Davutoğlu AKP’yi Bombaladı: Yanlış Sisteme Gittik

GİRİŞ: 29.08.2019 07:54      GÜNCELLEME: 29.08.2019 07:54
Rasthaber -  TV5'te Suat Toktaş'ın sunduğu 'Düşünme Vakti' programında Mustafa Yılmaz, Özlem Akarsu Çelik ve Gürkan Zengin'in sorularını yanıtlayan Davutoğlu'nun açıklamalarından satır başları şöyle:

Davutoğlu, "Benim konuşmam bir saat. O cümle 27 saniye" diyerek, "Dostoyevski'nin romanının bir bölümünü okursanız oradan bir suç çıkarabilirsiniz. Bütününü okursanız oradan bir klasik çıkar. Bana saldırmak maliyetsiz. Muhalefet bana saldırdığında bir maliyeti yok. Özellikle iktidara yakın medya kuruluşlarında saldıranlar ise ödüllendiriliyor" ifadelerini kullandı.

Davutoğlu, "Niye 7 Haziran-1 Kasım dedim. O dönem benim mecliste çoğunluğum yoktu. 1 Kasım'dan sonra zaten çoğunluğu kazanmış ve terörle mücadelede risk alabilecek durumdaydım. 7 Haziran sonrası HDP çoğunluğu kaybettiğimiz için tahrike başladı. O zaman onları da uyardık, eğer siz siyasi partiyseniz bu eylemlere destek vermeyin dedik. O dönem şehitler verdik. 3 Temmuz günü güvenlik birimlerine talimat verdim. Nasıl olsa geçici bir hükümet var. Biz tahrikler de yaparız eylemler de yaparız dediler. Bütün terör örgütleri harekete geçti. 7 Haziran akşamı verdiğimiz sözün gereği olarak bu devleti, milleti 1 saniye kimsesiz bırakmayız dedik. Bütün kurumlar harekete geçti ve mücadele başladı" dedi.

"Benim teröre destek verdiğim gibi bir argüman sundular. Bunu 31 Mart'tan önce Öcalan'dan mektup getirip, kardeşini televizyonlara çıkaranlar bunu bana söylüyorlar" diyen Davutoğlu, "7 Haziran-1 Kasım arasında Gar saldırısı olduğunda öyle bir acı hissettim ki, oradaki bütün yaralıları ziyaret ettim. Başbakan olarak görevim o acıyı yüreğinde hissetmektir. Arkasında kim vardır hepsini araştırırsınız. Benim o zaman Başbakan olarak görevim şuydu, ülkeyi bir an önce hükümete kavuşturmak. O yüzden koalisyon görüşmelerinde samimi davranmaya gayret ettim. Olamayınca bir an önce seçime gitmeye çalıştım. Meclisten güven oyu alamamış bir hükümet zaaf çıkartabilirdi. Hiçbir zamanda devlet otoritesi kavramını kullanmadım. Kullanılması gerektiğini düşündüğüm kavram kamu düzeniydi her zaman. Eğer bütün sayfalar açılırsa açıklamalar var, o hendekleri kimin kazdığının da açıklamaları var. Benim vicdanım da bu anlamda huzurlu. Türkiye o dönemde zaafa düşmemişse, herhalde en büyük pay sahiplerinden biri o dönemi yöneten Başbakan'ın olmalı. Belki bazı acı hatıralar vardır, ortaya çıkar ama bizim üstünü örttüğümüz bir şey yoktur. Bana yapılan en ağır itham teröre destekti. Bana bunu söylemeseler ben o açıklamaları yapmazdım." açıklamasında bulundu.

"İhtilaf edilen konuları devlet hayatı içinde çözmek gerekir. Fikir ayrılıklarının ilkesel bir noktaya geldiğini hissettiğimde ve çözülmeyeceğini düşündüğümde devlet krizi çıkacağına görevi bırakmaya karar verdim. Geçmişi bilen biri olarak burada fedakarlık yapmayı tercih ettim.

"Türkiye'de 3Y ile mücadele edilseydi, enflasyon yüzde 4 olsa, enflasyon düşük olsaydı, şeffaflık yasası geçmiş olsaydı ve halk siyasetçilere güvenseydi daha az kitap yazmaktansa siyasette mutlu olurdum.

"Referandumda yanlış bir sisteme gittiğimizi gördüm"

"Son 3 yılı şöyle tarif edeyim, gördüğüm hususları zikrettim ve her türlü faaliyete katıldım. Referandumda yanlış bir sisteme gittiğimizi gördüm. Cumhurbaşkanı'yla da görüştük. 15 Temmuz'dan sonra o olayla ilgili kanaatlerimi kendisine aktardım. Anayasa Paketi ortaya çıktığımda Binali Yıldırım ve Cumhurbaşkanı'na çok ciddi sakıncalar içerdiğini ifade ettim. Kampanyalara katılmayacağımı ve inanmadığım bir şeyi savunmayacağımı da ifade ettim. Dış politikayla ilgili görüşlerimi ve ittifaklarla ilgili görüşlerimi de izah ettim. 2018 seçimine giderken de Erdoğan adayımızdır diye destek ifade ettim ve o an milletvekilliğim de bitti. Ayrılığımdan bu yana istişare için 1 kere bile çağırılmadım, bütün görüşme talepleri benim tarafımdan yapıldı. İçerde kalsın diyorlar ya, demek ki arkadaşların bana ihtiyacı yok diye düşündüm. İnanmadığım bir sistemin içinde yer almak düşünmeyeceğim bir şeydir.

