahibi Hasan Kılıç'a kadar bütün çalışanları tutuklayıp ağır cezalar verdiler. Haber Müdürü Nureddin Şirin Sincan Kudüs Gecesi'nde konuşma yaptı diye 17,5 yıla mahkûm edildi. Genel Yayın Yönetmeni Aydın Koral'a ise, Siyonist çete ile yapılan askerî işbirliği anlaşmalarını eleştiri mahiyetinde yazdığı yazılardan dolayı hakkında 18 dosya, 26 dava ve toplam 157,5 yıl hapsi isteniyordu. Bu durum karşısında Aydın Koral, yurtdışına hicret etmek zorunda kalmıştı. Ve bu hicret 22 yıl sürmüştü.
Kısacası, Siyonistlerin piyonları 28 Şubat post-modern darbe sürecinde sadece REFAHYOL Hükümeti'ni devirmekle yetinmemişlerdi. Çeşitli kumpaslar ve ellerine geçirdikleri yargı erkini kullanarak çok yönlü adlî koğuşturmalar yapmışlardı. Anayasa Mahkemesi, Cumhuriyet Savcılığı ve Devlet Güvenlik Mahkemeleri harıl harıl çalışıyordu. Köfteci dükkanlarına varasıya dek mütedeyyin halkımız adeta sürek avına maruz kalmıştı. Devlet kurumlarında ve üniversitelerde başörtüsü zulmü ayyuka çıkmıştı. Bazı özel işyerleri bile bu zalimlerin hışmına maruz kalmamak için başörtülü çalışanlarına çıkışlar verdiler. Hanımı başörtülü olan muvazzaf subaylar Yüksek Askeri Şura kanalı ile ordudan atılıyordu. Bir de bu yetmezmiş gibi, bu şahısların sicillerine, "resmî kurumlarda çalışamaz" diye şerh düşülüyordu. (Ellerinden gelse, "bunlardan kız alıp vermeyin" diyecekler.) Öte yandan, Milletvekili seçilen Merve Kavakçı Hanım'ın başına gelenleri biliyorsunuz! Ecevit görevi olmadığı hâlde histerik duygulara kapılarak, "Bu kadına haddini bildirin, burası laik rejime meydan okuma yeri değildir" diyerek meclis kürsüsünden küstahça bas bas bağırıyordu. Olayın akşamı hızını alamayan Siyonist çete piyonları yandaş medya eşliğinde Merve Hanım'ın evine baskın düzenlediler. Kadıncağızı bir linç etmedikleri kalmıştı...
Sonuç olarak ifade edecek olursak, başta Çevik Bir olmak üzere 28 Şubat darbesini yapan ve müstevlilerle iş tutan Siyonist piyonlarına "vatan hainliği" kapsamında ve kamu vicdanını rahatlatacak bir şekilde "adalete uygun" yargılama yapılmalı. Hak ettikleri müeyyide mutlaka kendilerine verilmeli. Cumhuriyet tarihi boyunca en istikrarlı hükümet olan REFAHYOL Hükümeti'ni devirmenin sadece maddî bedeli 350 miyar dolar olmuştu. Ayrıca ve en önemlisi memleketimize, İslâm ümmetine ve dünya insanlığına refah, huzur ve saadet getirecek olan D-8, D-60 ve D-160 projelerine engel olunması tarifi ve hesabı yapılamayan bir ihanettir.
Siyonist çetenin piyonlarına tepki veren bazı arkadaşlarımız "bu hainlerin apoletleri sökülsün" diyorlar. Elbette bu da yapılsın ancak mevcut ceza kanunlarıyla bu hainlere verilecek müeyyide yaptıkları kötülüğün karşılığı olmayacaktır. Bu nedenle, mazlum Filistin halkı adına diyoruz ki: "Zalimler için yaşasın cehennem."
Bu dünya o hainlere de kalmayacak. Korumaya çalıştıkları o zalimler de yıkılacak ve bir gün dünyamız İsrail'siz kutlu bir sabaha uyanacak...
(Ali Erdem)


YORUMLAR

REKLAM