Türkiyeli Şiilerin Hakları ve Maslahatçı Yorum ve Duruşlar

GİRİŞ: 07.02.2021 19:22      GÜNCELLEME: 07.02.2021 19:22
Rasthaber -  12 Ehlibeyt İmamı (a.s)’ın siyasal tavırları ve toplumsal konumlarına baktığımızda zamanın tağutlarıyla sürekli gerginlik yaşadıklarını, onları asla meşru görmediklerini görüyoruz. Zamanın iktidarları İmamlara (a.s) her tür ekonomik ve toplumsal ambargoyu uygulamışlardır. 

Ehlibeyt İmamlarından zamanın halifelerini ve siyasal düzenini meşru görecek, onları övecek, benimsemeyi emredecek bir söz görülmüş duyulmuş değildir. Tersine Şiilerini şiddetle tağuti yönetimlerden uzak tutmuşlar onun hükümlerine muhtaç olmayacakları bir toplumsal yaşam geliştirmenin mücadelesini vermişlerdir. 

Aynı onurlu tavır, Şii alimler tarafından da tarih boyunca takip edildi denilebilir. Ancak Türkiye’de son yıllarda kabul edilemez sebeplerden (siyasilerle ve otoritenin  emrindeki kurumlarla içli dışlı olmak vb) dolayı bu saf, net çizgiyle uyuşmayan  bazı örneklere maalesef  tanık olunmaktadır. 

Şii hocaların maaşları Humus sisteminden  veya halk tarafından ödenir. Şia tarihi boyunca tebliğ ve temsil görevlilerine yönelik bu bağımsız ekonomik düzenleme sayesinde özgür bir mektep olmayı başarmıştır. Her ne kadar siyasi otorite tarih boyunca  sürekli olarak onları maaşa bağlayıp kontrol altına almaya çalışsa da bunda istisna ve bireysel örnekler dışında başarılı olamamıştır. 

Tanık olunan gidişatın  tehlikeli olan yanı ise, bu kişisel basiretsiz duruşların maslahat adı altında  camiaya  dinin, mezhebin görüşüymüş gibi lanse edilmesi ve  masum imamların  duruşunu hatırlatanların  fitneci, asi olarak  tanımlanmasıdır.

Bu sakat gidişatın tezahürlerinden biri de  seçim dönemlerinde kendini ortaya koyar. Hocalardan bazıları sanki dini  vecibeymiş gibi adayları kabul eder,  onların vaatlerini dinler,  toplumun sözcülüğüne soyunur,  daha kötüsü bazı bölgelerde ise sanki mezhebin varlığı  şucu veya bucu parti adayının kazanmasına bağlıymış gibi oy toplama seferberliği başlatırlar. 

Hal böyleyken kişisel, grupsal didişmeler nedeniyle bir Şii molla diyanete bağlanmaya kalksa o zaman önceki uzlaşmacı duruşlar unuturulur ve  Şii camiada,  Şia geleneğinde bu olmazmış, yok bu alimin özgürlüğünü elinden almakmış,  yok din adamı devletin tekeline siyasal otoritenin güdümüne giremezmiş! Bunlar kesinlikle doğru duruşlar, kimse buna itiraz edemez. Pekala seçimlerde  farklı partilerle işbirliğine girmek Şia geleneğinde var mıymış?

Hukuki, anayasal bir hakkı  kendi  çerçevesinde çözmek varken  güçlülere, siyasilere tevessül etmek, her sıkıştığında ilgisiz kurumlara koşmak var mıdır? Yoksa bazıları  mezhebi, mektebi kendi maslahat anlayışlarına göre mi  tefsir ediyorlar?

Bu ayrıntılı  makaleyi aşağıdaki linkten takip edebilirsiniz:

YORUMLAR

Mehmet İzol 1 ay önce
çünkü türkiyedeki caferi mollalar islam ve mektebi türk için istiyorlar. onun için türk'ü islam için istemiyorlar. eğer bir yerde adaletsizlik varsa,insanlar dillerinden ırklarından dolayı öldürülüyor ve sizde sessiz kalıyorsanız !,sizin suriyedeki çetelerden ne farkınız kalır ki!... azerbaycan olunca şehid,kürdistan olunca kafir,ermeni öylemi?göreceğiz bakalım mahşer gününde kimlerin hangi yüzle 14 masuma bakacağını,anlayacağız O GÜN kimin haklı kimin haksız olduğunu anlayacağız. bu ırkçı faşist devlet anlayışı insanları dinlerinden imanlarından etti.bu sunni dini anlayışı maalesef şia ve caferi olduğunu söyleyenler ,televizyon ve medya ekranlarından tağuti düzenlerin dinlerini benimsediklerini görüyoruz. yani küfe geleneği bozulmamış,korku ve endişe görünce eteklerindeki taşları yere dökmek gibi.

REKLAM

İLGİLİ BAŞLIKLAR

REKLAM