"İnanmadığım bir sistem içinde bir beklentim olmaz"

Davutoğlu parti içinde bunları söylüyor hala makam beklentisinde diyen bazı kişiler var. Biliyorum onları onların hayatı hep öyle geçmiştir. İnanmadığım bir sistem içinde bir beklentim olmaz. O günden beri de düzelmesini bekledim. Özellikle bu yılın başından itibaren bu konuda ümidim sarsıldığı için bana gelen arkadaşlarla istişare etmeye başladım. İlk talepler AKP saflarından gelmeye başladı. 15 Temmuz'daki il başkanları sırf benim dönemimde görev yaptıkları için görevden alındılar. Orada halkla birlikte mücadele etmiş insanlar, bırakın metal yorgunluğunu yorgunluğu tanımamış insanlar. Bunları görünce AKP'deki temel görüşlerle ilgili çok ciddi kaygılar bana geldi. Bana gelen arkadaşlarla ne yapacağız diye düşünmeye başladık ve sonucunda manifesto ortaya çıktı. Altında benim imzamın olmasının sebebi, 31 Mart'tan sonrasında 4 yıl seçim olmayacağı düşüncesiyle bir manifesto yayınladık. Buradaki amaç düzelmesi, sistemi zayıflatmak değil. Beni ihraç etmelerini beklemiyorum, beni zaten tarihten ihraç ettiler.

"AKP ile tek bağım üyelik"

"Bakın beni nasıl ihraç ettiler. Tebessüm ederek burayı açacağım çünkü ancak tebessüm edilebilecek bir şey. Kongre'de ben AKP delegesi yapılmadım. Düşünün ki rahatsızlık geçirdi diye Deniz Baykal bir vefa duygusuyla milletvekili yapıldı. Yapsınlar diye söylemiyorum ben kendim reddettim. 2018 kongresinde o görevleri yürütmeme rağmen delege yapılmadım. AKP ile tek bağım üyelik. Delege yapsınlar diye söylemiyorum, burada kopuş bizden değil. Trenden inenler diye kimler kastedildi, 2 senedir bunu dinliyoruz. Biz makinist koltuğunda otururken itildik. 'Eyvallah' dedik, 'istikametinde gitsin de itilmemiz sorun değil' dedik. Bir sürü insan ortak kaygılarını yansıttı o metinde. Şu an AKP içinde olan insanlardan da destek aldık. Manifesto şahsi bir metin değildir.

"Ekonomi iyi yönetilmiyor"

Şöyle düşünün, 31 Mart seçimleri bitsin ve her şeyi net koyalım ortaya dedik. 2 yol vardı. Ben üçüncüsünü düşünmüyordum. 1, metin yazalım ve etrafında konuşalım denmesiydi. 2, dönüp denebilirdi ki 'böyle diyorlar ama doğru değil'. Bu da yapılmadı. Üçüncü yol yok saymaktı, bu yapıldı. Şöyle düşünüldü, bazı yazılarak olmuyor, bari konuşarak anlatalım. Bu yüzden konuşmaya başladık. Ekonomi iyi yönetilmiyor ve sadece dış baskılarla bunu ifade edemezsiniz. Dünyada gelişmiş enflasyon yüzde 1,2. Bizim gibi ülkelerde 4,9. Bizdekini başarı gibi yansıtıyorsanız bu olmaz. Bir de TÜİK hesaplarına güven kalmamışsa... Ekonomide liyakata güven verelim, rasyonel adımlar atılsın dedik, onlara da sessiz kalındı. O konuşmalardan sonra bize söylenen neydi, 'ihanet ediyorsunuz'. İkinci gelen de 'ümmeti bölmek'. Bunlar bizi yaraladı.

"Hz. Ömer'in adaletini söylemekle adalet gelmez"

"Biz kimseyi bölmedik, ben dini kavramların bu kadar yozlaştırılmasına temelden karşıyım. Eğer ümmet bir bütünle 81 milyon vatandaşımız bunu bir parçasıdır. Bizim dinimizde kimseyi aforoz etme gibi bir yetki yok. Ümmetin derdi var diyoruz sadece, suçlamayı bırakın onunla ilgilenin. Ekonomik krizle, adalet yerlerde sürünüyor onunla ilgilenin. Hz. Ömer'in adaletini söylemekle adalet gelmez. Bir de 18. kuruluş yıl dönümüzde benim aKP'nin kendi içinde ıslah edilip tekrar ayağa kaldırılmasına olan inancım gittikçe azalıyor. Ya içerden bir hareket başlaması lazım ama öyle bir ihtimal yok. Yukarıda da düzelme iradesi yok. Bizim nihai sorumluluğumuz herhangi bir partiye ve gruba değil, milletedir. Önümüzdeki günlerde tekrar çağrılarımı yapayım bütün yetkililere, söylediğimiz ilkeleri tekrar gözden geçirin. Bizim değil o miras, bu yüzyılların mirası. Bizim babalarımızın dedelerimizin mirası, şahsi bir miras olarak göremeyiz. Manifestoyu bir daha okuyun. Orada yanlış söylemişsek her türlü şeyi söyleyin. Ama ihanet gibi suçlamalarla kalbimizi kırmayın. Çıkın söyleyin 'Eski Başbakan yanlış söylüyor, adalette sıkıntı yok, nepotizm yok' diyin.

Milli Gazete

YORUMLAR

REKLAM

İLGİLİ BAŞLIKLAR

REKLAM